بسم الله الرحمن الرحيم

Bismillahirrehmanirrehim

Dostlar dostluğu

Dostlar dostluğu : arkadaşların sevgisi kitabının tercümesi

Yazar : merhum hac ebdürriza han ibrahimi efendileri

Tercüme yapan , mütercim : cafer seyf

Bu çeviri, ön ve henüz doğrulanmadı.
web sitesi yöneticisi

Kitabın içindekiler :

Başlangıç

sayfa no

Birinci soru : Dinin anlamı nedir 1
İkinci soru :helleddin ellel hobb هل الدين الا الحب din sevgiden başka bir şey değildir hadisinde sevginin anlamı nedir ? ve onu elde etme yolları ve yöntemi nedir . 19
Üçüncü soru : ale mohemmed eleyhomesselam alimini tanımak için elde edilecek yetenek ve kabiliyyetleri nasıl elde etmeli ve nasıl öğrenmeli ? 46
Dördüncü soru : yeteneklerin işaretleri nelerdir ? 48
Beşinci soru : ale mohemmed eleyhemosselam aliminin işaretleri onların sıfatları nelerdir ? 54
Bölüm : birinci sınıf alimlerinin işaretleri ve o sınıfın dersleri 55
Bölüm : ikinci sınıf alimlerinin işaretleri ve o sınıfın dersleri . 77
Zikir in anlamının açıklaması 119
Fikir in düşünmenin anlamının açıklaması 131
İlim in anlamının açıklaması 133
Helim in anlamının açıklaması 142
Bölüm : üçüncü sınıf alimlerinin işaretleri ve o sınıfın dersleri 145
Nebahat ın anlamının açıklaması 155
Nezahat ın anlamının açıklaması 157
Hikmet in anlamının açıklaması 160
Bölüm :dördüncü sınıf alimlerinin işaretleri 160
Bölüm : beşinci sınıf alimlerinin işaretleri 171
Bölüm : altıncı sınıf alimlerinin işaretleri 173
Bölüm : yedinci sınıf alimlerinin işaretleri 174
Bölüm : sekizinci sınıf alimlerinin işaretleri 176
Altıncı soru : acaba alimler şahıslara teker teker kendi haklılıklarını bir türlü isbat ederler mi ? ve ya hut tpolumun anlıyacağı bir delil ve mantık ve burhan ile açıklarlar ? 176
Yedinci soru : alimi tanıdıktan sonra tanıyanın görevi ve yapacağı iş nedir ? 181

بسم الله الرحمن الرحيم

اٌلحَمدُ لله رَبِّ العالَمين وَ صلَي الله عَلي مُحَمّدٍ وَ آلهِ الَّطيّبينَ الطاهِرين وَ لَعنَة اللهِ عَلي اَعدائِهِم اَجمَعين

Elhemdolellahe rebbel alemin ve sellellaho ela mohemmeden ve alehetteyyebinettaherin ve lenetollahe ela eedaehem ecmein

Hemd olsun alemleri yaradan allaha ve onun selamı olsun mohemmed ve onun teyyib ve tahir alına ve allahın laneti olsun onların duşmanlarının hepsine

Ve sonra şöyle der cenabı allahın miskin bendesi zeynolabedin torunu ebülgasim oğlu ebdürriza , imanı olan gençlerin birinden mektup aldım ve onda dinin manası ve anlamından ve müttegi ( tegvalı ) alimlerin , din adamlarının özelliklerinden ve onların tanınmasında kullanılan şartlardan işaretlerden ve sıfatlardan sormuşlar , ilk başta kısa bir cevap yazmak isteyip genel cevabı meşayihimizin ve alimlerimizin ( allah onların megamını yükseltsin) ki hiç bir konuyu kitaplarında araştırmadan ve açıklamadan geçmemişler, sevk etmek istedim .َزاهُمُ الله عَنِ الاِسلام وَالمُسلِمين خَير جَزاء المُحسِنينَ (cَezahomollahِe َenِel ِeslamo vَelmoslِeminَe khِeyrِe cَezaِel mohsenin). Yani : (cenabı allah islam ve müslümanlar tarafından en iyi hedyeyi onlara versin) Fakat çoğu kitaplarının arabca olduğundan ve bu kitapların her kesin anlıyamıyacağı bir dilde yazılmış olduğundan ve soru soran bey efendinin arabça bilmediğinden en iyisi onların yazdıkları çeşitli kitaplardan farsça bir özet toplamak olur diye düşündüm , böylece hem bu bey hemide bu beye benzer diyer şahıslarda ondan faydalanırlar , cenabı allahtan ümid ederim ki bu beyin sorularının bereketinden ki kendi dininin islahı ve düzeltilmesi için çalışmaktadırlar, soruların cevabını kendisinin rızası olduğu şekilde bu bendenin kalemi ile yazılması imkanlarını sağlasın inşaallah . سُبحانَكَ لا عِلم لَنا اِلاّ ما عَلَّمتَنا (sobhaneke la elme lena ella ma ellemtena ) yani : ya rebbim sen her kötülükleten uzaksın bizim senin bize öğrettiğinden başka hiç bir ilmimiz, bildiğimiz yok . şimdi soruların cevabını yazmağa başlıyorum ve la hole vela govvete ella bellah وَلا حولَ وَلا قُوَّة اِلاّ بِالله

Birinci soru: dinin manası ve anlamı ve açıklaması nedir .

Cevab : din kitaplarda çeşitli anlamlarda kullanılmıştır . teebbüd , şeen , allahın koyduğu kurallar, kanunlar , islam , ibadet , bir konuyu kabul etmek onu dinlemek ona uymak , zoll , gehr , gelebe , istila , sultan , mülk , hüküm , geza , hal , siret , alışkanlık , tedbir , tohid , anlamlarında kullanılmıştır din kelimesi . bundan başka cenabı allahın ibadetini gerçekleştirmek için yapılan tüm işlerin toplamına da din denmiş . millet ve veree anlamına da gelmiştir kitaplarda . cenabı allah kitabında inneddine endellahel eslam buyurmuş اِنّ َ الدّينَ عِندَاللهِ الاِسلام yani: allahın yanında din islamdır . sizinde yazdığınızdan ve sorduğunuz sorudan anlaşılan, bilmek istediğiniz hak dini öğrenmektir, ki oda islamdır . ayetlerde ve haberlerde din ve islam yukarıda geçen anlamların çoğu anlamında geçmiştir . birer bier anlamları açıklıyalım , teebbüd ün anlamı bendelik yapmak ,molanın ve büyüyün emirlerinin tümünü uygulamak için gereken işlerin yapılmasıdır , hazrete emir ( ali) eleyhesselamın buyurduğu gibi (eleslamo hovetteslim ) اَلاِسلامُ هُوَالتَّسليم yani : islam teslim dir . teslimden ibarettir. , kulluk ve bendelik yapma gereği , insanın her hangı bir mertebesi ile o mertebesinin yeteneklerini kullanarak itaet etmesi , kulluk etmesi dir teebbüd . gözün bendeliği cenabı allahın sevdiklerine bakmak , kurana , alimin ve dini kardeşlerin yüzüne ve suratına ve bu gibilere bakmaktır . kulağın ibadeti cenabı allahın sevdiği seslere kulak vermek ve onları işitmektir , dilin ibadeti cenabı allahın sevdiği sözleri konuşmaktır , bunların en üstün mertebesi insanın fuadıdır ki onun ibadeti cenabı allahı , onun iyi bendelerini ve oliyasını sevmek ve onun duşmanlarından uzak durmak ve onları duşman bilmekle yapılır . aslında genel olarak tüm mertebelerimizin ibadetleri , çeşitli konuları tanımak ve anlamaktır, o tanıyıp anladığımız konular , uygulamaya tabi tutulduğunda her birisi her derecedeyse kendi derecesine uygun bir şekilde zahir oluyor ve kendini gösteriyor . ( mertebe ve derece farkı ile birisi namaz birisi oruç diğeri haç obirisi zekat ve sayire gibi ortaya çıkıp tezahür edip görünüyorlar )

Velakin şeen in anlamı istek ve niyyettir , yani cenabı allahın bendeliğine isteği ve niyyeti olacaktır . cenabı allahın buyurduğu gibiveebudullahe mokhlesine lehoddin . وَاعبدوا اللهَ مُخلِصينَ لَهُ الدّين yani :cenabı allahı ibadet ediniz bir halde ki dini onun için saf ve temiz ve kusursuz yapmışınız .

Velakin vez e elahi , yani cenabı allahın insanın tabietinde ve içinde koyduğu ve fitri kurallar. cenabı allah insanı nasıl ve hangı özelliklerle ve fitretle yaratmış ise o tabiatı ve fitreti değiştirmemek lazım . cenabı allahın buyurduğu gibi: fetretellahel leti fetretennase eleyha la tebdile lekhelgellahe zalekeddinol geyyemo فِطرَةَ الله الَّتي فطرَالنّاسَ عَلِيها لا تَبديلَ لِخَلقِ اللهِ ذلِكَ الدّينُ القَيّمُ yani : cenabıallahın yarattığı fitrete razı ol ve öyle kal , onun yarattığını değiştirme , budur kalıcı ve halkın işlerini islah etmek için ayakta olan din .

Velakin islam , daha evvelde yazdığımız ayet gereğince din cenabı allahın yanında islamdır .

İbadet ise aynı teebbüd anlamındadır ki anlattık .

Zoll ise , anlamı insanın kendi isteklerini , sevdiklerini karıştırmadan molasının ve büyüyünün istediklerini yapmak ve onun izzetini ve azizliğini temsil etmek ve onun sıfatlarını yansıtmak tır . nefse kolliyyeye ilahiyyenin (ilahiyye nefsinin tamamı ) sıfatları hakkında buyurukları gibi ki onun özelliklerinden vegüçlerinden zillette izzet tir demişler , bu dediğim zillet bendeliğin aslı va hakikatıdır ki buyurmuşlar : el ebudiyyeto cohereton konheherrububiyyeh اَلعُبوُدِيَّةُ جوهَرَةٌ كُنهُهاالّرُبوُبِيّه yani: bendelik ve ubudiyyet öyle bir şeydir ki onun aslı ve derinliği allahlık ve rububiyyettir .

Velakin gehr ve gelebe ve istilanın anlamları hepsi zoll ve bendeliğin fer i ve onun kol kanatıdırlar , eğer insan kendisini bırakıp da molasını temsil ederse molanın tüm sıfatları ondan yansımaya başlar ,aynı bir gaz lambasının ateşi ve alevi temsil ettiyi gibi , kendini bırakıp o ateşi temsil ettiği için ateş de kendi sıfatlarının tümünü ona vermiş onun gibi ışık saçıyor onun gibi ısı veriyor ve sayire , tüm sıfatlarını ona vermiş .

Çünkü verdi ateş yolunda tüm varlığını ** ateşde karşılığında kendini ona verdi

Mömün ve imanı olan bendede kendini bırakıp cenabı allahın istediklerini yerine getirir, onu dinler ve onun dinini uygularsa , cenabı allahda kendi gehrini gelebesini , istilasını ( sıfatlarını ) onda zahir eder ve ona verir . hadisde vardır ki eğer mömün bende allaha karşı sadık olursa , cenabı allah her şeyi ondan korkutur , hatta ki yer yüzündeki tüm böcekler tüm vahşi hayvanlar , gökte uçan kuşlar , denizdeki balıklar da ondan korkarlar .

Hüküm ve gezaise bellidir . bu din bir hükümdür ki cenabı allah bendelerini ona hükümlendirmiştir , o hükümlerden başka hükümde onlardan kabul etmez ve buyurmuş: ve men yebteğo ğeyrel eslame dinen felen yogbelo menho : وَ مَن يَبتَغِ غِير الاِسلامِ ديناً فَلَن يقبل مِنهُ yani : her kimse islamdan başka bir din talep ederse ondan kabul edilmez .

Siret ise , sünnet , teriget ve alışkanlık anlamındadır , bunun anlamı budur ki cenabı allahın yarattığı düzen ve tertip hiç bir fark olamaksızın her şeye tabi tutulmuş ve kendisi buyurmuş : ma tera fi khelgerrehmane men tefavoten

ما تَري فيِ خَلقِ الّرَحمنِ مِن تَفاوُتٍ yani : rehman allahın yaratılışında hiç bir fark ve eksiklik göremessin . ve cenabı allahın sünneti ve alemde cari olan , yürürlükte olan , koni şeriette(alemdeki şeriyette) ve şeriyet konunda ( şeriyet aleminde ) onun dinidir ki onu uygulamak gerikiyor

kovn varlık demektir cenabı allahın tüm yarattıkları kovn alemindedir . şimdi bu kovn aleminde her şey eşit olarak cenabı allahın yarattığı bir varlıktır kötü ve ya iyi diye hiç bir şey ayırt edilmez helal ya heram diye bir şey yoktur kovn aleminde , kötü ve ya iyi diye bir şey de yoktur bu alemde . fakat cenabı allah şeriyet alemin yarttı ve bu alemde iyi ve ya kötü ler bir birinden ayrılmış oldu . helal ve heram , iyi ve kötü cenabı allahın emri ile bir birinden ayrıldı . insana zararlı olan tüm şeyler ( yemekler içecekler , yapılan işler , konuşulan sözler , duyulan sesler ve her şey ) onu insanlıktan uzaklaştıran her nevi şey , kötü ve haram olmak üzere ayrıldı ve bunun ismi ise şeriyet oldu . namaz , oruç , hac , yalan konuşmamak , zinadan uzak durmak , içki , kumar , riba , ve ......... sayire . bunların tümüne şeriyet denmiş . kovn ise tüm yaratıklar ,işler , düşünceler ,ve sayire ayırt etmeksizin demektir. Şimdi şeriyet alemi yaratılmasa idi insanların kötü ve ya iyisi nasıl anlaşılırdı . kim cenabı allahın kulu , bendesi ve kim kendi nefsinin ve ya şeytanın bendesidir diye nasıl ayırt edilirdi . mütercim

tedbir ise , bu din bir tedbirdir ki cenabı allah bu tedbiri bu yarattığı halkın bir gayeye varabilmesi için yaratmıştır .

tohid yani cenabı allahı bir tanımak , bu ise dinin bünyanı ve esası dır , tüm hakk dinler bu tohidin açıklamasıdır .

vere ise cenabı allahtan başka ne varsa hepsinden yüz çevirmek ve hulus ile hiç bir şirk karıştırmadan bir tek onunla ilgilenmek anlamındadır .

Din kelimesinin hakkında bu açıklamalardan şöyle anlaşılıyor ki din ve islam kelimelerinin en geniş ve anlamlı olanı hazrete emirelmomenin ali eleyhesselamın buyuruğunda toplanmiştir ki buyurmuş :leensebennel eslame nesbeten lem yensebho ehedon gebli ve la yenseboho ehedon beedi ella bemesle zaleke ennel eslame hovetteslimo vetteslime hovelyegino velyegine hovettesdigo vettesdige hovel egraro velegrare hovel emelo vel emele hovel edao ennel momene lem ye ekhoz dineho ela reeyehe ve laken etaho men rebbehe fe khezeho ennel momene yera yeginoho fi emelehe fevellezi nefsi beyedehe ma erefu emrehom fe eteberu enkarel kaferine velmonafegine be eemalehemol khebisete .

لاَنسِبَنَّ اِلاسلامَ نِسبَةً لَم يَنسِبهُ اَحَدٌ قَبلي وَلا يَنسِبهُ اَحَدٌ بَعدي اِلاّ بِمِثلِ ذلِك اِن الاِسلامَ هوَ التَّسليمُ وَالتَّسليم هوَ اليَقينُ وَ اليَقينَ هوَ التَّصديقُ وَ التَّصديقَ هوَ اِلاقرارُ وَ اِلاقرارَ هوَالعَمَلُ وَ العَمَلَ هُوَ اَلاداءُ اِنَّ المُومِنَ لَم يَاخُذ دينَهُ عَلي رَايِهِ وَلكِن اَتاهُ مِن رَبِّهِ فَاخَذَهُ اِنَّ المُومِنَ يُري يَقينُهُ في عَمَلِه فَوَالَّذي نَفسي بِيَدِهِ ما عَرفوا اَمرَهُم فَاعتَبِروا اِنكارَ الكافِرين وَالمُنافِقينَ بِاَعمالِهِمُ الخَبيثَةِ
Yani , islamı öyle anlatayım ki benden önce kimse anlatmamış , benden sonrada anlatanlar ancak benim anlattığım kadar anlatabilirler (ondan fazla ve iyi anlatamazlar yani) , evet islam , teslim demektir , teslimde yegindir , yani kesin inanmaktır ve yegin tasdik etmektir , tasdik ise igrar yani kabullenmek ve dile getirmek , igrar ise uygulamak , uygulamak ise eda etmek ve bir işin hakkını vermek ve üstesinden gelmektir . mömün dinini kendi isteyi ve oyu ile almamış , cenabı allah tarafından ona varilmış , mömünün yegini onun uygulamalarında görünür , canımın hayatımın varlığı onun ellerinde olana yemin olsun ki , kendi durumlarını anlamadılar , ne yapacaklarını bilemediler , siz münafiklerin ve kafirlerin inkarını , onların kötü işlerinden anlayınız , tanıyınız . hadise şerif bitti .

Eger bu hadise şerifin tüm kısımlarını açıklarsam , sizin sorduğunuz sorunun cevabı açıklanmış olur inşaallah .

O hazretin buyuruğu , islam teslimdir demeleri ve buyuruğunun diğer kısımlarından anlaşılan mana ve anlam budur ki , islam kelimesinin kullanışından gaye , zahiri ve batini islamı anlatmak istemişler , çünkü islamın zahiri , dille igrar etmek ve şeriyeti uygulamak ve ona uymaktır, böylece o şahsın kanı haram olur onunla evlenmek cayiz olur , irs alır ve islamın diğer hükümleri onun hakkında uygulanır . velakin batini islam imandır , yani zahirde ve dilde kabulettiği gibi , kalbindede dediklerine hakiketen inanmak ve teslim olmaktır . cenabı allahın buyurduğu gibi : galetel eerabo amenna gol lem tomenu velaken gulu eslemna ve lemma yedkholel imano fi glubekom

قالَتُ الاَعرابُ آمَنّا قُل لَم تومِنوُا وَلكِن قوُلوُا اَسلَمنا وَ لَمّا يَدخُلِ الايمانُ في قُلوُبِكُم yani : araplar iman edindik diyorlar , onlara söyle siz henüz iman edinmediniz , islam getirdik söyleyin , henüz iman sizin yüreklerinize girmemiştir . iman imamlar eleyhemosselamı tanımak ve onlara inanmaktır . hadiste vardır ki birisi islam ve iman dan sordu hazreti sadık eleyhesselamdan , buyurdular , islam bu zahirdeki dir ki millet onu kabul etmişler . laelaheillellah ve mohemmed sellelahoeleyhe ve alehin , allahın resulu olmasına şehadet vermek , namaz kılıp oruç yapamak , zekat vermek haç yapmak , bu islamdır . ve sonra devam ettiler, iman bunlarla birlikte vilayete , dostluğa iman edinmek ve inanmak tır . eğer onlara igrar etmiş ve bu konuyu tanımamışsa , müslim fakat zall müslimdir. Hadis bitti .

Velakın zahirde ve batinde bu konuya inanınca iman olur onun adı buyuruklarının açıklamasında buyurmuşlar ki : لَيسَ كُلُّ مَن يَقولُ بِوِلايَتِنا مُومِناً (leyse kollo men yegulo bevelayetena momenen ) yani : her kimse bizim vilayetimize bizi sevdiğine igrar ederse kesin mömün değil . ( demek ki başka şartlarda vardır mömün olabilmek için) bunun ne demek olduğu yine hadiste vardır ki buyurmuşlar : iman dille igrar, kalple inanmak ve tüm aza ve organlar ile onları uygulamaktır . hazreti emirelmomenin eleyhesselamın buyurduğundan ki yegini , tasdiki , igrarı ve uygulamağı islamın sıfatları ve özelliklerini sıralama esnasında yer vermişler , belli ve zahir oluyor ki , hem zahiri islamı ve hemide imandan ibaret olan batini islamı , ikisinide tarif etmek ve açıklamak istemişler o hazret , ve aslında islam beden ve iman ruh gibidir ruhsuz beden olabilir fakat bedensiz ruh olamaz , ve bu bedenin yaratılışından maksat , marifet ve tanımaktan ibaret olan iman ruhunun oluşudur ve bunun meydana gelmesi yaratılışın esası ve niyyetidir , hadisi godside buyurmuş cenabı allah :

كُنتُ كَنزاً مَخفياً فَاَحبَبتُ اَن اُعرَفَ فَخَلَقتُ الخَلقَ لِكَي اُعرَفَ ( konto kenzen mekhfiyen feehbebto en orefe fekhelegtol khelge lekey eeref ) yani : ben bir gizli hazine iydim tanınmağı sevdim halkı yarattım tanınayım ) .

Ve çünkü Cenabı allahın tanınması ayetler çerçevesinde olabilir ve bendeler onun geybel giyub , geybler geybi olan zatını tanıyamaz. onun için onu tanımak halk çerçevesinde , halklar dahilinde olan ayetlerde muhakkak olur .bunun içindir ki cenabı allah halkın nihayi neticeye varabilmesi için kendi ayetlerini dünyanın her tarafında ve alemin her yerinde var olan halkın kendi nefsinde koymuştur ki tanınabilsin . söylediği gibiسَنريهِم آياتِنا في الافاقِ وَ في اَنفُسِهِم حَتّي يَتَبَيَّنَ لَهُم اَنَّهُ الحَقُّ ( senrihim ayatena fil afage ve fi enfosehem hetta yetebeyyene lehom ennehol heggo ) yani : biz kendi ayetlerimizi alemin etrafında ve onların nefsinde kendilerine göstereceğiz ki bilsinler o hak dır . eğer kendi ayetini halkın nefsinde koymasaydı , onlara hakk açıklanamaz ve zahir olmazdı , halk dereceleri ve mertebeleri açısından farklı olduklarından ve ilk başta halkın hepsi cenabı allahın ayeti ve nuru olma yeteneğine sahip olmamaları açısından , cenabı allah ilk ve en şerefli halkını kendi ayeti koymuş ki her bakımdan onun nuru ve sıfatlarını temsil etsin ve halka tanıtsın , halkada onu itaat etmek ve dinlemeğe emir vermiş ve görevlendirmiştir ki onu dinleme ve ona uyma ve onun sıfatlarıyla sıfatlanmak sayesinde , nefsleri cenabı allahın ayeti niteliğine gelerek kendi nefslerini tanıyarak cenabı allahı tanıyabilsinler .hadisde vardır: مَن عَرَفَ نَفسِه فَقَد عَرَفَ رَبِّهِ ( men erefe nefseh feged erefe rebbehe ) yani : her kimse kendini ve nefsini tanırsa allahı tanır muhakkak . insanın nefsi en büyük ayeti kabul etmemiş ve onu tanımamışsa kendisi allahın ayeti olamaz cenabı allahı tanıyamaz , şerife ayet dede buyurmuş senrihim سنريهم yani bundan sonra göstereceğiz , tanıtacağız , her kesde deallahın ayeti zahir olmamış belki allahın ayeti gizlidir ki buyurdu : كُنتُ كَنزاً مَخفياًا ( konto kenzen mekhfiyen ) yani : ben gizli bir hazine iydim , yani daha sonra onun nurunu ( en büyük ayeti olan hazreti peygember selellaho eleyhe ve alehi ) dinlemek ona inanmak ona iman edinmek sayesinde , ona ayetler zahir olacak ve o cenabı allahı tanıyacak . işte bu mutabıat ve bu dinlemek ve iman edinmeklerin ismi din dir, islamdır ve bunlardır en büyük ayete teslim olmak . insan kendi isteklerine ne kadar baglı ise ve onları uygularsa ve ya ne kadar allahın en büyük ayetinden uzak kalarak ondan başkalarını dinlerse , teslim olmaktan uzaklaşmış olur ve cenabı allahın ayeti onda o kadar az zahir olur ve o kadar da onun dini ve islamı kusurlu olur. Sonra o hazretin buyurduğunun devamı ki teslim yegin dir , söylediğim gibi teslim iki çeşitdir, zahiri ve batini teslim , zahir de teslim olanın organlarında zahir olur onun teslimi , batini olmuyabilir bu teslim , çoğu adamlarda olduğu gibi ki zahirde müslümdürler fakat mömün değildirler . batini tesliminde mertebeleri ve sınıfları vardır . onun en aşağı sınıfı nefs megamında mertebesindedir ki aklın ona teslim olmasından değil alışkanlıklar ve dışarıdakı faktörlerden dolayı oluşmuş olur onun teslimi . ondan yukarı sınıf teslim , akılda oluşmuş teslimdir ki insanın aklı alışkanlıklar , tebietler , şehvetler , gezeb , ilhad , şegavet leri kendinden uzaklaştırmış olur ve tüm bunlardan temizlenir , kendini sevmeği , kendini göstermeği ve temsil olmağı terk etmiş ve tüm varlığı ile cenabı allahın ayetleri ile ilgilenmiş olur ,böylece cenabı allahın nuru onda zahir olur , cenabı allahın sevdiği surat ve sıfata ki fitretollah ve sebğetollah tır erişir( sebğetollah ,allahın dini fetretollah da aynı anlamda sebğ boya demektir yanı cenabı allahın boyasını almış olur yani ona benzer ve onun dediği gibi olur onun dinine inanır ve iman getirir ) zahiri ve batini hıslar yolu ile anlaşılan , ondan aşağı seviyyede olan tüm hak delilleri ve burhanları , onun varlığının cenabı allahın tohidi ile aynı olmasından dolayı , anlar ve o delillere yegin eder . aynı şekilde ona batil konular sunulduğunda onun fitreti ve özellikleri ve boyası ile kiallahın fitreti ve boyası dır aynı olamaz ve onları kabul edemez ve onlara yegin sağlamaz. hazreti sadık eleyhesselamdan bu ayetin وَاَعلَمو اَنَ اللهَ يَحوُلُ بَينَ المَرءِ وَقَلبِهِ : ( ve eelemu ennellahe yehulo beynelmer e ve gelbehe. Yani : biliniz ki canabı allah kişi ile onun kalbi arasında hayil olur ) tefsirinde gelmiştir ki buyurdu : cenabı allah batilin hak görünmesinden muhafaza eder ve onları onun gözünde ayırt eder . her hali karide akıl cenabı allaha teslim olursa cenabı allahın nuruda onda toplanır ve onda zahir olur ve hakka yegin etmek özelliği onda oluşur , her hangı konuda her hangı bir hakk ona sunulursa tüm hak konuların cenabı allahın sıfatının nuru olduğundan bu aklın sıfatı ile ki oda cenabı allahın sıfatının nurudur aynı olur ve bu akıl ona inanır ve yegin eder, bunun için o hazret teslim yegindir buyurmuş . fakat akıl teslim olmamış ve kendiliğinden vaz geçmemiş ve hala kendini ifade ediyor olursa , deliller ve burhanlarla yegine vardığı halde eğer bu delil ve burhanları bir an için bile unutur ve ya ondan gafil olursa , yeginide o anda zayil olur ve ortadan kalkar . bir duvarın bir lambanın karşısında olduğu zaman aldığı ışık gibi , bu duvarın ışıklığı kendine ayit değil o lambadan almış ışıklığı , lamba karşısından giddiği an onunda ışığı söner ve karanlık olur . fakat teslim olma sonucu oluşan hakiki yegin, o lambanın kendisi gibidir . ışık onun kendinden saçıyor onun kimseye ihtiyacı yok ışıklı olabilmesi için . dünyadaki tüm ışıklar sönerler ise bunun halinde hiç bir fark oluşmaz , diğerlerinin karanlıklığı buna zarar veremez bu hep ışıktır ve ışık kalacaktır . şimdi hakiki yegin böyledir dünyadaki adamların hepsi kafir olursa her kes dindençıkarsa ona fark etmez ve onun dinine zarar gelmez ve o bunlarla değişmez . bunun için buyurmuşlar :el momeno kel cebele la toherrekehol evasefo ve la tozilohol gevasefo .اآلموُمِنُ كَالجَبَلِ لا تُحَرِّكِهُ العَواصِفُ وَ لا تُزيلُهُ القَواصِفُ yani : mömün aynı dağ gibidir hızlı rüzğarlar onu yerinden oynatamaz lar ve çok sesli yıldırımlar onu zayil edemez ve dağıtamazlar . velakin çok köklü ve içten olmayan zahiri yeginler aynı o duvarın lambadan aldığı ışık gibidir , ışıklık nedeni kalkdığı an ışıklıkda gider bunlarda da yegine neden olan faktörler kalktığı an yegin gider ve zayil olur . ibret alınız hazreti peygember efendimizin eshabının durumlarından , bakınız nekadar iyi sıfatlar onlarda oluşmuşdu . harplerin birinde yaralıların çoğu susamışlardı hepsi ölüm halinde yatmışlar , en başta yatana su getiriyorlar benim yanımdakı yaralı kardeşime verin suyu diye içmiyor ona götürüyorlar suyu, oda aynı sözü tekrar ediyor diğerine götürüyorlar oda aynı işin yapılmasını istiyor ve içmiyor susuz olduğu halde suyu . on kişi bu şekilde yan yana yatmışlardı , onuncu yaralıya vardıklarında onu ölmüş buluyorlar , geriye döndüklerinde dokuzuncu yaralı ölmüş bulunuyor en başdakına gelinceye kadar birer birer hepsini ölü buluyorlar . bu adamlar bu kadar iyi sıfatları hazreti peygember efendimizin nurundan aynı o karanlık duvarın lambadan aldığı ışık sayesinde ışıklanmış olduğu gibi almışlardı . o hazretin nuru onların kalplerine saçmış ve onları ışıklandırmıştı , onlar bu nurun etkisinden bu yegine varmışlar dı . fakat bu adamlar o hazret ölür ölmez henüz kefeni yıkanmış olan suyu ile yaşken onun en çok sevdiği kişinin hakkını gasb ettiler , kızının mallarını aldılar ve gasb ettiler , onun evinin kapısını yaktılar , karnındakı bebeğini duvar ile kapı arasında koyarak düşürdüler , tarihde yazılmış olan o kadar kötülüğü yaptılar . o kardeşlikler o sevgiler saygılar ne oldu nereye gitti ? evet karanlık duvarın lambadan aldığı ışığın , lambanın yok olduğu zaman gittiği yere . ama bunlara karşın hazreti selman , ebazer ve migdad gibi inançları ve yeginleri gerçek olan kişilerde vardı . onların inançları yerinde duruyordu , hazrete peygemberin gitmesi ile onların yeginleri gitmemişti . bunların yeginleri o lambanın ışığı gibi iydi ki kendinden ışık saçıyor ve kimseye bağlı değildi , onun için hazrete emirelmomenin eleyhesselamın vilayetini hiç düşünmeden kabul ettiler ve hazrete peygember efendimizin hayatta iken oldukları gibi kaldılar . 10

O hazretin yegin tasdikdir diye buyurmuş olması , hakiki yegin tasdikle birlikte olur anlamındadır . çoğu şahıslarda yeginler tasdiksizdir. cenabı allahınbuyurduğu gibi : ve cehedu beha vestengeyteha enfosehom وَ جَحَدوا بِها وَاستَيقَنتها اَنفُسهُم yani : onların doğru olduklarını bildikleri halde inkar ettiler . ve tasdik ile birlikte olmayan yegin , borç alınmış ve berrani ( yüzde olan hakiki olmayan ) yegindir , fakat eğer yegin cevvani ( derin ve içten ) ve hakiki yegin ise onun şekli ve sureti aynı aklın şekli ve sureti gibidir ve şüpheler rüzgarı onu oynatamaz ve yerinden koparamazlar .

Sonra tasdik igrar dır buyurmuş olması ,cenabı allahın insanda yarattığı mertebelerin sayısı kadar , igrarında mertebeleri vardır . onun en yukarı ve en yüksek mertebesi , akıldanda yukarı olan fuad mertebesidir . fuadın igrarı ona layık olan ,onun mertebesinde bulunan konular hakkında sadık olur . cenabı allahı ve onun resulunu tüm içtenlikle tanımak ve buda hakiki rıza ve teslimin oluştuğu zaman oluşur .

Hazreti sadık eleyhesselam bir hadisde buyurmuş : cenabı allahın iman konusunda , bendenin kalbine vacip yaptığı konular şünnardır , allahın bir tek olduğuna la şerike leh ve o kendine eş ve evlad almadığına ve mohemmed sellelahoeleyhe ve alehin onun resulu ve peygemberi olduğuna ve onun tarafından gelen her şeye, peygemberler vasıtası ile olsun ve ya kitaplar la olsun, hepsine igrar etmek ve hepsini tanımak ve onlara rıza ve teslim olmaktır. budur cenabı allahın kalplere vacip kıldığı konular ki onlarda kalplerin yapabileceği işlerdir . yani igrar ve tanımak kalbin yapabileceği bir işdir başkası yapamaz ve onu yaptığında da imanın tam ortasında durmuş olur ve mükemmelleşir bendenin imanı .

Bu buyuruktan bilinmekte olan şu ki fuadın igrarı onun yapabileceği işdir ki imanın en yüksek mertebesidir . aklın igrarı onun yegin etmelileri tasdik etmesi gibi , nefsin igrarı onun teslim olması ve dilin igrarı ise onun itiraf etmesi olduğu gibi , igrarın esası ve aslı kalpde olandır , dilde yapılan igrar onu temsil etmektir o hadise şerifte olduğu gibi ki cenabı allah kalbin inandığı ve igrar ettiği konuları, sözle beyan etmeyi , dil ile temsil etmeyi , dile farz kılmış ve vacip etmiştir , hadisin sonuna kadar ........... nihayet kalpte oluşmayan sırf dille yapılan igrarın hiç bir faydası yoktur .

Hadis te vardır ki iman uygulamakla birlikte olan igrardır , islam ise uygulamakla birlikte olmayan igrar dır . başka bir hadis te buyurmuş , iman dilde igrar kalpde inanmak ve organlar ile uygulamaktır .kısacası islamın anlamında igrardan bahs edildiğinde , zahirden kalbe kadar giden tüm mertebelerle yapılan igrardan bahs edilmektedir .

Sonra igrar uygulamaktır , uygulamak ise eda etmekt (bir işi yapmak ve verilen bir emri yerine getirmek) buyurmuş olması : yani doğru ve düzgün igrar tüm mertebeleri içeren igrardır . fuad mertebesinde tanımakta en yüksek dereceye ulaşmış , akıl mertebesinde cenabı allahın ayetlerine yegin etmiş ve onlarıtasdik etmiş , onlara karşı saygı duymak ve onları dinlemek kadar onları tanımış ve inanmış ,nasıl ki buyurmuşlar :el eglo ma ebede beherrehmano vektosebe behel cenano العقل ما عبد به الرحمن واكتسب به الجنان yani : akıl öyle bir şeydir ki onunla cenabı allahın ibadeti yapılır ve cennet kazanılır . Nefsin tüm mertebelerinde mohammed ve ale mohemmed eleyhomesselamın tüm yaptıklarını yapmış ve onların tüm sıfatlarına sıfatlanmış olması , zahirde de tüm şeriyeti uygulamış olması , organları ile onlarla yapılabilecek ve onlara vacip yapılan işleri yapmak ve cenabı allahın tüm ferizelerini eda etmek ve yerine getirmek . bunlar hep birlikte olduğu takdirde mükemmel igrar oluşmuş olur . zahirde yapılan uygulamalar ve işler batindeki igrardan bir işarettir . hazreti emirelmomenin eleyhesselamınbuyurduğu gibi : yeginol mer e yora fi emelehe يَقينُ المَرءِ يُري في عَمَلِهِ yani : kişinin yegini onun emelinde ve yaptıklarında görünür . Dil ile igrar etmek ise dilin yapabileceyi iştir . bu igrar insanın diğer mertebeleri ile tasdik edilirse doğru olur ve kabul olunur . insanın mertebelerinin yapabileceği işler farklıdır ve her mertebenin kendine mahsus ilmi ve bileceği ve işi vardır . bilimin ve ilimin doğruluğunun işareti ona yegin etmek onu tasdik etmek ve ona igrar etmek tir . yeginin ve igrarın doğruluğunun işareti ise uygulamakla birlikte olmasıdır . bir lambanın varlığının işareti onun ışığının var olması olduğu gibi . eğer onun ışığı yoksa , nedensiz adını lamba koymuşlar . hakiki bilim ve ilmin de işareti onu uygulamak , bu ikisi hep beraberler ve bir birinin yanındadırlar ve ayrılmazlar , her hangi bir ilimonu kullanmakla birlikte olmaz ise o ilim hakiki değildir ve zayil olur ve ortadan kalkar ve yok olur , hadiste vardır ki :el elmo yehtefo bel emele fe en ecabeho ve ellertehel اَلعِلمُ يَهتِفُ بِالعَمَلِ فَاِن اَجابَهُ وَ اِلاَّ ارتَحل yani : ilim onu kullanmağı ve uygulamağı çağırır ona cevap verirse kalır yoksa gider , şimdi tüm mertebelerde böyledir , fuad mertebesinin ilmi ve bilmesi marifet ve tanımaktır , bu tanımağın uygulanmasıda sevgidir, akıl mertebesinin ilmi ve bilimi yegin ve bu yeginin uygulanması tasdik dir , nefs mertebesinin ilmi ve bilimi şeriyetin ve terigetin hükümlerini tanımak ve onları bilmek ve seyr o sülük ü tanımak tır ve onu kullanmak ve uygulamak ise tüm iyi sıfatlara sahip olmak onları uygulamak tegva sahibi olmak haramlardan uzaklaşmak ve şeriyetin tüm hükümlerine uymak ve onları uygulamak tır . bir hadis de vardır ki birisi hazreti peygember selellahoeleyhe ve aleh e bana islamın işaretlerinden haber ver diye sesleniyor ve soruyor . o hazret , iman , ilim ve uygulamak diye cevap veriyorlar , adam birer birer onların anlamını soruyor , cenabı allahın resulu selellahoeleyhe ve aleh buyurmuş , imanın dört işareti vardır , cenabı allahın tohidi , onun bir olmasına iman getirmek , ona ve onun kitaplarına inanmak , gönderdiği peygemberlere iman edinmek dir . ilim ve bilimin işaretleri ise o da dörd dür , cenabı allahın varlığına , onun sevgisine bilinçli inanmak , cenabı allahın iyi sıfatlarını tanımak , ve bildiklerini ve ilmini muhafaza etmektit . uygulamak ise , oda namaz oruç zekat ve ihlasdır .

Velakin o hazretin mömün dinini kendi düşüncelerine dayanarak seçmemiş belki onun allahı ve rebbi tarafından gelmiş ve böylece dinini almış buyurmalarından, böyle anlaşılıyor ki insanın kendi düşünceleri , anlayışları kendi şüpheleri ve istekleri onun dininden değildir ve bunları kendine din yapan mömün değil , mömünün dini allahı tarafından ona gönderilmiştir , bu gönderilmede iki çeşittir , birisi bu zahiri yollarla gönderilmiş , bu konuşmalar dinlemeler , işitmeler ve duymalar ve güvenilir vesileler vasıtası ile olmuş , bizde bu vasıtalar ile cenabı allahın seçtiği ve bize bildirdiği ve tanıttığı kimselere muracaat etmekle ne alırsak ne öğrenirsek cenabı allahtan almış oluruz , cenabı allahın en büyük kapısı bu konuda sonuncu peygember hazretleri mohemmed selellahoeleyhe ve aleh dir ki cenabı allah tüm alemlerde onu kendine vezir, gaim megam koymuş ki cenabı allahın tohidini ve onun hükümlerini her kese ilan etsin ve bildirsin , o hazretten sonra oniki imam eleyhemosselamı onun yerine koymuş ve o hazretin kapısı olarak görev yapmışlar o hazretlerden sonra da sige olan raviler (doğru rivayet eden raviler ) ki onlardan bize rivayet ederek bilmemiz gereken konuları bize bildiriyor ve söylüyorlar , onlardan aldığımız her şey cenabı allahdan alınmış gibi dir ve onun dini dir muhakkak .

Fakat başka bir yol da vardır , oda batini yoldur , hakiki ve kalıcı din bu yolla elde edilmiş dindir . bu yolu tanımak için çaba harcamalıyız , onu tanımak için tüm zahirde olan şeriyeti uygulamak gerekir , onun temsilini bilmek isterseniz bir gaz lambasını bir odanın ortasına konmuş farz ediniz , bu lamba odanı ve duvarları ve odada ne varsa hepsini ışklandırmış olur tabi ki , bu ışıklanma o lamba ve lamba ile o eşya arasındakı vasıtalarla yapılmış ve eğer bu vasıtalar ve ya lamba gider ise ışklanma da gider ve yine karanlık gelir , çünkü bu ışıklanma zahiri bir ışklanma dır ve hakiki olmamış , ışık kaynağı gider gitmez ışk da gider . fakat eğer henüz yanmayan velakin yanmağa musaid bir başka gaz lambası o odada o yanar gaz lambasının yanına konulur ise o lambanın ateşinden yavaş yavaş ısınarak onda bulunan yanar madde petrol ise petrol benzin ise benzin buharlaşmaya başlar ve buharlaşma gerçekleştiği an o yanar lambanın ateşinden ateş alır ve kendisi yanmağa ve etrafa ışık saçmağa başlar . şimdi o birinci lamba o odadan gider ise de ikinci lamba yanıyor ve ışık saçıyor yani ışık artık zahiri ışık değil batini olmuş ve kendisi ateşten aldığı ışıkla hem kendisini hemde etrafını ışıklandırmaya yetenek elde etmiştir . fakat bu ışık kaynağı artık büyüklüğüne bağlı olarak kendini ve etrafını ışıklandıracaktır az ise az çok ise çok .

Şimdi cenabı allahın höccetlerinin mübarek vücütları aynı bu yanar ve ışık veren lamba gibidir . cenabı allahın tohidinin nurları ve ışıkları ki bu bildiğimiz şeriyet ve o hazretlerin hayatlarında uygulamaları ve sıfatları dır, o hazretlerin mübarek vücüdlarından saçmaktadır . o hazretlerın namaz kıl oruç yap , zekat ver , hacca git , iyilik yap , arkadaşlık yap ve bu gibi işler ve sözler ve o hazretlerin tüm şeriyetleri onların ışıkları ve nurları dır , bizde aynı o odada duvarlar ve eşyalar gibiyiz , bu ışıklar bize saçmış ve varmış , bizde zahirde ışklanmışız ve teslim olmuşuz ve islam getirmişiz , fakat bunlar hepsi o odadakı ışık gibi zahiri ışık ve kaynaksız ışıktır ki kaynak gider se ışıkda gider , fakat bu müslümanların içinde bazı kabiliyyetler vardır ki aynı o yanmayan fakat yanma özelliğine sahip olan gaz lambası gibidirler , yanabilirler ve yanacaklar . o odada olan yanar lamba bu yanmayan lambaya neler dedide o duydu ve uyguladı ve yanmaya başladı bir bakalım , yaklaş bana dedi yaklaştı , yaklaşarak ısın dedi yaklaştı ve ısındı , ısınan her şeyde buharlaşma başlar ister istemez , yani ilk başta onu dinledi itaet etti sonra bu itaetin neticesi tabii olarak ısınma oldu , ısınınca da buharlaşma oldu , buharlaşma sonucuda orada ateş olduğundan buhar ateş aldı ve kendisi yanmağa başladı ve artık kendisi bir ışık kaynağı oldu, o birinci lamba ışığı nereden alıyor ise bu da aynı yerden alıyor aynı ışığı artık , dünyada olan tüm ışıklar sönerlerse buna fark etmez bu karanlıklaşmaz ve hem kendisi hemide etrafını ışıklandırmaya devam eder .

Şimdi her hangı bir müslüman da kendini peygember selellahoeleyhe ve alehe ve ya onun höccetlerine ve onun nuru ile ışıklanan onun yerinde görev yapanlara yaklaştırır ise , onun buyuruklarını dinler ve uygularsa ve nihayet onu itaet ederse , oda kendi çapında ve kendi yetenekleri dahilinde iman nuru ile yanmaya ve ışıklanmaya başlar , fakat birisi cin lambası kadar küçük olur birisi büyük lambalar gibi olur , ama hepsi yanmaya başladıktan sonra o yaptığı işlerin hepsi ona doğal olur ve onların yapması ona zor olmaz ve kendiliğinden olu verir artık . o yanma özellikleri artık kendiliğinden oluşur , o ilk lambanın tüm yaptıklarını buda zor olmadan ve onun doğal işi olarak yapmaya başlar artık . kendini zorlamadan o işler kendiliğinden yapılır, diğerlerinide o işleri yapmaya taşvik eder , artık onun imanı zahiri değildir , islamı imana bedel olmuş , cenabı allah imanın nurunu batinden ona gönderir , kendisiartık cenabı allahın nurunun temsilcisi olur , allahın ayetleri onda zahir olur ve cenabı allahın söylediği insanlardan olur ki buyurmuş :olaeke ketebe fi golubehemel imane اولئِكَ كَتَبَ في قُلوُبِهِم الايمانَ yani : onlardırlar ki cenabı allah yüreklerinde iman yazmış .ve bu o َsekine dir ki cenabı allah buyurdu:hovellezi enzelessekinete fi golubol momenine leyezdadu imanen هُوَ الَذّي اَنزَلَ السَكينَةَ في قُلوُبِ المُومِنينَ لِيَزدادو ايماناً yani : sekine yi mömünlerin kalbine nazil eden odur ( allahdır ) ki onlarda imanı yüreklerinde çoğaltsınlar . ve bu o dindir ki buyurdu cenabı allah tarafından ona verilmiş .

Fakat o hazretin mömünün yegini onun yaptıklarında ve uygulamalarında görünür buyurmaları hakkında işaret yaptık , daha fazla açıklama olarak insanın aslı ve hakikatı ve özü onun kalbi ve nefsidir , tüm yaptıkları batini ve zahiri işler onun hakikatının ve esasının nuru ve eseridir , bir ışığın renginden nasıl onun kaynagının özelliğini anlıyorsak , eğer ışık ve nur kırmızı ise kaynak kırmızıdır diyoruz yeşil ise kaynakta yeşildir diyoruz , insanda da aynı şekilde baktığımızda eğer yaptıkları işlerin hepsi iyi ise hepsi hayır işler se , anlaşılan onları yapan mömündür tabi ki , dediklerine ve söylediklerine yegini vardır muhakkak . ama yaptıklarının bazıları iyi bazıları kötü ise , anlarız ki bu , ya imanı zayıf olan mömünlerdendir , bazı yerlerde şeytan onu allatmış , yada kötü işler onun fitretinde olan münafiklerdendir bu adam , bazı iyi işleride alışkanlık üzere yapmakta , yada nifak la diğerlerini allatmak için yapmakta , onun zahiri işlerinden hüküm sürmek mümkün olmaz,yukarıya bakmak lazım bu konularda eğer onda sevgi kardeşlik varsa onun aslı ve kalbi mömündür diye anlaşılır çünkü sevgi kalbin işidir, eğer sevgi kardeşlik yoksa münafık olması ortaya çıkmış olur , eğer tüm işleri kötü isede belli olan onun kafir olması dır tabi ki . bunun içindir ki hadise şerifin sonunda buyurmuş , and olsun yemin olsun ona ki benim canım onun ellerindedir ki ne yapacaklarını bilmediler , onun için münafıkların ve kafirlerin inkar etmelerini onların kötü ve khebis işlerinden anlayınız .

Şimdi hadise şerifin açıklamasında yazılan konulardan bir genelleme elde edildi ki onları burada özetliyorum inşaallah ve sonuç alarak sorunuzun cevabını tamamlıyorum .

Özet olarak şü ki , cenabı allah bu halkı marifet ve onu tanımak için yaratmış , kendisi buyurmuş :konto kenzen mekhfiyen fe ehbebto en orefe fekhelegtol khelgo lekey oref كُنتُ كَنزاً مَخفياً فَاَحبَبتُ اَن اُعرَفَ فَخَلَقتُ الخَلقَ لِكَي اُعرَفَ yani : ben bir itkin madendim tanınmayı sevdim yarattım halkı tanınayım diye . cenabı allahın zatı şerifini tanımak mümkün olmadığından ve halkın yaptıkları işler onun zatına tabi tutulamadığından ve zatı hiç bir şekilde etkilemediğinden cenabı allah kendi ezeli keynuneti ve varlığı ile tecelli etti ki halk onu bu vasıta ile tanıyabilsinler , şimdi halkın bulunduğu mertebelerin hepsi bu tecelliden aşağıda olduğundan , kimse ona varamaz ve onu tanıyamazdı , onun nurunu da hiç bir şekilde kendilerinde olan özlerini temsil etmek sıfatı ile ki bir çeşit perde oluşturmaktadır yansıtamazlardı , cenabı allah halkın onun keynunet ve varlığının nurunu yansıtabilmek ve onu temsil edebilmek ve nihayet tanıyabilmek için , bu zülmetleri ve karanlıkları ortadan kaldırmak ve görünür hale gelebilmek için çeşitli esbab , vasıtalar ve aletler yarattı , bu vasıtalar ve aletler her birisi kendi çapında allahın varlığını temsil etmektedirler . aynı o gaz lambasının , geybde olan ateşin keynunetini ve varlığını kendi çapında temsil ettiği gibi , fakat bilindiği gibi ateşin hiç bir rengi yoktur bu lambalar onun ışığını kendi boyaları ile boyuyarak gösteriyor ve temsil ediyorlar, yani kendi sıfatları ile sıfatlandırarak onu gösteriyorlar, halbu ki ateşin hiçbir rengi yoktur . bu vasıtalar ve aletlerde aynı bu lamba gibi keynunet ve varlığın nurunu kendi boyalarına boyuyarak dışarı veriyor ve gösteriyorlar , cenabı allahın o kadar sıfatlarından sırf kendilerinde bulunan özellik ve sıfatı yansıtarak gösteriyorlar , yani kendilerinde bulunan sıfat ve kabiliyyet kadar cenabı allahı temsil edebildiler fazla değil . mesela güneş cenabı allahın o kadar sıfatından fakat sıcaklık ve sarılık sıfatını temsil ediyor ve her kesi sıcaklık ve sarılığa davet ediyor , ay ise sırf beyazlık ve soğukluk sıfatını temsil ediyor ve bu iki sıfata davet ediyor her kesi , bunlar hepsi cenabı allahın davet eden dili ve lisanıdırlar , gökler mesela daha çok sıfat temsil ettikleri için cenabı allahın daha çok anlaşılır lisanı ve dili olarak tanınıyorlar , cenabı allah göklerin dili ile yerin vahdete doğru gitmesine ve keduretleri ve karanlılığı ve hastalıkları ve eerazı kendinden atmasına ve uzaklaştırmasına davet etmiş , yerin saf ve öz kısımları cenabı allahın davetini güneş ve ay ve yıldızlar ve gökler lisanı ile duymuş ve itaet etmiş ve bazı kısımlar o duyduklarını uyguluyarak bir birleri ile karışmış ve madenleri oluşturmuşlar ,bunlar cenabı allahın varlığını ve birlik ve vahdetin nurunu daha çok temsil etmişler , bu güneş ,ay , hökler ve yıldızlar davetlerinin devamı ile madenlerin saf ve öz olanlarını daha çok birliğe davet ettiler , bazıları bu daveti kabul ederek birleşerek daha çok vahdete vardılar ve onların bu birliğinden bitkiler oluştular ve cenabı allahın birliğini daha iyi bir şekilde temsil ettiler , yine cenabı allah bu bitkilerin öz olanlarını o dil ve lisanla tohide ve birliğe davet etti , bazıları kabul ettiler ve kendileri gökler kadar saflığa ve letafete ulaştılar ve feleke gemer ( ay feleği ) letafetine kadar ilerlediler ve hayvani ruha sahip olma özelliği onlarda oluştu ve böylece hayvani ruh onlarda vucuda gelmiş oldu , bunlar cenabı allahın birliğini bitkilerden daha fazla ve daha iyi bir şekilde temsil edebiliyorlardı . sonra cenabı allah kendi özel inayetleri , merhemetleri ile hazreti adem ela nebiyyena ve alehi ve elehesselamı yarattı , bu hazrette bulunan şeffafiyyet ve terkibinde bulunan itidal nedeni ile dünyada bulunan tüm varlıklardan daha çok va daha iyi bir şekilde cenabı allahın varlığını ve keynunetini temsil ediyordu . bu cenab aynı güneş , ay ve diğer asumani davet edenler gibi davet etmeye başladı , fakat onların davetleri zahiri ,cismani ve tek yönlü iydi yani birisi fakat sıcaklığa diğeri soğukluğa davet ediyordu ama bu hazretin yaratılışında cenabı allah yer ve kök gebzelerinin ve kısımlarının karışımından yararlandığı için daha mükemmel bir varlık olup cenabı allahın varlığını ve keynunetini daha iyi ve mükemmel bir şekilde temsil ediyor ve halka tohidi beyan ediyor ve her kesi birliğe davet ediyordu . güneşin ve ayın davetleri onların ışınları ile yapılıyordu , o hazretin ki ise onun fermayişleri ve buyurukları ile iydi . o hazretin nuru getirdiği şeriyet iydi , o hazretin varlığı ve vucudu kendiliğinde cenabı allahın birliği ve tohidini temsil ediyordu , o hazretin şeriyeti de tohide ve birliğe davet etmekti , o hazreti dinlemek ve onun dediklerini uygulamak ve onun sıfatları ile sıfatlanmak ise de cenabı allahın dini iydi , onun buyuruklarını daha çok dinleyip uygulayanlar her kesten daha fazla ışıklanır ve müvehhid oluyordu , hazrete şeys gibi ki tüm varlığı ile o hazreti dinliyor ve itaet ediyordu sonunda da aynı o hazret gibi olu verdi ve cenabı allahın nuru ile ışklanarak peygemberlik ruhu ona verildi .

Gün güne kabiliyyetler geliştikçe cenabı allah daha büyük peygemberler gönderdi ve onların sonuncusuna kadar ki bizin peygemberimiz hazrete mohemmed ebne ebdollah sellellaho eleyhe ve aleh dir geldi , bu hazret cenabı allaha tam teslim olduğundan , ona tam bendelik yaptığından ve ibudiyyetinden , onun keynunet , varlık ve birliğinin nurunu beşeriyyet aleminde olan en mükemmel imkanlar dahilinde temsil etti . onun şeriyeti kemala erdiği için şeriyetlerin sonu oldu . ondan sonrada o hazretin yerine geçenler tohidi gösteren yanar ışıklar olarak cenabı allahın keynunet nurunu temsil edenlerdiler ve onların sonuncusu ve onikinciside hazrete hoccetebne hasen eccelellaho fereceh hayattadırlar ve cenabı allahın ibadetini yapmakta ve onun emirlerini uygulamaktadırlar , alemi cenabı allahın tohidinin nuru ile doldurmuş bulunuyorlar . demek ki cenabı allahın dini ilk baştan bir tanedir ve oda onun keynunet ve varlığının nurudur her zaman yansımış ve yansıyor ve yansıyacaktır , fakat bu nur çeşitli zamanlar ve mekanlarda halkta bulunan kabiliyyetler gereğince küçük ve ya büyük nur kaynaklarından parlak ve yarım parlak , onlara yansımış ve onları kendi birliğine ve marifetine ve tanınmağına davet buyurmuş . güneşin ve ayın ve yıldızların dili ve lisanı ile cematları , nebatları ve hayvanları birliye , yukarı doğru çıkmağa ve tohide doğru gitmeye davet ediyor , enbiya , osiya ve oliyalarda onların derecelerinin farklılığı gereğince halkı insaniyyete ve cenabı allahın azem ve azim tohidine davet etmiş ve ediyor . din ise bu davet edenleri dinlemek ve onlara uymak ve onlardan zahirde ve batinde itaet etmek ve onlara teslim olmak demektir . böylece din her zaman bir tane iymiş ve bir tanedir oda islam ve teslimdir , davetlerde hep cenabı allahın tohidine ve onu tanımağa olmuş , fakat çeşitli zamanlarda farklı peygemberler ve höccetler topluluğundan , bir höccet ile halkın kabiliyyeti icab ettiği miktar yapılmış bu davetler , git gidede kabiliyyetler çoğalıyor, cenabı allahın daimi ve her zaman yapılmakta olan tohide davetini daha fazla duyuyorlar , daha fazla birlik sıfatı ile sıfatlanıyor ve nihayet cenabı allahın halkı yaratma gayesine varacaklar .

Soru : imam eleyhesselam buyurmuş : heleddino ellel hobbo هَلِ الدّينُ اِلاَّ الحُبُّ yani : acaba din sevgiden başka bir şeydir? . bu söylenen sevgi ki din ondan başka bir şey değil nedir ve onun elde etmesinin yolları nasıldır .

Cevab : benim hadisde gördüğüm , din değil iman kelimesidir . hadisde budur fozeyl ebne yesar diyorki hazrete ebiebdollah elehyesselamdan sevgi ve duşmanlıktansordum , dedim ki acaba bu ikisi imandan mıdır . buyurdu o hazret : ve helel imano ellel hobbo vel boğzo وَ هَلِ الا يمانُ اِلاَّ الحُبُّ وَ البُغضُ yani: acaba iman dostluk , sevgi ve duşmanlıktan başka bir şey midir ?. hadisi şerifin sonu na kadar . şayed ki soru soran bey efendi bu anlamda başka bir hadis görmüşler , her halikarda konu aynıdır çünkü hakiki din iman demektir . bu sevgi ki din ondan başka bir şey değildir buyurmuşlar , cenabı allah yolunda yapılan sevmek demektir . hazrete sadık eleyhesselamın buyurduğu gibi . her hangı bir kimse allah için severse onun için duşmanlık yaparsa onun yolunda eta ederse yani allah yolunda bahşiş yaparsa , o şahıs imanı mükemmel olanlardan sayılır . yine o hazrettendir ki imanın en sağlam tutanaklarından budur ki cenabı allah yolunda seve , duşmanlık yapa , eta ede , ve yasaklıya . başka bir hadisde buyurmuş , allah yolunda seven allahı sevendir ve allah yolunda sevilen hebibollah dır , çünkü bunlar ikiside allah yolundan başka sevmezler . hazrete peygember efendimiz bir hadiste buyurdular imanın en dayanaklı tutanaklarından , allah yolunda sevgi onun yolunda duşmanlık , dostları ile dostluk yapmak ve duşmanlarından uzak durmaktır . bu manada ve bu anlamda haberler ve hadisler çoktur , onların varlığında hiç şüphe yok , velakin cenabı allahın sevgisinin , dostluğunun anlamını öğrenmek ve onun nasıl muhakkak olacağını bilmek gerekir , çünkü sevgi ve dostluk iki aynı cinsden olan ve birbirleri ile munasibeti ve benzerliği olan kişilerde oluşur , mesela hayvanlara baktığımızda görüyoruz ki her tür kendi türü ile birleşiyor ve aralarında dostluk ve sevgi gelişiyor . güvercinler birbirleri ile marallar birbirleri ile yoldaş oluyorlar . şair diyorki

Güvercin güvercinle şahin şahin ile ** üçar birbiri ile cinsleri aynı olan adamlara baktığımız zaman görüyoruz ki çocuklar birbirleri ile ihtiyarlar birbirleri ile daha çok yakınlaşabiliyorlar , gençler gençlerle kadınlar kadınlarla dostluk yapıyorlar . çünkü dostluğun ve sevginin gelişmesi ve oluşması için bir benzerlik ve aynı cinsden olmak gerekiyor , bu benzerlik esasında ve ya zatında ya da huylarında ve davranışlarında ya da düşüncelerinde olabilir , mesela genelde alimler alimlerle daha artık anlaşır ve sevişirler , her bilim dalında o bilim alanında çalışanlar bir birleri ile daha fazla dost olurlar , şairler şairlerle , edipler ediplerle matematikçiler matematikçilerle , her düşünce sahibi kendi düşüncesini destekleyen kimselerle dostluk yapar ve aralarında dostluk ve sevgi oluşur , müslümanlar müslümanlarla nesara nesara ile yehudlar yehudilerle , dikkat ederseniz aralarında dostluk ve sevgi oluşan iki kişinin illa bir benzerliği olmalı , bu benzerlik onların suratlarında olabilir aynı vilayetten olabilirler , aynı dinden olama ihtimalı olabilir , ya huyları aynıdır , ya aynı işde ve sanat dalındalar , nihayet iki kişinin arasında bir benzerlik olmaz ise onların arasında sevgi ve dostluk olamaz ,şimdi anlamak istediğimiz şu ki acaba cenabı allahın zate ehediyyeti ile bu çeşitlerden oluşan halkın arasında bir benzerlik ve aynı cinsden olma olasılığı varmıdır ? bildiğimiz gibi benzerlikler, aynı cinsden olmalar ve bir biri ile aynı olmalar, hepsi sıfat makamında olur yani zat ta olamaz bunlar , mesela iki şahsın bir birine benzemesi huylarında ve ya elde ettikleri başarılarda , aynı sanata sahip olmalarında , aynı ilim ve bilim dalında aynı dereceye ulaşmalarında , ikisininde şair olması , dokror olması , hoca olması , millet vekili olması ve bu gibi konular da olabilir . onların zatı bambaşka dır hiç bir benzerlik olamaz zat larında , o emr o zeyd dir ,emr hiç bir zaman zeyd olmaz , zed de emr olmaz ,ama birbirlerine sıfatlarında benzeye bilirler , ikiside beyaz olabilir , alim olabilir , uzum boylu ve ya kısa olabilir , genç ve ya ihtiyar , kadın ve ya erkek , çocuk ve ya büyük , hasta ve ya sağlam , olabilir , demek ki tüm benzerlikler zat makamında değil sıfat makamında olur . şimdi cenabı allahın zatı onun sıfatından daha yüksek bir makamdadır , bu koşulda halkın sıfatı ne olur cenabı allahın zatı karşısında ? tohidin kemalı ve en iyi derecesi cenabı allahın sıfatlarını onun zatından ayrı olmasını bilmek vedüşünmektir hazrete emirelmomenin eleyhesselamın buyurduğu şu ki : kemalol ekhlase leho nefyossefate enho . كَمالُ الاِخلاصِ لَهُ نَفيُ الصِفاتِ عَنهُ yani: cenabı allaha ihlas ve ona karşı dürüst olmağın en iyi derecesi sıfatların ondan uzaklaştırılmasıdır . başka bir hadisdedir ki :kemalottohide nefyossefate enho كَمالُ الّتوحيدِ نَفيُ الصِّفاتِ عَنهُ yani: tohidin en iyi derecesi sıfatların ondan ayrı olmasını düşünmek ve bilmektir . demek ki cenabı allahın zate ehediyyeti ile halk arasında her hangı bir benzerlik olmaması nedeni ile onların arasında sevgi ve dostluk olabilmesi demek, tam bir anlamsız ve mansız sözdür . bu sırf dostluk ve sevgi konusunda değil , cenabı allahın zate ehediyyeti ile halk arasında duşmanlık ve dostluk dahil hiç bir konuda münasibet yoktur ve olamaz , rehmet , gazep ve başkaları da öyle , çünkü aynı ersede , seviyyede olan şeyler arasında münasibet oluşur , birisinin diğerinin yanında anlaşılır olmadığı cinsler arasında değil , bunun zahirdeki temsilini isterseniz , akıl ile bir taş arasında her hangı bir bağlantı kuramazsınız , mesela diyemezsiniz taş mı ağır akıl mı ? bu mu siyah akıl mı ? bu mu uzun akıl mı ? ya diyemezsiniz ki bu ikisi aynı ağırlıktalar ,aynı renkteler ,aynı boydalar . bunlar hepsi anlamsız sözler olur . hal bu ki bunlar ikiside cenabı allahın yaratıklarıdırlar , bazı şeylerde ortakdırlar , ikiside mevcutturlar , ikiside çeşitli şeylerden ve cinslerden yaratılmış . şimdi bir düşünelim , nasıl cenabı allah ile onun yarattıkları arasında bir münasibet olabilir ? nasılonlar aynı cinsden olabilir hal bu ki buyurmuşlar : tenezzehe en mocanesete mekhlugatehe . تَنَزَّهَ عَن مُجانَسَةِ مَخلوقاتِهِ yani : cenabı allah uzaktır kendi yarattıkları ile aynı cinsden olmaktan . nisbet ve aynı cinsden olmak iki yaratılan arasında iki halk arasında olabilir, şimdi buna göredir ki cenabı allah halk arasında kendi isimleri ve sıfatları ile tecelli etmiş ve kendini bu vesileler ile tanıtmış , halkla olan tüm nisbetler ve münasibetler bu esma ve sıfatlar arasındadır ki bu esma ve sıfatlar da cenabı allahın bir yaratılışıdır ve onlarda allahın halkıdır . fakat bunlar kendilerinden hiç bir şey temsil etmediklerinden tüm vücütları ile allahı temsil ettikleri için tüm varlıkları ile kendilerini cenabı allaha verdiklerinden onlara yapılanlar sanki cenabı allaha yapılmıştır . bir şeyin cenabı allaha mahsus olmasıda onun isimleri ve sıfatlarına mahsus olmasıdır tüm münasebetlerin yeri onun esması ve sıfatlarıdır , bu isimler ve sıfatlarda allahın yarattığı halktandırlar ve onlarda mahlukturlar , onlarında nihayeti ve sonu halktan yukarı geçemez , cenabı allahın zatına varamazlar yani zata hiçbir şekilde varmak mümkün değildir . oraya yani zate geybelgiyuba varmak mümkün değil orası anlaşılamaz hiç bir şey oraya varamaz . oraya dediğimizde kelimelerin darlığından kullanıyoruz oraya kelimesini çünkü orası kelime itibarı ile anlaşılır bir anlam taşıyor hal bu ki bizim niyyetimiz anlaşılmıyacak bir yerden bahs etmektir . bu dediklerimin şahidleri haberlerde istediğiniz kadar vardır , bizim büyüklerimizin ve alimlerimizin elellahomegamehom un kitapları da bu konu ile ilgili ve onun isbatı ile dolu dur . burada onların buyuruklarından kendi anlayışımla anladığım miktar yazmak istersem çok uzunyazmam gerekir her hangi kimse anlamak isterse kurani kerimin bir ayetinden anlar tüm bu dediklerimi , kuranda buyurmuş :la todrekehol ebsaro ve hove yodrekol ebsare ve hovel letifol khebiro لاتُدرِكُهُ الاَبصارُ وَ هُوَيُدرِكُ الاَبصارَ وَهُوَ الّطيفُ الخَبيرُ yani: anlıyamazlar onu gözler fakat o anlar ve görür gözleri o letif ve bilendir demek ki anlaşılmayan bir şeyle alış veriş yapılamaz , onunla her hangı bir irtibat kurulamaz , tüm alış verişler anlaşılan şeylerle olur , her anlaşılan şeyde bizim gibi yaratılmış bir mahluktur , hazreteemirelmomenin eleyhesselamın buyuruşudur: ennema tehoddol edato enfoseha ve toşirol alato ela nezaereha اِنَّما تَحُدُّ الاَدَواتُ اَنفُسَها وَ تُشيرُ الالاتُ اِلي نَظائِرِها yani : aletlerin hepsi kendi hududlarını ve kendi çevrelerini anlatır ve açıklarlar kendi benzerlerine işaret eder ve onları andırırlar . yine o hazretin fermayişidir:kollo ma meyyeze tomuho beohamekom fi edegge meanihe fehove mekhlugon meslekom merdudo eleykom rece e menel vesfe elel vesfe ve damel molko filmolketterige mesdudo vettelebo merdudo

كُلُّ ما مَيُّزَتُمُوهُ بِاوهامِكُم في اَدَقِّ مَعانيهِ فَهُوَ مَخلوُقٌ مِثلِكُم مَردودٌ اِلَيكُم رَجَعَ مِنَ الوَصفِ اِليَ الوَصفِ وَ دامَ المُلك في المُلكِ الطَريق مَسدودٌ وَ الطَّلَب مَردودٌ yani :her neyi en ince tarafından düşünerek onun tam anlamını anladığınız takdirde , sizin gibi allahın yarattığı bir mevcudu tanımış olursunuz , aynı sizin gibi bir yaratılmış mahluktur ve size geri dönecektir onu tarif etmeleriniz ve mülkün devamı mülktedir yol kapalı ve istek redd edilmiş. cenabı allah da halkı başaramıyacakları işlere teklif buyurmadığından , buyurduğu gibi : la yokellefollaho nefsen ella vos eha لا يُكَلِّفُ اللهُ نَفساً اِلاّ وُسعَها yani : teklif etmez emir vermez cenabı allah halkını onların rahatlıkla başaramıyacakları işlere . böylece halkı kendinin ehediyye zatını tanımağa ve ona karşı sevgi beslemeye teklif etmemiş , emir vermemiştir . halkın onu tanıyabilmesi ve ona karşı sevgi beslemeleri için en büyük ve azem tecellisi ile halka tecelli etmiş ve bu ettiği tecilli ile de kendi sıfatlarını , esmasını ve fiillerini , yapacaklarını halka anlaşılır hale getirmişdir . bu tecelli ettiği yer de , yapılan işlerin hepsini kendine ayit olduğunu ilan etmiştir , ona ne yapılırsa cenabı allaha yapılmıştır demek . bu tecelli keynunetin en büyüyü ve azem olanı ve cenabı allahın görünen ve anlaşılan zatı demektir .

Bu söylediğimiz konu , cenabı allahın keynuneti ile tecelli etmesi onun geybelgiyub zatı ile keynunet arasında her hangı bir iş ve ya kimse aracı olmuş demek değildir , bu bir benzetmedir cümlelerin yetersiz olduğundan bunu demek mecburiyyetinde kalıyoruz , çünkü keynunetin bir türü yoktur ve türsüzdür . demek ki keynunet cenabı allahın tanınma ve tarif edilme ayeti dir ve onun tüm isimlerini ve sıfatlarını anlatan ve gösteren ayettir . allahı tarif etmemiz ona tapmamız ve tohidimiz hep keynunettedir ve oradan açıklanmaktadır , fakat keynunet de bize anlaşılır bir şey değildir, çünkü eğer anlaşılır bir şekilde olsaydı cenabı allahın anlaşılmıyacak ayeti olamazdı , bizim hıslarımızla anlaşılır bir şey olsaydı keynunet, o zaman sınırlı ve çevresi kapalı bir şey olurdu , böylece artık cenabı allahın sonsuz ve her şeyi içeren ayeti olamazdı keynunet . keynunetin merce olmasıda sıfatlar ve tecelli etme makamındadır, onun ilk tecellisi meşiyyet dir onuda meşiyyetin kendisi ile yaratmış , başka eşyalarıda meşiyyetle yaratmış cenabı allah .hadisde vardır ki : khelegellahol meşiyyete benefseha somme khelegel eşyae belmeşiyyete خَلَقَ اللهُ المَشيَّةَ بِنَفسِها ثُمَّ خَلَقَ الاَشياءِ بِالمَشيَّةِ yani : cenabı allah meşiyyeti meşiyyetin kendisi ile diğer eşyaları da meşiyyet ile yaratmış . meşiyyetle yaratılan ilk şey alemin varlığı ve onun fuadıdır , bu varlık ve fuad ,meşiyyet ile başka halkın arasında bir berzekh ve aracıdır. Budamohammed ve ale mohemmed eleyhomesselamın makamıdır. Bu makamdada onlar kendilerini cenabı allah yanında bir hiç saymaları bakımından cenabı allahın meşiyyetidirler .hadisde imamın sıfatı hakkında buyurmuş: godreterrebbe ve meşiyyeteقدرة الرَّبِ وَ مَشيَّته yani : rebbin kudreti ve meşiyyetidir. ve özgürlük bakımından cenabı allahın meşiyyetinin ve oy ve iradesinin yuvası ve yeridirler .erefe duasında vardır ki : entellahollezi laelahe ella ente ce elte golube oliyaeke meskenen lemeşiyyeteke ve memkenen le eradeteke . اَنتَ اللهُ الَّذي لا اِلهَ اِلاّ اَنتَ جعلتَ قُلوبَ اوُليائِكَ مَسكَناً لِمَشيَّتِكَ وَ مَمكَناَ لاِرادَتِكَ yani : sensin o allah ki senden başka allah yoktur , dostlarının kalbini kendi meşiyyetine ve kendi iradene ve isteklerine bir yer olarak seçtin . demek ki o hazretler bu makamda kayınatın ve alemin kalbidirler, kendi varlıkları ve zatları ile cenabı allahın koniyye meşiyyetidirler , ve eşyaların ve varlıkların zatının yaratılışında aracıdırlar , ve sıfatları ile de cenabı allahın şer iyye meşiyyetidirler , bu makamda dır ki benzerlikler ve aynı cinsden olmalar başlar . ve tüm eşyalar varlık açısından cenabı allahın koniyye meşiyyetinin bir nurudurlar , bilindiği gibide nur lar kendi kaynaklarına benzer ve onun gibi olurlar ve onu temsil ederler , bunun içinde koniyye sevgi tüm eşyalarda ve tüm varlıklarda esasdan vardır ve bu sevgide onlarındinidir ve hepsi bu dinle , dindar olmuşlar kendi varlıkları ile de cenabı allahın ibadetini yapmaktadırlar . cenabı allah kitabında buyurmuş :en men şey en ella yosebbeho behemdehe velaken la tefgehune tesbihehom اِن مِن شِييٍ اِلاّ يُسَبِّحُ بِحَمدِهِ وَ لكِن لا تَفقَهُونَ تَسبيحَهُم yani : hiç bir şey bulamazsınız illa ki her şey cenabı allahı tesbih ediyor ve onu tapıyor ve ona şükürler yapıyor velakin siz anlamıyorsunuz onların yaptığını . bu bakımdan hepsi mömündürler , dost durlar ve abid dirler , cenabı allah da bunların bu yaptıkları ibadetin karşılığı olarak onları varlık cennetinde yer vermiş ve var olmuşlar ve yaratılmışlar , bu ibadeti yapmış olmasalardı var olmazlardı . onların var olun emrine uymuş olmaları onların ibadeti olmuşkoun da . ziyaretin cümlelerinde okuduğumuz : te te e kollo şerifen leşerefekom ve bekhe e kollo motekebberen letaetekom طَأطَأً كُلُّ شَريفٍ لِشَرَفِكُم وَ بَخَعَ كُلُّ مُتَكَبِّرٍ لِطاعَتِكُم yani : tüm şerefliler sizin şerefinizin karşısında kafasını aşağı tutmuş ve tüm tekebbür yapanlar sizi dinlemek ve size uymak ve itaet etmek için kendini aşağılamaktadır , bu manaya dır ki dedik koun da her kes bunlara uymakta ve bunları itaet etmekte , her kesin varlığı bunların varlılığına bağlıdır ve tüm varlıklar bir tek ümmettirler . cenabı allah bu halkı ilk olarak kendi kouniyye meşiyyeti lisanı ile var olmağa ve yaratılmağa davet etti , hepsi kabul etti ve var oldu, ikinci olarak onları şer iyye meşiyyeti lisanı ile kendi şeriyeti ve dinine davet etti ve çağırı yaptı . buyurduğu gibi :kanennaso ommeten vahedeten febe esellahonnebiyyine mobeşşerine ve monzerine كانَ النّاسُ اُمَّةً واحِدَةً فَبَعَثَ اللهُ النَّبييّنَ مُبَشِّرينَ وَ مُنذِرينَ yani : millet ve halk bir tek ümmetlerdi sonra cenabı allah peygemberleri , beşaret verenleri ve korkutanları gönderdi .ve bu çağrını ve daveti , zatı , sıfatları, dedikleri ve yaptıkları , bu çağrını yapan ile aynı olanlar ve onlara benziyenler tarafından kabul edilmiş . aynı olma ve benzerlik geldiği takdirde de dostluk ve sevgi oluşur . bu benzerlik çoğaldıkça sevgide çoğalır . bu kabul etmek ve itaet ve mutabeet , teslim olmademektir , oda cenabı allahın sevgisi ve onun dini demektir cenabı allah peygemberine buyuruyor : gol en kontom tohebbunellahe fette be uni yohbebkomollaho قُل اِن كُنتُم تُحِبّونَ اللهَ فَاتَّبِعوُني يُحبِبكُمُ اللهُ yani : ey peygember söyle siz allahı seviyorsanız beni dinleyin bana uyun ki allah sizi sevsin . demek ki bunları sevmek cenabı allahı sevmektir , cenabı allahı sevmek bunları sevmektir, cenabı allahı sevmek bundan başka bir şey değildir ve olamaz , cenabı allahın geybelgiyub zatının kimse ile bir benzerliği yoktur onu sevmek mümkün değildir onu sevmeğin hiç bir manası ve anlamı yoktur ve olamaz , çünkü hiç bir münasibet hiç bir benzerlik yoktur ve olamaz cenabı allahın zatı ile halkın arasında . demek ki cenabı allaha her hangı bir işin tabi tutulmasının ve her hangı bir şeyin nisbet verilmesinin yeri mohemmed ve ale mohemmed dir eleyhomesselam . bu sırf dostluk ve sevgi konusunda değil , her hangı bir şeydede böyledir, buna göredir ki bunları dost tutmak ve sevmek allahı dost tutmak ve onu sevmektir , bunları duşman tutmak allahı duşman tutmaktır , bunları tanımak allahı tanımak vebunları tanımamak allahı tanımamaktır . ziyarette okuyoruz : esselamo elellezine men valahom feged valellah ve men adahom feged adellah erefehom feged erefellah ve men cehelehom feged cehelellah .اَلسّلامُ عَلَي الّذينَ مَن والاهُم فَقَد والي الله وَ مَن عاداهُم فَقَد عادَي الله وَمَن عَرَفَهُم فَقَد عَرَفَ الله وَمَن جَهلَهُم فَقَد جَهلَ الله yani : selam olsun size ki sizin sevginiz allahın sevgisi sizin duşmanlığınız allahın duşmanlığı sizi tanımak allahı tanımak ve sizi tanımamak allahı tanımamak tır . cenabı allaha her hangı bir şey nisbet vermek istersek onun yeri bu hazretler ve onlara nisbet vermek cenabı allaha nisbet vermektir demek , ve bu anlamda söylemek aslında çok zor bir konudur , onu anlamaktan zor bu konuyu kolay ve anlaşılır bir dil ile anlatmaktır . konuyu anlamak ve zihninizin yaklaşması için her hangı bir kimse mesela zeyd ile her hangı bir alış veriş yaptığınızda o alış verişi zeydin sahip olduğu bir çok mertebelerinden bir mertebesi ile yapıyorsunuz, mesela eğer onu dövmek isterseniz bir ağaç alarak onun bedenine vuruyorsunuz ,zeydi dövmek demek bu demek başka bir anlamı yok dövmek kelimesinin ve işinin . doğru anlamda zeydin bedenini dövmek zeydi dövmek demektir ve zeydi dövmek zeydin bedenini dövmekten başka bir iş değildir , dövmek işlemi zeydin cismani bedeninin üzerinde yapılmaktan başka bir iş değildir ve onun cismi üzerinde yapılmakta ve cisminden öteye geçmemektedir . aynı şekilde zeydi nevaziş yapmak tumarlamak sevmek isterseniz , onun tumarlanması bu bedeni üzerinde yapılmalı , başka türlü yapılamaz bu nevaziş ve sevme işlemi , zeydi tanımak ise onun sıfatlarını tanımak gerekir başka bir tanımak yolu yoktur, yine doğrusu budur ki diyelim zeydin sıfatlarını tanımak zeydi tanımak ve onu tanımak onun sıfatlarını tanımak demektir . hatta ki diyoruz onu tanımakta (onu ) kelimesi onda var olan sıfatlar topluluğuna ki işaret olunulan ın yeridir ve işaretler ondan yukarı geçemezler bir işarettir . sizden bu zor cümleleri yazmaktan özür dilerim , konu zor konu onu anlatmak daha zor ve kullanılınan kelimeler ve cümlelerde görülmemiş ve tanınmamış cümlelerdir . evet bazı konulara kelamımızı tamamlamak için devam edeceğiz , inşaallah ehlinin eline geçer ve anlar bu yazdıklarımı . bu zamanda bu konularla ilgilenen o kadar az ki belki hiç okumak istemezler böyle konuları . siz bu yolun yeni yolcususunuz , kolay deyimlerle irza ve razı olursunuz belki , fakat insan buna razı olamıyor ve ileride belki cenabı allahın yardımı ile anlama gücünüz artar ve yararlanırsınız yada başka anlıyanlar okur va yararlanır ve böylece fezilet anlatımı ve dağıtımı yapılmış olur inşaallah diye zor konuları da anlatmaya razı oluyor insan .

Evet dönelim kendi konularımıza , dedik ki cenabı allah bendelerine benzemek ve onlarla aynı cinsden olmak tan uzaktır ve onlar gibi olamaz . onun zatı yarattıkları mahlukların yaptıkları işlerin mef ulu olamaz yani bizim gibi yaratılmış olanların işleri cenabı allaha gitmez ona fayda ve ya zarar vermez .

mütercim = ( fail = yapılan iş demektir , mef ul ise bir işin onun üzerinde yapılmış olan şey ve ya kimsedir ) mesela ali ahmedi dövdü . ali fail dir dövmek işini yapan kimsedir . dövülmek işi ahmedin üzerinde gerçekleşmiş ve ahmed mef ul dur . ve ya hasen kapıyı kırdı . işi yapan hasendir yani fail hasendir kırılmak işi kapı üzerinde gerçekleşmiş demek kapı mef ul dur . Onun zatı mehlukların yaptıkları işlerin mef ul u olamaz ne demek . yani halkın yaptıkları işler ibadetler olsun ve ya kötü işler hiç birisi allahın zatına varmaz onu etkilemez onu faydalandırmaz ona zarar vermez yani bu yapılan işlerin mef ulu olmaz cenabı allahın zatı şerifi . mütercüm .

Evet dönelim konumuza ki dedik cenabı allah halka benzerlikten ve onlarla bir cinsden olmaktan uzaktır , ve cenabı allahın zatı mahlukların yaptıklarının mef ulu olmaz yani işler onu etkilemez . o yere ki halkın zatı gidemez ve varamaz sıfatları ve yaptıkları işlerin neticeside gidemez tabi ki ,halk ve yaratılan tüm mahluklar cenabı allahı anlıyamıyackları için ona varamıyacakları için rebbimiz bu yarattığı mahlukların kendi içinden bir yerler seçmiş ve ilan etmiş halka . cenabı allaha ne yapmak isterse bu halk , o yerlere yapacak . böylece yapılan işler cenabı allaha yapılmış olacak . bundan başka olamaz cenabı allaha karşı bir işin yapılması ve başka türlü düşünülemez allaha karşı bir işin yapılışı . aynı mekkede allahın evi olan kabe gibi , ona doğru durup namaz kılmamız allaha doğru durup namaz kılmış olmamız gibi ve yine mesela onu tanımak istiyoruz , cenabı allah kendi yarattığı halkının içinde kendisıfatlarını koymuş ve buyurmuş : men erefe mevage essefete beleğe gerarel merefete مَن عَرَفَ مَواقِعَ الّصِفَةِ بَلَغَ قَرارَ المَعرِفَةِ yani : her kimse sıfatın bulunduğu yerleri bilirse marifetin ve tanımağın nihayetine varmış demektir . cenabı allaha bendelik yapmak veonu itaet etmek ve dinlemek ve onun buyurduklarını uygulamak istersek cenabı allah kendi peygemberini bize tanıtmış ve buyurmuş :men yote erresule feged eta ellahe مَن يُطِعَ الّرَسوُلَ فَقَد اَطاعَ اللهَ yani : benim resulumu itaet etmek ve onu dinlemek beni itaet etmek ve dinlemek demektir . cenabı allaha itaet etmek onu dinlemek onun resulunu dinlemek ve itaet etmekten başka bir anlam taşımaz, aynı şekilde cenabı allah ile bey et etmek onun resulu ile bey et etmekten başka bir işdeğildir cenabı allah buyuruyor : ennellezine yobayeuneke ennema yobayeunellahe اِنَّ الَّذينَ يُبايِعونَكَ اِنَّما يُبايِعونَ اللهَ yani : seninle bey et edenler cenabı allah ile bey et etmişlerdir .cenabı allahı tanımak mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamı tanımak dır . hazreze ebu cafer eleyhesselam dan duyulmuştur ki :bena obedellahe ve bena orefellahe ve bena vohhedellahe بِنا عُبِدَ اللهَ وَ بِنا عُرِفَ اللهَ وَ بِنا وُحِّدَ اللهَ yani : bizimle cenabı allah ibadet edildi bizimle tanındı bizim ile tohid oldu cenabı allah . ve hazrete emirelmomenin eleyhesselambuyuror : enne merefeti bennuraniyyete hiye merefetellahe ezzevecelle ve merefetollahe ezzevecelle hiye merefeti benuraniyyete .

اِنَّ مَعرِفَتي بِالنّوُرانِيّةِ هِيَ مَعرِفَةُ اللهِ عَزَّوَجَلَّ وَ مَعرِفَةُ الله عَزَّوَجَلَّ هِيَ مَعرِفَتي بِالّنوُرانِيَّةِ yani : benim nuraniyyet ile tanınmam cenabı allahın tanınmasıdır . halkın yaptıkları cenabı allaha gitmediğinden ona etki yapmadığından , halkdan olanlardan bazı yerler yaratmış ki milletin yaptıkları o yerlere yapılsın ( kabe ve kıldığımız namazın ona doğru kılınması gibi ) halka da halkın yaptıklarından başka bir şey uygulanamaz ve onları etkilemez , onun için cenabı allah halka bir iş uygulamak isterse o işi halkın cinsinden olan kişiler ve işlerle yapar , yaptığı işlerin menşeide halktadır , fail , fil ve mef ul üçüde aynı çeşitten dirler .cenabı allah kendilerini onun meşiyyeti ve istekleri yolunda bir hiç sayan ve hakiki bende ve ebd olan mügerreb bendelerinin yaptıkları işleri kendi işleri gibi bilmiş ve halka bildirmiş , onların yaptıkları işleri kendine nisbet vermiş , kendi rızasını onların rızasında kendisinirlenmesini ve kızmasını onların kısması diye bildiriyor . bu ayete şerifenin tefsirinde : felemma asefunen tegemna menhom فَلَمّا آسِفوُنَا ا نتَقَمنا مِنهُم yani : bizi eseflendirdikleri ( teessüf) için onlardan intikam aldık . hazrete sadık eleyhesselam buyurdular cenabı allah eseflenmez hiç bir zaman teesüf etmez hiç bir şeyden bizim teessüf ettiyimiz gibi . velakin kendine teessüf eden , razı olan, sinirlenen, sevinen dostlar yarattı , onlar mahlukturlar ve merbubdurlar , onların teessüfünü kendi teessüfü, onların kızmasını kendi kızması kararlaştırdı, zira ki kendine doğru davet edenler ve kendine delalet edenler olarak yarattı onları , buna göre böyle oldular bunlar böyle değil ki esef ve kızgınlık cenabı allaha varacak ve halkına varacak gibi onu da kızdıracak ve müteessif edecek , velakin bunun anlamı budur ki cenabı allah buyurmuş her kimse benim dostlarımdan birisine ihanet ederse sanki benim ile harp yapmağa , beni harba çağırmış , yine buyurmuş her kimse peygemberi dinlerse onu kabul ederse sanki allahı dinlemiş ve onu kabul etmiş ve buyurmuş: seninle bey et edenler, budur ve bundan başka değil ki allah ile bey et etmişler . şimdi bunlar ve bunun gibiler hepsi sana yazdığım gibidirler , rıza ve gazep yani kızmak ve sinirlenmek ve bunlara benzeyen cenabı allahın yarattığı haller hepsi böyledir , eğer onun yarattığı esef ve melalet ,cenabı allahı etkiler iyseydi her laf eden diyebilirdi ki bir gün cenabı allah helak olacak ve ölecektir zira ki eğer esef ve melalet onu etkilerseydi onda değişim oluşurdu her nede değişime uğruyacak olursa o helaketten ve fenadan ve ölümden uzak olamaz böylece yaratan ile yaratılan , gadir ile megdur , halık ile mehluk bir birinden ayırt edilemez ve tanınamazdı . cenabı allah çok üstündür bu sözlerden bu söylenenlerden, odur tüm eşyanın yaratanı, ama her hangı bir ihtiyaçtan değil onun hiç bir şeye ihtiyacı yoktur , böyle olunca onda bu sözleri konuşmak doğru olamaz ,onda her hangı bir kemmiyyet ve keyfiyyet olamaz böylece düşün ve anla inşaallah . hadise şerif de bitti .

Hadisin tümünü , bizim büyüklerimizin yazdıklarının ve dediklerinin tümünün imamlardan olmasını anlıyasınız diye yazdım ve söyledim , bizim meşayihimiz bir kelime bile kendilerinden dememişler ve yazmamışlar ve anlatmamışlar .

Şimdi bu konuları bildikten ve onları anladıktan sonra , sizin sorunuzun konusuna dönelim , sormuştunuz ki bu sevgi ve dostluk ki din ondan başka bir şey değil nedir . dediklerimden ve yazdıklarımdan anlaşılan budur ki bu sevgi cenabı allahın sevgisidir , cenabı allahın sevgiside onun resulunu sevmek ve onudinlemek ve itaet etmektir . cenabı allah kendi peygemberine buyurmuş ki söyle onlara ey peygemberim :en kontom tohebbunellahe fettebeuni yohbebkomollahe اِن كُنتُم تُحِبّوُنَ اللهَ فَاتَّبِعوُني يُحبِبكُمُ اللهَ yani : eğer siz cenabı allahı seviyorsanız beni dinleyin ve benim yaptıklarımı yapın cenabı allah sizi sevsin . hazrete peygember sellellahoeleyhe ve alehdendir ki buyurmuş : her şeyin bir esası ve bir özü vardır islamında esası biz ehlibeytin sevgisidir . ve hazrete bagir eleyhesselamdan rivayettir ki buyurmuş : bizim sevgimiz iman ve bizim duşmanlığımız küfr dür . hazrete peygember selellahoeleyhe ve alehden dir ki buyurmuş : her hangı bir kimse beni kendinden ve evladından ve malından daha fazla sevmez ise mömün olamaz . bu anlamda rivayetler ve haberler sayılabilmekten fazladır . bunların hepsinin anlamı budur ki din sevgiden başka bir şey değil ve o sevgide mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamın sevgisi ve onları dost tutmak ve sevmektir bunları sevmekte cenabı allahı sevmektir , velakin sevginin anlamında yazdığım konuları hatırlarsanız , sevgi iki aynı olan cins iki bir birine benzeyen şey arasında muhakkak olabilir bundan başka sevgi oluşabilmez buna görede cenabı allahın zatı ile bende arasında sevgi olamaz dedik ve böyle bir sevginin anlamı olamaz buna göre onun sevgisi mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamın sevgisidir dedik . cenabı allah anlaşılmıyacak olduğundan onları kendinin resulu ve elçisi olarak yaratmış ve halkın içinde onları tanıtmış ki onun tarafından onun istediklerini halka söylesinler . millet debendelik yaptıkları zaman cenabı allaha ne yapmak isterlerse onlara karşı yapsınlar . hazreti emirelmomenin hazrete peygemberin sıfatı konusunda buyurmuş : egameho megameho fi sayere evalemehe filedae ez kane la todrekehol ebsaro ve la tehvihe khevaterol efkare .

اَقامَهُ مَقامَهُ في سايِرِ عَوالِمِهِ في الاَداءِ اِذ كانَ لا تُدرِكُهُ الاَبصارُ وَلا تَحويهِ خَواطِرِ الاَفكارِ yani: cenabı allah onu tüm alemlerde kendi isteklerini halka söylemek için görevlendirdi , çünkü gözler onu göremezdi ve fikirler, düşünceler onu anlıyamazdı ve ona hiç bir şekilde varamazdı . şimdi o hazretlerin derecelerini ve mekamlerını kendi anlattıklarından bildiğimiz için onların mekamlarının en yüksek olduğunu ve cenabı allahın ilk yaratıkları olduklarınıda biliyoruz , biliyoruz ki cenabı allah yeri , gökü , alemi , ademi yaratmadan evvel o hazretleri yaratmış , onların esas ve hakiki yerleri oralardadır , bir taraftanda kendimizi görüyoruz , halkın en aşağı seviyesindeyiz . kendimizde olan bu hıslar ve aletlerle anlıyoruz ki bu dünyada iki aynı cinsten olan şeyler arasında irtibatlar kurulur anlaşmalar oluşur ve bir birlerinden haber alabiliyor , her hangı bir şeyin seviyesi bizim seviyemizden yukarı gider ise onunla anlaşamayız onunla irtibat kuramayız hiç bir şekilde onunla birleşemeyiz , aşağı seviyyedekiler yukarıdakıları anlıyamazlar onlarla irtibar kuramazlar . fakat eğer aralarında bir aracı olursa o zaman o aracı ile birbirlerini anlar birbirlerinden haberdar olurlar . mesela ateş , bu ateş letif cisimlerdendir her yerde vardır her şeyin içindede bulunur bu ateş , fakat cisimlerin kalın varlığı onu anlamazlar ondan habersizdirler , ateş tüm eşyanın içinde varken hiç birisi onun varlığını bilmez ve hepsi ateş varken soğokturlar bu eşyanın bazıları kalınlıklarının azalması nedeni ile alev gibi ler ve ateşin varlığını anlar ve ateşte bulunan sıfatlar onlardada oluşur , onun gibi sıcak ve ışık olur. kendinden başka , ateşin varlığından habersiz eşyanıda ısıtır ışıklandırır bu alev . şimdi iki kalın ve ince iki cisim arasında bu kadar farklılık olduğunu fark ettiğimiz halde , kalın inceği bilemiyor onu hıs etmiyor ve anlamıyor olduğunu anladığımız halde bizim gibi zayıf, bizim gibi eksik bir yaratık ile cenabı allahın ilk yaratılışı arasında ne kadar fark olabilir diye bir düşünelim . tabi ki bizimle o yaratık arasında çok farklar vardır, bizim ile onun arasında hiç bir şekilde munasibet olamaz biz ateşi anlıyamadığımız halde onu nasıl anlar nasıl onunla irtibata geçeriz . onuula bu kadar farklı olduğumuz halde ona karşı nasıl bir iş yaparız onu nasıl severiz onunla nasıl duşmanlık yaparız . onu nasıl tanıyabiliriz bunların hiç birisini yapamayız tabi ki , onunla bizin çok farklarımız vardır o en yüksekte biz en aşağıdayız . bu zahirde gördüğümüz peygember ve imam onların en düşük mertebeleridir , bu onların beşeriyyet elbisesi kullanmış ve kendilerini görünür hale getirmiş ve bizlerin hısları ile anlaşılır duruma getirmiş halleridir , yoksa onların hakiki makamlarını ve derecelerini nasıl bizler idrak edebilirdik . eğer bu mertebelerden bir azını anlamak isterseniz hazrete emirelmomenin eleyhesselamın, imamın şeninde ve hakkında buyurduğu bu fermayişi biraz düşünün ki buyurmuş : imamın zahiri öyle bir şeydir ki ona malik olmak onu sahiplenmek mümkün değil , onun batini öyle bir geyb dir ki idrak olmaz , devranının bir tanesidir , cenabı allahın emirlerini ve nehylerinin elçisidir , onun gibisi bulunmaz , ona benzeri çıkmaz , kimdir bizi tam olarak tanıyabilsin bizim derecemizi anlasın bizim büyüklüğümüzü görebilsin menziletimizi düşünebilsin söylediklerimde akıllar , düşünceler hayran kalmış , büyükler küçülmüş , alimler kusurlarını igrar etmişler , şairlerin dili tutulmuş , yazarların eli , konuşanlar durmuş , yazarlar yazamamış , yerler kökler tevazö yapmış yani küçülmüş , oliyanın şee ninin ( mekamının ) vesfini yapmaktan , acaba tanınabilirmi , vesf olunurmu , tarif edilirmi , bilinirmi anlaşılırmı , düşünülebilirmi , birilerine işçi olurmu cenabı allahın celale kebriyasının nuru olan bir kimse ? yerlerin ve köklerin şerefi olan bir şahıs ? ale mohemmedin mekamı ve derecesi tarif edenlerin tarifinden ve iyilikleri sıralıyanların sıralamalarından çok üstündür , onlar her hangı bir kimse ile kıyaslanmaktan üstündürler ve hadisin sonuna kadar . o hazret kendi hakkında buyurmuş : benim zahirim imamettir vesiliktir, batinim ise geyb dir, mümkün olmayan ve anlaşılmazdır . şimdi bu kadar bizden farklı olan bir kimseleri tanımak için nasıl olur da cenabı allah bizi görevlendirir?Onlara karşı her hangı bir iş yapmak için bize emirler verir tanıdığımız adil olan cenabı allah?hal bu ki kendisi buyurmuş :la yokellofollaho nefsen ella vos eha لا يُكَلِّفُ اللهُ نَفساً اِلاّ وُسعها yani : kimseni yapamadığı işe teklif etmez cenabı allah . böyle bir teklifte buyurmamış . o efendilerimize bizim alemimize gelmelerine ve bizim hıslarımızla hıs edilir bir şekilde görünmelerine emir vermiş ve biz beşerler tüm tekliflerimizi , görevlerimizi onlara karşı yapabilmemiz için bizim gibi beşer elbisesini giyerek bizim dünyamıza inmelerini istemiş onlardan cenabı allah .

Bizlerin Cenabı allaha karşı yapacağımız tüm işler tüm görevler , bizim bulunduğumuz mertebelerde olur tabi ki , yani bizim yapacağımız işlerin ve ibadetlerin yeri bu bulunduğumuz alemdir . yapacağımız işlerin yerini kendi halkında koymuş cenabı allah , bizim bulunduğumuz ve var olduğumuz alemde tayin etmiş yapacaklarımızı ; olamadığımız , tanıyamadığımız bir yerde değil tabi ki . bizim cenabı allaha karşı tüm yapacaklarımız bu alemdedir. onları yapacak olan kimse , neyin üstünde yapılacak olan iş ( fail ve mef ul ) hepsi bu alemdedirler .mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselama karşı yapılacak olan dediğimiz tüm işler cenabı allaha karşı yapılmış sayılır , onları dinlemek ve onlardan itaet etmek allahı dinlemek ve onu itaet etmektir , onlar la bey et etmek cenabı allah ile bey et etmektir , onları ziyaret etmek allahı ziyaret etmektir , onları sevmek cenabı allahı sevmek onlarla duşmanlık etmek allaha karşı duşmanlık etmektir . tüm bu işler onların bizlerin anlıyabilir bu aşağı makamları ve derecelerinde dir . bu da onların beşeriyyet mekamı dır . kibuyurdu cenabı allah : gol ennema ene beşeron meslekom قُل اِنَّما اَنَا بَشَرٌ مِثلِكُم yani : söyle onlara bende sizin gibi beşerim . bu makamda benzerlik aynı olma imkanı sağlanmış ve sevgi ve edavet ve duşmanlık anlam kazanmış , buradadır ki o hazretlerin sevgileri iman olmuş , onları duşman tutmak küfr olmuş , fakat bunuda bilmek lazım ki onlar bu makamda ve bu alemdede bu alemin en yüksek derecesinde ve en yukarı makamındadırlar . cenabı allahın ilk yaratılışı olan bir mahlukun nuru nerede olursa olsun o bulunduğu yerin en yüksek derecesinde olur tabi ki . bir padişah gibi , eğer her hangı bir şehire giderse o şehirin en üstün yeri ve hakiminin evinde kalır , bir köye giderse o köyün başkanı ve kedhudasının muhtarının evinde kalır . şimdi o hazretlerde cenabı allahın tohidini bizlere söylemek ve anlatmak için beşeriyyet alemine geldiklerinden bu alemin en yüksek derecesinde yer alırlar tabi ki . eğer bu cisimler aleminde olduğu gibi insanlar aleminede dereceler farz eder ve sayarsak , burada da yer, gök ,kürsü ve erş dersek o büyüklerin mekamı insanlar aleminin erşindedir diğerleri hep onlardan aşağıdadırlar , insanlar içinde onlardan en iyi şekilde faydalananlar onlara en yakın yerde bulunanlar olur tabi ki , mesela beşeriyyet aleminde kürsü mekamında olanlar onları daha çok anlar onlardan daha çok faydalanır . bu şahıslar onlardan en iyi şekilde feyz alırlar , diğerlerinede aktarırlar , bunlardan aşağıda bulunanlar hiç bir zaman bunlardan önce bunlardan evvel o hazretlerden faydalanamazlar , mesela yer kürsüden önce erşin ışığından faydalanamaz ilk olarak erşin ışığı kürsüye sonra eflaka sonra yere gelir . eflak erşin ışığından ne kadar alacak ise ondan ne anlıyacak ise hepsi kürsüden geçmiş ve ona varmış , yer erşin nurundan ve ışığından ne anlarsa hepsi ilk olarak kürsüye gelmiş ondan geçerek eflaka varmış sonra yere gelmiştir . yerdekiler erşin cemalındakı nuru eflakın anlında görürler , eflakta bulunanlarsa onu kürsüdekilerin anlında görürler , kürsü ise aralıksız hiç bir vasıta olmaksızın görür erşin nurunu ve kendinden aşağıda bulunanlara aracı olur erşin ışığını yansıtmakta . fakat erş ışığı başka bir yerden almıyor , ne yansıtıyor ise kendi içinden çıkan ışığı yansıtıyor , bir gaz lambasının bir odada ortaya konduğu zaman , o lambanın ışık kaynagı içindeki alevdir, onun etrafı bir cam ile çevrilmiş ,o camın etrafıda hava ile dolu , o ilk camın etrafı ise başka daha büyük bir cam ile lambanın camını muhafaza etmek için sarılmış ve orada bulunan tüm eşya ve duvarlar bu aracılarla gaz lambasının ışığından yararlanıyorlar . ışık ilk olarak gaz lambasında bulunan alevden saçarak onun etrafını sarmış olan cama varıyor, camdan geçerek havaya yansıyor hava aracılığı ile de ikinci cama varıyor ,ikinci camdan geçerek odada bulunan hava aracılığı ile oradakı eşyayı ve duvarları ışıklandırıyor . şimdi gaz lambasındakı alev ışığı dışarıdan ve başka bir kaynaktan almıyor , geybi ateş ( görünmeyen ateş ) ışığı alevin kalbine vahy etmiş . çünkü ateşten aracı olmadan ışığı almış bu alev, şimdi ışık alevden saçtıktan sonra ilk olarak ışığın etrafını saran o cama varır , o alevin etrafında olan camın dışında olanların hiç birisi ışığa o camın aracılığı olmadan varamazlar ondan faydalanamazlar , lambadan caçan ışığın varlığına onun etrafını saran o cam aracılığı ile haberdar olurlar , ondan saçan nur ve ışıktan o cam vasıtası ile yararlanırlar , o camdan sonra ikinci cam ile birinci cam arasındakı hava ile , sonra ikinci cam sonra da eşya ve duvarlar ile ikinci cam arasındakı hava aracılığı ile lambanın ışığından faydalanmak mümkün olur onlara . şimdi o odada olan eşya ve duvarlar bu hava olmadan o ikinci cam olmadan lambanın etrafını saran birinci cam olmadan o lambadan saçan ışıktan faydalanabilirlermi

duvarlar o hava aracılığı ile ışklanırlar , onların lambaya varmak ve onun ışığından faydalanmak için hava ve ikinci cam ve birinci cam haricinde başka bir yolları ve aracıları yok , onlar o lambanın ışığından onun sıfatlarından her ne anlarlarsa bu aracılar vasıtası ile anlamışlar , onlar haricinde başka bir yolları yoktur o gaz lambasının sıfatlarını anlamak için . lambanın ışıklık sıfatı ve özelliği ilk olarak birinci cama yansımış , ondan sonra iki cam arasında bulunan havaya , sonra ikinci cama sonra dışarıdakı havaya sonra o odadakı eşyaya ve duvara varmış . duvar ve eşya lambadan ne biliyorsa o lambanın sıfatından havaya yansıyan kadar bilir ancak , bu eşya ve duvarlar lambadan tarif etmek isterlerse onlara hava aracılığı ile gelen sıfatları tarif edebilirler , ilk baştanda bu anladığı ve hıss ettiği sıfatların ismini gazlambası koymuş ve öyle tanımış , başka bir yolu yoktur, başka türlü haber alamaz lambadan bu eşya ve duvarlar . şimdi ben ve sen ki ikimizde lambadan,camdan , havadan ve eşya ve duvardan yukarı bir derecedeyiz bu lafları ediyoruz ve diyoruz ki bu duvar, lambanı idrak etmemiş onunla lamba arasında aracılar vardır , duvara gelen ışık gaz lambasının kendisi değil de onun nurudur, o bu nurun ismini gaz lambası koymuş ve böyle anlamış fakat farz edelim ki duvarın hıssıda var anlıyor ve düşünüyor , bu halde bile bu duvar gaz lambasını görmüş diye bilecek ve onu tanımış gibi olacak ve bu konuda hiç bir şüphe etmiyecektir .

Şimdi mohemmed ve ale mohemmed eleyhemosselamın mekamı ve derecesi tüm alemlerde ve beşeriyyet mekam ve dereceleri beşeriyyet aleminde, aynı tohidin nurunu gösteren bir gaz lambası gibidir ki tohidin nuru ona geyb den vahy oluyor , yansıyor , bu tohid nurunu bunlar sağdan ve ya soldan , etraftan , doğudan yadabatıdan almıyorlar, cenabı allah peygembere buyuruyor söyle onlara : ben sizin gibi bir beşerim ( adamım ) fakat bana vahy oluyor ki sizin allahınız ve rebbiniz vahid dir . dünyaya saçan tohid nurlarının hepsi bu tohid nurunu saçan lambadan saçmış , bizim yaptığımız tüm tohidler ve tüm yeteneklerimizle cenabı allahı tanımaklarımız ve ona tapmalarımız hepsihazrete peygember sellelaho eleyhe ve aleh efendimizin okuduğunun sesi ve sedasıdır ki cenabı allah ona buyurmuş : gol hovellaho ehed قُل هُوَاللهُ اَحَد yani : söyle ki allah ehed ve vahid ve bir tane dir . oda itaet etmiş ve söylemiş ve bu ses dünyada hep varmış ve vardır , o mubarek ağız hep bu zikri yapmış ve yapacaktır , bir düşünün bu ne ağızdır nasıl bir sesdir, tüm alem genişliğinde olan bir sestir bu ses ,nasıl bir lamba nasıl bir ışıktır , öyle bir lamba , öyle bir ışıktır ki tüm alemleri ışıklandımış bu lamba , cenabı allahın tohidinin nurunu tüm osiyaların camına yansıtmış (osialar biraz evvel dediğimiz lambanın etrafın saran birinci camdırlar peygember o alev ve onun vesileri birinci cam gibi dirler) ve oliyanın ışık yansıtan aracılıkları ile ( ikinci cam ) bizim gibi toprak aleminde olanlara yetiştirmiş . bu da bir temsildir cenabı allah tarafından yapılamış belki bizler biraz düşünelim ve konuyu anlıyalım diye . böyle buyurmuş cenabı allah kitabında : ellaho nurossemavete vel erze meselo nurehe kemeşkaten fiha mesbahon elmesbaho fi zocaceten ezzocaceto ke enneha kokebon dorriyon yogedo men şecereten mobareketen zeytuneten la şergiyyeten ve la gerbiyyeten yekado zeytoha yozio ve lolem temsesho naron nuron ela nuren yehdiellaho lenurehe men yeşao ve yezrebollahol emsale lennase vellaho bekolle şey on elimonاَللهُ نوُرُ الّسَمواتِ وَ الاَرضِ مَثَلُ نوُرِهِ كَمِشكوةٍ فيها مِصباحٌ اَلمِصباحُ في زُجاجَةٍ اَلزُّجاجَةُاَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوٰاتِ وَ الْاَرْضِ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ فيهٰا مِصْبٰاحٌ اَلْمِصْبٰاحُ ف۪ي زُجٰاجَةٍ اَلزُّجٰاجَةُ كَاَنَّهٰا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبٰارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لٰا شَرْقِيَّةٍ وَ لٰا غَرْبِيَّةٍ يَكٰادُ زَيْتُهٰا يُض۪يۤ‌ءُ وَ لَوْ لَمْ‌تَمْسَسْهُ نٰارٌ نُورٌ عَلٰي نُورٍ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشٰاۤءُ وَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثٰالَ لِلنّٰاسِ وَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْ‌ءٍ عَليمٌ .
yani : cenabı allah köklerin ve yerlerin nurudur . onun örneği aynı bir gaz lambasının yeri gibidir ki orada bir gaz lambası vardır ve o lamba bir cam içerisinde ve o cam öyledir ki sanki bir parlak yıldızdır , o lamba ne şergi ne gerbi olan bir mübarek zeytun ağacından tutuşacak , alevlenecektir . az kala onun gazı alevlenecek , bir halde ki ona hiçbir yerden ateş yaklaşmıyacak , nurdan bir nurdur , cenabı allah her kimseyi isterse o nur ile hidayet eder ve allah bu örnekleri halk için getiriyor allah her şeyi bilir .

Ayete şerifede olan Misbah ışık saçan ve lamba demektir ki buda hazrete peygember sellelahoeleyhe ve aleh efendimizin mekamı ve mertebesi ve derecesidir ki ışığını doğudan ve ya batıdan almamış . zocace ve mişkat ta ale mohammed eleyhesselamın dereceleridir ki tohidin nuru ilk olarakonlara yansımış , onlardan da onların ilim evlerine yansımış , sonrakı ayette buyurduğu gibi :fi biyuten َezِenَellaho en torfe e ve yozkere fihesmoho yosebbeho leho fiha belğodovve vَelasale في بُيوُتٍ اَذِنَ اللهُ اَن ترفَعَ وَ يُذكَرَ فيهاَ اسمُهُ يُسَبِّحُ لَهُ فيها بِالغدُوِّ وَالآصالِ yani : o gaz lambasının bulunduğu yer bir ev içindedir ki cenabı allah onların tekrimi ve tazimi için onların yüksek ve yukarı derecede olmalarına izin vermiş ki onun ismi o evlerde zikr olup söylensin ve gece gündüz o evlerde cenabı allahın tesbihini yapıyorlar . bu evler ise o hazretlerin şiileri ve büyük şii alimlerdirler , ale mohemmed eleyhesselamın ilimlerinin nuru ilk olarak bu büyük şii lere yansıyor veonların büyüklüklerine ve derecelerinin yükselmesine neden oluyor . başka ayette buyurduğu gibi:yorfe ollaho llezine amenu menkom vellezine utol elme derecaten يُرفَعُ اللهُ الَّذينَ آمَنوُا مِنكُم وَالَّذينَ اوُتوُا العِلمَ دَرَجاتٍ yani : cenabı allah sizden olan iman edinmiş şahısları ve ilim verilmiş olan kimseleri yüksek derecelere yükseltir. ve esmaye hosna olan (cenabı allahın en iyi isimleri olan ) ale mohemmed eleyhomesselamın zikri hep onların kalbinde olur . haberde hazrete sadık eleyhesselamdan vardır ki ,cenabı allah sizlere haber vermiş ki o evler erkek kişilerdirler ve sonrakı ayete işaret ediyor ve buyuruyor :recalon la tolhihehem tecareton ve la yebğon en zekrellahe رِجالٌ لا تَلهيهِم تِجارَةٌ وَلا يَبغٌ عَن ذِكرِ الله yani : öyle bir kişiler ki onları hiç bir ticaret cenabı allahın zikrinden ve namazdan ve zekatın eda edilmesinden alı koyamaz . cenabı allahın zikri ve onun tesbihi , nübüvvet ve peygemberlik lambasından saçan ve vilayet camından yansıyan ve onların kalbine kadar gelen cenabı allahın nurudur . buda cenabı allahın her kesi ona çağırmış olduğu ve o nur ile ışıklanmağa davet ettiği , dinidir . her kimse bu nur ile ışıklanırsa ve onlarıkabul eder ve dinlerse cenabı allahın sevdiği bende olur gol enkontom tohebbunellah fette beuni yohbebkomollah قُل اِن كُنتُم تُحِبّوُنَ الله فَاتَّبِعوني يُحبِبكُمُ الله yani : söyle onlara eğer cenabı allahı seviyorsanız beni dinleyin benden itaat edin ki cenabı allah sizi sevsin . böyle bir kimse tohidin nurunu kabul ettiği için ve cenabı allahın dini olan nurunun sıfatı ile sıfatlandığı için, onun dini ile mütedeyyin olduğu için , kendini o nura benzettiği için onun nuru ile benzerlik sağlamış onunla aynı cinsden olma yeteneğini kendinde icad etmiş ve aralarında sevgi ve dostluk oluşmuş ,cenabı allahın hebibi olmuş ve cenabı allahın dininin tümü ile dindar ve mütedeyyin olmuş . cenabı allahın ondan tüm isteği de budur . yani cenabı allahın nurunun sıfatı onun bulunduğu aleme geldiği ve yansıdığı kadar, kendini ona benzetsin , onun gibi olsun , onu kabul etsin diğe istemiş . bundan başka yapamaz , cenabı allah dabundan başka bundan fazla istememiş çünkü : ve la yokellefollahe nefsen ella vos eha وَلا يُكَلِّفُ اللهَ نَفساً اِلاّ وُسعَها yani: cenabı allah kimseni yapamıyacağı işe teklif etmez ve etmemiş . ona yansıyan ve onun anlıyabileceği bu nur mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamın nuru ve onun yansıttığı ışıktır . bu hazretlerin kendilerine varamak ve onlarla aynı yerde olmak , beşeriyyet aleminin en yüksek mekamında ve derecesinde oldukları için aşağı makamda bulunanlara mümkün değildir ,aşağıda olanlara mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamın büyük şiilerine varmak ve onlarla irtibat kurma imkanı vardır. bunları cenabı allah o hazretlerle aşağıda bulunanlar arasında vasıta ve aracı koymuş ve bu mübarek geriyelere (gerye köy demek) (mohemmed ve ale mohemmede) varabilmek için bu küçük köylerde ( büyük şiilerde ) dolaşmağa ve seyr etmeye emir vermiş . bu ayettebuyurduğu gibi :ve ce elnabeynehom ve beynel gorelleti barekna fiha goren zahereten ve gedderna fihesseyre siru fiha leyaliye ve eyyamen amenin . وَ جَعَلنا بَينَهُم وَ بَينَ القُرَي الَّتي بارَكنا فيها قُريً ظاهِرَةً وَ قَدَّرنا فيهاَ الّسَيرَ سيروُ فيها وَ اَيّاماً آمِنينَ yani: mübarek yaptığımız geryeler (köyler , mohemmed ve ale mohemmed ) ile halk arasında zahiri geryeler ( büyük şiiler ) yarattık ve bunların arasında seyr etmeyi , gidib gelmeyi kararlaştırdık , seyr edin , gidin gelin bunların aralarında emin olarak geceler ve gündüzler . demek ki bizim seyr etmemiz dolaşmalarımız bu geriyelerde yani büyük şiiler de olacak . cenabı allah bizden ne istemişse bu yönde yapılmalı , bizim tüm yapacaklarımız işlerin hepsi burada gerçekleşecek, bunlar üzerinde yapılacaktır , çünkü yapılacak işlerde fil , fail , ve mef ul hepsi aynı yerde olmalı ( yapılan iş = fil . işi yapan = fail . iş onun üzerinde yapaılacak olan = mef ul ) şimdi hindistanda olan bir kimseni burada dövmek istersek bu dövmek ona uygulanamaz , ya biz hidistana gitmeliyiz ya o şahıs bizim yanımıza gelmeli , başka türlü olamaz yapılamaz bu dövmek işlemi . şimdi biz mohemmed ve ale mohemmed eleyhomeselamın mekamında ve derecesinde değiliz , o mekama da varamayız , nasıl ki hazrete emirelmomenin eleyhesselam hazrete peygember selellahoeleyhe ve aleh hakkında buyuruyor: la yesbegeho sabegon ve la yelhegeho lahegon ve la yetmeo fi edrake megamehe tameon: لا يَسبِقِهُ سابِقٌ وَلا يَلحَقُهُ لا حِقٌ وَلا يَطمَعُ في اِدراكِ مَقامِهِ طامِعٌ yani: hiç kimse onu geçemez hiç kimse ona varamaz , hiç kimse onun mekamını anlamak için heveslenmez . bizim bulunduğumuz erse ve dünya dar olduğundan o hazretleri kendinde yer veremez kendine sığdıramaz bunun içinde o hazretler nefis nefsleri ile bizim yanınımıza gerçek ve esas mekamları ile gelmezler yani bizim dünyamız onları kendinde sığdıramaz , bunu düşünmek bile mümkün değil . eğer bu gökler bu ezemetleri ve büyüklükleri ile bir iğnenin deliğine girebilir ise o hazretlerde hakiki mekamları ile bizim yanınımıza gelirler böyle ise onlardan bizim yanımızda olan ,onlardan anladığımız o hazretlerin nuru ve ışıklarının yansımalarıdır, buda onların şiileridir ( fakat şiileri dediğimizde sakın tüm şii adı ile tanınan topluluk düşünülmesin bu şii ler içinde sıfatları, yaptıkları, düşündükleri, ibadetleri, itaetleri, aynı imam eleyhesselam gibi olanlardır . tüm şiiler değil . mütercim ) . dolaysı ile nasıl ki bizim o hazretlere yaptığımız cenabı allaha yapılmış sayılır bu şiilere yaptığımızda o hazretlere yapılmış sayılır o hazretlere yapılmış olanlar da cenabı allaha yapılmış olur tabi ki . çünkü şiiler alemohemmed eleyhomesselamın nurudurlar ve ale mohemmed de cenabı allahın nuru . her kimse onların nurunu severse onları sevmiş , onları sevende cenabı allahı sevmiş olur tabi ki . yine ayni şekilde her kimse onların nurunu düşman tutarsa onları düşman tutmuş , dolaysı ile de cenabı allahı duşman tutmuş olur . tüm yapılan işler böyledir tabi ki . sakın bu sözleri kendimden söylediğimi düşünmeyin , tüm dediklerim ale mohemmed eleyhomesselamın hadislerindendir . onlardan bazılarını sizin besiretiniz için , sizin bileceğiniz için burada yazıyor ve anlatıyorum .

Hazrete peygember selellaho eleyhe ve alehden rivayettir ki buyurdu : hiç bir zaman bir alimi yalanlamayınız , onu red etmeyiniz onu duşman tutmayınız , alimi seviniz , onların dostluğu dorudan doğruya ihlasdır, onların duşmanlığı nifaktır . bunu böyle biliniz her kimse bir alime ihanet ederse onu kötülerse bana ihanet etmiş beni kötülemiştir , bana ihanet eden beni kötülüyen cenabı allaha yapmış bunları , cenabı allaha bunları yapan cehenneme gider , biliniz her kimse bir alime ikram ederse bana ikram etmiş beni ikram eden cenabı allahı ikram etmiştir , cenabı allaha ikram edende cennete gider . hazrete sadık eleyhesselam buyurdu : her kimse bir mömünü hafif yaparsa bizi hafif yapmış ve cenabı allahın hörmetini hafif saymış . yine o hazretten dir ki her kimse cenabı allahın dostuna küfür ederse sanki cenabı allaha küfür etmiş . cenabı allah buyurmuş mömün bendesini kendi ezemetinin nurundan ve jelale kibriyasından yaratmış , böyle olunca her kimse mömüne kötülük yaparsa onu kabul etmez ise , cenabı allahı onun erşinde redd etmiş sayılır . ve hazrete ebolhasan eleyhesselem buyurdu : her kimse bizim şiimiz ile duşmanlık yaparsa bizim ile duşmanlık yapmış demektir, her kimse onlarla dostluk yaparsa bizim ile dostluk yapmış .çünkü onlar bizdendirler , bizim tinetimizden yaratılmışlar , her kimse onları sever ise bizdendir , her kimse onları sevmez ise bizden değildir bu fermayişin devamında buyurmuş : her kimse onları kabul etmez ise cenabı allahı kabul etmemiş , her kimse onlara kötülük yaparsa cenabı allaha kötülük yapmış, çünkü onlar cenabı allahın gerçek bendeleri ve onun sadık dostları dırlar, yemin olsun allaha onlar rebie ve mozer gibi lerde şefaet ederler, cenabı allah da şefaetlerini onların allah yanında sahip oldukları keramet nedeni ile kabul eder .36 rebie ve mozer açıklansın

Hazrete sadık eleyhesselam buyurdu : her kimse din kardeşini cenabı allah hatırına ziyaret ederse, cenabı allah buyuruyor beni ziyaret etmiş , onun sevabını da ben vereceğim . yine o hazretten dir ki buyurmuş : kıyamet olunca bendeni cenabı allahın huzuruna çağırırlar onunla kolay hesaplaşma yapar cenabı allah, sonra buyurur bendesine ey bende ben hasta olduğum zaman neden beni ziyaret etmedin, ne bu ziyarete mani oldu , mömün der ki ,ya rebbim sen benim perverdigarım allahım sın ve ben senin benden , sen heyy ve geyyumsun ( yani ölümsüz ve hep kalan ) yorgunluk ve derd sana gelmez , cenabı allah cevabında buyurur : her kimse bir mömünü iyadet ederse aynı beni iyadet etmiş gibidir ve hadisin sonuna kadar . hazrete peygember sellelahoeleyhe ve aleh den dir ki buyurdu : her kimse bir mömünü mesrur eder onu sevindirirse sanki beni mesrur etmiş ve beni sevindirmiş , beni mesrur eden ve sevindirende cenabı allahı mesrur eder ve sevindirir . mömüne yapılan tüm işlemler cenabı allaha yapılmış anlamında olan rivayetler ve haberler yazılabilmekten fazladır . bu yapılan işlemlerden birisi mohebbet ve sevmek tir , her kimse onların şiilerini severse onları sevmiş ve dolayısı ile de cenabı allahı sevmiş , onlara karşı sevginin doğruluğunun işareti , onların dostlarının dostlarını sevmektir , hadiste olduğu gibi : senin dostun , seni ve seni sevenleri sevendir . bu dediklerimden , yazdıklarımdan her halde anlamışsınızdır ki : o efendilerimizin ve o büyüklerimizin hakikatları ve gerçekleri bizim anlama ve düşünme aletlerimizin çok üstünde olmalarından, bize anlaşılır gibi değiller , bu yüzdende onlarla benzerliğimiz veya karşı olmamız ve ya dostluğumuz , duşmanlığımız söz konusu olamaz , tüm dostluklar duşmanlıklar ,itaet etmeler , günah işlemeler , mesiyetler hepsi bizim bulunduğumuz , anladığımız ve derk ettiğimiz mekamlar , derecelerde olur , bu konuya işarettir o hadise şerif ki buyuruyor: leysennasebo men nesebe lena ehlelbeyte le enneke len teced eheden yegul enni ebğezo mohemmeden ve ale mohemmeden ve ennemennasebo men nesebe lekom ve hove ye elemo ennekom tetevellona ve ennekom men şietena لَيسَ النّاصِبُ مَن نَصَبَ لَنا اَهلَ البَيتَ لاَنَّكَ لَن تَجِدَ اَحَداً يَقوُلُ اِنّي ابغِضُ مُحَمَّداً وَ آل مُحَمَّدٍ وَ اِنَّمَا النّاصِبُ مِن نَصَبَ لَكُم وَ هُوَ يَعلَمُ اَنَّكُم تَتَوَلّونا وَ أنَّكُم مِن شيعَتِنا
yani : nasib ve duşman biz ehle beyt ile duşmanlık yapan değil çünkü sen hiç bir zaman bizim ile duşman olduğunu dile getirip ve böyle bir iddia edecek birisini bulamazsın , budur ve bundan başka değildir ki nasib sizin bizimle dost olduğunuzu , bizi sevdiğinizi bizim şiimiz olduğunuzu bildiği halde sizinle duşmanlık yapan kimsedir .

O hazretler bizim gibi unsuri beden ve maddi beden kendilerine almışlar biliyoruz , fakat bizim onlar hakkında dediklerimiz yaptıklarımız ve yapacaklarımız hepsi bizim derecemizde bizim bulunduğumuz makamda oluyor yani şiiler derecesinde ve makamında oluyor bu işlerin hepsi , bizim yaptıklarımız hep onların hakikatlarından saçan ve bizim derecemize yansıyan nurları ile ilgilidir o nuru anlıyor ve görüyoruz , şimdi bu nuru onların bu dünyada bulundukları zaman kendilerinin mübarek maddi ve unsuri bedenlerinde gördüğümüz zaman onların hakiki nuru değil bu görünen nur onların şiilerinde görünür olan nurdur bu nur ,o hazretler görünebilir olmaları için şiilerinin makamına kadar tenezzül etmişler ve aşağı gelmişler ve kendilerini şiilerin derecesine kadar indirmişler , böylece görünür olmuşlar o hazretler, muhakkak olan bu ki biz kendi bulunduğumuz ve olduğumuz makamdan bir adım bile ileri ve yukarı gidemeğiz , onların makamına varamayız ve onların bulunduğu yere yükselemeğiz ve neticedede onları göremeğiz ve onlarla irtibat kuramayız , bu yüzden o hazretler kendilerini aşağı seviyyeye ve şiiler ve bizim bulunduğumuz dereceye indirmişler ve görünür hale gelmişler .nasıl ki cenabı cebrail miraç gecesinde hazrete peygember sellelahoeleyhe ve aleh ile göklere gittiyi zaman kendi makımının nihayetine ve en üstün derecesine vardığında bir adım bile ilerliyemedi ve arz etti :

او دنوت انملته لا حترقت yani: bir parmak kadar ilerlersem yanarım . bizde aynı şekilde kendi makamımızdan ve bulunduğumuz hudud dan ileri gidemeğiz , biz de bulunan , anlama , düşünme , sevme ve tüm hıssi aletlerimiz bizim vucudumuzun ve varlığımızın bir parçası dırlar bizden yukarı gidemezler bizi geçemezler , böylece yukarılara hiç bir şekilde yolumuz yoktur , öyleyse yukarıdakıların aşağı gelmelerinden başka bir çare kalmıyor yukarıdakı nurlar aşağı ve bizim yanımıza gelmeli , cennettede böyledir buyurmuşlar . hazrete peygember sellelahoeleyhe ve alehden rivayettir ki buyurmuş : ya ali her Cuma senin şiilerine seni ziyaret etmelerine izin verilir , onlar sana bakarlar kendi bulundukları evlerinden, Cuma günü aynı bu dünyada bulunanlar gökdeki yıldızlara baktıkları gibi , siz eela elliyyinde siniz, öyle bir derecedeki ondan yukarı derece yoktur . bitti hadise şerif .

Bak nasıl konuyu açıklamışlar o hazret , biz yıldızlara baktığımız zaman acaba yıldızın kendisi o ağır varlığı milyonlar ton olan hakiki varlığı ile mi geliyor bizim gözümüze onu anlamamız ve idrak etmemiz ve görmemiz için ? bu bizim gözümüze varan onun nuru ve yansıtısıdır , bizim hıss ettiğimiz anladığımız , gördüğümüz yıldızın kendisi değil onun nuru ve ondan yansıyan ışıktır . şimdi imamlar eleyhomesselamdan da hıss ettiğimiz, anladığımız, görebildiğimiz , şiiler derecesinde ve ersesinde sahip oldukları makama ve dereceye indiklerindendir , onların bizim makamımıza kadar inen nurlarını biz hıss ediyor , anlıyor ve görüyoruz, bundan yukarısını değil . bizim görevimizde budur , bu nurun sevgisi bizim ibadetimiz , bu nurun duşmanlığı bizim mesiyatimiz ve günah işlememizdir .

Şimdi bu nur nerede ? onların dostlarının ve şiilerinin anlından başka bir yerde yansımamış bu nur . fakat tüm şiilerin anlında eşit miktarda yansımamış bu nur onların büyüklerinde tam bir münasebet sağlayanlarda , zatlarında, sıfatlarında yaptıkları işlerinde , konuştuklarında, kendilerini mevlalarına tam bezetenler tabi ki bu nuru daha fazla yansıtıyorlar , bunlardan bazıları her bakımdan kendilerini onlara benzetmişler , kendilerinden hiç bir varlık hiçbir benlik bırakmamışlar , hep mevlelarını yansıtıyorlar , her şeyde mevlalarının elçisidirler , aynı bu hava gibi , bizim ile günüş arasında maddi bir varlık olduğu halde asumani olmadığı halde öyle bir saflığa erişmiş öyle pislikleri , boyaları kendinden atmış ve arkasını görünür hale getirmiş ki güneşi tüm sıfatları ile tüm varlığı ile yansıtıyor . hiç bir şekilde kendini göstermiyor ,böyle olunca biz güneşe doğru dönmek istediğimiz zaman bu havaya doğru dönüyoruz , şer en ve ürfen güneşe doğru dönmüşüz , güneşten ısı olsun ve ya ışıklık bu hava aracılığı ile bize geliyor , onu görmek güneşi görmek ve ona arka çevirmek güneşe arka çevirmektir ona bakmak güneşe bakmaktır .

Şimdi eğer bir şii kendi mevlaları hakkında bu dereceye varmış ve bu kadar kendini unutur ve mevlasını yansıtıyorsa o şii nin dostluğu iman , duşmanlığıküfr olur , aynı hazrete selman gibi ki onun hakkında buyurdular : selman hobboho iman boğzoho kofr سَلمان حُبُّهُ ايمان بُغضُهُ كُفر yani :selmanın dostluğu iman ve duşmanlığı küfr dür . aynı kendileri hakkında buyurmuşoldukları gibi : hobbena iman ve boğzena kofrحُبَّنا ايمان وَ بُغضَنا كُفر yani: bizim dostluğumuz iman ve duşmanlığımız küfr dür . aslında nur ile onun kaynağında hiç bir fark bundan başka ki bu onun nuru dur ve onun bendesidir ve kaynak onun mevlasıdır, ağasıdır, bu ona bağlıdır , yoktur .aynı dua da da ale mohemmed eleyhomesselam hakkında okuduğumuz gibi kidiyoruz : la ferge beyneke ve beyneha ella ennehom ebadoke ve khelgoke fetegha ve retegha beyedeke bed uha menke ve ovdeha eleyke

لا فَرق بَينَكَ وَ بَينَها اِلاّ اِنَّهُم عِبادُكَ وَ خَلقُكَ فَتقها وَ رَتقها بِيَدِكَ بَدوُها مِنكَ وَ عَودها اِلَيكَyani : senin ile onların arasında bundan başka ki onlar senin benden ve halkındırlar başka bir fark yoktur onların varlıkları ve yoklukları senin ellerindedir onların başlangıcı senden ve sonları da sana doğrudur. yine onların kendi buyuruklarıdır : şietona menna keşşoaeşşemse meneşşemse . شيعَتُنا مِنّا كَشُّعاعِ الشَّمسِ مِنَ الشَّمسِ yani : bizim şiilerimiz bizden aynı güneşin nuru gibi güneştendirler .

Acaba gökteki güneşten ilk günden şimdiye kadar ve dünyanın sonuna kadar onun nurundan başka , onun ışığının yansımasından başka bir şey görmüş ve ya görecek misiniz , tabi ki onun ışığının yansımasından başka bir şey görmemişiniz , görmiyeceksiniz , her ne güneşe karşı yapmak isterseniz bu nura karşı yapmanız gerekiyor , ısınmak isterseniz onun ışığı ve nuru altında oturmalısınız , güneşe karşı dönmek ve onun karşısında durmak isterseniz onun nuru ve ışığına dönmelisiniz , onun karşısında durmalısınız , güneş ismini kullandığınız zaman onun ismini duyduğunuz zaman onun nuru ve ışığını düşüneceksiniz , neden böyledir ? çünkü güneşten onun nuru ve ışığından başka bir şey sana gelmemiş ve bunlardan başka bir şey bilmiyorsun , bundan başkada sendenistenmemiş istenemez : ve la yokellefollaho nefsen ella ma ataha . وَ لا يُكَلِّفُ اللهُ نفسا اِلاّ ما آتاها yani : cenabi allah kimseden ona verdiğinden fazla onun anladığından fazla istmez ve ona teklif etmez .

Evet bu derecelerden aşağıda olan ve ale mohemmed eleyhomesselamın varlık güneşinin nurunu tam olarak ve mükemmel bir şekilde yansıtamıyor olan şiiler çeşitli derecededirler , onların sevgisi mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamın nurunu yansıttıkları kadar lazım ve vacip ve gereklidir ve onların bu kadar sevgilerini beslemekde dindendir . dinin tümü mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselama teslim olmaktır , onların anlına yansıyan cenabı allahın tohidinin nuru ,1- senin kalbine yansımış olursa ,2- sen o ışıkla ışıklanmış olursan ,3- onları itaet edersen ,4- o nurun sıfatı ile sıfatlanmış olursan ,5- belki kendin onların nuru olabilirsen , 6 - cenabı allahın hebibi ve onun sevgilisi olursan ,7- her hangı bir şahısta onların nurunu ve ışığını görür ve kendin ile o şahıs arasında benzerlik ve birlik görürdüğün zaman , sebebsiz delilsiz elinde olmadan onu seversen ,8 - onların sıfatlarının tersi ilesıfatlanmış ve onların istediklerinin tersini yapan kimseden sebebsiz ve istemeden teneffür eder, onu duşman tutarsan , sen cenabı allahın dininin tümüne mükemmel bir şekilde mütedeyyin olmuş , dindar olmuşsundur . aynı o din ki buyurmuşlar din sevgiden ve duşmanlıktan başka değildir . böyle bir dostluk , sevgi ve duşmanlık her hangı bir kişinin kalbinde yok ise , bu cenabı allahın nuru onun kalbine yansımamış olmanın işaretidir, onun dini yok demektir . bu yüzden bizin meşayihimiz, alimlerimiz ve büyüklerimiz eelellahomegamehom ( mekamları ali olsun yüksek olsun ) şiileri tanımak ve onların sevgisini yürekte beslemeni dinin erkanı ve esasından saymışlar , neden ? çünkü bizim allaha ve resula ve tahir imamlar eleyhomesselama karşı yaptığımız tüm işlerin yeri burasıdır , burada biz varız ,bizim zikrimiz burada vardır, bundan yukarıda biz yokuz olamayız , bizim cenabı allaha , resuluna ve imamlar eleyhomesselama karşı yapabileceğimiz tüm işlemler ve kendimizin inançlarımızı gösterme yeri ve mekanı burasıdır , bizim yapacaklarımız kendimize benzer şeyler üzerinde etkili olur , bize benzer şeyler üzerinde gerçekleşebilir , bizim sevgimiz ,dostluğumuz mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamın , bizimle aynı yerde aynı derecede aynı ersede olan , şiileri ve dostları üzerinde gerçekleşir ,bizim duşmanlığımız ise o hazretlerin bizim ile aynı olan , bize benzer bizim derecemizde olan duşmanları ile muhakkak olur ve yapılır ve gerçekleşir . bu tür dostluk ve duşmanlık , kendimizle aynı olan kişiler haricinde neye ve nasıl yapılabilir acaba ? kendimizle aynı seviyyede olanlardan başka, kendimizle aynı derecede olan varlıklardan başka hiç bir şeye yapılamaz bu tür işler ve sevgiler duşmanlıklar .cenabı allahın da bizden istediği din onun dostları ile dost olma ve duşmanları ile duşman olmaktan başka bir şey değildir , bu sevgi ve nifret , dostluk ve duşmanlık , dostları ve duşmanları tanımak , dinin tümüdür ve onun kemalıdır .

Velakin sorduğunuz soru ki acaba bu sevgiyi nasıl elde edebiliriz ? yazdığım konulardan anlamış olmalısınız ki sevgi imandır , buda cenabıallah tarafından gelmeli , halkın gücü onu elde etmeye yetmez , hazrete ibrahim halil ela nebiyyena ve alehi ve eleyhesselam buyuruyor :le en lem yehdeni rebbi le ekunene menel gomezzalemin لاِن لَم يَهدِني رَبّي لاَكونَّنَ مِن القوَمِ الّضالينَ yani : eğer cenabı allah beni hidayet etmez ise iydi , ben yolu şaşanlardan olurdum . cenabı allah buyuruyor :hovellezi enzelessekinete fi golubol momenine ve eyyedehom beruhen menho هِوَ الَّذي اَنزَلَ السَكينَةَ في قُلوُبِ الموُمِنينَ وَ اَيَّدَهُم بِروُحٍ مِنهُ yani : odur ki sekineni mömünlerin kalbine nazıl buyurmuş ve onları kendinden bir ruh ile kabul edenlerden kılmış . hadisde de sekineni , sakinliği ve ruhu, iman anlamında anlatmış ve tefsir etmişler . velakin cenabı allah geniş rehmetinden dolayı tüm vücüd ve varlık alemlerini hazrete peygember selellaho eleyhe ve alehin vücüd ve varlık nuru olan ruhul iman ile doldurmuş ve kendi tohidinin ayetlerini her yere vardırmış ve göndermiştir . recebiyye duasında okuduğumuz gibi ki okuyoruz : behem meleete semaeke ve erzeke hetta zehere en la elahe ella ente 41

بِهِم مَلاتَ سَماءكَ وَ اَرضكَ حَتّي ظَهَرَ اَن لا اِلهَ اِلاّ اَنتyani : onlar ile( mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselam ile ) yerini ve köklerini doldurdun, böylece senden beşka bir yaratan ve allahın olmadığı zahir oldu ve belirlendi . bu bizim yeteneklerimiz dahilinde olmadığından cenabı allah kendisi bunu üstlenmiş ve onu bize zahir etmiş , belirlemiş ve göndermiştir , bizim yeteneğimiz dahilinde olan ve bizden istenilmiş olan onu kabul etmektir , bize öyle bir fitret ( tabiet ve insanın ana karnında yaratılmış olan sıfatı ve özelliği ) inayet buyurmuş , merhemet etmiş ve vermiştir ki , eğer onu değiştirmez ve çevirmez isek , onu ( cenabı allahın tohidini veyukarıda sözü geçen konuları ) kabul ederiz , nasıl ki buyurmuştur : fetretellahelleti feterennase eleyha la tebdile lekholgellahe فِطرَةَ اللهِ الَّتي فطرَ النّاسَ عَلَيها لا تَبديلَ لِخَلقِ اللهِ yani cenabı allahın halkda yaratmış olduğu fitreti değiştirmeyiniz . fakat her hangı bir kimse onu değiştirir ise , ruhul imandan gelen konuları kabul etmez , sevgi kazanamaz . öyle ise sevgi kazanabilmek için , eğer fitretin esasında her hangı bir değişiklik olmuş ise onu giderelim , ortadan kaldıralım ve cenabı allahın tohid gösteren lambaları ve ışıkları ve onun davetinin lisanı ve dilleri olan , mohemmed ve ale mohammed eleyhomesselama yönenelim ki bizim kalbimiz cenabı allahın nuru ile ışıklansın ve onların sevgilerinin nuru bizim karanlık olan yüreklerimizi nur ile doldursun ve ışıklandırsın , resulların gönderilmesi , kitapların nazıl olup kökten gelmesi hep bu iki konu için yapılmış ki bizi fitreti değiştiren faktörlerden uzaklaştırsın , böylece biz o faktörlerden uzaklaşalım , cenabı allaha taraf yönlenelim , budur dinin en sağlam tutanağı ve onun erkanı ve esası olan dostluk ve duşmanlığın anlamı , hadiste hazrete sadık eleyhesselamdan rivayettir ki cenabı allahın resulu sellelahoeleyhe ve aleh eshabına buyurdu : imanın hangı tutanağı en sağlam olanıdır , arz ettiler cenabı allah ve onun resulu iyi bilirler , sonra bazıları namaz , bazıları zekat dediler , bazıları oruç bazıları haç ve ömre , bazılarıda cahad dediler , sonra cenabı allahın resulu sellelahoeleyhe ve aleh buyurdu , tüm bu saydıklarınızın feziletleri vardır ve o değildir, velakin imanın en sağlam tutanğı , cenabı allah yolunda sevmek ve onun yolunda duşmanlık yapmaktır canabı allahın dostlarını dost tutmak , duşmanlarından uzak durmak, teberri etmektir .bitti hadise şerif . demek ki tüm çabalarımız bu iki konuyu elde etmek için olmalı ,bildiğimiz gibi her şeyi elde etmek için gerekli işleri yapmak ve ona varmak için önümüze çıkan her türlü engeli ve önleyici olan her şeyi aşmak gerikiyor , böyle mümkün olur istediyimiz şeyi elde etmek . şimdi bu konuda şartlar mevcuttur yani peygemberlerin daveti var, bu daveti kabul edecek fitrette içimizde vardır bunların ikisinide cenabı allah kendi ibtidai nimetleri ile eta buyurmuş ve vermiştir bizlere , yalnız yukarı makamlara arka çevirdiyimiz,alçaklıkları uyguladığımızdan fitretlerimizde baş veren eyrilikler ,değişiklikler bu maksada varmamızı engelliyor . bunun giderilmesine çalışmalıyız ve kendimizi aşağı seviyye sıfatlar olan cemadiyyet , nebatiyyet ve hayvaniyyetten kurtarmalıyız . şeriyetlerin , dini görevlerin çoğunluğu bunun içindir bunlardan kurtulmamız içindir , en büyük mani ve önleyici de dünyanı sevmektir, su ve topraktan yaratıldığımız için o cinsten olan buaşşağılıklara alışmışız , bu kirliliklerden kendimizi arıtmalıyız ve cenabı allahın davetini ki buyurmuş: estecibullahe ve lerresule eza deakom lema yohyikom استَجيبوُا اللهِ وَ لِلرَّسوُلِ اِذا دَعاكُم لِما يُحييكُم yani: cenabı allah ve resul size hayat verecek olan bir şeye davet ettikleri zaman onları icabet ediniz kabul ediniz . kabul etmeliyiz ve tüm dünya ve mafiha ve onda bulunanları unutmalı ve cenabı allaha doğru bakmalıyız ki yüreklerimiz cenabı allahın oliyalarını sevmek ve ruhul iman ile yeniden hayatlansın ve yaşasın ve o hazretlerin vucutları ve varlıklarının fazlalığı ve artan kısmı ile ebedi hayat ve hep kalma, bizlere nasib olsun inşaallah . işitildi hazrete ebi ebdollah eleyhesselamdan ki buyuruyordu : mömün dünyanı terk ettiği zaman yukarı gider ( makamı yükselir ) ve cenabı allahın dostluğunun ne kadar tatlı olduğunu fark eder , dünya ehlinin yanında ise, aklını yitirmiş , üşütmüş gibi olur, hal bu ki dünya ehlinin anlamadığı cenabı allahın sevgisi , dostluğu onlara gelmiştir . bitti hadise şerif . canabı allaha bakmak ,muhebbetin , sevginin , kemala erişmiş olan dostlarına , sevenlerine bakmak demektir. Her kimse kendisinde bulunmayan kemala, iyiliğe erişmek isterse , istediği kemal ve iyiliğin bulunduğu şahıslara gitmesi ve onlardan alması ve öğrenmesi şarttır , üşüyen , soğok olan , karanlık olan her hangı bir kimse , bu sıfatların kaynagı olan sıcaklık ve nurun , ışıklığın kemalı onda bulunan , gazlambasına gitmesi gerekiyor bu lamba onu ısıtır ve ışıklandırır , sevgisi az olan kimse sevgi kaynakları , sevgileri , muhabbetleri çok olanlarla oturup kalkarsa onlar ile gidip gelirse tabi ki sevgi sahibi olur , bunun için seyr ve suluk ilminde alimlerin büyüklerin toplantılarına gitmeyi , kardeşler , dostlar ile git gel yapmağı bu kadar çok tavsiye etmişler . bu iş onların sevgilerinin artmasına neden olur , bu toplantılarda böyle yerlerde cenabı allahın nimetleri söylenir sayılır , ale mohammed eleyhomesselamın feziletleri , onların iyilikleri , sıfatları söylenir tikrar edilir birbirlerine anlatılır , böylece cenabı allahın ve resulun sevgisi yüreklere aktarılır , bu sevgi ve dostluk artar . hazrete peygember selellahoeleyhe ve alehden rivayettir buyurdu : cenabı allah davud peygembere buyurdu : beni sev , benim sevgimi halkımın kalbine aktar , davud arz etti evet ya rebbim ben seni seviyorum fakat senin sevgini halkın kalbine ve yüreğine nasıl aktarayım , buyurdu cenabı allah ya davud benim verdiğim nimetleri onların yanında söyle onlara hatırlat . ne zaman nimetlerimi onlara söyler hatırlatırsa beni sevecekler .

Ve dünyaya arka çevirmenin, onu hafif sayacak yöntemlerden,onun nimetlerinin fenasında , çabuk elden gitmesinde düşünmektir , geçmişlerden ve gitmişlerden ibret almaktır . ölümü düşünmek onu hatırlamak en iyi yöntemlerden ve moize dir . bu işler insanın bu dünyadan ve ondakı bezeklerden kopmasını sağlayan , ondakı pisliklerden kurtulmağa ve cenabı allaha dönmeye neden olan işlerdir . cenabı allahın nurunun sevgisi kalbine girer , onun oliyası ve onun sevgisinde mükemmel olan insanlarla irtibat kurar, gider gelir onlarla , onların sevgilerinin fazlalığı sayesinde bununda sevgisi git gide çoğalır , eğer bu anlattığımız özellikte olan insanlara kendileri varamıyacak olursa da onları düşünür , onların hatırası ile ilgilenir onların iyiliklerini , yaptıkları işleri , seyr ve suluklarını düşünerek git gide ilerler , tahir imamlar eleyhomesselamın ,dinimizin büyüklerinin , hallerini, onların tarihini okuyarak gün geşdikçe onlara karşı isteği çoğalır ve nihayette bir ateşin bir damlası bir pamuk deposunda nasıl bir yangın çıkarır , tün pamukları alevlerle yakar ise , o hazretlerin zikri , onların halleri ve yaptıkları işler hakkında düşünmek , onların dostları onları sevenler ile gidip gelmeler devam ederse , insanınkalbini ve yüreğini onların sevgisinin nuru ile alevlendirir ve ışıklandırır ve onları sevenlerden olur, onların dostu olur tabi ki inşaallah .enşaellaho ce elennalaho ve iyyakom minel motemessekine beheble velayetehem amin ya rebbel alemine اِنشاءَ اللهُ جَعَلنا اللهُ وَ اِيّاكُم مِنَ المُتَمَسِّكينَ بِحَبلِ وِلايَتِهِم آمين رَبِّ العالَمينَ yani: cenabı allah bizi ve sizi onların iplerine bağlananlardan etsin amin rebbel alemin .

Üçüncü soru : insan ale mohemmed eleyhomesselamın alimini tanıyabilmek için nasıl yetenek kazanmalı ( kendi kadarı ile o büyükleri tanıyabilmesi için varması gereken yeteneğin derecesi ve makamı nedir ) nasıl elde etmeli .

Cevap : bizim ile ale mohemmed elehomesselamın arasında aracı olan alimlerinin hepsi aynı derecede ve makamda değiller , onların en düşük seviyyede olanları bizden bir konu fazla bilenidir , en yüksek derecede olanları ise kendilerinden hiçbir varlık bırakmayan ve kendilerinin tüm varlıkları ile imam elehesselamın mübarek nurunu yansıtanlar ve onların babı ve kapısı olanlar , dolayısı ile cenabı allahın babı ve kapısı olanlardırlar . aynı hazreti selman gibi olanlarki onların hakkında buyurdular : selman babollahe fil erz .سَلمان بابُ اللهِ في الاَرض yani : selman cenabı allahın yer yüzünde kapısıdır . bu alimler ve aracılar, aynı yer yüzündeki köyler gibidirler ki cenabı allah bizlerinbu köylerde seyr etmemizi ve onlarda araştırma yapmamızı istemiş ve emr etmiştir . bu ayaette buyurduğu gibi :ve ce elenellaho ve beynel gorelleti barekna fiha goren zahireten ve gedderna fihesseyre siru fiha leyaliye ve eyyamen amenine .

وَجَعَلَنا بَينَهُم وَ بَينَ القُرَي الَّتي بارَكنا فيها قُريً ظاهِرَةً وَ قَدَّرنا فِيهاَ السّير سيروا فِيها لَيالِيَ وَ اَيّاماً آمِنينَ
Yani : onlar ile bereket koyduğumuz köyler arasında ,zahiri köyler koyduk , ve onlarda seyr etmeni kararlaştırdık . seyr ediniz onlarda geceler ve gündüzler bir halde ki korunuyorsunuz . hadisde bu zahiri köyleri ,kendilerinden olan fegihler ve alimler anlamına geldiğini buyurmuşlar . bu köylerde seyr edebilmek için onları tanımak gerekir , tanımak için ise , tanımağa gereken kabiliyyete ermek lazım , bu kabiliyyeti kazanabilmek için , gereken faktörlerin ilki , insanda aklın bulunmasıdır ki ilk başta yalancı ile doğru konuşanları taşhis edebilsin ve iyi ile kötüyü tanıyabilsin . insanlarda akıl olmaz ise bu kabiliyyet onlarda bulunmaz , bulunmayınca da teklif edilmezler , mükellef olmazlar , bunun içindir ki şeriyette teklifin vacib olmasının şartını , aklın bulunmasını buyurmuşlar , aklı olmayan bir çocuk ve delilere teklif olunmaz ve teklif onlardan kaldırılmıştır . aklın en aşağı derecesine sahip olan , iyi kötüyü seçebilen, yalanla doğruyu tanıyabilen her hangı bir şahıs teklif edilme kabiliyyetine ermiştir , böyle biriside yol göstericilerini tanıyabilir , sonralar bulduğu bu yol gösterenleri dinler ve onlar vasıtası ile buna gelen ale mohemmed eleyhomesselamın buyuruklarını ve emirlerini uygular ise ilerler ve aklı çoğalır ,bu yolda ilerler ve git gide daha büyük görevler alabilme kabiliyyetini bulur ve cenabı allah daha büyük yol göstericileri ona tanıtır yani daha yüksek makamda olan hocalar ona gönderir ve ona tanıtır , kendi hükümlerini , emirlerini ona yetirir . bu teklifleri ve görevleri bendelere iletmek işini cenabı allah kendisi üstlenmiştir , çünkü bendelerin bu işi yapamıyacaklarını cenabı allah biliyordu . hazrete bagir eleyhesselamdan rivayettir ki : halkın bilmesi cenabı allahın onlara bildirmesinden önce gerekmiyor , cenabı allah öğretir öğretmez halkın öğrenmesi gerekiyor . yine hazrete ebi ebdollah eleyhesselamdan sordular : acaba halkda tanımak cihazı varmıdır ? buyurdu yok . sordular : acaba tanımağa teklif edilmişlermi ? buyurdu yok . cenabı allahın beyan etmesi gerekir . cenabı allah hiç kimseye bildiğinden fazla yapabileceğinden daha çok teklif etmez . hiç kimseye ona öğrettiğinden fazla sormaz , ona her hangı bir vesile ile yetiştirdiğinden fazla teklif etmez . şimdi tekliflerden biriside ale mohemmed eleyhomesselamın alimlerini ve onlar ile bizim aramızda olan vasıtalar ve aracıları tanımaktır . bunları cenabı allahın tanıtması gerekiyor . onları tanımak içinde işaretler koymuştur . sonrakı soruların cevabını verirken bu işaretleri de açıklarız inşaallah .

Dördüncü soru : yeteneğin işaretleri nedir ?

Cevap : geçenki sorunun cevabında dedik ki : kabiliyyete ermek için aklın var olması gereklidir . aklın var olması teklifin şartlarındandır , akıl olmaz ise teklifde olmaz . akıl çoğaldıkça teklif ve görevlerde çoğalır ve yükselir . bir derece yukarı mertebeye yükselme kabiliyyetine erme işareti , daha evvel öğrendiklerini uygulamaktır . aynı o ilk okulda okuyan çocuk gibi . yani bir öğrenci birinci sınıf derslerini o sınıfın hocası ile birlikte başarı ile okuyup bitirir ise , ikinci sınıfa geçme ve o sınıfın hocası ile o sınıfın derslerini okuma ve ikinci sınıf öğrencisi olma kabiliyyetini elde etmiş demektir . şimdi şeriyetin hükümlerinin sınıfları da farklıdırlar . akıllılar , hekimler ( bilenler ) ile dokuz yaşındakı kız ve on dört yaşındakı oğlan çocuklarının görevleri aynı değil, bir birleri ile farklıdırlar , evet yukarıda olanlar aşağıda olanların görevlerine mükellefdirler . ama aşağıda olanlar yukarıdakıların görevlerine mükellef değiller .mesela altıncı sınıf öğrencisi aşagı sınıf derslerinin hepsini bilmesi gerekiyor , yazması , okuması , çarpı , eksi , artı , bölü bilmesi şart tır . ama aşağıdakı sınıfta olanların altıncı sınıf öğrencilerinin bilmesi gereken şeyleri ve dersleri bilmeleri şatdeğildir . şimdi cenabı allaha doğru gitme ve seyr etmeninde sınıfları ve dereceleri vardır , yada ale mohemmed eleyhomesselamın kullandıkları dilde köyleri vardır . bu köylerde ( sınıflarda ) seyr etmeleri gerekiyor . bu köylerin (sınıfların ) her tek tekinin hocaları ve yol gösterenleri vardır . her sınıfın ve köyün hocasını tanımak ve onun derslerini öğrenmek ve dediklerini uyğulamak o köyün ve o sınıfın öğrencilerine yeterde artarda , yukarı sınıf hocalarını , öğretmenlerini tanımak aşağı sınıf öğrencilerine şart değildir . bu zahiri geriyeler , köyler ( sınıflar ) büyük molam , ağam , hocam irşadil evam kitabında açıklamış oldukları gibi ,birinci zahiri şeriyet köyü , ikinci zahiri teriget , üçüncü zahiri hegiget( hakikat , gerçek ) , dördüncü küçük nüceba ( necibler ) beşinci küçük nügeba ( negibler )altıncı büyük necibler ,yedinci büyük negibler ve sekizinci erkandır lar . mübarek geriyeler , köyler ise mübarek vilayet geriyesi( köyü ve sınıfı ) ve mübarek nübüvvet( peygemberlik ) geriyesidir . saydığımız bu on tane sınıf kadar bizim ile cenabı allah arasında açıklık ve yol ve fark vardır . bu geriyeler ,köyler ve sınıfların her birisine girebilmek için gereken kabiliyyetleri o kitapta buyurmuşlar . bende onların aynısını burada yazıyorum . buyurmuşlar : insan birinci geriyeni sınıfı bitirmez ise ikinci geriye ve sınıfa geçme imkanını bulamaz ikinci sınıfa geçemez . birinci sınıfı , zahiri şeriyet sınıfını bitirmek için onu okuyup anlamak lazım , okuduklarını ve bildiklerini hulus va saflık ile uygulamak şartdır . insan fegihler topluluğuna dahil olunca , abidler ve zahitler dahiline girdikten sonra, ikinci sınıfa girme , teriget ehli olma başarısını elde etmiş olur , yoksa olmaz . bu sınıfa giren kişinin işaretlerinden, huyların ve nefsin temizlenmesi , ruhani adamların , din adamlarının sıfatları ile sıfatlanmasıdır . bu geriye ve sınıfa girdikten ve tüm sıfatları bu sınıftakıların sıfatlarına benzedikten sonra ,üçüncü sınıf ve geriyeye yani hakikat ve gerçekler sınıfına ve köyüne girmek mümkün olur . bu sınıfa girmenin işaretlerinden , eşyalarn hakikatını ve gerçeğini bilmek ve anlamaktır , bu sınıfa girenler artık cenabı allahın hebibi olurlar , ilmin nurunu alma kabiliyyetini kazanmışolurlar . neden ? çünkü : el elmo nuron yegzefohollahe fi gelbe men yohebbo . اَلعِلمُ نوُرٌيَقذِفُه اللهِ في قَلب مَن يُحِبُّ yani : ilim bir nurdur cenabı allah yansıtır onu sevdiği şahısların kalbine .bu üçlü köyleri geriyeleri ve sınıfları geştikten sonra küçük necibler halinden anlama yeteneğini bulur onun sınıfında olma kabiliyyetine sahip olur , deliller burhanlar onu bu tarafa doğru iterler , heyhat , neredeler bunlar , çok azdırlar bu şahıslar , yüzbin şahıstan bir şahıs bu mekama bu sınıfa giremez . büyük hocamın buyurukları burada bitti . sorularınızdan belli oluyor ki bu emirleri uygulamak için sormuşsunuz inşaallah , bunların açıklamasını mümkün olduğu kadar size yazıyorum , bilgili olunuz inşaallah .

Birinci sınıf şeriyet sınıfıdır ,ki bu sınıfda tüm hükümleri , namaz,oruç ve bu gibi işleri , yani şeriyetin zahirini bilmeniz gerekiyor , bu konuda bizim alimlerimiz (elellahomegamehom) çeşitli kitaplar yazmışlar . bunlardan bazıları farsça bazıları arapçadır . bunların en dolu olanlarından birisi came ( her şeyi içeren) benim ceddim , dedem kirmanlı hac mohemmed kerim han efendilerinin ( elellahemegameh ) yazdıkları dır . bu kitap aşağı yukarı bu günlerde gerekli olan tüm mevzuları içermekte ve fıghın tüm konuları onda bulunmaktadır . bu kitap arapça yazılmış benim merhum molam ağam kendi babam onu farsçaya çevirmişlerdi , fakat ne yazık ki kayb oldu bu farsçaya çevrilmiş olan , cenabı allahtan temenni ederim ki bana imkan versin bu kitabı farsçaya çevirebileyim inşaallah .( bu kitap yazarın oğlu benim mevlam , ağam , büyüyüm , hazrete zeynolabedin han efendileri tarafından farsçaya çevrilmiş ve şimdi mevcuttur elhemdolellah ) mütercüm .

Sonra vecize risalesi ve kitabıdır .( risale tüm şeriyet hükümleri ve ibadet hükümlerini içeren kitap demektir ) molam ve ağam sayın bay hac mohemmed han efendileri elellahomegameh tarafından yazılmış , bu kitap tüm ibadet hükümlerini içerir ,arapça yazılmış , farsçayada çevrilmiştir . farsçası bir kaç sene evvel basılmış fakat zor bulunuyor .

Sonra mücez risalesidir . kirmanlı hac zeynelabedin han efendilerinin yazdığı tüm ibadet hükümlerini içeren arapça yazılmış kitapdır . farsçayada tercüme yapmışlar bu kitabı , bir kaç defa baskılanmıştır .bu kitapların her hangısına muracaat edebilir ve onlardakı konuları uyguluyabilirsiniz , onlarda yazılmış olan her konu ale mohemmed eleyhomesselamdan ness ( varan ) olanlardır , hiçbir şey kendilerinden kendi şüphelerinden kendi düşüncelerinden yazmamışlar , bazen eğer onlarda farklı hükümler bulursanız , haberlerde olan ve kendilerinden çeşitli deliller ile rivayet olan konuların farklılığındandır , bu farkların nedenlerini anlamaz ve onların uygulama yerlerini çıkaramazsanız , anladığınızı uygulamakta serbest siniz ve uyguluyabilirsiniz .

Bu yolun seyrinde ( yolculuğunda ) gereken faktörlerden , bu sınıfları geçebilme kabiliyyetini kazanabilme şartlarından birirsi , kurane kerim ve ale mohemmed eleyhomesselamın haberleri , dua lar ve ziyaretler ,din alimlerinin kitaplarının hepsi arapça olduğundan , arap dilini ve lisanını öğrenmektir . bunlarda olan konuları iyi anlıyabilmek için arapça lisanını öğrenmek şarttır . arapça öğreniminde , kitaplar içinde en mükemmel kitap , merhum evvel ağa ( mohemmed kerim han efendileri elellahomegameh) nın tebsire ve tezkire ismi ile yazılmış olan kitabıdır . fakat ilk defa öğrenmeye başlamış olanlar için biraz zor kitapdır . buna başlamadan evvel bu konuda olan daha kolay kitaplardan okumak ve biraz ilerledikten sonra bu kitapla devam etmek gerekir şeriyet ilminde ilerlemek isterseniz fıkh (fıkıh) esaslarını ( dini konuların hükümlerini ) öğrenmek zorundasınız . başkalarının kendilerinden çıkardıkları ve icad ettikleri hükümleri değil, alemohemmed eleyhomesselamın bu konularda kendi buyuruklarını ve hükümlerini öğrenmelisiniz . bizim alimlerimiz elellahomegamehom bu konularda ( isulda ,hükümlerde ) çeşitli kitaplar yazmışlar , bu yazılanların hepsi arapçadır fakat bir tanesi benim molam ve ağam ve babam olan merhum hac ebülgasim hane ebrahimi efendileri tarafından yazılmış olan ictihad ve teglid kitabıdır , bu kitapta ictihad ve teglid ( hüküm verme ve o hükümleri uygulama )konuları ve bazı başka nedenler ile de isul ilmi yazılmıştır . arapça yazılmış ve baskıya gitmiş ve kolayca bulunabilen kitaplardan iki risaleler toplamı dır. bunlar merhum evvel ağa yani merhum hac mohemmed kerim hane kermani elellaho megameh dendirler ki fıkh isulu ve şeriyet hükümlerini içermektedirler bu kitapların en önemli olanlarından hatırladığım kadar , gevaed ( kaideler , kanunlar ) sevaneh , elmolyegin , fevaed , hoccetolgatee , beyyene ve bir kaç tane daha dır , bu ilimde en fazla açıklama , merhum seyyed ibrahime gezvininin netayec (netice ler sonuçlar ) kitabının şerhinde ve açıklamasında bizim alimlerimiz tarafından yazılmıştır ki malesef henüz onu yayınlıyamamışız . her hali karda bu ilmin tahsili ve öğrenilmesi arapça bilmeden ve çok bilgili hoca ve öğretmen olmadan çok zordur , bu ilimlerin ince ve zarif konularını hocasız anlamak zordur ve konuların hepsini bilmek , öğrenmek ve anlamak mümkün değildir . hatta ki came , mücez ve vecize gibi fetva kitaplarını bile bir hoca ve öğretmen yardımı ile öğrenmek gerekir , bu kitapların kolay bir lisan ve dil ile yazılmasında çaba sarf ettiklerine rağmen , konular ilmi dil ile yazıldıklarından dolayı , ilk başlıyan öğrenciler için , hocasız öğrenmek ve anlamak kolay değildir tabi ki , bu isul ilmini öğrendikten sonra açıklamalı fıkh ( mantıklı ve delil ile olan şeriyet kanunları ve hükümleri ) kitaplarını okumak gerekiyor . buda isul ilminde okunan ve öğrenilen isulların kullanış yerlerini bilmek için gereklidir , bizim alimlerimiz elellaho megamehom sorulan şer i soruların cevablarını istidlal ve delil ile verdikleri ve yazdıkları kitaplardan başka bu konuda özel olarak kitaplar yazmışlar , onların isimleri alimlerimizin kitaplarının fihristinde ( sıralamasında ) yazılıdır , fakat şimdilik onlar baskıya gitmemiştir , istidlaliyye ( delil ile açıklanan ) fıkh ve şeriyet kitaplarının , muhakkak bir hoca ve alim yanında ve onun yardımı ile , fegih olmak isteyen kimseler tarafından okunması gerekiyor , bunların hepsinde başarılı olabilmak ve yukarı sınıfa geçebilmek ve kabiliyyetlerin ilerlemeleri için , öğrenilenlerin hepsini uygulamak şarttır , namazın , orucun , hacc , hums ve zekatın bilinmesi yeterli değildir , onları uygulamak , yapmak gerekiyor , uygulamasız ilmi yehudiler bile elde edebilirler , uygulamada olan şart , uygulamanın ruhu ve özü olmasıdır çünkü ruhu olmayan her hangı bir şey ölüdür , canı yoktur , tüm işlerinde ruhu , sevgi ve ihlasdır , yapılan işlerde bu sevginin ve ihlasın bulunmaması halde hiç bir işin ahirette ve öbür dünyada faydası olmaz , dua da hazrete emirelmomenin eleyhesselam hakkında okuduğumuz gibi: men la esego bel eemale ve en zeket vela eraha monciyeten li ve en selohet ella bevelayetehe vel itame behe velegrare befezaelehi vel gebule men hemeleteha vetteslime lerovateha .مَن لا اَثِقُ بِالاَعمالِ وَ اِن زَكَت وَلا اَراها مُنجِيَة لي وَ اِن صَلُحَت اِلاّ بِوِلايَتِهِ وَ الايتمِامِ بِهِ وَالاِقرارِ بِفَضائِلِهِ وَالقَبوُلِ مِن حَمَلَتِها وَالتَّسليمِ لِرُواتِها
yani : hiç bir güvenim yoktur temiz olduğu halde yaptığım işlerime , onları salih ve iyi işler oldukları halde kurtarıcı görmüyorum , illa onun vilayeti onun sevgisini , onun feziletlerini kabul etmek ve onlara inanmaktan başka. bu feziletleri kendileri ile taşıyanlardan almak ve kabul etmek ve onlardan rivayet edenlerden almak tan başka . yani bunlardan başka kurtarıcı görmüyorum , bulamıyorum . hadiste buyuruyorlar : la yobaliyennasebo sella em zena لا يُبالي النّاصِبُ صَلّي اَم زَني yani : hiç bakılmaz nasibe , duşmana , ister namaz kılsın ister zina yapsın . bu işlerde ihlasla olur, münafiklerin ve kafirlerin beceremedikleri , sırf muhlis ve ihlaslı mömünler tarafından yapılabilen , işlerdir , ihlas olmadan da olmaz bu işler .biraz evvel , ağamın sözlerinde geçtiği gibi , şeriyet geriyesini , sınıfını geçmek için , onun konularını araştırarak öğrenmek ve öğrendiklerini ihlas ile uygulamakla mümkün olur . şimdi her hangı bir şahıs birinci geryeni bitirdikten sonra ikinci geriyeye girmek ve onda seyr etmek ister ise , tüm yapacaklerını , işlerini ve nefsini temizleyerek bu yolu seyr etmek için kendine bir hoca , ustad ve öğretmen ve yoldaş , arkadaş seçmeli . bu konuda bir beyt şiir vardır ki diyor : bu yolu hızırsız gitmeye kalkışma karanlıktır kayb olmaktdan kork bir hoca ve öğretmen tanımak onu dinlemek bu amaca varmanın en önemli faktörlerinden biridir , sonrakı soruların cevabında daha fazla açıklamalar yapılacaktır inşaallah .

Büyüklerimiz ve alimlerimiz tarafından bu konuda yazılmış risalelerden , birisi seyyede merhum hac seyyid kazım reşti elellehomegameh in yazdıkları seyr ve suluk risalesidir , sonra merhum evvel ağa elellahomegameh nin yazdıkları arapça dili ile mübarek terigetonnecat kitabıdır . bu kitapda çok geniş şekilde seyr ve suluk hakkında açıklamalar yapılmıştır , hakketen islamda böyle bir kitap yazılmamıştır , bu işin ehli olmayanlar ve bu kitabı iyice okuyup anlamıyanlar bu dediğimin anlamına varamazlar . fakat ondan faydalanmak arapçayı okuyup bitirdikten sonra mümkün olur , bu bendeniz bir kaç sene evvel bu kitabın konularını farsça yazdım ve molamın , ağamın dikkatine sundum , onu beyendiler , basılır ise , bu yolun ilk sınıf öğrencilerine faydalı olur inşaallah , bundan sonra yine bu yazardan olan mübarek rucumeşşeyatin kitabı yine arapça yazılmıştır , bu kitabı benim molam ve ağam olan babam onu farsçaya çevirmiş bu kitabı okumak her kese lazımdır . sonra merhum ikinci ağadan olan mübarek mesbahessalekin kitabıdır bu kitap farsça ve hakiketen çok acayip bir kitaptır besir olanlar onun her kelimesinden binler anlam anlar . evet bunlardan sonra ikinci geriyeden geçebilmek ve üçüncü geriyeye girebilmeye , kabiliyyet kazanabilmek için , iyi huylara sahip olma ve nefsin temizlenmesi şarttır . böyle birisi dayıma cenabı allahı , petgember ve tahir imamlar eleyhomesselamı , dinin büyüklerini göz önünde bulundurmalı ,onları hatırlamalı , bir an bile onları unutmamalı , kuran ve duaları onların her birisinin yerini ve gereğini bilerek , anlıyarak okumalı , ayetle , afag , enfüs ( nefsler ) hakkında düşünmeli , alimlerin huzurunda bulunmalı , onların ilimlerinden faydalanarak onları öğrenmeli , bunları kendine bir adet ve alışkanlık haline getirmeli , her hangı bir konuyu öğrendiyse onu uygulamalı , hep akıllı davranmalı , cemadiyyet , nebatiyyet , hayvaniyyet ve emmare nefsinden uzak gezmeli, onlardan korunmalı ki yavaş yavaş üçüncü sınıf ve üçüncü geriyeye girmeye yetenek kazanabilsin , üçüncü geriyede artık eşyanın hakikatını ve gerçeğini öğrenmeli ve anlamalıdır , kendi dini düşüncelerinin isulunu ve gereğini ve esasını doğru ve sağlam yapmalı ve ona göre hareket etmeli ve uygulamalar yapmalıdır ,böylece cenabı allahın hebibi olur , cenabı allahın buyurduğu gibi : gol en kontom tohebbunellah fettebe uni yohbebkomollaho قُل اِن كُنتُم تُحِبّوُنَ الله فَاتَّبِعوني يُحبِبكُمُ اللهُ yani : söyle eğer cenabı allahı seviyorsanız beni dinleyin ki allah sizi sevsin . bizim alimlerimizin kitapları bu geriyelere nasıl girilir nasıl dolaşılır ne yapılmalı diye doludur , merhum şeyh ehmede ehsayi elellahomegameh in mübarek şerhozziyare kitabı gibi ki hakketen mesumlar eleyhemosselamın buyuruklarından aşağı seviyyede fakat diğer insanların yazdıkları kitapların hepsinden üstün bir kitaptır ve yengesi bulunmamıştır bu güne kadar ve bulunmaz ve seyyede merhumun kitaplarının geneli bu konudadır .

Fakat dini düşünceleri bir tertiple buyurmuş oldukları , kitaplar ise ,mübarek fitretesselime arapçada , mübarek irşadelevam ve hidayetossobyan farsçadadırlar , bunlar hep merhum birinci ağanın kitaplarıdır , sonra merhum ikinci ağanın kitaplarından , arapçada olan yenabielhekmet , vesiletonnecat farsçada bu büyük alimlerin konuşmalarının coğu yazılmış ve baskıya gitmiş ve kitap haline gelmiştir ki bu kitaplarınkonularını anlamkta çok büyük yardımcı olurlar bunların hepsinden önemli olan ihlas ve tegvadır , cenabı allah buyurmuş :ettegullahe ve yoellemokomollaho اِتَّقو اللهَ وَ يعَلِّمُكُمُ اللهُ yani : siz allaha karşı tegvalı olunuz ,allah size öğretir . ve hadisde vardır ki buyurmuşlar :men ekhlesellahe erbeine sebahen ecriyellahe men gelbehe ela lesanehe yenabiel hekmete . مَن اَخلَصَ اللهِ اَربَعينَ صَباحاً اَجرِيَ اللهَ مِن قَلبِهِ عَلي لِسانِهِ يَنابيع الحِكمَةِ yani : her kimse kırk sabah ( gün , zaman ) cenabı allah için halis olursa cenabı allah onun kalbinden diline hikmet çeşmelerini akıtır . bu kırk sabahın anlamı yani insan oğlu sahip olduğu tüm kırk mertebede derecede cenabı allah için halis olursa bu iş olur . cenabı allaha karşı halislik ve ihlas ise tüm işlerde olduğu gibi , mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselama ve onların mükemmel şiilerine karşı halis olmaktır . ilmin tümü ( ilimlerin hepsi , toplamı ) onları tanımak , uygulamaların ve ibadetlerin tümü onları sevmek onlara karşı sevgi beslemektir . eğer bu geryelerin bu sınıfların geçmesinde tofik bulur başarılı olurda yukarı sınıflara geçme gayretinde olursanız , cenabı allah bu yolların bilir kişilerini size tanıtacaktır , siziyukarı sınıfların hocaları ile tanıştıracaktır . cenabı allah söz vermiş , vade yapmış ve buyurmuştur :ellezine cahedu fina lenehdiyennehom sobolena . اَلَّذينَ جاهِدوُا فينا لَنَهديَنَّهُم سُبُلَنا yani : bizim yolumuzda mücahide yapanlara kendi yollarımızı gösterir , onlara yardımcı oluruz . bildiğimiz gibide cenabı allah verdiğisözü tutar muhakkak . cenabı allahın yolları , biz fukeraye , alemohemmed eleyhomesselamın şiileridirler bu konuda buyurmuşlar :sebilollahe şietena سبيل الله شيعتنا yani : cenabı allahın yolu bizim şiilerimizdirler .

Beşinci soru : eğer birisi kabiliyyet kazanırsa o büyüyün , zamanın höcceti (yani ondan daha çok bilen olmayan bir kişi , onu dinlemek ve dediklerini uygulamak gereken kişi ) olmasına dayir işaret nedir ?

Cevap : dediğim gibi bizlerin hocaları öğretmenleri olan ale mohemmed eleyhomesselamın alimlerinin hepsi aynı bilgiye sahip değil ve aynı derecedede değiller, bir birleri ile farklıdırlar .her hangı bir kimse hangı sınıftaysa o sınıfın hocasını ona tanıtmak cenabı allahın hikmetinde gereken husustur . yani cenabı allah tüm kişilerin bulundukları sınıfların hocalarını hikmeti gereğince onlara gönderir ve tanıtır. Eğer bazen yukarı sınıfların hocalarını bazı nedenler ile gönderir , onlara tanıtırsa ,buda bambaşka bir tefezzüldür . herhalde onların derecelerinin ve ilimlerinin bir birleri ile farklı olduklarından onların işaretleride farklıdır ,bu işaretlerin hepsinide çeşitli sınıflarda bulunan kişiler bilemez , tanıyamazlar . fakat her sınıfın hocasının işaretlerini , özelliklerini o sınıfta olan kişiler tanıyabilir , cenabı allahın höcceti bizlere her zaman ermiş ve varmıştır kendi höccetini alime de cahile de vardırmıştır . hazrete ebiebdollah eleyhesselam devamlı bu şiir leri okurlardı :

Elemol moheccete vazehon lemoridehe ** ve ereyel golube enel meheccete fi ema

Ve leged ecebto lehaleke ve necateho mocudeton ** ve leged ecebto lemen neca

عَلَمُ المَحَجَّةِ واضِحٌ لِمُريدِهِ ** وَاَرَي القُلوُبَ عَنِ المَحَجَّةِ في عَمي
وَلَقَد عَجِبتُ لِهالِكِ وَ نَجاتُهُ مَوجُودَةٌ ** وَلـَـقَد عَجِبتُ لِمـــَـن نَجـــي

Yani :doğru yolun işaretleri onun talibi için görünmektedir .

Fakat görüyorum ki yürekler onu görmeğe kör dür.

Ve hakikaten şaşırdım helak olan için ki onların kurtuluşu .

Mevcuddur , ve şaşırdım o şahıslara ki nasıl kurtuldular .

Şimdi bu konu her kese gerekli olduğu için her kesin uygulamalarında yararlı olduğundan , çeşitli geriyelerin, sınıfların alimleri ve hocalarının işaretlerini yani daha evvel sekiz tane saydığım geryeleri, ayrı ayrı fasıllarda açıklayacağım. bölüm : şeriete zahire (zahiri şeriyet) ehli olanlar, birinci geriye ehli yani birinci sınıf öğrencilerine gerekli olan şiiler dahilinde olan ,imam eleyhesselamın buyuruklarını anlayan ve onları uygulayan ve eksiksiz aktaran ve kendi düşüncelerini ve anlayışlarını ve şüpheri ile vardığı neticeleri başkalarına aktarmayan bir fegihtir. ( fegih = şeriyet hükümlerini anlayan ve kendiside uygulayan ve halka anlatan bir kimse ) bunların örneğini isterseniz aynı bizim ile bir ışık kaynağı ve ya lambanın arasında olan cam gibi ve bizim bu cam aracılığı ile o ışktan faydalanmamızı ve o ışığı görebilmemizi düşünebilirsiniz . şimdi bakalım , bir düşünelim bu cam nasıl olmalı hangı sıfatlara sahip olmalı ? ilk olarak bu camın bir tarafı bir yüzü ışığa doğru diyer tarafı diyer yüzü ise bize doğru olmalı . eğer bir yüzü ışığa doğru olmaz ise ,ışığın nuru ona yansımaz ve dolayısı ile de bize taraf geçiremez yansıtamaz . şimdi fegihinde yüzü imama doğru olmalı , her ne diyor ise ondan alıp bize vermeli bize söylemeli . hazrete sadık eleyhesselamın buyurdukları gibi : helal değildir hiç kimseye , dini konularda hüküm vermek , tüm sırlarının sefası,uygulamalarının ihlası , sadakatı , saflığı ile en kuvvetli delil ve burhanla , cenabı allah tan sormadan , ondan almadan . neden ? çünkü : her kimse fetva verirse hüküm vermiş demektir , hüküm cenabı allahın izni , onun burhanı ve delili olmadan doğru olamaz , her kimse bunlar olmadan hüküm verir ise cahildir ve cenabı allah tarafından cehli gereğince sorguya çekilir , böyle birisi verdiği hüküm gereği ile günah işlemiştir bitti hadise şerif . bu lambanın ve ışığın nuru camdan geçip bize gelebilmesi için camın şeffaf ve arkasını gösterir şekilde olması lazım ,böylece nur ona geçer ve ondan dışarı çıkar ve bize gelir . buna göredir ki fegih illa akıllı olmalı , imamın fermayişlerini buyuruklarını anlamalı dır. eğer anlamadan sırf kelimeleri cümleleri değiştirmeden bize aktarır ise böyle birisi bizim istediğimiz değil ,olamaz . böyle birisi sige olduğu halde bile ( sige = doğru rivayet eden, sözleri değiştirmeden aynısını imamdan bizlere rivayet eden kişi demektir ) aynı bir teyp gibi olur aldıklarını değiştirmeden bize aktarır . şii olmıyanlar bile böyle aracılık ve ravilik yapabilirler . sünnet cemaetinden olan bir çok kimse ( sünni raviler ) rivayet etmekte sadık olmuşlar ve sigedirler . bizim eshabımız , alimlerimiz rizvanollah eleyhem , onların rivayetlerini kabul etmişler , siküni , semmae ve diğerleri gibibazı isnaeşeri olmayan şii lerin rivayetlerini kabul etmişler ve onların doğruluğuna inanmışlar ; beni fezzalın rivayetleri gibi ki onlar vagefi lermiş ve son imamları kabul etmemişler , bunların rivayetlerini alıp almıyacağımız konusunda onlara inanıp inanmıyacağımızkonusunda imam eleyhesselam dan sormuşlar , cevap buyurmuşlar ki : khezu bema reveu ve zeru ma re evu . خَذوُا بِما رَوَوُا وَ ذَروُا مارَاَوُا yani : onların rivayetlerini alınız , düşüncelerini bırakınız . demak istediyim bu tür raviler aynı o teyp gibidirler , aldıklarını hiç değiştirmeden geri verirler , yanlız bu fark vardır ki bazen raviler rivayetleri onların aynısı değil anlamı ile riveyet ederler . hiç bir sakıncasıda yoktur bu işin ,çünkü imamlar eleyhomesselam ravinin konuyu anlamak şartı ile anlamını rivayet etmesinin iznini vermişler . bu tür ravilerin rivayetlerinin höccet olabilmesi , rivayetin kelimeleri çerçevesi dahilinde dir, bundan fazla değil . bizim ile imam eleyhesselam arasında aracı olabilmek , bu sınıfların seyrinde , onları başarı ile geçebilmemize yardımcı olabilmek için gereken fegih , vesagetten ( doğruluktan ) başka , fegahet ( fegih lik ) yapabilmek için bu işi anlamalı ve bu işin yeteneklerine sahip olmalı , onların ( imamların ) konuşma tarzını anlamalı . bu konuda hazrete sadık eleyhesselam buyurmuşlar :eerefu menazele şietena begedre ma yohsenune men revayetehem enna fe enna la neoddel fegihe menhom fegiha hetta yekuno moheddesen fegilo ov yekunol momeno moheddesen gale yekuno mofehhemen velmofehhemo moheddesonاِعرِفوُا مَنازِلَ شيعَتِنا بِقَدرِ ما يَحسِنوُنَ مِن رَوايَتِهِم عَنّا فَاِنّا لا نَعُدِّ الفَقيهَ مِنهُم فَقيهاً حَتّي يَكوُن مُحَدَّثاً فَقيل اَوَ يَكوُن المُومِنُ مُحَدَّثاً قالَ يَكوُنُ مُفَهَّماً وَالمُفَهَّمُ مُحَدَّثٌYani : tanıyınız bizim şiilerimizin menzillerini, bizden iyi rivayet ettikleri kadar, biz onların fegihlerini müheddis ( her hangı bir kişiye batininde hadis okunursa müheddistir ) olmadan fegih tanımayız , sordular acaba mömün müheddis olurmu ? buyurdular ona anlatılmış olursa konular , anlatılmış kişide müheddistir . başka bir hadisde buyurmuşlar : anladığın bir haber bir hadis anlamadığın ve sırf rivayet ettiğin on haber ve hadisten iyidir . her halde her bir hakkın hakıkatı vardır ve her sevabın bir nuru vardır , sonra buyurdular: allaha yemin olsun ki , biz hiç bir kişiyi kendi şiilerimizden ,ona üstü örtülü bir laf edildiğinde anlamını çıkramaz ise , fegih tanımayız , bilmeyiz . ne kadar çok kişi vardır ki fegihlik becerileri , konuları anlama yetenekleri olmadan bu işi yapmağa kalkışmışlar . mesela , matematik , hindese ve geometri , nucum ile ilgili olan konuları anlamamışlar ve hadislere yanlış anlamlar vermişler . bu tür fegihlerin birisi hakkında demişler ki , gasb edilen malın haramlığı konusunda o kadar ters anlamış konuyu ki malı gasb olunan kişiye bile kendi malını alma hürriyyeti vermemiş . fıgh kitaplarının birinde gördüm , birisi çok araştırma yaptıktan sonra bu sonuca varmış ve demiş ki , yer yuvarlak değildir , düzdür . tüm yer yüzünde ve her yerde aynı saatta öğlen oluyor aynı saatta gün batıyor . bundan başka olursa rivayetlerde dua ların belirli saatlarda mesela günün batışına yakın saatlarda müstecab olmasının doğru olmuyacağı ortaya çıkar . çünkü yer yuvarlak olursa güneş her saatta bir yerde batar , böylece tüm saatlarda dualar kabul ve müstecab olurlar, bundan dolayı yer yuvarlak olamaz . başka bir kitapda okudum, birisi kendi aklı ile bir hanıma kendi eşinden boşanmak istediği zaman eşi boşamaz ise dini bir yol ve yöntem öğretmiş ve demiş ki böyle olunca eğer eşin seni boşamaz ise sen bir küfr olan bir söz (neuzobellah, esteğforollah) diline getir, böylece kendiliğinden ve otomatik olarak boşanmış olursun . hal bu ki kadın mürted ve kafır olursa hiç bir zaman boşanmış olmaz ve nikah kendiliğinden bozulmaz , ikincisi öyle bir küfr kelimesi sırf dilden çıkar ve kalbinde hakikaten öğle bir düşüncesi olmaz ise, yani yalan olarak bir kelime dile getirmiş olursa o kelime ne olursa olsun o kadının kafir olmasına sebeb olamaz . üçüncüsü bu adam hazrete peygember selellahoeleyhe ve alehin dini ile boşanabilmek için bir hanıma , onun dininden çıkma emrini veriyor . şimdi böyle kişiler bu yetersiz anlamaları ve düşünceleri , böyle ters zevkleri ile fegih sayılmazlar . bizim ile imamımız arasında aracı olamazlar , fegahetin şartlarından birisi anlıyabilmek ve melekeye gudsiyyedir bunlara sahip olan kişi hükümleri anlıyabilir ve bize aktarabilir sadece , bu kişiler imamların nurunu bizlere aktarabilmek için kendileri onların nuru ile ışıklanmış olmalıdırlar , aynı o camı örnek verdiğimiz gibi . ilk önce ışığın nuru o camın kendine geçmeli , onun içine işlemeli , böylece ışığın nuru ondan dışarı çıkar ve bize doğru gelir ve bizide onun gibi ışıklandırır . bunların ışıklanmış olmalarının işaretlerinden birisi , onların rivayet ettikleri hadisin imamdan olduğuna emin olmalarıdır, böylece onu imamdan rivayet etme ve bizlere aktarma izni olur,onların imamdan olmasına emin olmaz ise , kendisi uyguluyamaz bize uygulamak emrinide veremez . cenabı allah buyurmuş: ve la tegfo ma leyse leke behe elmon وَ لا تَقفُ ما لَيسَ لَكَ بِهِ عِلمٌ yani : bir konunun kesinliğini bilmeden onun muhakkak doğru olduğunu anlamadan , kabul etme . cenabı allah çoğu ayetlerde şüphe ile birkonu hakkında uygulama yapmayı yasaklamış ve buyurmuştur ki : ve en tote eksere men fil erze yozelluke en sebilellahe en yettebeune ellelzenne ve en hom ella yekhrosune

وَ اِن تُطِع اَكثَرَ مَن في الاَرضِ يُضِلّوكَ عَن سَبيلِ اللهِ اِن يَتَّبِعونَ اِلاَّ الظَنَّ وَ اِن هُم اِلاّ يَخرُصونَ
yani : eğer yer yüzündekilerin çoğunu itaet eder onları dinlersen , seni cenabı allahın yolundan uzaklaştırırlar , onlar kabul etmez ve uygulamazlar kendi oylarından başka ve şüpheleri üzerine konuşurlar. ve buyurmuştur : ma yettebeo ekserohom ella zennen ve enezzenne la yoğni menelhegge şey a ما يَتَّبِعُ اَكثَرَهُم اِلاّ ظَنَّاً وَ اِنَّ الظََنَّ لا يُغني مِنَ الحَقِّ شَيئاyani : onların çoğu şüpheden başka bir şeyin peşinde değiller , şüphe ise kimsenin hakka olan ihtiyacını gidermez .ve buyurmuş : ve la tettebeu khotovateşşeytane enneho lekom edovvon mobin ennema yemorukom bessue vel fehşae ve en tegulu elellahe ma la teemelune وَ لا تَتَّبِعوا خُطُواتِ الشِّيطانِ اِنَّهُ لَكُم عَدُوٌّ مُبين اِنَّما يَامُركُم بِالسّوءِ وَ الفَحشاءِ وَ اَن تَقولوا عَليَ اللهِ ما لا تَعلَموُنَ yani : dinlemeyin şeytanın adımlarını ve ayak koyduğu yerleri , o aşikar bir düşmandır sizin için , bu dur ve bundan başka değildir ki o sizi kötülüye ve fehşaya, ve cenabı allaha karşı bilmediklerinizi söylemeye iter ve emr eder . bu ma la teelemun kelimesi , zenn , şüphe ve cahillik anlamların üçünüde andırır . bu konuda yani kesin bildiğimiz konuları uygulamak ve kesin bilmediğimiz konulardan uzak durmamıza ve uygulamamız hakkında çok ayetler vardır , bazılar yetmiş ayete kadar saymışlar bu konuda , ama müttegi mömün bendeye bir ayetbile yeterlidir . hazrete peygember selellahoeleyhe ve aleh buyurdular : iyyakom vezzenne fe ennezzenne ekzebol kezebe .اِيّاكُم وَالظَّنَّ فَاِنَّ الظَّنَّ اَكذَبُ الكَذِب yani : zenn ve şüpheden uzak durun , perhiz yapın , biliniz zen ve şüphe her çeşit yalandan daha çok yalandır . hazrete sadık eleyhesselam buyurdular : men şekke ov zenne fe egame ela eheden hema feged hebete emeloho enne hoccetellahe hiyel hoccetol vazehete

مَن شَكَّ اَو ظَنَّ فَاَقامَ عَلي اَحَدهِما فَقَد حَبِطَ عَمَلُهُ اِنَّ حُجَّةَ اللهِ هِيَ الحُجَّةُ الواضِحَةَ yani : her hangı bir kimse şüphe eder ve ya kendi düşüncesi ile bir karara varır ve yaptığı işi bunlar üzerine kurulursa , yaptığı iş batil olmuştur , cenabı allahın hocceti vazihedir ,açıktır, kolaydır , anlaşılırdır. ve hazrete bagir eleyhesselam buyurdular : men eftennase beğeyre elmen ve la hoden menellahe le eneteho melaeketorrehmete ve melaeketol ezabe ve lehegeho vezro men emele befotiyaho مَن اَفتَي النّاسَ بَغيرِ عِلمٍ وَ لا هُديً مِنَ اللهِ لَعنَتهُ مَلائِكَةُ الرَّحمَةِ وَ مَلائِكَة العَذابِ وَلَحِقَهُ وِزرُ مَن عَمِلَ بِفتياهُ
yani : her hangı bir kimse, cenabı allahtan her hangı bir ilmi ve hidayeti olmadan , bir konu hakkında fetva verirse , rehmet ve ezab melekleri ona lanet ederler ve tüm o fetvayı uyguluyanların günahıda ona gider
. bu konuda ve bu anlamda haber çok vardır ve bazı muheddisler ve hadis söylüyenler bin iki yüzden fazla hadisin varlığını söylerler .hal bu ki teslimehline bir hadis sige kimseden gelirse yeter . hazrete bagir eleyhesselamın buyurduğu gibi ki buyurmuşlar :lehedison vahedon tekhozoho en sadegen kheyron leke meneddonya ve mafiha لَحَديثٌ واحِدٌ تَاخُذُهُ عَن صادِقٍ خَيرٌ لَكَ مِنَ الدُّنيا وَ ما فيها yani : doğru konuşan bir kimseden bir hadis alırsan , sana dünya ve dünyada bulunan her şeyden daha iyidir . bu ayetler ve hadislerden başka şiilerin icması ve kabul ettikleri de , bu konuyu tasdik etmektedir ki ,şüpheye inanarak , onu uygulamak mutlak haramdır . oğla ve doğru olan budur, icma ve hadisler gereğince . fakat bazılar bu aslın ve bu konunun ortadan kalktığını söylüyor ve mezenne ve şüphelere inanmak ve onları uygulamağın cayiz olduğunu savunurlar , hal bu ki dediklerine cenabı allahın kitabından , sünnetten , ve icmadan hiç bir delil ve mantık gösteremiyorlar , akılda bu ayetler ve haberlerin doğruluğunu tasdik ediyor , çünkü rivayet eden şahıs rivayet ettiğinin imamdan olduğunu bilmez ve sırf şüphe üzerine , belki imamdandır diye rivayet ediyor ise , imama mahsus olamasını söylemek doğru olamaz , çünkü imamdan olmama , başkaların sözü ve şeytana mahsus olma ihtimalı ve onun şeytanın dediklerini yayması ihtimalide vardır . akıllı birisi zehirlenme ihtimalı olan bir yemeyi kendisi yemez başkasına da yedirmez muhakkak . şimdi eğer birisi bu dediğimin imama mahsus olduğunu kesin bilmiyorum fakat belki imam söylemiş diyor ise ,işitenler ve duyanların inanmaması ve şüphe etmeleri ve bu şekilde söylenen konuları uygulamamakları lazım . ilmin kapıları bizim için kapanmıştır diyenler ve bu tür düşünceyi kabul edenler hakkında ise onların kendilerihakkında ettikleri iddianı , kendi içlerinden haber verdikleri için kabul ediyoruz : ve egrarol ogelae ela enfosehem caezon وَاِقرارُ العُقَلاءِ عَلي اَنفُسِهِم جائِزٌ yani : akıllılardan kendileri hakkında dediklerini kabul etmek cayizdir . fakat diğerlerinede kapalıdır ilim kapıları demek , delilsiz bir iddia ve geybe haber vermektir . ilim kapılarının onlara kapanması , onun yolundan girmemeleri için olmuştur , hazrete emirelmomenin eleyhesselamın ümmete buyurdukları gibi ki onları kınamış ve devamında buyurmuş :velaken selektom sebilezzelame fe ezlemeto eleykom donyakom berehbeha fesoddet eleykom ebvabol elme fegoltom be ehvaekom vekhteleftom fi dinekom fe efteytom fi dinellahe beğeyre elmen vettebe toml ğovate fe eğvetkom ve terektomol e emmete ve terekukom fe esbehtom tehkomune be ehvaekom .وَ لكِن سَلَكتُم سَبيلَ الظَّلامِ فَاَظلَمتُ عَلَيكُم دُنياكُم بِرَحبِها فَسُدَّت عَلَيكُم اَبوابُ العِلمِ فَقُلتَم بِاَهوائِكُم وَاختَلَفتُم في دينُكُم فَاَفتَيتُم في دينِ اللهِ بِغيرِ عِلمٍ وَاتَّبَعتُمُ الغُواةَ فَاَغوَتكُم وَتَرَكتُمُ الائِمَّةَ وَ تَركوُكُم فَاَصبَحتُم تَحكُمُونَ بِاَهوائِكُم yani : çok karanlık bir yola girdiniz, böylece dünya bu kadar genişliğine rağmen size karanlık oldu, ilim kapıları size kapandı , kendi düşünceleriniz üzere konuştunuz dininizde ayrı ayrı değişik şeyler düşündünüz , cenabı allahın dininde ilminiz olmadan fetva verdiniz , yollarını şaşıranlara uydunuz sizide yoldan şaşırttılar , imamlarınızdan uzak gezdiniz, onlarda sizden uzaklaştılar, sabahladınız bir halde ki kendi düşüncelerinize hüküm veriyorsunuz . şimdi ilim kapılarının açık olması ve ilim kapılarının kapalı olması hakkında olan şüpheler konusundakı cevaplar, isimlerin verdiğim meşayihimizin kitaplarında açıkça yazılmış ve söylenmiştir , belki diğer geriyeler hakkındakı açıklamalarda daha fazlasınıda yazarım . şimdi başta verdiğimiz örneye dönelim , bizim ile lamba ve onun ışığı arasında aracı olacak camın ilk olarak lambaya çevrik olması , şeffaf olması , gerekiyor ki lambanın nuru onu ışıklandırdıktan sonra ondan geçip bizi ışıklandırsın , böyle bir camın , lekeler , dış pislikler , iç pislikler ve eğriliklerden temizlenmesi gerekiyor , ancak böyle bir cam lambanın nurunu tam olarak ve onu değiştirmeden ve olduğu gibi , bize yansıtabilir . imam eleyhesselamın buyuruklarının nurunu bize aynen yansıtabilen bir fegihde böyle olmalı ve tüm yedi tane sayılan pislikler yerinden uzak olmalı . bu yedi pislikler yerleri , insanda bulunan kötülükler , unutganlık, alışkanlık , tebiet , şehvetler , kızkınlık , küfr ve dinden dönme , şegavet ve acımazlık pislikler yeridir ki fegih bunlardanuzak olmalı ve bu pislikler kötü huylar onda olmamalı bu adam cenabı allahın tanıttığı adamlardan olmamalı ki onların hakkında buyurmuş : ve lo şe ena lerefeenaho beha velakenneho ekhlede elel erze ve ettebe e hevaho

وَلَو شِئنا لَرَفَعَناهَ بِها وَ لكِنَّهُ اَخلَدَ اِليَ اَلارضِ وَاتَّبَعَ هَواهُ yani: ve eğer isteseydik o ayetlerin yardımı ile onu yükseltirdik , fakat o yerde kalmağa ve yerde olan yalan şeylere bağlandı ve kendi nefsine uydu ve kaldı . genelde çoğu kişiler bu pisliklere kendileri farkında olmadan bulaşırlar, bunlar hakkında bilgili olmanız , besiretle konuya bakmanız için, biraz açıklama yapıyorum . bunların daha çok açıklamasını rucumeşşeyatin kitabında okuyunuz .

Şimdi birer birer bunları ve bu yedi pislik yerini ve yedi kötü alışkanlıkları açıklıyalım , birincisi unutkanlık , unutkanlık derdine ve kötülüğüne mübtela olanlar, bu pislik ve hastalığa yakalananlar , o kişilerdirler ki kendi cemadiyyet venebatiyyetlerine esirdirler , anlamaz ve şuursuzdurlar , onların hakkında cenabı allah buyuruyor : somme geset gulubehom fehiye kelhecarete ov eşeddo gesvetenثُمَّ قَسَت قُلوُبهُم فَهِيَ كَالحِجارَةِ اَو اَشَدُّ قسوَةً yani : onların kalpleri taş gibi hatta ondan daha sert olmuş , onların tüm düşünceleri aynı bitkiler ve hayvanlar gibi yemek ve içmektir . cenabı allah onları kuru ağaca benzetmiş ve buyurmuştur : ke ennehom khoşobon mosennedeton كَاَنَّهُم خُشُبٌ مُسَنَّدَةً yani: sanki onlar bir yere dayalı ağaç gibiler . ve ya hayvanlarabenzetmış ve buyurmuş : en hom ela kel en ame bel hom ezello olaike homol ğafelune اِن هُم الا كَالاَنعامِ بَل هُم اَضَلُّ اولئِكَ هُمُ الغافِلوُنَ yani : onlar hayvanlar gibi hatta onlardan daha kötü ve yollarını şaşırmışlar bunlar gafiller ve geflet edenlerdirler . dünyada olanların çoğunluğu bu türdendirler , gördüğünüz gibi tüm eziyyetleri ,ilimleri , kanunları , ve hedefleri hep dünya malı toplama yemek, içmek ve rahatlıkları için yapılmakta ve ahiretten tümüyle gafil oldukları görünmektedir .

Alışkanlık ise , bu hastalığa yakalanlar genelde hayvaniyyetlerine esir olanlardırlar , alışkanlık biliyorsunuz ki hayvanlara mahsus bir özelliktir . hayvanları terbiye etmek ve onlara bazı işleri öğretmek , hepsi birer alışkanlıktır, hayvanları alıştırıyorlar o işlere . iyi alışkanlıklar insanlar için çok büyük yardımcı olur ibadet yapmalarda , mesela kendisini ezan olur olmaz ilk dakıkalarda namaz kılmağa alıştırmak gibi , vakit gelir gelmez insanın tabiatı aynı bir zili olan saat gibi namaz vaktini insana hatırlatır . fakat söz konusu olan tüm alışkanlıkların iyi olmadığı dır , o dediyimiz vaktinde namaz kılma ve ibadet yapma bile düşünce ve anlama olmadan sırf alışkanlık üzere yapılması iyi bir şey değil ve hiç bir karı olamaz , bu gördüğünüz adamların çoğonluğunda olan din , hakiki ve gerçek din değildir , alışkanlıktır . islam ülkelerinde doğdukları bu toplumlarda büyüdükleri için bu islami işlere ve konuşmalara alışmışlar . görmuyormusunuz ? bu adamlar bir az zaman yabancı ülkelere , bu müslümanlık alışkanlıkların olmadığı ülkelere gittiklerinde , dinlerini imanlarını , namaz ve oruçlarını unutur ve dinden dönerler . bunlar aslında alışkanlıklarından dönmüş oluyorlar , ilk başta da anlama ve düşünme esasına bağlı ve dayalı olan bir dine sahip değillermiş böyle kişiler . bu iş, bu konu müslümanlara mahsus değil , yehudilerin yehudi olmaları , nesranilerin nesrani olmaları hatta büt tapanların büt tapmaları , kendi ülkelerinde halkın alışkanlık üzere yaptıklarına, alışkanlıklara alışmaları sonucu doğmaktadır . hakiki ve gerçek din , düşünmek ve anlamak , delil ve gerekçe sonucu doğan bir anlam taşır . cenabı allahın , kafirlerin ,peygember selellahoeleyhe vealehin cevabında söylediklerini kınamak üzere buyurduğunu görmuyormusunuz ? ki buyurmuş :enna vecedna abaena ela ommeten ve enna ela asarehem mogtedunاِنّا وَجدنا آباءنا عَلي اُمَّةٍ وَ اِنّا عَلي آثارِهُم مُقتَدوُنَ yani : babalarımızı bir düşünce sahibi gördük bizde aynısını düşündük ve o yola devam ettik ve ediyoruz . tüm delilleri alıştıkları adet ve alışkanlık üzeredir , insan alışkanlık esiri olursa her şeyi bu alışkanlık gözlüğünün arkasından görür , aynı camı kırmızı renkli gözlük takan bir kimse gibi , her şeyi hatta beyazları bile kırmızı olarak görür böyle bir kişi . şimdi eğer fegih de alışkanlık esiri olursa tüm yaptıkları taşhisler yanlış olur , mesela iki değişik anlamda hadis ona gelirse , kendi alışkanlıkları ile aynı anlamı taşıyan hadisi tercih eder , hal buki başka bir fegih , evelki fegihte bulunan alışkanlıklara sahip olmayan birisi , başka türlü taşhis yapar . mesela devlet dayirelerinde ve zulum yapılan yerlerde büyümüş olan ve emir verme , zor kullanma ve kendinden aşağı kesimlere hüküm sürmeye alışmış olan bir şahıs , mesela bir hadisde memurların cezalanması konusunda soru sorulmuş ise onun cevabında suçu kadar cezalandırın demişlerse . başka bir soru bir memurun kendi başkanını dinlememek konusunda cezasını sormuşlarsa , acaba böyle birisini dövmek cayizmidir değilmidir ? buyurmuşlar cayiz ve helal değildir . şimdi o şahıs kendi alışkanlıkları üzere birinci hadisi tercih eder , ikincisini görmemezlikten gelir , şayed eğer bu şahıs bir zayıf ve yoksul bir ayilede büyümüşseydi ikinci hadisi seçer ve onu tercih ederdi , eğer bunların ikisininde yaptıkları tercihin nedeni alışkanlıkları ise ikiside yanlıştır . fegihin yapacakları hep düşünce ile olur alışkanlıklara değil . eğer her hangı bir alışkanlığı varsa da , zekası ve fetaneti ile onu hemen taşhis vermeli ve anlamalı ve kendinde olan alışkalnığın tercih vermek için bir alet olmadığını bilmeli ve bu iki hadisin farkını ve nasıl ve nerede kullanılmağını hadislerin kendisinde buyurdukları aletlerle , emirlerle seçmeli ve kullanma yerlerini çıkarmalı .

Tabiet ise , buna yakalananlar kendi hayvani tabietlerine esir olanlardırlar, bu tabiet aynı bir renkli gözlük gibidir, ki onların akıl gözleri bu gözlüğün arkasından bakmaktadır , tabietlerinin rengi gereyi ile işlerde gezavet yaparlar , tabiet renkli ve boyalı ve itidalsız oldukça , onların akıllarının hükümleri doğru değil ve olamaz , fakat eğer bu tabieti , nefslerin tabibi ve tüm insanlarda olan tüm derece ve mertebelerindeki eyrilikleri düzelten, şeriyetimizi getirenin emirleri ile islah etmiş ve düzeltmiş ise , o gözlüğün camı aynı bir renksiz ve boyasız ve tam düz bir cam gibi olur ve dışarıda bulunanları aynı oldukları gibi akıl gözüne yansıtır ve aklın yaptığı taşhis doğru olur , mesela tabietlerinde safra galip olan kimseler , gezep, her kese galip olma isteği , kibr , reislik başkanlık , korkmamazlık, riya ve büyük işlere istek sıfatlarına sahip olurlar ve onları iyi bilirler , bu isteklerine karşı gelenleri sevmezler , kendi düşüncelerine karşı olan oyları kabul etmezler , şimdi eğer bir fegihin mizacı safra mizacı olursa yani tabietinde safra galip gelirse , bu şahıs çeşitli ve değişik anlamlarda hadd ve cezalar konusunda hadisler görür ise , tabi ki en ağır cezanı seçecektir , iki hadisin arasındakı farkı ve bunların birisini diğerinden seçme ve kullanma aleti kendisinde bulunan tabiet olacaktır . böyle birisi kendinde bulunan kibr ( kendini beyenen , kendini büyük gören ) nedeni ile , cenabı allaha ve onun resuluna bendelik ve teslim ve mömünlere eğilmek ve küçülmek adabı hakkında olan hadisleri ve haberleri görmemezlikten gelir , bu kibr nedeni ile kendinden başka bir büyük olmasını bile igrar etmez belki , cenabı peygember ve tahir imamlar ve geçenlerde bulunmuş mömünleri , hiç bir aracı ve vesileye ihtiyac yoktur, her kesin cenabı allaha bir yolu vardır diye , aracılıklarını kabul etmez . kendinde bulamadığı fakat tahir imamlarda ve mömünlerde bulunan faziletleri kibrin çokluğundan , onları küçültsün ve kendi seviyyesine getirsin diye kabul etmez ve onları inkar eder kibrin fazlalığından . cenabı allah kendisi biliyor ve benim söylememe ihtiyaç yoktur diye özür getirerek , cenabıallaha dua bile etmez . böyle mizaçlar hakkında cenabı allah buyuruyor : od uni esteceb lekom ennellezine yestekberune en ebadeti seyedkholune cehenneme dakherine

اُدعوُني اَستَجِب لَكُم اِنَّ الَّذينَ يَستَكبِروُنَ عَن عِبادَتي سَيَدخُلوُنَ جَهَنَّمَ داخِرينَ yani : beni çağırın kabul ederim söylediklerinizi , ve benim ibadetimi kibr nedeni ile yapmıyanlar cehenneme girerler . böyle bir kimselere onların tabietleri ile ters gelen haberler ve hadisler okununca , kendi dediklerini kabul ettirmek , kendi tabietlerini razı kılabilmek için , her hangı bir yanlışa baş vurmaktan kaçınmayarak , hadisin ve haberin kelimelerini ve lefzlerini değiştirmekten bile çekinmezler , bunu yapamaz ise onun senedine şüphe yaratır , onların rivayet edenlerini guluvv etmekle suçlar , ve ya hiçbir delili olmadan hadisin yalan olmasını ve onun ceel edilmesini ve yalan olmasını öne sürer ve hakeza . ya da reislik ve başkanlık sevgisinden , kendi işlerinin düzene girmesi ve düzelmesi için , alimlerin hakkında ve onları tekrim etme ve tazim etme konusunda gelmiş olan hadisleri çok kol kanat vererek tarif eder ve halka bildirir . bunun karşısında milletin etrafına toplanma ihtimalı olan başka bir fegihi , iftiralar yaparak küçük düşürür ve milleti kendi etrafına toplar . eğer kendisinin başkanlığını , amirler ve hakimler onaylamazlarsa , onlarla zıt olur ve onlara karşı gelir ve onlara karşı cihad ilan eder ve kendine karşı gelen her kesin müslüman olsa bile kanının dökülmesini mübah eder . bunlar hazreti peygember selellaho eleyhe ve alehin buyurmuş oldukları bu hadisi unutuyorlar kibuyurmuşlar : le enellaho yetere eso le enellaho men yecedo fi gelbehe hobborriyasete . لَعَنَ اللهُ مَن يتَرَاَّسُ لَعَنَ اللهُ مَن يَجِد في قَلبِهِ حُبّ الرياسَةِ yani : allah kendine büyüyklük bağlıyanlara ve başkanlık sevgisi kalbinde besliyenlere lanet etsin . Yine bunlar korkmamazlık ve tehevvür nedeni ile , tegiyye etme gereken yerlerde tegiyyeni terk ederler (tegiyye , bir şerii işin bazı nedenler ile , insana zarar verme ihtimalı nedeni ile ertelenmesi ve iş ise yapılmaması ve laf ise söylenmemesi demektir) bunlar tegiyyenin vacip olduğunu gösteren hadisleri unuturlar , mesela ben hazrete seyyedeşohedaya bağlı birisiyim , ben zuluma karşı sabr etmem , bizim savaşmamız lazım ,cihad etmek gerekir , bütün zulumları yer yüzünden arındırmak lazım derler , bunlar ututurlar ki hazrete imam hesen eleyhesselam da imammış , derece ve makam bakımından da hazrete seyedeşşoheda eleyhesselamdan üstünlermiş , bulundukları zamanda müslümanların selahını savaşmamakta ve barış yapmakta gördüler , hattaki halifelikten bile istifa ettiler ve tegiyye yaptılar , hazrete seyedeşşoheda da o hazrete uydular ,( evet eğer cüzüyyatı yazmak istersek mesnevi yetmiş ton kağıt olur) . bu farsçada bir meseldir ki bir konu hakkında açıklama yapıldığında konu çok uzarsa böyle derler .( mesnevi yetmiş ton kağıt olur ) mütercim

Evet niyyetim sizi bu konularda aydınlatmak ve bu konuyu açıklamaktı ki eğer insan tabietine esir olur ve onun istediklerini yapar ise doğru yoldan çıkar ve diğerlerini de yoldan çıkarır .

Evet eğer kan bir kimsenin mizacına ve tabietine galip gelirse , böyle birisi her şeye her işe her duruma çabuk alışır , yumuşaklık yaparak kendini büyük yapar başkanlık sevdasını besler , kendinden büyüklerle kardeşlik , arkadaşlık yapar , şehvet li , kadınlara istekli ve onlara karşı sevgi dolu olur , çok büyük işlerle uğraşan , fakat çabuk kızan ve çabuk aff eden olur , şucaet ( korkmamazlık ) af etme , bağışlamak ve bu gibi huylara sahip birisi olur . çoğunlukla bu huyların iyi huy olmasını düşünürler kişiler , hal bu ki bu huylar şeriyetin sahibinin ilan ettiği yerlerde kullanılırsa iyidirler sevilirler bunlar ,doğru olmadıkları yerlerde kullanılırlarsa iyi olmaz ve sevilmezler , eğer bu huyların menşei yani cıktıkları yer , emir aldıkları yer , tabiet ise , yerinde olsun ya olmasın onları uygularlar bunları uygulamak cenabı allaha değil , tabiete bendelik ona kulluk yapmaktır.mesela bu mizacın galip olduğu bir fegih , her kesle cenabı allahın ve onun oliyasının dostu olsun ya duşmanı , dost olmak arkadaşlık yapmakister , cenabı allahın buyurduğunu unutur ki buyurmuş : la tecedo gomen yomenune bellahe velyomel akhere yoaddune men haddellaho ve resuleho .

لا تَجِدُ قوُماً يُومِنوُنَ باِللهِ وَاليوُمِ الآخِرِ يُوادونَ مَن حادَّ اللهُ وَ رَسوُلَهُ yani : hiç bir kabile ve halkı bulamazsın ki cenabı allaha ve kıyamet gününe hakiketen inanmış velakin allah ve onun resulu ile duşmanlık yapanları sevsin , olmaz böyle iş

Ve birliye davet ederler , onun anlamı ve gereyi cenabı allahın ve resulunun emirlerine karşı olsun olmasın onun dininin terk edilmesini gerektirsin gerektirmesin , davet ederler . aynı bazı kişilerin çok allatıcı ve anlamsız olan islam firgelerinin hepsinin birleşmesini önerenler ve bu konunun çok gülünç olduğunu bilmeyenler gibi . acaba bunlar ne diyorlar , hakkı bulmuş şii firgesi , dinin hakiketi , gerçeği ve özü olan tahir imamlar eleyhomesselamın sevgileri ve dostluklarını unutsunlar ondan vaz geçsinler , onların duşmanlarınıda duşman bilmesinler , diğer firgeler de kendi büyüklerini sevmesinler ve tüm firgeler zahirde cenabı allaha ve onun resuluna igrar ederek , onları kabul etmeye yetinsinler .?

Ve dinin esası olan vilayet i terk etsinler , bu vilayet konusunda cenabı allah kendi peygemberine kuranda buyuruyor : eğer onu halka ilanetmez isen onu iblağ etmez isen kendi risaletini ve peygemberliğini iletmemiş olursun ve buyurmuş :belleğ ma onzele eleyke men rebbeke ve en lem tef el fema belleğte resaleteho بَلِّغ ما اُنزِلَ اِلََيكَ مِن رَبِّكَ وَ اِن لَم تَفعَل فَما بَلَغتَ رِسالَتَهُ ( beşinci mübarek surenin yetmiş birinci ayeti ) yani : iblağ et allahından sana nazıl olanı eğer iblağ etmez isen peygemberliğini bitirmemiş olursun . acaba bunlar bizim dünya ve ahiretimizi islah eden , düzene sokan, tahir imamlarımızın eleyhomesselam buyurduklarını duymuyalım onları uygulamıyalım mı diyorlar? Diğerleride kendi müctehid ve din adamlarının yaptıkları ictihatları onların hükümlerini , dinlemesinler , uygulamasınlar mı diyorlar ? oturalım , toplanalım cenabı allah tan her hangı bir kitap ,emir , vahy nazil olmadan yeni bir din , yeni bir düzenleme yapalım ve onu uyguluyalım . ya da mesela tahir imamlarımıza eleyhomesselam karşı duyduğumuz sevgiyi ikiye bölelim yarısını cenabı allahın duşmanlarına ve yezid gibi cor halifelere verelim ve diğer yarısı ile de onları sevelim mesela ? ya da hayır kendi sevdiklerimizi kalbimizde sevelim kendi düşüncelerimizi değiştirmeden düşünelim , cor halifelerini kötü sayalım , kendi imamlarımızı iyi bilelim fakat dış görünüşte ve zahirde nifak yapalım ve birbirimize yalan söylüyelim ve hiç bir zeruret , gereksinme olmadan cenabı allahın duşmanlarını sevdiyimizi ilan edelim , bildirelim . bunlar ne düşünüyorlar acaba ? bunların din anlayışları ve dinin , peygemberlerin gelme nedenlerini , sırf yemek , içmek ve dünya işlerinin düzene sokulması ve düzeltilmesi için mi biliyorlar ? başkalarına başkanlık yapmak ve riyaset yapmak için başa geçmek mi biliyorlar ? acaba dinin gelme nedenini her kesin başına geçipde başkanlık yapma mı biliyorlar ki her kesi islamiyyetin sırf adında ve dış görünüşünde , onun hakiketini ve gerçeğini terk ederek , birliğe davet ediyorlar ? ???? ama ben diyorum ki bu daveti yapanlar başkanlık peşindeler riyaset istiyorlar , kendi tabiyetleri gereğince her kes ile geçinmek istiyorlar , karşı guruplardanda seçmenlerinin olmasını istiyorlar , yada hakiketen kendi dinlerinin gerçeğinde şüphe ediyorlar , yoksa senelerce gidilen doğru yolu terk etmek için , ne olacağı belli olmayan bir yola girmenin ne gereyi vardır ? evet çok açıklamak niyyetinde değildim, fakat iyi sayılan huylar tabietin hükmü ve isteği ile değilde , şeriyetin sahibinin emirleri ve itaet amacı ile kendi yerlerinde yapılırsa iyi dirler bilmenizi istedim . tabiet hükmü ile içlerinden gelerek arkadaşlık ve dostluk , bahşiş , bağışlama yapan kimseler ale mohemmed eleyhomeselamın duşmanlarından uzak gezmezler , dost olsun duşman olsun her kes ile geçinirler , arkadaşlık yaparlar , cenabı allahın değil kendi tabiyetlerinin bendeliğini , kulluğunu yaparlar . tabietlerinin esiri olduklarından , cenabı allahın hükümlerine baktıkları zaman , kendi tabiyetleri ile bağdaşan ları seçerler onları tercih ederler , cenabı allahın hakiki hükmünü anlamazlar ve böyle kimseler fegahet yapma, diğerlerini doğru yola davet etme yeteneğine sahip değiller .

Yine , mizaclarını , tabietlerini belğem saran kişiler ise genelde bezenmeği seven , yumuşak kalpli , allatıcı , yalancı , tenbel , zayıf , utangaç , evlat sevgisi ile dolu , batil ve faydasız işler yapan , ve diğerlerinden emir almağı seven kişiler olurlar . cenabı allahın hükümlerine baktıkları zaman , tabiyetlerinin beğendiği ve kendilerinin sevdiği hükümleri seçer ve uygularlar , kendilerine ters gelen hükümleri terk eder ve bir kenara bırakırlar . mesela yumuşak kalpli olduklarından fakirleri korur ve derler ki bu haç yapmak için harcadığınız paraları neden o araplara veriyorsunuz , bunları kendi memleketinizde ve şehrinizde fukaraya verirseniz sevabı daha çok olur tabi ki . bu dediğini isbat etmek içinde sadaka ve bağış yapma hakkında verilmiş emirlerin hadislerini okur ve bunlara istidlal eder . hal bu ki fukaraya sadaka verme emrini, kendi peygemberinin dili ile veren mihriban ve bendelerini seven cenabı allah , aynı peygemberinin dili ile o zamanda fakirlerin sayısı bizim zamanımızdan daha çok olmasına rağmen , hacca gitme emrinide vermiş . buna rağmen haccı terk edin de , hacda harcadığınız parayı fakirlere verin buyurmamış . şimdi her hangı bir kimse peygemberin ümmeti ise hac yapar , mümkün olduğu kadar fukarayada verir , fakat eğer tabietinin ümmeti ve bendesi ise , kendi içinden geçen ve tabietinin isteyi olarak , cenabı allahın en büyük ferizelerinden biri olan haccı terk edin ,parasını fakirlere verin emrini verir . ya da tenbellik nedeni ile namaz kılmaz ve urfan yapar ve der ki namaz molamız ali nin kıldığı namazdı ve ya ruhun zayıflığından hile yapar ve oturduğu her kes ile ben sendenim der kendi oyunu , düşüncelerini peş peşe değiştirir ve kendini karşısında olan kişiye sevdirsin diye onun isteği ve sevdiği gibi konuşur , bu gibi kişiler hakkında peygember efendimiz ebazere buyurmuşlar :her hangı bir kimse halkı kendi çevresine toplamak için ilim talebinde bulunursa ilim öğrenmeğe kalkışırsa , cennetin kokusunu bulamaz ey ebazer . her kangı bir kimse halka hile yapsın diye ilim peşinden giderse , cennetin kokusunu bulamaz evet kendi tabietine esir olan kimse peygemberin emirlerine değil, kendi isteği ve mizacı gereğince davranır. Eğer onun buyurduklarından da bazen söylerse kendi sevdikleri ve beğendikleri ve mizacı ile aynı olanları söyler muhakkak , diğerlerini terk eder tabi ki .

Yine soda mizaçlarını saran , tabiyetlerine galip olan kimseler ise genelde yanlızlık seven , toplumdan vahşet eden korkan , yoksulluğu seven , karanlığa , ağlamağa , dertli olmağa talip olan kimselerdirler . her neye taşhis koyarlarsa her neyi iyi bilirlerse , onun doğru olup olmadığını bilmeden ona israr ederler , böyle biriside fegahet yeteneyine sahip olmadığından fegih olamaz . böyle birisi kendi tabieti gereğince en büyük ibadetlerden olan dini kardeşler arasındakı irtibat kurma ve git gel yapmağı terk eder , cenabı allahın rehmetinden ümütsüzdür , yersiz olarak tegiyye yapar , hakkı diyeceyi bas bas bağıracağı yerde susar ve hakkı demez ve bu gibiler . bu tabiyetlere esir olanlar bu gözlüklerin arkasından bakan kimseler tabi ki konuları iyi anlıyamaz ve taşhis yapamazlar . bunlar hep kendi nefs lerini dinlerler onun istediklerini uygularlar . hazreti emirelmomenin eleyhesselam bir hadiste buyurdular : her şeyden fazla iki huydan size korkuyorum : birisi kendi isteklerinizin peşinde koşturmak , ikincisi dileklerinizin uzun ve büyük olması , evet ama isteklerinizin peşinde koşmak sizi haktan alı koyar , dileklerinizin büyük olması o bir dünyanı ahireti size unutturur . evet nefs isteklerine yakalanmış olanlar kendilerinin tabietlerini islah etmeli ve düzeltmelidirler . nefslerini akıllarına teslim etmeliler, kendi nefslerinin isteklerinin baş kaldırmasına müsaede etmemelidirler . sözü geçen tabietlerin yani sefra , kan , belğem , soda tabietlerine galip olursa onların gereği olan onların tabieti olan işleri yapmak tan kaçınmalı ve hep onların istediklerinin tersini yapmalıdırlar , böylece yavaş yavaş itidala kavuşur böyle kimseler. tabietlerine esir olanlar , ondan kurtuldukları zamana kadar hiç bir şekilde cenabı allahın hükümlerini istinbat etmeğe, anlıyıp diyerlerine anlatmaya kalkışmamalı ve kendini ve diyerlerinide ters yola itmemelidirler .

Şehvet pisliği ise, buna yakalananların besiret gözleri bazı konulara aşırı sevgi ve bağlılık nedeni ile kapanır ve kör olur ve bu temsile konu olurlar ki: elhobbo yomi ve yossem. اَلحُبُّ يُعمي وَ يُصِّمُ yani : muhabbet ve sevginin aşırısı insanı kör ve sağır yapar . bunların gözleri sevdiklerinin ayıplarını , kötülüklerini görmedikleri halde sevgililerinin kötülükleri onlara iyilik diğe görünür ve hepsini onlara avantaj görürler . masela bazı ilimlere , adaba kaidelere meşhur olan işlere ya şeylere ve ispatlanmışlara , icmalara ve alimlere alışan kimseler ve onların sevgisini saygısını kendilerine görev bilen kimseler gibi , bunlar karşılarındakı kişilerin mantıklarını düşünmek ve anlamak değil onları dinlemek bile istemezler , bunlar sevdikleri , saydıkları alim tarafından her hangı bir laf ,bir konu denilmiş , söylemiş ise , bu sözü bu konuyu falan alim demiş olması bunlara höccet olur , onun kabul edilmesi için yeterli bir neden olur, artık hiç bir mantık ,delil ,burhan aramazlar ,istemezler . eğer her hengı bir ihtimale karşı o alimin dediğinin tersine bir hadis ve ya ayet duyar ve işitirse ,hemen onu tavil eder başka tür yorum yapar ve sevdiği anlamı verir , veya hak olsa bile onu redd ve inkar eder . ne kadar çoklar alışkanlık ve tabiyet tuzağından kurtulupta bu tuzağa yakalanmış olanlar . tabi ki böyle kimse hiç bir şekilde cenabı allahın ve onun resulunun buyuruklarını kendi istekleri ve zevkleri dışında göremez ve konuların aslını ve hakkını ve gerçeğini anlıyamaz . bunlar renkli ve değişik şekillerle şekillenmiş aynalar gibidirler, karşılarındakı eşyaları oldukları gibi değil kendileri gibi gösterirler . eğer aşık olan kimselerin durumlarına bakarsanız bu dediklerimin aynısını görürsünüz . mecnün dan sormuşlar: hak ali ile mi yoksa ömer le mi iydi ? mecnun leyli ile demiş . belki bu söylenen doğru değildir , efsanedir , meseldir fakat genelde aşıkların durumu böyledir ,fakat birisi bir kadına birisi bir erkeğe aşıkdır , diğeri bir kanuna bir geleneğe , hep benim sevdiğim ,beğendiğim kanun , gelenek doğru olsun , yürürlükte kalsın ister böyle birisi , isteklerine ulaşsın diye hakları ezer geçer , böyle kimse kesinlikle fegahet edemaz buna layık olamaz .

Kızgınlık ve tüğyan ise , buna yakalananlar her hangı bir kimsenin veya konunun edavetini ve duşmanlığını yüreklerinde besleyen kimseler dirler , bunlar duşmanların tüm iyiliklerini , kötü görürler , hiç bir şekilde onların iyiliklerini istemezler . aynı o cenabı allahın lanetini almış olan kimse gibi : hazretiemirelmomenin eleyhesselamın medhinde ayet nazıl olduğunda , kızgınlıktan dedi ki: allahomme en kane haza hovel hegge men endeke fe emter eleyna hecareten menessemae ov eetena be ezaben elimen اَللّهُمَّ اِن كانَ هذا هُوَ الحَقَّ مِن عِندكَ فَاَمطِر عَلَينا حِجارَةً مِنَ الَّسماءِ اَو ائتِنا بِعَذابٍ اَليمٍ yani : ey allahım eğer bu senin tarafından gelmiş ise , bize gökten taş yağdır . dua sı da müstecab olmuş gökten bir taş gelmiş ve onu cehenneme göndermiş . tabi ki böyle bir kimse de fegahet yapamaz bu işe layık olamaz .

ilhad ise , buna yakalananlar hep savaşmak , düşmanlık yapmak sevenlerdirler bunlar sefsete yaparlar hakkı batıl yerine koyarlar hep hak ile batil karışsın isterlerve bunu sağlarlar . batili hak yerine, hakkı batil yerine koyarlar. bunlar hakkında cenabı allah buyurmuş :ve eza zokerellaho vehdehoşmeezzeto golubellezine la momenune bel akherete ve eza zokerellezine men dunehe feeza hom yestebşorune

وَ اِذا ذُكِرَ اللهُ وَحدَهُ اشمَاَزَّت قُلوُبَ الَّذينَ لا يُومِنُونَ بِالاخِرَةِ وَاِذا ذُكِرَ الَّذينَ مِن دوُنِهِ فَاِذا هُم يَستَبشروُنَ yani : kimsenin olmadığı yerde cenabı allah zikr olunursa , adı geçer ise , ahirete imanı olmuyanlar tiksinirler rahatsız olurlar , velakin ondan başkasının ( itaetleri vacip olmayan kimseler ) zikri olunca sevinirler .

Ve hazrete sadık eleyhesselam buyurdular : mera inad etmek ve cidal yapmak demektir . mera çok büyük bir dert dir , insanda bundan daha kötü bir huy olamaz ,bu iblis ve şeytanın huyu ve onun nesebidir, kendi nefsini ve diğerlerini tanımıyandan başkası ve dinin hakikatlarına cahil olandan başkası , mumarat ve savaş ve cidal yapmaz ne halde olursa olsun . ve devamında buyurdular o hazret : şeytan vesvese eder erkekleri ve onun kulağına fısıldar ve onunla necva yapar , ona der ki başkaları ile dini konularda munazire yap ki senin bu konuda bilinçli ve başarılı olduğunu bilsinler sen bu konuda bilinçsiz ve başarısız değilsin anlasınlar ...... hadisi şerifin sonuna kadar . bu derde yakalananların çoğu , dini konuların öğrencileri dirler . e azenellah men şorure enfosenaاعاذنا الله من شرور انفسنا cenabı allah korusun ve ona sığınıyoruz bunların şerrinden .

demek ki bu hastalığa yakalananlar da fegahet yapmağa şayiste değiller, bunlar ilk olarak bu hastalıktan kurtulmaya gayret edecekler sonra tüm işlerde ve konularda ilim , insaf , ve besiret ile davranmalıdırlar .

Şegavet ise , buna yakalananlar hakk ile ve hakkı iyi bilenler ve savunanlarla hep duşmandırlar . onlarla içten gelen bir kin ve düşmanlık ve kötülüğe sahiptirler . bunlar çeşitli hileler ve halkı allatma yöntemleri ile kendilerini mömünlere benzetirler , okşatırlar . bunların sıfatları hakkında imam eleyhesselam buyuruyor : onlar nasipler va düşmanlar topluluğundandırlar , bizi kötülemeye imkanları yoktur , bizim doğru olan ilimlerimizi öğrenir, bizim şiilerimizin sevgilerini , güvenlerini kazanarak bizim sevmediğimiz ve beğenmediğimiz , nifret ettiğimiz konuları onlara bizdendir diye yuttururlar . bizi kabul eden şiilerimiz bizim ilimlerimizdendir diye alırlar dediklerini ve böylece yoldan çıkarlar . bu türler adamlar yoldan çıktılar ve yoldan çıkardılar . bunların zararı bizim şiilerimizin zayıflarına , yezidin hüseynebne ali eleyhomesselamın savaşçılarına ve ordusuna verdiği zarardan daha fazla ve çoktur . çünkü onlar savaşçıların ruhlarını ve mallarını aldılar ve o şehidler için cenabı allah en güzel haller verecek, fakat bu duşman olanlar, kendilerini alim göstererek, bizim dostlarımızdırlar diye ,duşmanlarımızın duşmanlarıdırlar diye milleti allatarak bizim şiilerimizin zayıflarının kalplerine şüpheler düşürerek onları yoldan çıkarıyor ve hak olan doğru yoldan onları başka ters yollara sürüklüyorlar , velakin o evam ve bilinçsiz kimselerden her hangısının kalbinde cenabı allahın ve onun kullarının sevgisi , kendi dininin muhafazasının isteği ve velisinin ikramı ve sevgisi kalbinde var ise , kesinlikle onu bu allatıcı ların elinde çaresiz bırakmaz , onu kendi doğru yoluna getirmek için bir mömün bendesini göndererek onu irşad eder, doğru yolu ona bildirir ve onu bu doğru yolu kabullenmek için başarılı yapar ve böylece cenabı allahın gösterdiği ve bildirdiği yola gitmiş olur . böylece bunun için dünya ve ahiret iyiliklerinin toplamını vermiş olur , o allatıcı kimseler içinde dünyanın tüm lanetlerini ve ahiretinde azaplarını ve cezalarını onlar için toplar cenabı allah . bitti hadise şerif .

Demek ki bu dediklerimizin tümünün neticesi şu ki : bir fegih cenabı allahın kitabı ,hazrete peygemberin sünneti ve imamlar elehemosselamın buyuruklarının anlamını bilmeli, onların anlamını anlamalı ve bunların hepsinde bilgili ve ilimli olmalı , daha evvel anlattığımız hastalıklar pislikler ve o yedi pislikleri unvanı ile açıkladığımız zahiri ve batini pisliklerden uzak olmalı , kendi kalbinde hep o hazretlerden istifta etmeli, yani bilmediği konuları onlara sormalı ki , buyurdukları buyurukları aynı irade ettikleri ve istedikleri gibi anlıyabilsin ve inansın ve tüm ihlası ile onları uygulasın ve bize ve size de rivayet etsin ve söylesin, bizlerde onlardan alarak öğrenerek uyguluyalım inşaallah . aynı hazrete eskeri eleyhesselamın buyurdukları gibi ki buyurmuşlar :fe emma men kane menel fogehae saenen lenefsehe hafezen ledinehe mokhalefen ela hevaho moti en le emre molaho fe lel evamen en yogelleduho ve zaleke la yekuno ella beezo fogehaeşşiete la cemiohom . فَاَمّا مَن كانَ مِنَ الفُقَهاءِ صائِناً لِنَفسِهِ حافِظاً لِدينِهِ مُخالِفاً عَلي هَواهُ مُطيعاً ِلاَمرِ مُولاهُ فَلِلعَوامِ اَن يُقَلِّدوُهُ وَ ذالِكَ لا يَكوُنُ اِلاّ بَعضُ فُقَهاءِ الّشيعَة لا جَميعُهُم yani : velakin fegihlerden her hangısı ki kendi nefsine galip olursa kendi dinine hafız olursa ve kendi nefsinin isteklerine karşı gelebilirse , molasının emirlerini ve isteklerini hiç bir behane getirmeden uyguluyor ve dinliyorsa , evam millete onu taklid etmek vacipdir onu dinlemek ona uymak gerekiyor fakat böyle değiller şiilerin fegihlerinin hepsi belki onlardan bazıları böyledirler .

Elbette ki her zamanda her asırda böyle fegihler bulunurlar . bunlar olmazlarsa hak batilden ayırt edilmez , cenabı allahın höcceti tam olamazdı . hadisde vardır ki cenabı allah hiçbir zaman yer yüzünü alimden boş birakmamıştır, böyle olmazsaydı hiç bir zaman hak la batil ayırt edilemezdi . duyulmuştur ki hazrete emirelmomenin eleyhesselam buyurmuşlar : yer hiç bir zaman bir alim höccet ten boş kalmaz . hak konuları öldürdükçe aradan kaldırdıkça bunlar yeniden diriltirler hayat verirler hak olan konulara ve bu ayeti telavet buyururdu:yoridune leyetfeu nurellahe be efvamehem vellaho mottemo nurehe velo kerehel kaferune يُريدوُنَ لِيطفِئوُا نوُرَ اللهِ بِاَفواهِهِم وَ اللهُ مُتِّمُ نُورِهِ وَ لَوكَرِه الكافِروُنَ yani : sesleri ile konuşmaları ile söndürmek istiyorlar cenabı allahın nurunu velakin cenabı allah kendi nurunu kafirler kızarlarsa da tamamlar . ve buyururdu yer yüzü boş kalmaz . bir helal ve haram bilen , halkın ona ihtiyacı olan ve onun halka ihtiyacı olmayan alim den , hep bir alim vardır yer yüzünde . bu anlamda haberler sayılır miktardan çok fazladırlar . böyle bir fegihi ve alimi talep eden , arayan kimse için onu bulmak zor değildir cenabı allah vade buyurmuş ki onu arıyanı hidayet eder ve buyurmuş : ellezine cahedu fina lenehdiyennehom sobolena اَلَّذينَ جاهَدوُا فينا لَنَهديَنَّهُم سُبُلَنا yani : onlar ki bizim yolumuzda mucahide yapıyorlar ( çalışıyorlar ) mutlaka kendi yolumuza hidayet ederiz . ve bu yolda mucahidet yapma ve çalışmak nasıl olur biraz anlatacağım ki besiretli olasınız . ilk başta düşünün böyle bir kimse müşrükler , yehud , nesara , ve islam dışı olan milletler topluluğu içinde olamaz tabi ki muhakkak müslümanlar içinde olmalı böyle bir kimse . diğer batil düşünceler ve tüm on iki imam eleyhomesselamın imamlığına inanmayan şiilerin batil firgeleri içindede değildir muhakkak böyle bir kimse ve fegih . demek ki bu isnaeşer şiiler ve on iki imama inananlar içinde olmalıdır bu aradığımız fegih . bunlardanda kendi işleri ile uğraşan tacirler , zıraat yapanlar ve bu gibi işlerle uğraşanlar bu konuyla ilgilenmezler , kendilerininde her hangı bir iddia ları yoktur , geri kalanlar ilimle uğraşanlardırlar . demek ki bu kimselerin alimleri arasında böyle fegihleri aramalıyız, böylece çevre daralarak işimiz kolaylaşmış olur ve kolaylıkla aradığınızı ve istediğinizi bulabilirsiniz , aynı bir iyi marangozu , sanatkarı ve ya emin bir taciri her hangı bir şehirde aradığınız ve onu bulduğunuz gibi , azcık araştırma ile onu tanıyabilirsiniz . eğer bu aradığım adamın ,fegihin ilmi ve bilimi konusunda kendim alim olmadığım halde nasıl öğreneğim sorarsanız, cahil olduğum halde nasıl alimi tanıyayım derseniz , bende derim ki bilgili şahıslardan o konuyu iyi bilenlerden işbilirlerden sorarak. aynı marangozluğu bilmediğiniz gibi fakat marangozları tanıyanlardan o işi iyi bilenlerden sorarak nasıl bir kentin en iyi marangozunu öğrenebiliyor tanıyabiliyorsanız bu konuda da ilimle uğraşanlar, alimlerden sorarak en bilinçli ve alimlerin alimini bulabilirsiniz . bundan başka alimlerin sıfatlarından ,özelliklerinden , onların tegvasından , zühdünden , mohemmed ve ale mohemmed eleyhemosselamı dost tutup sevdiklerinden , o dediğim ve yazdığım pisliklere bulaşmamış olduğundan , bu kimselerde dünya , başkanlık ve riyaset sevgisi , kendini beğenme , kötü huyları azcık araştırarak öğrenebilirsiniz , çoğu adamlar bu araştırma ile sizin çizginizin dışına çıkarlar ve elenirler . geri kalan az bir miktar ve az kişiler olur . şimdi bu geri kalan kişilerin içinde kendilerine karşı nasıllar araştırma yaparsınız . acaba birbirlerini tasdik ediyorlarmı etmiyorlarmı ? eğer tasdik etmiyorlar ise muhakkak yanılmışsınız onların bazılarının tanımında , biraz daha araştırma yapınız . çünkü alimler , müttegi adamlar , kendine benzer kişileri başkalarından daha iyi tanırlar . bu tip kişiler eğer kendine benzer başkasına muracaat etmeyi tavsiye etmiyor ve hatta onu dinlemeyi haram biliyorsa , muhakkak bunların ikisinden birinde bir ayıp vardır , biraz araştırarak , bunların sıfatlarında , huylarında dıkkat eder düşünürseniz , cenabı allah ve mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselama bunları size tanıtmak için tevvesül ederseniz , batil iddia edeni çabucak tanırsınız . fakat eğer bunlar birbirlerini tasdik ediyor hiçbir konuda ters değillerse , tüm dediğimiz sıfatlarla sıfatlanmış ve tüm dediğimiz pisliklerden arınmışlarsa her birisi hiç ayırt edilmeden sizin hocanız , ustadınız olabilirler dini konularda ve fıgh da . bunlar hepsi hazrete peygemberefendimizin eshabıdırlar . bunlar o hazretin buyurduğu bu buyuruğun dahilindeler ki buyurmuş : meselo eshabi kennucume be eyyehem egtedeytom ehtedeytom .

مَثَلُ اَصحابي كَالنُّجوُمِ بِاَيِّهِم اِقتَدَيتُم اِهتَدَيتُم yani : benim eshabımın meseli aynı yıldızlar gibidir her hangısına müracaat edip igtid ederseniz , hidayet olmuş olursunuz .ve cenabı allah buyurmuş : olaekellezine hodellaho febehodahomogtedehاوُلئِكَ الَّذينَ هُدَي اللهُ فَبِهُداهُمُ اقتَدِه yani : bunlardırlar o kişiler ki cenabı allah onları hidaayet etmiştir sende ey duyan kişi onlarda olan hidayete uyum sağla. bazen bu araştırmalarda bir kişiden fazla kalmaz , bazende birden fazla kalırlar , bu kalanlar içinde de onlar birbirlerini daha iyi tanırlar kendileri içinde en alim olanı seçerler tüm zor konularda hepsi ona baş vururlar , onun kendilerinden daha alim olmasını rahatlıkla , kıskanmadan söylerler , o da bunların alimliğinde , feziletlerinde hiç bir itirazı olmadan hepsini kabul eder hepsi birbirlerini tasdik ederler . hepsi imam dan rivayet eder ve imama davet eder , onun buyurduklarını rivayet ederler , bazılar demişler ki bunların içinde en alimini seçmek ve onu taklid etmek gerekiyor, biz haberlerde bunun için her hangı bir açık delil , burhan bulamadık , fakat tabi ki insan en alim olanını tanımak ve onu taklid etmeği içinden gelerek sever , geneldede hep taklid edenlerin içinde taklid ettikleri alimi böyle tanırlar , fakat bizim konumuz alimlerin içindeki en alim olanı kesin olarak tanımak tır . tüm konularda her kesten daha alim olan bir alim çok az bulunur . bazı fegihlerin kafası matematikte çok iyi çalışır , bu irs konularını diğerlerinden daha iyi anlar , başkasının kafası hindesede ve geometride daha iyi çalışır, bu kıble bulma konusunu daha iyi anlar, başkasının hafızası çok kuvvetlidir iyi düşünür bu akrabalık çocuklara süt verme emiştirme ve emzirme konularında çok iyidir , hepsinden de taklid edebiliriz . bunlara muracaat edip onlardan taklid etmek şartı budur ki : anladıkları konuları rivayet edecek , anlamadıkları konularda sessiz kalacak , konuşmuyacak , bu şart yeter . bundan başka çarede yok , mevaris gibi zor konuları anlamadığını itiraf ettiyi birisinden irs konusunda soru sorulmaz , bilenden sorulur tabi ki . evet eğer farz edelim ki aynı zamanda her şeyi bilen fegihler olsun bu fegihlerin hepsi tüm konuları biliyor isede , şayed toplum siyaseti açısından ve evam milletin tabiyetleri gereğince ki , bir büyük etrafında toplanmayı ve bir kişiden söz dinlemeği beğenirler ve bir kişi büyük olmaz ise bunların kavgaları ve bir birleri ile zıt olmaları geçmez , tüm bu nedenlerle fetva konusunda milletin muracaatı için bir fegih olursa , Bilhassa merkezden uzak olan yerlerde böyle olursa iyi olur diye düşünülür belki . bu ihtimalı tasdik eden hazrete rıza eleyhesselam dan gelen bir hadis tir ki, fezlin nedenlerinde rivayet olunmuş ki buyurmuş: yer yüzünde aynı zamanda iki imam ve fazlasının olması neden cayiz değil sorurlarsa denilir ki : nedenleri vardır, onlardan birisi şu ki : vahid ve bir kişinin işleri ve düşünceleri değişik olmaz ,iki kişinin ise işleri ve düşünceleri aynı olmaz, çünkü biz hiç bir zaman iki aynı düşünen kişi bulamayız muhakkak bir şeylerde değişik düşünceleri olur , peki eğer iki değişik düşünce sahibi , ikiside fegih olsalar ve onları itaat etmek ve saymak ve dinlemek gereği varken hangısını dinlemeli ? hiç birisini diğerine tercih edemez isek ne yapılmalı ? böyle olunca her hangı bir kişi, bunlardan birisini dinler ise diğerine karşı dinlememezlik ve ona saygısızlık yapmış olur , böyle olunca da yer ehli mesiyet yapmış olur ve böylece itaat ve iman edinmeye yol kalmaz , ve bu cenabı allah tarafından yapılmış olacak ki kendisi iki kişiyi itaat etme emrini vermek ile zıt olmanın sebebini yaratmış olacak . bundan başka şu ki : iki imam olduğu halde iki sinden birisi ,onlara hükm edebilmesi için ,diğerinin davet ettiğinden başka şeye davet edebilir , bunlardan hiç birisi itaet edilmek için başkasından farklı ve daha yetenekli değiller .böylece haklar , hükümler ve had lar batil olur . yine başka bir neden şu ki: bu iki kişiden birisi diğerine karşı emir verme nehy etme konuşmak , hüküm sürmek için yeteneği daha fazla değildir . böyle olunca ikisininde aynı zamanda konuşması gerekir , bunlardan hiç birisi imamlıkta eşit oldukları halde her hangı bir işde diğerinden öne geçmemesi gerekir . birisinde sessizlik gerekirse diğerindede gerekir , ikiside sessiz olurlarsa , konuşmazlarsa tüm işler durur hükümler ve halkın hakları batıl olur hudud yapılamaz ve sanki halkın imamları yok gibi olur .bitti hadise şerif . şimdi eğer imam kelimesini kelime itibarı ile başkan , öncü , büyük anlamında çoğu hadislerde kullanılmış gibi masum imamlar eleyhomesselam haricinde mutlak başkan anlamında kullanırsak , bu hadis dediklerimizin tam isbatı olur . peki bu yazdıklarımdan sonra tümünü mohammed ve ale mohemmed eleyhomesselamın haberlerinden ve hadislerinden size rivayet ettiğim şartlar ve sıfatlarla her hangı bir fegihi hayatta olsun olmasın tanıdıysanız , tanırsanız , imamınızdan kelimelerin zahiri anlamı yada manaları ve anlamları itibarı ile rivayet ettiğini alınız ve bu geriyede ve köyde seyr edip ve yolunuza devam ediniz . meyyit ve ölen kişilerden taklid etmeyi cayiz bilmeyenlerin nedenleri ve delilleri budur ki bu kişi kendi şüpheleri ve zann ettikleri üzere fetfa verirmiş , bu şüpheleri ve zann ettiklerinin doğruluğu belli değil ve hatta doğru olsa bile onun hayatı ve yaşaması şartı ile doğru olabilir, çünkü eğer bu adam şimdi yaşasaydı başka türlü düşünebilir başka anlıyabilirdi , onun ölümü ile şüpheleri ve zann leride ortadan kalkmış olur ve geçerliliğini kayb eder . fakat biz böyle düşünmüyoruz çünkü biz öyle bir fegihten konularımızı alırız ki evvela dediklerine kesinlikle ilim ve bilim açısından inanmış olsun ve muhakkak doğruluğuna kanaat getirmiş olsun , ikincisi kendinden kendi aklı ve düşüncesi itibarı ile konuşmamış olsun ve dediklerinin , yazdıklarının tümünü masum imamdan riyayet etsin . böyle bir kimsenin dedikleri ve yazdıkları onun ölümü ile değişiyormu ki öldükten sonra onun dediklerini ve yazdıklarını bir kenara atalım ve onlarla artık ilgilenmiyelim? Bu konuda hazrete ebiebdollah eleyhesselam buyurmuşlar ki hazrete peygember selellaho eleyhe ve aleh buyurmuşlar : kıyamet günü kişi ile birlikte toplanmış kalın bulutlar ve ya kocaman kararlı dağlar kadar iyilikler ve hesenat gelir , cenabı allaha sorar bu kişi ya rebbim ben bu işleri yapmadım ve bunları kazanmadım , nedir bu bana verdiklerin ? cenabı allah buyurur, ey bendem bunlar senin halka , millete öğrettiğin ve senden sonra uygulanan, kullanılan ilimler ve bilimlerdirler . bitti hadise şerif . şimdi eğer kişinin ölümünden sonra onun bildikleri ve ilmi yada öğrettiği tüm konular ortadan kalkar ve neticesiz olurlarsaydı , cenabı allahın bu verdiği iyilikler ve hesenat kıyamet gününde nedir peki ? yine o hazretten rivayettir ki buyurmuş : mömün bende ölür ölmez üç iş haricinde tüm işler bitmiş olur . yani artık hiçbir iş sevab kazanmak için yapamaz kimse öldükten sonra . bu üç tane ; cariye sadaka ( devam eden sadaka ) faydalanılan ilim ,ona dua eden salih evlat dırlar . demek ki geçmiş fegihlerin fetfalarını almak ve onları uygulamak kötü bir iş değildir, fakat bu işi yapsak bile yani geçen zamanlarda yaşıyan fegihlerin kitaplarından faydalansak bile bu iş diri ve hale hazırda yaşıyan fegihlerden faydalanmamak için yetmez . çünkü dıkkat ederseniz çoğu yeni konularda ve bu günler gereğince önümüze çıkan ve geçenlerde yaşıyan fegihlerden her hangı bir fetva olmayan konularla karşı karşıya kalıyoruz , bu yüzden hayatta olan ve yaşayan bir fegihe ihtiyaç duyuluyor , bundan başka o geçen zamanda yaşıyan iyi fegihleride bu yaşamakta olan fegihler vasıtası ile tanımalıyız . onların bir kitabını okumamız onları tanımamız için yeterli değildir muhakkak , kişilerin tüm düşüncelerini onların kitaplarını okuyarak bilemeyiz . onların sıfatlarını , pisikolojik hallerini ancak sige ve doğru yolda olan , bu işin yeteneklerine sahip olan fegihler aracılığı ile anlıyabiliriz . geçen zamanları bize doğru anlatabilen , her konuda onlara inandığımız fegihlerdirler ki geçenlerden bize rivayet ediyor ve tüm konuları bize anlatıyorlar . şimdi bu konuda ve fegihleri ölü ve ya diri olsun tanımakta bizim bir tek yolumuz budur , bundan başkada bizim yeteneğimiz dahilinde değildir, böyle oluncada cenabı allah bizim hak ve batili ayırt edemiyeceyimizi onları bir birinden seçemiyeceğimizi bildiği için onları bize tanıtmayı kendisi üstlenmiş ve hakkı ve batili bize tanıtacaktır , hakiketen de diri ve yaşamakta olan fegihin tanımında da o kadar araştırmamıza rağmen sonunda cenabı allahın tayid ve tesdidine dayanarak ve bu delile inanarak onun doğruluğuna ve haklı olmasına inandığımız ve yegin ettiğimiz için , diri ve ölü fegihleri tanıma yöntemlerinde hiç bir fark kalmıyor , ikisinede inanmamızın esası ve delili ve burhanı cenabı allahın tayid ve tesdididir . şayet ki ilerideki kısımlarda bizim meşayihimizin ilim kapılarının açık olmasının ıspatında kullandıkları bu tesdid delili hakkında daha çok açıklama yaparım . şimdi geçen zamanlardakı fegihlerden,ölmüş olan alimlerden taklit etme musaedesi hakkındakı bu yazdıklarımdan hiçbir şekilde yer yüzünün , hiç bir zaman iyi ve mömün fegihlerden boş kalmasını düşünmeyiniz sakın . ölü fegihten taklid etme musaidesinin hiç bir şekilde diri fegihin varlığı ve ondan öğrenme gereyi ile her hangı bir munafatı yoktur , yer ( dünya ) hiç bir zaman cenabı allahın helalını ve haramını bilen alimden boş olmamıştır , değildir ve olmayacaktır . başka türlü diyeyim biraz daha ilerliyeyim : hep yer yüzünde büyük alimler varmışlar , varlar ki bunların bildikleri ilimlerin bir tanesi fıgh ilmidir bunların mertebeleri ve dereceleri bu fegihler hakkında anlattığımız derecelerden oldukca yüksektir , onlar hakkında ilerde, yukarı sınıf hocaların özelliklerini anlatırken açıklamalar gelecektir inşaallah .

bölüm : ikinci geriye ve ikinci sınıf öğrencilerinin ,sıfatlarını anlattığımız bu zahiri fegihlerden daha üstün daha bilgili daha alim hocalara ihtiyacları vardır . çünkü onların görevleri zahiri görevlerden üstün olan ruhani ve yüksek görevlerdir . evam milletin yaptıkları zahiri uygulamalar , bunlardanbeklenmez ve yaparlarsa kabul edilmez . demişler ki : hesenatel ebrar seyyeatel mogerrebin حَسَنات الاَبرار سَيِّئات المُقَرَّبين yani : iyilerin heseneleri mügerreblere günah sayılır aynı bir çocuğun halleri gibi , yaş yukarı gittikçe artık daha evvel yaptığı işler ondan beklenmez , daha evvel yaptığı işlerde şayet ona aferin denilirdi , taşvig edilirdi , artık büyüyünce o işler ayıp sayılır , bu artık bu yaşa uyan bu yaşla munasibeti olan işler yapmalı . bu çocuğun daha evvel bu işleri yapıyordum kimse bana kızmıyor ve bana aferin bile diyorlardı , şimdi neden o işleri yapmamalıyım , neden bana kızıyorlar demeye hakkı yoktur tabi ki . çünkü bunu sorarsa ona derler ki sen artık büyümüşsün senin aklın , şuurun çoğalmış artmış , büyük yaşın, daha çok aklın ve şuurun gereğini yapmak lazım , onun gereğide daha çok işler yapmak daha dikkatli olmaktır, böylece bazı yeni işleri ve konuları uygulamak ve dikkate almak gerekir . şimdi beniadem ve adem oğlundada aynen böyledir . git gide peygemberlerin terbiyeleri ve onların şeriyetlerine uymak ve onları uygulamak neticesinde , köklerin yıldızların dolaşması ve onların ışınlarının yansıması ve yer yüzüne yayılması sonucu olarak adem oğlunun zahiri ve batini mertebeleri gelişmiş ve sonuç olarak onun aklı ve şuuru yukarı gidiyor ve çoğalıyor , böylece görevlerde çoğalıyor ve yükseliyor . şuurlar az olunca , cismaniyet kişilerde galip durumdaysa , görevler genel olarak cisimlerin zahiri ile ilgilenir , aynı bu şeriyetin zahiri gibi , bakıyor ve görüyorsunuz ki bunların bazıları bizim cismimiz doğrultusundadırlar , mesela buyurmuşlar kendimizi yıkıyalım , temiz tutalım , abtes alalım , gusul yapalım , necislerden uzak duralım . bazıları bizim bitkiselliğimiz doğrultusundadırlar , ne yiyelim ne yemiyelim , ne kadar yiyelim , nekadar yatalım uyuyalım , neler haramdır neler helaldır bunun gibiler ki genelde hepsi bizim bitkiselliyimiz düzene girsin ve itidal bulsun ve böylece yukarı derece bir ruh yansıtabilsin diye söylemişler . bazıları da hayvaniyyat doğrultusundadırlar , evlenme ve izdivac gibi ki kim kime helaldır , kim kime haramdır , ya mesela zina yapmayınız , livat etmeyiniz , ( cinsel konularda erkeğin erkekle yetinmesine livat denir ) mehrem olmayanlara bakmayınız , ya mesela musiki ve ğenaya ve yalan ve batil sözleri işitmeyiniz kulak vermeyiniz , ya mesela mehrem olmayan bayanların bedenine el sürmesinler , başkaların malına taciz yapılmasın ve bu gibiler . bunlar genel olarak hayvanlığın islahı ve iyileşmesi için ve onun itidale gelmesi içindirler . itidale gelmiş olan hayvani kalbin aynasında yansıyabilecek olan insani ruh bu şekilde ortaya çıkar ve kendini olduğu gibi ve itidallı bir şekilde gösterir . bu hükümler ve şeriyetin verdiği emirlerin bazı kısmı ise bu işlerin muteferreatından ve geçim şartlarını ayarlamak ve pazarlıklar ve alış verişler , hayvanı huylardan sayılan başkalarının haklarına taciz yapmalar ve her toplum için gerekli olan kanunlar ve siyasetlerdirler . mesela hukuk kanunları , cezalar , kanunların ve hadların ( had demek dinimizde ceza demek ) uygulanması , medeni kanunlar , alış verişlerde , ticaret yapmakta uygulanması gereken şartlar ve kanunlar , varlıların yoksullara yardım etmeleri ve bunun gibiler . bazılar da onların ölümlerinde yapılması gereken işlerdir , ki öldükleri zaman onları nasıl yıkasınlar , nasıl toprağa versinler , mallarını nasıl bölsünler , kimlere versinler , küçücük yavrular ve henüz kebir olmayanları nasıl korusunlar yetimlere nasıl baksınlar , ölünün vesiyyet yaptığı konuları nasıl uygulasınlar ve bu gibiler . evet bazı hükümler ise ki onları ibadet diye sayıyorlar , şeriyetin zahiri ile ilgilenenler bu hükümlerin ve ibadetlerin zahirinden başka , batini ile ilgilenmemişler maalesef . eğer fıkhi kitaplara muracaat edip onlara bakarsanız onları adem oğlunun cemadiyyeti ,nebatiyyeti ve hayvaniyyetini ilgilendiren konularla dop dolu göreceksiniz , mesela namzda ilk önce bedeninizi yani cemadınızı birer birer denildiği şekilde yıkamış olacaksınız , yüzünüzü , bedeninizi yani cisminizi cemadınızı , cemad ve cisim olan cenabı allahın evi dediğimiz kabiye doğru çevireceksiniz , düz duracaksınız , belinizi eğmiyeceksiniz , ayakta durduğunuz zaman ayaklarınızın arasına bakacaksınız , sicde yaparken ellerinizi , dizleriniz ile sicde ettiğiniz yerin arasına ve ortasına koyacaksınız , dirseklerinizi yere yapıştırmayınız , onları azcık dışarı doğru çıkarınız , oturduğunuz zaman iki diz üstüne oturunuz , şehadet verdiğiniz zaman moteverrik oturunuz ( yani iki diz üste otururken biraz sola meyillenerek baseniniz yere gelsin ) kiyam halinde yani ayağa kalktığınız zaman bu sureleri okuyunuz , onları oldukça ve başardıkça araplar gibi okuyunuz ve bu gibiler . bakınız artık bu işlerin ruhundan manasından , anlamından neye yaradığından hiç bir söz edilmemiş . sıratelmüstekimin se harfinin nasıl söyleneceği hakkında o kadar kitap yazılmışken sıratın anlamından hiçbir söz edilmemiştir . ehtine kelimesinin he harfi ve ya velezzalinin ze harfinin nasıl söyleneceği hakkında o kadar konuşulduğu halde bunların yüzde biri kadar hidayetin ve yolu kayb edenlerin hakkında ve bunların tanıtımından söz edilmemektedir . şimdi terigete zahire ehli ne zamana kadar ki zahir ehli ve birinci geriye ehlidirler ve yüksek seviye anlayışa gerek olan yüksek sınıflar görevlerini anlamayıncaya kadar görevleri bunlardır ve hocaları da bu seviyyede olan hocalardırlar . bunlar her hangi bir kötü niyyet taşımadıkları zamana kadar ve her hangı bir hakkı onun hak olduğunu bildikleri halde inkar etmedikleri zamana kadar , hepsi cenabı allah tarafından ecr alırlar sevap kazanırlar ve mecurdurlar . bunlar neye karşılık ve ne kazanmak için şeriyeti uygulamışlar ise, onun dediklerine uymuşlar ise cenabı allah ahirette kendi rahmetinden kazanmak istediklerini onlara ceza olarak verecektir , onların şeriyetteki cemadi işleri yapmak karşılığı , köşkler , akan sular ve nehirler , yagut ve zebercet ve bunun gibiler ve nebati işler karşılığı süt ve bal nehirlerinden akan yemek ve içmek çeşitleri , cennetin meyvalarından ve kuşlardan ve bunun gibilerinden , ve hayvani işleri karşılığı huriyeler ve gılmanlar ve bu gibilerinden her tür isteklerini onlara eta eder cenabı allah . onları nelerden korkarak ,nelerden kaçınmak için cenabı allaha kulluk yaptıklarından korur , mesela çeşitli ateşler , eritilmiş bakır , zoggum ağacı ve yılanlar , akrepler ve yırtıcı hayvanlardan uzak tutar ve onlardan korur bunları . aynı bir iyi olmak isteyen çocuk gibi , sabah uykudan kalkmış hemen yüzünü yıkamış ,selam vermiş , elbiselerini kirletmemiş , bağırmamış ,bakıcılarına kötü laflar etmemiş . böyle bir çocuğu anne ve baba medh eder onu iyidir diye tarif ederler , ona çeşitli oyuncaklar alırlar , cici elbiseler alırlar , çeşitli yiyecekler alırlar , her kimsede onu sorarsa iyidir derler . fakat bunlar hepsi onun çocuk olmasından dolayı doğmaktadır , büyüdüğü takdirde artık bu işleri yapmak yetmez, artık başka görevler başka işler yapmak gerekir . bu işleri yapınca daha büyük taşvikler , yapmayıncada daha büyük cezalar alır tabi ki . şimdi bu merhume ümmetin halide böyledir , henüz tüm göreve alınmamış bu millet bu ümmet . onların imamlar eleyhommeselam olan babaları henüz onları ciddi olarak görevlendirmemişler . onlardan her asırda yapabildikleri kadar anlıyabildikleri kadar istemişler , cenabı allah kimseden yapabileceğinden fazlasınınyapmasını istememiş istemez . buyurmuş : la yokellefollaho nefsen ella vos eha لا يُكَلِّفُ اللهُ نَفساً اُلاّ وُسعها yani : hiç kimseyi yapabileceğinden fazlasına teklif etmez görevlendirmez cenabı allah . o bilmemezliğin , anlamamazlığın , düşünmemezliğin en yüksek yerinde ve tepesinde olan cahiliyyet zamanından şimdiye kadar hazrete peygember sellelahoeleyhe ve aleh efendimizin buyurukları ve tahir imamlar eleyhomesselamın terbiyeleri sonucunda ilerlemeye başlamış ve git gide ümmetin anlayışları çoğalmış ve çoğalmaktadır . önceleri onların düşünce ve anlayış seviyeleri bu günkü kadar değildi . eğer geçen zamanlarda yaşamış olanların zeka ve anlayış seviyelerini yoklamak ve anlamak isterseniz , geçen zamanlardakı rivayetlere bakınız , mesela bakınız şehitler ağası hazretleri eleyhesselam aşura günü onlara hangı delil hangı sade ve zahiri burhanlarla cenabı allahın höccetini tamamlıyor ve onlara konuşuyor ve neler anlatıyordu. onlara buyuruyor ve soruyordu, acaba bu benim başımdakı emmame peygemberin emmamesi değilmidir ? acaba benim bindiğim at peygemberin atı değilmidir? benim zirehim peygemberinki değilmidir ?. acaba benden başka sizlerin içinizde peygemberinizin torunu varmıdır ? bu gibi sorular soruyor ve onlara delil getiriyordu o hazret . eğer onların zeka seviyeleri anlayışları daha yüksek bir seviyede olsaydı tabiki daha yüksek seviyeli delilller kendinin hak olmasına dayir deliller getirir ve onlara anlatırdı o hazret . dikkat ederseniz en sonundada o kadar cinayetten sonra o kötülüklere rağmen onlara nifrin yapmadı bed dua etmedi o hazret . ve ya hazrete seccad eleyhesselamın yezidin meclisinde toplantısında buyurukları ve istidlalları . buyudu ki : benim mekke ve mina oğlu , benim zemzem ve sefa oğlu , ve bu gibi deliller , o toplantıdakıların anlayış ve düşünebilme seviyyeleri bu konuşmalardan anlaşılıyor ve daha yüksek seviyeli delillere layik olmadıkları biliniyor . illa ki o hazretlerin çok yüksek seviyeli ve çok anlayışlı, düşünür ve besiretli ve marifet sahibi kişilerle konuşmaları hazır vardır, bu tür buyuruklardan buyurmamışlar bu cemaete ve biraz fazla anlıyan halka . bu buyurdukları zahiri delillerle kendilerini hazrete peygember efendimize mensub olmalarını isbat etmek istemişler . yine haberlere bakınız genel olarak sorulmuş sorular şeriyetimizin zahirinden , temizlik , necislik , helal ve haram yiyecekler , alış verişler, ölenlerden kalan malların nasıl verese arasında bölüneceği ve bu gibilerden dir. Soru soranlar genel olarak bu seviyedelermiş ve bundan yukarı çıkmamışlardır. Ve o hazretler ( imamlar ) feziletleri hakkında , kendi mertebeleri ve dereceleri hakkında , kendilerinin şiileri ve onların sıfatlarıhakkında ve çok özel ve yüksek seviyeli görevler hakkında azarak bulunan , kendi eshapları olan , hazrete selman , hazrete ebazer , cabbarebne yezid hazretleri , mofezzelebne ömer , yunesebne ebdorrehman hazretleri ve bu gibi büyüklere buyurmuşlar ve anlatmışlar . bu hazretler her kişi ile onun aklı alacağı kadar konuşurlardı . hazrete peygember sellelahoeleyhe ve alehden dir ki buyurmuş : enna meaşerel enbiyae omerna en nokellemonnase ela gedre ogulehem اِنّا مَعاشِرَ الاَنبياءِ اُمِرنا اَن نُكَلُّمَ النّاسَ عَلي قَدرِ عُقُولِهِم yani : biz peygemberler halkın aklı ve anlayışı kadar konuşur ve anlatırız . şimdi her hali karide bu dediklerimizden sonra kesin bilelim ki o hazretler ( peygember ve imamlar eleyhomesselam ) onikinci imamın zahir olması için gerekli olan akıl seviyesine geldikleri zamana kadar , halkın görevlerini kendi hadislerinde ve haberlerinde irs olarak koymuşlar ve bunlar laf ve söz olarak kitaplarında ve mana ve anlam olarak ümmetin alimlerinin sinesinde ve kalbinde mahfuzdurlar , muhafaza edilmişler ve git gide halk ilerledikçe , kabiliyyetler artıkça , anlayışlar çoğaldıkça, kendi ilimlerinden halkın görevlerini ,alimlerin dili ve lisanına akıtarak halka bildiriyorlar ve cenabı allah halkı bu köylerde , bu geriyelerde , bu yollarda seyr etmeye ve dolaşmaya ve alimlerden almaya ve öğrenmeye emir vermiştir . akıllar ve düşünceler yükseldikçe , ilerledikçe yukarı seviyyedeki alimleri ve hocaları halkın hidayeti için görevlendiriyor, aynı bir sevgili ve düşünceli baba gibi , çocuğu ilerledikçe onu daha yukarı sınıf hocalarına ve daha bilgili ustadlara teslim eder .

Şimdi imam eleyhesselamın geybetinden sonra yıllar boyunca halk zahiri şeriyet geriyesi ve birinci geriyede seyr ediyor , dolaşıyorlardı ve hep halk ve bu hak olan firge arasında onlara gereken ve yetecek kadar ilimleri , dersleri , görevleri verecek ve bildirecek öncüler vardı ve şimdide vardırlar , hakketende bunlar gereken ciddiyyet , çalışkanlık ile şeriyetin zahirinde , haberlerin kelime kelimesini ve imamlar eleyhomesselamın eserlerini ve busınıfın kitaplarını toplamakta düzeltmeler , islahlar yapmışlar ve bu sanatı yüzler sene ve asırlar boyunca ilerletmiş ve yüceltmişler bu alimler .şokrollaho mesaihomol cemile شكراللهُ مَساعيهمُ الجَميله cenabı allaha şükürler olsun bu cemil ve güzel çalışmalarından . bunlar hepsi cenabı allahın lutuflarına , imamlarımız eleyhomesselamıntasdikleri ve tasdidlerine ve tayidlerine tabi tutulmuşlar ve cenabı allah kendi sünnetini ki buyurdu:sonnetellaholleti ged khelet men geblo ve len tecede lesonnetellahe tebdilen سُنَّة اللهِ الَّتي قَد خَلَت مِن قَبل وَ لَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللهِ تَبديلاً yani : bu allahın sünnetidir ki daha evvel de cari idi yürürlükte idi ve allahın sünnetinde hiç bir zaman değişme bulmuyacaksınız .ve yinebuyurdu: ma tera fi khelgerrehmane men tefaveten ما تَري في خَلقِ الرَّحمنِ مِن تَفاوُتٍ yani : cenabı allahın yarattıklarında hiçbir eksiklik ve farklılık göremessiniz . kendi sünnetini ve adetlerini bunlar vasıtası ve aracılığı ile cari yapmış ve yürürlüye sokmuştur,başarabildikleri kadar onları görevlendirmiş başaramadıklarını da kendisi üstlenmişdir cenabı allah , aynı mülkünde ve dünyada yaptığı gibi ve hikmetinin böyle yürümesi gibi , mesela bu bildiğimiz ve halkın ihtiyacı olan buğday , insanların yeri kazmaları ve tohumun yere serpilmesi ve ekilmesi ve zaman zaman onu sulama işini onlara bırakmış , fakat bu tohumların yerden çıkmasını ve büyümesini ve buğday vermesini sağlayan diğer kalan işler , güneşin , ayın ve yıldızların nasıl dolaşması , onların ışınlarının nasıl ve ne zaman ve ne miktarda buna yansımasını , yağmurun ne zaman ne miktar ve nasıl yağmasını , rüzgarın esmesini ve bütün diğer işleri ki bu bitkinin büyümesini ve hasıl vermesini sağlıyan işler halkın becerisi ve başarısı dışında olduğu için kendisi üstlenmiş ve diğer kendi emrinde olan aletlerle bu işin yapmasını bizden istememiş ve kendisi yapmaktadır. Ya bir süt emer annesinin memesini emmekten başka iş beceremeyen yavru gibi , cenabı allah onun tüm işlerini ve ihtiyaçlarını kendisi üstlenmiş ve emrinde olan diğer eller ve aletler ile hatta dünyaya gelmeden onun ihtiyacı olan sütü annesinin göğüslerinde yaratmış , onun sevgisini annesinin kalbine koymuş , bu anne o bebek düyaya gelmeden onun elbiselerini bile hazırlamış , almış yada dikmiş ve bu çocuk büğüğünceye kadar onun tüm yemek, içmek sıcaktan , soğuktan ve diğer belalardan korunma ihtiyaçlarını üstlenmiş bu anne . yavaş yavaş kudret ve kuvvet kazanınca , anlayış ve şuuru çoğaldıkçada kendi ihtiyaçlarının giderilmesi kendisine bırakılır ve o artık kendi ihtiyaçlarını kendi gidermeli ve karşılamalıdır artık kimse süt onun ağzına koymaz , vermez , lokma da kimse ağzına koymaz , elbiselerinide kimse giydirmez artık . kendisi kendi işlerinden ve ihtiyaçlarından sorumlu tutulur . artık her hangı bir gün yemek yemez ise aç kalır , elbise giymez ise çıplak kalır , iş güç peşinden gitmez ise işsiz ve rızksız kalır . artık kimse onu yedirme ve giydirme sorunluluğu taşımaz ve geçen zamanlarda sorunlu olan şahıslar artık ondan sorumlu olmaz ve tüm sorumluluk kendisine geçer . şimdi dünyada ve cenabı allahın mülkünde bu cariye sünnet bu akan ve devam eden adet , bendelerin ve cenabı allahın rahmetine tabi olmuş ümmetin terbiyelerinde de geçerlidir . mesela ne zamana kadar ki ümmet henüz çok anlamıyor ve anlayış sayfalarının ilkinde iydiler ve aynı çocukların saflığı gibi saflıktan ve temizlikten hiç bir şüphe etmeksizin zamanın akışı ile ilerliyerek haberleri ve hadisleri ravilerden ve rivayet edenlerden kendi fitretleri üzere alarak kabul edip ve onlara inanıyorlardı . imamlar elehemosselam kendileri zahir oldukları zamanlarda ve hazrete hoccet eccelellaho fereceh geybet ve gizlilik zamanında ümmetin hidayetine ve onları gözlemeye ve korumağa görevli olduklarından , ümmeti cenabı allahın yarattığı fitret doğrultusunda gördükleri için , fegihlerin haberi olmadan ve ne yaptıklarını tam olarak bilmeden , imamlar ve cenabı allah tarafından tegrir ve teyid oluyorlardı ve ümmete gerekenleri onlara yetiştiterek onların ihtiyaçlarını gideriyorlardı . bu son zamanlara kadar böyle devam etmekteydi durum , ta ki şuurlar anlayışlar ve düşünceler ilerledi ve bazılarının görüşleri daha ileri giderek zamandakı değişiklikleri ve alt üst olmaları ve hadiselerini dikkate alarak kendi inançlarında yavaş yavaş şüpheler etemeye başladılar ve dediler ki , biz nereden ve nasıl bu haberlerin doğru olduklarına güvenelim , şayed ki imam eleyhesselamdan duyan ravi imamın ne kasd ettiğini ne demek istediğini anlamamış , belki kendinden bir yalan uydurmuş ve onu imam eleyhesselama nisbet vermiş ve ya belki bu kitapları yazarken yazarlar istemiyerek hata yapmış ve yalnış yazmışlar veyahut istiyerek hadise el uzatarak onu değiştirmişler ve şayed ki bizim bu hadisten anladığımız doğru değil ve bu gibi hayaller ve düşünceler onların kafasında güçlendi ve bazı şahidlerde hadislerden ve haberlerden kendi düşüncelerine bularak bu şüpheler çoğaldı . hazrete peygember selellaho eleyhe ve alehin buyurduğu bu buyuruk gibi ki buyurmuşlar: bana karşı yalancılar çoğalmışdır ve çoğalacaktır ve ya imamlar eleyhesselamın buyurdukları gibi ki buyurmuşlar: bizim her birimize bir kezzap ve yalancı vardır . bu zaman ilerledikçe ve imamlar eleyhesselamın var oldukları zamanlar geşdikçe ve zahirde onlardan biri ve peygember sellellaho eleyhe ve aleh gözlerden uzak olduğu için bu şüpheler onların kafasında git gide güçleniyor ve çoğalıyordu . nihayet kendilerine cesaret vererek ve bilmiyorum onların ilki kimdi dedi ki : çoğo konularda hadislere ve haberlere ilim ve bilim kapıları bize kapalıdır , ümmetten de teklif ve görev kaldırılmamış ve devam etmektedir , böylece biz her neye peygember ve imamın buyuruğudur kanaeti getirdikmi , onların buyuruğu olarak kabul etmek ve ona inanmak ve onu uygulamak zorundayız . yavaş yavaş bu konuda kitaplar yazmağa başladılar ve bir konuda sırf şüphe edebilmek ve onu uygulamak için kanunlar çıkardılar , cenabı allahın kitabında şüpheden kaçınmak ve onu uygulamamak için yazılmış olan yetmiş ayeti görmemezlikten geldiler ve bin iki yüz hadis her hangı bir konuda şüpheye inanmağın haram olduğunu açıkladığı ve anlattığı halde , kendi yetersiz ve az akılları ile şüpheye inanmamak doğrultusunda olan inançların inkilabına ve değişmesine karar ve hüküm verdiler . fakat alimlerin hepsi onları tasdik etmediler , dediklerini kabul etmediler ve bir kısım eski inançlerında kaldılar , bu grubun verdikleri ihtimalleri , kendi saflıklarından görmemezlikten geldiler ya da bunların dediklerinin doğru olmadığını ispat etmeyen ve bunları ikna etmeyen delil ve burhanlarla red ettiler ve sonundada iki gruba bölündüler , birinci gruba bu yeni sözleri söyleyenlere isuli adı verildi ve eski inançlarında kalan gruba ise ihbari ( haberlere dayananlar ve inananlar ) adı verildi . gün geştikçe anlayışlar yükseliyor, zihinler açılıyor ve fegihlerin kalbinde bu şüpheler çoğalıyor ve güçleniyordu ve böylece ihbarilerin sayısı azalarak isuliler çoğalıyordu . fakat bunların hepsine rağmen bu konuda konuşulanlar ve anlatılanlar ve tartışılanlar isul kitaplarından dışarı çıkmıyordu ve fıkh kitaplarına çok az aktarılıyordu , aslında ihbariler ve isuliler ikiside aynı fıkh la aynı yöntemlerle dinlerini uyguluyorlardı . ve aslında fıkha girdikleri zaman tüm bu söylenenleri ve şüpheleri unutuyorlardı , onlardan kalan kitaplar bu gerçeyi açıklamaktadır . aslında uygulama konusunda beğenilen ve doğru olan yolda oldukları için evam millet ve toplumun genel kısmı bu söylentiler ve şüphelerden uzak kalarak ve onları bilmeden hükümleri hazrete peygember sellallaho eleyhe ve aleh ve ale mohammed eleyhomesselam hükümlerine alim olan ve onları bilen ve anlıyan kişilerden alıyoruz inancı ile onlara baş vurarak onlardan öğreniyor ve uyguluyorlardı ve kendilerine mümkün olan bir tek yolla dini hükümleri alıyor ve uyguluyorlardı . bir taraftanda henüz fegihlerin anlayışları ,düşünceleri o kadar çoğalmamıştı ki haberlerden ve ayetlerden bu şüphelere ve tevehhümlere kesin bir cevap bulabilsinler , bu yüzden onların sözleri kusur değil bilmemezlikten ve düşünememezliktendi . imam eleyhesselam cenabı allahın mülkünde teserrüf edebileceğinden , kalpleri ve kalemleri cenabı allahın rızası olan bir şekilde istediği gibi idare ediyorlardı . tefeggoh zamanında yani fegihlerin halka dini bir konuda bir hüküm verdikleri zaman ,eskiden elimize gelen kitapların mühtevesı ve içerikleri gösterdiği gibi , o şüpheleri ve o sözleri ve doğru olmayanları onlara unutturuyor ve cenabı allahın ve kendi hükümlerini halka ve ümmete yetiştiriyorlardı . fakat git gide düşünceler anlayışlar ilerliyor ve bu şüpheler çoğalıyor ve git gide daha güçleniyordu , eğer ilk başta kendi düşünceleri ve anlayışları gereğince kitaptan ve sünnet den şüphe ile vardıkları konulara inanmak ve inandırmak istiyorlardı , sonunda artık dini konularda kitap ve sünnet olsun olmasın tüm konularda mutlak şüpheye hüküm verdiler ve hep kendi şüphelerini ve şüpheye dayalı düşüncelerini cenabı allahın hükümü sayarak halka hüküm sürmeye başladılar ve bu doğrultuda kendi akıllarına dayalı kanunlar koydular ve kendi yetersiz ve eksik olan akılları ile vardıkları şüpheleri cenabıallahın dini ve hükmü saydılar , ve işi buraya kadar getirdiler ki dediler : elel zenne benaol aleme ve esaso eyşe beni adem عَلَي الظَنِّ بِناءُ العالَمِ وَ اَساسُ عَيشِ بَني آدَمَ yani : alemin esası ve beni ademin hayatı ve eyşi, zenn ve şüpheye dayalıdır . kendilerinde bulunan aklı peygemberlerdeki ilham gibi farz ettiler ve israrla kendi kitaplarında yazdılar , bir taraftanda anlayışlar , düşünceler o kadar ilerlemişdi ki o düşüncelerin batil olmasının burhanlarını ve delillerini anlıyabiliyor ve onların tedavi yöntemlerinin olduğunuda biliyorlardı . fakat ilk sınıfın ilk geriyenin hocalarından kimse bu delilleri veburhanları bilmiyor ve aslında bu hocalar kendileri bu şüphelere yakalananlar ve şeytanın oyununa gelenlerdi . ve bu ayet gereğince :eza feَseَdَel alِemo fَesَedَel alَ emoاِذا فَسَدَ العالِمُ فَسَدَ العالَمُ yani : alimin fesadı ile alem ( dünya ) fasid olur . eğer imam eleyhesselam bu fesada sabır eder iyseydi tüm alem fasid ve harab olurdu ve halkın yegini ve inancı bozulurdu ve bu durum her kese geçerdi . buna göre artık sabır etmedi ve dayanmadı ve daha yüksek seviyeli hocalar gönderdi ki daha yüksek derecede ilimler halka öğretsinler ki bu ilimler sayesinde bu şüpheler ve diğer konularda meydana gelmiş olan şüphelerin kökü kazılsın ve ortadan kalksın ve ilim ve yeginin, kesinliğin kapılarının açık olduğu her kese açıklanmış olsun . bu alimler ilk başta esas konuların düzeltilmesi doğrultusunda çalışmalar yaptılar ve yeni ilimlerin binasını bu eses üzerine koydular ki bu şüphelrin fırtınası onları estirmesin , oynatmasın ve seneler ve asırlar boyunca sağlam kalsın . düzeltilmesi gereken bu esas ise onların inançlarının özü ve kökü iydi ki kendi allahlarını , peygemberlerini ve imamlarını doğru olarak tanısınlar ve bilsinler ve inansınlar ki onların allahı zalım ve zülüm eden değildir . bir taraftan kendi kitabında , peygemberinin ve onun vesilerinin dili ile şüpheli ve kesin olmayan her hangı bir konuda uygulamanın haram olduğunu kesinlikle açıklayan , teklifin her zaman için var olduğunu bildiren , ilan eden cenabı allah , ilim kapılarını halkına vemilletine ve kendi yarattığı bendelerine kapatmaz . cenabı allah kendi kitabında böyle buyurduğu halde :la yokellefollahe nefsen ella vos eha لا يُكَلِّفُ اللهَ نَفساً اِلاّ وُسعِها yani : allah hiç kimseni başaramadığına taklif etmez . hiç bir zaman ümmeti onların yapamadığı beceremediği işlere teklif etmez .kendipeygemberine buyurmuş söyle : ma ene menel motekellefin ما اَناَ مِنَ المُتَكَلِّفينَ yani : ben tekellüf edenlerden değilim yani başaramıyacağı işi yapmağa emir verenlerden değilim . bu millet bilmelidir ki onların allahı aciz değildir , halkı hidayet etmek istediği halde , şeytan ve onun partisi dini bozmak ve dinin kökenini kazmak için onun diline yalan bağlayarak dinin alimlerini , dini açıklayanları hataya ve şüpheye düşürmekle kendi isteklerine varabilecek ve böylece hakka varan yolların kapılarının kapalı olmasını halka gösterecekler ve cenabı allah onlara karşı her hangı bir tedbir alamamış olacak ve en azından kendi fermanlarını , emirlerini halkın yegin etmesini sağlayamamış olacak ve halka yetiştirememiş olacak . olurmu böyle bir şey bu cenabı allah tır , her şeye gadir her işi yapabilen yaratan dır . şeytankarşısında çaresiz mi kalır cenabı allah ? kendi kitabında buyurmuş :bel negzefo belhegge elel batele feyedmeğoho fe eza hove zahegon ve lekomol veylo memma tosefune بَل نَقذِفُ بِالحَقِّ عَليَ الباطِلِ فَيَدمَغُهُ فَاِذا هُوَ زاهِقٌ وَ لَكُمُ الوَيل مِمّا تَصِفوُنَ yani : belki hak ile batile vururuz, o zaman hak onun beynine vurur ve böylece ölür ve helak olur ve vay olsun size ki böyle vesf ediyor ve tarif ediyorsunuz .

Bunlar bilmelidirler ki hekim olan allah kendi peygemberini tüm halkın hidayeti için göndermiştir , onun dinini dinlerin , ümmetini ümmetlerin sonuncusu , onun helalını kıyamete kadar helal , haramını kıyamete kadar haram kılmıştır. hekim hiç bir zaman bir işi doğru yapabilmeyen , yada yapacak işinin ne olduğunu bilmeyen bir kimseyi , ya da onun emirlerini kabul etmeyen birini bir işin peşine göndermez , o işin yapmasına görevlendirmez .ve yine bilmelidirler ki cenabı allah kendi peygemberine ilim vermiş onu kendi ümmetinin tüm hallerine kıyamete kadar bilgilendirmiştir , ona kendi emirlerinin propagandasına , halka yetiştirmesine yetki ve güç vermiştir . bu alemin tüm aletlerini onun yetkisi altında bırakmıştır , onu masum ve günahsız yapmıştır , peygember efendimiz hiç bir zaman onun emirlerine karşı çıkmamıştır, hatasız ve yanlışı olmadan kendi görevlerini yapmıştır . yine bilmelidirler ki onun peygemberi onda var olan bu ilimler ve bilimler ve ismet ve kudret sayesinde tüm asırlarda kendi ümmeti içinde tüm hadiselerden haberdardı ve hepsini biliyordu , yalancıların yalanlarını , dinde desise ve hile yapanların desiselerini ve değişiklik yapanların değişiklik çeşitlerini biliyordu , fakat bunları bildiği halde yegin olmadan her hangı bir konuda kesin bilgi ve ilim olmadan uygulama yapılmasın emrini vermiş ,verdiği emirlere karşı ilim kapılarının kapanmasını bilseydi , bu emirlere ümmetin varamıyacağını bilseydi hiç olmazsa her hangı bir çare yolu göstermiş olurdu , en azından bir tek hadis te hükümlerde şüphe ettiğimiz konularda uygulama musaidesini verirdi , onda olan ismetle biliyoruz ki böyle önemli bir konudan hiç bir zaman kolay kolay bir söz buyurmadan geçmezdi ki seneler sonra onun ümmetinden bazı kişiler gelipte onlara hiç bir vahy , hiç bir kitap gelmeden , cenabı allah onların eli ile her hangı bir mücüz yapmadan , göstermeden , kendi yetersiz ve eksik akılları ile peygember efendimizin eksik yaptığı işleri tamamlayarak onun kusurlarını , eksikliklerini tamamlayarak , şüpheli durumlarda her hangı bir uygulamanın haram olmasını emir vermiş olan peygemberin haramını helalyapsınlar ve cenabı allah ile kendilerini halka hüküm vermekte ortak etsinler , hal bu ki cenabı allah buyurmuş :ve la yoşreko fi hokmehe eheden وَ لا يُشرِكُ في حُكمِهِ اَحَداً yani: hiç kimseni kendi hükümlerinde ortak yapmaz cenabı allah , onun peygemberi buyurmuş : la re eye fiddine ennemeddino menerrebbe emroho ve nehyeho

لا رَايَ في الّدينِ اِنَّماَ الدّينُ مِنَ الرَّبِّ اَمُرهُ وَ نَهيُهُ yani : dinde kimsenin oyu ve ya düşüncesi ve ya anlayışı söz konusu değildir budur ve bundan başka değildir ki emirler ve yasaklar allah tarafındandır .hazrete emirelmomenin eleyhesselam dinde kendi akılları ve düşünceleri ile hareket edenler hakkında böyle buyurmuş : tَerِedo َela َehَedِehomol gَeziyyeto fi hokmِen mِenَel ehkamِe fَeyَeh kome fiha bِerَeyِehِe sommَe tَerِedo tِelkَel gَeziyyَeto bِe َeynِeha َela ğَeyrِehِ e feyehkomo fiha bekhelafe golِehِe sommَe tectemeo bezalekel gozato endel emamellezi estegzahom feyosevvebo araehom cemien ve elahohom vahedon ve nebiyyehom vahedon ve ketabohom vahedon efe emerehomollaho sobhaneho bel ekhtelafe fe eta uho em nehahom enho fe esevho em enzelellaho dinen nagesen festeane behem ela etmamehe emkanu şorekae leho felehom en yegulu ve eleyhe en yerza em enzelellaho dinen tammen fegessererresulo sellellaho eleyhe ve alehe en tebliğehe ve edaehe vellaho sobhaneho yegulo ma ferretna filketabe men şey en .85

تَرِدُ عَلي اَحَدِهُمُ القَضِيَّةُ في حُكمِ مِنَ الاَحكامِ فَيَحكُمَ فيها بِرَايِه ثُمَّ تَرِدُ تِلكَ القَضِيَّةُ بِعيَنِها عَلي غَيرِه فَيَحكُمُ فيها بِخِلافِ قوُلِه ثُمَّ تَجتَمِعُ بِذلِكَ القُضاةُ عِندَ اِلامامِ الَّذي اَستَقضاهُم فَيُصَوِّبُ آرائِهِم جَميعاً وَ اِلهُهُم واحِدٌ وَ نَبِيُّهُم واحِدٌ وَكِتابُهُم واحِدٌ اَفَاَمرَهُمُ اللهُ سُبحانَهُ باِلاِختِلافِ فَاَطاعُوهُ اَم نَهاهُم عَنهُ فَعَصَّوهُ اَم اَنزَلَ اللهُ ديناً ناقِصاً فَاستَعانَ بِهُم عَلي اِتمامِه اَم كانوُا شُرَكاءَ لَهُ فَلَهُم اَن يَقوُلوُا وَ عَلَيهِ اَن يَرضي اَم اَنزَلَ اللهُ ديناً تامّاً فَقَصَّرَ الرَسوُلُ صَليَ اللهُ عَليهِ وَ آلِه اَن تَبليغِه وَ اَدائِهِ وَاللهُ سُبحانَهُ يَقوُلُ ما فَرَّطنا في الكِتابِ مِن شَييٍ
yani : onların hakimlerinden birisi her hangı bir dini konu hakkında bir hüküm ile karşılaştığında , kendi aklı ve oyu ile o kunuda bir hüküm veriyordu , aynı konu ile başka hakim karşılaştığında onun tersine başka bir hüküm veriyordu , sonra hakimler o verilen çeşitli hükümlerle onları hakim yapan büyük ve imam yanında toplanıyorlardı , o büyük ve imam hepsinin verdiği hükmü onların allahı bir , peygemberi bir , kitabı bir olduğu halde onaylıyordu . acaba onların allahı onları ayrılığa davet etmişde onu dinlemişler ve itaat etmişler mi , yoksa onları birliğe davet etmiş onlar onu dinlememiş ve mesiyet ve günah işlemişler ? yoksa cenabı allah eksik bir din göndermiş de onlardan onu tamamlamak için yardım mı istemiş ? yoksa cenabı allahın ortakları mıymışlar ? onların bunu söylemesi ve açıklaması ve cenabı allahın rızası mi gerikiyor ? yoksa cenabı allah tam ve mükemmel bir din göndermişde peygember efendimiz ümmete onu tam olarak bildirmemiş ve görevinde eksiklik yapmış ? hal bu ki cenabı allah kitabında buyurmuş : hiç bir şeyden esirgemedik ve eksik yapmadık . ve böylece bilsinler ve anlasınlar ki masum peygember ve onun yerinde oturan masum kişiler cenabı allahın hükümlerin halka ve ümmete yetiştirmekte , yalancıların yalanlarını , iftira atanların iftiralarını , yanlışlığa düşenlerin yanlışlarını düzeltmekte hiç bir şekilde kusur yapmamışlar ve hep olnları islah buyurmuşlar , ve yine islah yapmaktadırlar , ve hep ümmetin halinden haberdar ve onların hallerinin düzeltilmesinde çalışmaktadırlar , cenabı allahın emirlerini onun hükümlerini hep ümmete yetiştirmekte ve dinin reklamını ve propagandasını yapmaktadırlar ve hiç bir şekilde kendi görevlerinde kusur yapmamaktadırlar
hazrete hoccet , on ikinci imamımız eleyhesselam kendi el yazılarında şeyh mofid eleyherrehme ye yazdıkları ve buyurmuş olmaları gibi ki buyurmuşlar : enna ğeyro mohmeline lemora atekom ve la nasine lezekrekom .اِناّ غَيرُ مُهمِلينَ لِمُراعاتِكُم وَلا ناسينَ لِذِكرِكُم yani: biz sizleri muraat etmekte ve gözetlemekte ihmal etmeyiz ve sizlerin zikrini yani sizleri hatırlamağı unutmayız . Kendi görevlerinde de cenabı allahın tüm mülkünde cari olan sünnetine uyarak her hangı bir konuda, cenabı allahın emirlerini ümmet yapabiliyor ise ümmete bırakmışlar , ümmetin başaramadıkları ve yapamadıkları işlerin yapılmasını ise cenabı allahın verdiği güç ve kudretler ile cenabı allahın mülkünde olan aletler vasıtası ile kendileri üstlenmiş ve kendileri yapmaktadırlar . böylece düz ve doğru rivayet edenlere muracaat etmeyi başarabildikleri için bu işi ümmete bırakmışlar ve bu iş onların teklifi ve görevi olmuştur , ümmetin kusurlarını sige ravilere muracaat etmemek konusunda , bu işi başarabildikleriiçin kabul etmemişler ve buyurmuşlar : la ozro le eheden men mevalina fitteşkiko fima yervihe enna segatona ged erefu be enna nofavezhom serrena nohemmelohom iyyaho eleyhem لا عُذرَ ِلاَحَدٍ مِن مَوالينا في التَّشكيكُ فيما يَرويهِ عَنّا ثِقاتُنا قَد عَرَفوُا باَِنّا نُفاوِضهُم سِرَّنا نُحِمّلُهُم اِياّهُ اِلَيهِمyani : bizden doğru rivayet edenlerin rivayetinde ; kendini ve diğerlerini şüpheye düşüren hiç bir dostumuzdan hiç bir kusur kabul edilmez , kesinlikle bilmişler ki biz onları kendi sırlarımızda ortak yapmışız ve bu ravileri kendi sırlarımızın taşıyıcısı yaparak ümmete doğru göndermişiz . ümmetin yapabileceği bu görevden sonra tüm görevleri kendileri üstlenmişler ve onlara garanti vermişler ki ,her zaman yer yüzünde bir alim olacaktır vebu dini iblis ve şeytanın şerrinden muhafaza edecektir . gudsi hadiste olduğu gibi cenabı allah buyurmuş : ya mohemmedo lَem etrokel َerze ِella ve fiha alِemon yَeerِefo taeti ve hodayَe ve yekuno necatَen fima bَeynَe gَebzِennebiyyِe ِela khurucِennebiyyِel akhَerِe ve lَem ekon َetroko ِeblise yozِellonnasَe ve lِeysَe filerzِe hocceton vَedaِen ِelَeyyَe ve hadِen ِela sebili ve arِefon be َemri ve ِenni ged gezeyto lekolle gomِen hadiyen ehdi bِehِessoَedaَe ve yَekuno hoccَetِen َ elَel َeşgiyaِe يا مُحَمَّدُ لَم اَترُكِ الاَرضَ اِلاّ وَ فيها عالِمٌ يَعرِفُ طاعَتي وَ هُدايَ وَ يَكوُنُ نَجاةً فيما بَينَ قَبضِ النَّبيِّ اِلي خُرُوجِ النَّبيِّ الآخَرِ وَ لَم اَكُن اَترُكُ اِبليسَ يُضِلُّ النّاسَ وَ لَيسَ فِي الاَرضِ حُجَّةٌ وَداعٍ اِلَيَّ وَ هادٍ اِلي سَبيلي وَ عارِفٌ بِاَمري وَ اِنّي قَد قَضَيتُ لِكُلِّ قُومٍ هادياً اَهدي بِهِ السُّعَدآءَ وَ يَكوُنُ حُجَةً عَلَيَ اَلاشقِياءِ
yani : ey mohemmed ben yeri terk etmedim , unutmadım , yer yüzünde hep benim taetimi ve hidayetimi bilen bir alim vardır, bir peygemberin ölümünden diğer peygemberin gelişine kadar hep halkın kurtuluşu için bir yol vardır , ben şeytanı ve iblisi halkı yoldan çıkarabilmesi için başı boş bırakmadım , yer yüzünde benim höccetim ve halkı bana davet eden , ve onları benim yoluma hidayet eden , benim işlerime arif olan yok değildir ve ben her gom ve her il içinde iyileri hidayet etmek için bir hidayet eden koydum ki bu eşgiya ve şegiler için höccettir .

Ve yine hazrete bagır eleyhesselamdan rivayettir ki buyurmuşlar : cenabı allah yer yüzünü bırakmamış . dindeki ve şeriyet deki azaltmaları ve coğaltmaları bilen ve anlayan bir alim her zaman vardır , böylece eğer mömünler bilmeden her hangı bir şey allahın dinine artırırlarsa düzeltir , eksiltirlerse tamamlar , böyle olmazsa müslümanlar işlerinde ve dinlerinde şüpheye düşerler ve hak ile batili ayırt edemezler ve bunlar arasında fark koyamazlar . bu anlamda haberler tevatur haddini aşmıştır yani danılmıyacak kadar peş peşe söylenmiştir ve çok fazladır . bu çok yaygın haberlerle dediklerime delil getirmemin sebebi budur ki şüphe edilen konular doğrultusunda uygulama yapmağın doğru olduğuna inananlar bile , bir konuda böyle çok hadis olduğu zaman o konuyu inkar etmemiş ve kabul etmişler . evet bu yeni hocalar ve ustadların öğrettiği ilimler ve meariflerden sonra , ve ilk geriyenin ve sınıfın hocalarının , anlattıkları adillik , hikmet , ilim , güç ve kudret gibi kelimelerin ki onların esas anlamlarını anlatmamışlardı anlamlarını ve nerede nasıl ve ne için kullanacaklarını beyan ettiler ve halka anlattılar .hazrete peygember ve tahir imamları azcık tanıttılar ve cenabı allahın o efendilerimize verdiği ilim , güç , ismet ve diğer sıfatlarını açıkladılar ve onların ismetlerini ( masum ve günahsız olmalarını ve ismetin açıklamasını ) güçlerini ve bu dünyada istediklerini cenabı allahtan aldıkları güç ve yetki ile yapabildiklerini , ispat ettiler . böylece bilinmiş oldu ki cenabı allah abes iş yapmaz ve o kadirdir ve çaresiz değildir , çaresiz değildir ki halkı yarattıktan sonra kendisinin ibadetini gerekli ve vacip kılacak sonra onlara kendi emirlerini söylemek ve anlatmak için bir peygember gönderecek ve bu peygember onun emirlerini halka yetiştiremiyecek ve bu işi başaramıyacak , sonrada halka söylüyemediyi emirlerin uygulamasını isteyecek , veya onları her neyin doğru olduğuna şüphe ederseniz benim ve cenabı allahın emiri odur diye tenbih edip o şüpheli konuyu uyğulayın diyecektir bu peygember . onun yerine geçen kişi ( imam ) korkusundan ve başarısızlığından , duşmanların korkusundan bir odanın köşesine sığınacak ve her yerden habersiz , cenabı allahın dini ne oldu ona ne yaptılar , her yerden her şeyden habersız kalacak . yada eğer bunları bilse bile , şeytanların şerrinden koruyamıyacak cenabı allahın dinini ve şeytana mağlup olacak ve yenilecek . şeytanda bu dünyada tek başına istediğini yapacak ve onun adamları cenabı allahın dinine istedikleri yalanı bağlıyacak , istediği değişikliyi yapacak , istediği her şeyi adamlarının kalbine koyacak onlarda istedikleri gibi uyguluyacak ve yer yüzünde cenabı allahın halifesi olan imam bunları dinden uzaklaştırmaya yetkisi ve gücü olmayacak ve hakkı halka tanıtamıyacak . böyle bir sapık düşünce olurmu allah aşkına ?. böylece bu dediklerinin ne kadar kabih oldoğunu ve cenabı allaha ve onun resuluna ve imalara yakışmıyacak olmasını ve bu inançlarla cenabı allaha ve peygembere ve imamlara başarısızlık ve acizlik damgasının vurmuş olmalarını her kese açıklamış oldular . böylece eksik tohid ve yarım yapalak olan cenabı allahın tanıması sayasinde ve mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamın doğru durust tanınmaması neticesinde bu şüpheli konulara inanmak zorunda olanların delil ve burhanlarını kökten kazıyarak cenabı allahın höccetini her kese tamamlamış oldular ve cenabı allahın hol ve kuvveti ve imamlar eleyhomesselamın teyidi ve tesdidi sayesinde şeytanın halkı yoldan çıkarmasına musaide etmediler ve varması mümkün olan yegin ve kesinliği bırakıp mutlak zenn ve şüphe peşinden koşmalarına mani oldular , fakat kendileri istiyerek şeytanı kabul edip onu seçenlerin dışında tabi ki . şimdi artık höccetin her kese tamamlandığından sonra ve yegine varma yollarını gösterdikten sonra , zenn ve şüpheye inananlar gibi uygulama yapmak , cenabı allah ve resulunu karşıya almak ve terslemek olur tabi ki . höccetin tamam olmasından evvel , şüphe ve zenne inananları , geflet ve inanç eksikliği nedeni ile , imam halkın yapamadığı , beceremediği işleri suç saymaz diye tayid ve tesdid bile ediyorlardı ve onlar kendileri bilmeden, farkında olmadan , onların diline ve kalemlerine cenabı allahın hükümlerini cari ediyorlardı . fakat höccet tamamlandığından , yegine varma yolları ve yöntemleri açıklandığından ve o şüpheler ve zennlerin tozları artık silinmiş olmasından , şüphe ve zenne hiç bir şekilde inanmamak gereği gün gibi aşikarolduğundan , artık onları hata yapmaktan korumağa hiç bir neden kalmamış oldu . cenabı allahın buyurduğu gibi : ve ma kanellaho leyozelle gomen beede ez hedeyhom hetta yobeyyene lehom ma yettegun.

وَ ما كانَ اللهُ لِيُضِلَّ قوُماً بَعدَ اِذ هَدَيهُم حَتّي يُبَيِّنَ لَهُم ما يَتَّقوُنَ yani : cenabı allah hiç bir gomu kabileni hidayet ettikten sonra gümrah etmemiş , doğru yoldan şaşırtmamış ki onlara nelerden uzak durmalarını bildirsin .

Böylece höccet tamamlandıktan sonra her hangı bir kimse tegva yapmaz ise ve cenabı allah ve resulunun rızası tersinde olan şüphe ve zenne inanarak bu doğrultuda uygulama yapmaktan uzak durmaz ise , gümrah olma ve yoldan çıkma korkusu vardır . kendi dinini koruyan ve onu yitirme korkusu ile yaşayan birisi , hiçbir zaman böyle birisini dinlemez ona inanmaz ve kendi dinini ona asmarlamaz .

Evet , söz üzadı , bu dediklerimi örnek olsun diye dedim ve yazdım , yoksa işin harab olması sırf bu değindiğim konu değildir , şeytan hem suvaresini hemide piyadesini öyle donaltmıştı ki , şüphe ve zenn ordusu ile dinin esasını yıkılır hale getirmiş ve dinin tüm işlerinde ,cenabı allahı tanımaktan tutun, şeriyetin tüm kollarına kadar her şeye el uzaltmış ve hepsini harab etmişti . kendi dostları ve askerleri ile ( mühyeddin erebi gibi askerleri ile ) şüpheler ve beş para etmez sözler ve yunan hekimlerinin küfr lerini islama karıştırmıştı . bu ve bunun gibiler tüm halkı ,varlıkta ve yartılışta cenabı allahın ortakları sayıyor ve onunla ortak biliyorlardı . bunlar diyorlar ki , neuzobillah ve esteğfurullah . bu gördüklerimizin hepsi cenabı allahtır ki bu şekilleri almış , bu suretler ve şekiller bozuldukları zaman hepsi tekrar birleşirler yani allah olurlar . ? ?? bunlar diyorlarki peygember ve en kötü adamlar ve ya musa peygember ve firoun hepsi barışacak ,bu konu üzerinde şiir ler ve yazılar yazmışlar . demişler ki :

Boyasızlık ( beyazlık ) boyuya esir olduğundan ** musacı musacı ile savaşa girdi

Beyazlığa vardığın zaman böyle bil ki ** musa ile firoun barışa varacaklar

Bu denilen ve söylenen konuyun doğruluğunun şartı cennet ve cehennemin ibtalıdır . sevap ve günahın batil ve yalan olmasıdır . cenabı allahın bu kadar peygember ve kitap göndermesinin abes ve gereksiz olmasıdır . böylece bazı şiileri kandırarak kendilerini takip ettirip ve söylediklerini uygulatmayı başarmışlar ve bunların aracılığı ile de evamların kalbine girme ve sevgilerini kazanmağı başarmışlardır . bunların oluşu sırf şuurların , anlayışların ve düşüncelerin yükselişindendir . bu ince ve nazik şüpheler onların anlayışlarını tahrik edebilir ve yoldan saptırabilirdi , fakat şuurların ve düşüncelerin yükselişinden önce bu şüphelerin anlamını bile taakkul edemez ve düşünemezler ve anlıyamazlardı , onun için bu şüpheleride edemezlerdi tabi ki . fakat anlayışların yükselişi nedeni ile bu şüpheler onların kalbine girmişti artık . fegihler ki evam milletin öncüsü ve yol göstericisi sayılırdı , sırf" yok böyle değil " silahı ile ve onlardan beraet etme silahı ve mezenne ve kendilerinin şüpheli düşünceleri ve mantıklarının höccet olduğunu ilan ederek bu şüphelerin cevabını veremeye çalışıyor ve üstesinden de gelemiyorlardı , bundan fazlada bir bildikleri ve ilimleri yoktu ve mel undur , kafirdir demeye yetiniyorlardı bu fegihler . artık hikmet açısından düşünmek ve sabr etmek cayiz deyildi ve artık vacip olmuştu ki imam eleyhesselam bu ilimsizlik ve cahillik derdine bir derman düşünup ve ilim ilacı ile islam dininin vucudunu sarmış olan bu dertleri bir usta tabib eli ile derman buyursunlar . böylece kendi güçlü ellerini kuvvetli bileklerinden dışarı çıkarıp , mehrem olmayanların sinesine , kaburgasına vurup ,şeytanın hilelerini batil buyurup , o şüphelerin , zenn lerin bünyanını ve esasını koparıp ve kökten kazımış oldular .

İddia eden , sırr lar sahnesine çıkmak istedi

geybin eli geldi ve mehrem olmayanın sinesine vurdu

ve o kudretli ve güçlü el çok büyük alim ; şeyhe ecelle ohed cenabı allahın rahmetine giden ehsalı zeynettin oğlu şeyh ahmet elellaho megame iydi ki onun cemalının güneşi o şüphelerin karanlığında arabistanın bir köşesinden çıkıp ve dünyanı mohammed va ale mohammad eleyhomesselamınilimlerinin nuru ile ışıklandırdı ve yorulmaksızın bozukluklara sebep olan her şeyin islahı ve düzeltilmesinde uğraşı verdi ve çalıştı . ve bunların en mühimm olanı tohid ve cenabı allahın birliğinin ispatı iydi , kendi derslerinde konuşmalarında ve kitaplarında bu konunun bazı anlamlarını ve o zamanın akıllarının kaldırabildiyi kadarını tüm ilimlerin hazinesi ve madeni olan ale mohammed eleyhomesselamın haberlerinden çıkarıp açıkladılar ve vehdete vucud ve vehdete mocuda inananların şüphelerinin ne kadar yersiz ve ne kadar akılsızca olduğunu isbat ve her kese açıklamış oldular ve bu denilen sözü ki : besitol hegigete bebesatete kollol eşyae : . بَسيطُ الحَقيقَةِ بِبِساطَتِهِ كُلَّ الاَشياءِ yani: hakikatı ve aslı eşyalardan , çokluklardan oluşmamış olan allah, bu besatetine ve bu sıfatına rağmen her şey odur. konusunu kitap ve sünnetten alınmış çok sağlam deliller ve kanunlar ve burhanlar ile kaldırmış oldu ( ne kadar akılsızca bir sözdür bu dedikleri ki cenabı allah hiç bir şeyden oluşmamışken her şey allahdır ve alemin sonunda her şey allaha kavuşacaktır , kötü olsun ve ya iyi , kafir olsun ve ya mömün , namaz kılsın ve ya zina yapsın , sonunda hepsi farksız olacak ve allaha kavuşacak , ne kadar boş ve delilsiz ve akılsız bir söz dür bu dedikleri ? mütercim ) ve böylece bu büyük alim , zahiri alimler ve fegihlerin isteklerini ki bu kafirlerin unvan ettikleri şüphelerin cevabını verememişlerdi , karşılamış oldu ve o zamanın büyük alimleri onu çok tazim ve tekrim etmiş oldular ve bu büyük alimin işi böylece git gide ilerlemiş oldu ve yükselmeye başladı . bu sefer bazıları ki başkanlık ve riyaset için kendilerini alimler elbisesi ile donatmış ve kendi dünyaları için uğraşıyorlardı bu alimin varlığını kendi başkanlık ve riyasetlerine bir tehdid ve olumsuz faktör olarak gördüler ve onun ile duşmanlık yapmağa başladılar . onun arkasından konuşmağa ve onu kötülemeye ve bazen de onun tekfirine başladılar ve yaptılar yapacaklarını . fakat anlamadılar ki bu cenabı allahın elidir ki çıkmıştır , onun sesidir ki göklerden gelmiştir , onun nurudur ki kalplere yansımıştır , artık bu nur sönmez buses susmaz . yoridune leyotfeu nurellahe be efvahehem vellaho motemmo nurehe : يُريدوُنَ لِيُطفِئوُا نوُرَ اللهِ بِاَفواهِهِم وَاللهُ مُتِمُّ نوُرِهِ yani : siz istiyorsunuz ki cenabı allahın nurunu yaptıklarınız ile söndüresiniz , siz istemesiniz bile cenabı allah nurunu tamamlıyacak ve işini yapacak . artık birinci sınıf ve birinci geryenin zamanı geçmiş ve ikinci sınıf ve ikinci geryenin derslerinin ve ilimlerinin bilinmesi ,okunması , açıklanmsının zamanı gelmişdir . bu ümmetin çocuklarını çok seven babaları artık bır sınıf yukarının hocasını göndermiş , çocuklar ister istemez kabul etmeli ve onun emirlerine ve derslerine uymalılar . o öyle bir ağaç değildir ki bu rüzgarlarla oynasın ve ya eyilsin ve kırılsın ve bunların harp meydanından kaçıp gitsin. şerif ayetin anlamı ile ki buyurmuş : ve la yeltefet menkom ehedon ve omzu heyso tomerune . وَ لا يَلتَفِت مِنكُم اَحَدٌ وَ اُمضوُا حَيثُ توُمَروُنَ yani : ve sizlerden hiç kimse emir verildiği yoldan yüz çevirmesin ve emir verildiği gibi ilerleyin . cenabı allahın emir verdiği yola gidecektir .

Evet istediğim bu konuları demek ve yazmak değildi gereğince yazıldı , niyyetim o büyük alimin öğretim tertibini ve sıralamasını anlatmak iydi ki hep hikmete uygun du . ilk olarak cenabı allahı ve onun resulunu ve tahir imamları ve şiilerin bulundukları seviyeni ve zahiri geryeleri tanıtmaya başladı , git gide halkın şuuru ve aklı çoğaldıkça ve bu dediklerine millet alıştıkça bu alim kendisi ve ya onun yerine geçen alimler daha yukarı seviye ve yeni konuları beyan ediyorlardı ve şüpheler sayesinde dinimizin üzerine konmuş olan tozları siliyor ve temizliyorlardı . böylece bir az dinin esesını açıklamak ve öğretmekten kurtulmuş oldular , sıra fegihlerin işlerinin yanlışını düzeltmek ve onların islahına geldi . ve alimin görevini ki imam eleyhesselambuyurdu : eza zadel momenune şey en reddehom ve eza negesu etemmeho lehom اِذا زادَ المُومِنوُنَ شَيئاً رَدَّهُم وَ اِذا نَقَصوُا اَتَمَّهُ لَهُم yani : ne zaman ki mömünler bir şey fazlalaştırdılar onları itidala döndürür ve ne zaman bir şey azaltırsalar, azaltılanı onlar için tamamlar . yerine getirdiler ve uygulamasını gerçekleştirdiler . onları ters yoldan ve şüphelere uymaktan kurtardılar ve doğru yola geri çevirdiler . teslim ehliolanlar kabul ettiler , olmayanlar ise oldukları yolda kaldılar ve o büyük alimlerin buyurdukları sözleri ki büyük nimet iydi küfran ettiler .( ve ma zelemuna ve laken zelemu enfosehom وَ ما ظَلَموُنا وَ لكِن ظَلَموُا اَنفُسَهُم yani : bize zulum etmediler kendilerine zulum yaptılar .) evet sizin sorunuz alimlerin işaretleri ve onlarda olan özelliklerdi , bizimde bahs ettiğimiz ikinci geriye ve ikinci seviye iydi . eğer o işaretlerin ve özelliklerin genel olarak açıklanmasını isterseniz bizim meşayihimiz ve alimlerimizin( derecelerini yüksek yapsın cenabı allah ) kitaplarına muraciat etmeniz gerekir ve eğer kısaca ve özet olarak isterseniz derim ki : birinci geriye ve ilk seviyede olan alimlerin işaretleri hakkında açıkladığım konulardan başka , özelliklerini anlamak isterseniz onların en iyi numunesi ve en iyi örnekleri bizim meşayihimiz ve alimlerimizdirler eelellahomegamehom ki ikinci geriye , ikinci seviye hocalarından ve öğretmenlerindendirler . tüm hocalar bu zamanda onların sıfatları ve siretlerinde olmalıdırlar , dedikleri onların dediklerine benzemeli ve onlarla aynı anlamda olmalıdır . çünkü kendileri hazreti mohemmed ve ale mohemmed sıfatında ve onların siretindelerdi ,bir kelime dahi kendilerinden konuşmamış ve laf etmemişlerdir en ufak konulardan en yüksek ve büyük konulara kadar ale mohemmed eleyhomesselamın dediklerine uymuşlar ve onlardan rivayet etmişler , bu dediklerim onların kitaplarının tümünde ve buyuruklarında bas baya bellidir , fakat konuyu anlıyabilmeniz için kısaca ikinci geriye ve seviyede olanlar ve bu seviye alimlerinin sıfatları ve özellikleri hakkında yazıyorum , genelini ve açıklamalarını bilmeniz için meşayihimizin kitaplarına muracaat etmenizi öneriyorum . konuya giriş için diyorum ki bu gördüğünüz insanlar tüm alemden bir örnektirler . hazrete emirelmomenin eleyhesselamın buyurduğu gibi ;

eteze emo enneke cermon seğiron ** ve fikentevel alَemol ekbero

اَتَزعَمُ اِنَّكَ جِرمٌ صَغيرٌ ** وَ فيكَ انطَوَي العالَمُ الاَكبَرُ

Yani : acaba sen kendini küçücük bir cisim mi biliyorsun . hal bu ki sende ekber alَem , kocaman dünya yerleştirilmiştir . bu kocaman alemde , dünya , berzeh( öldükten sonra kıyamete kadar gittiğimiz alem berzeh alemidir) ve ahiret , üç mertebe üç aşama olduğu gibi insanda üç mertebeye sahiptir , onun zahiri ki onun cemadiyyet , nebatiyyet , ve hayvaniyyeti dir . bu mertebesiyle onlara mahsus işleri yapar ki bunlar dünyadandırlar . onda olan başka bir mertebeye ki onunla hayal eder , düşünür , ilimler öğrenir , çok genel olmayan cüz i anlamları anlar , berzeh dendir ve bu mertebede cinlerle aynı seviyededir , bizim alimlerimizin istilahları ve onların kullandıkları ad , zilliyye insaniyyetidir bu mertebe , fakat onun en yüksek seviyyedeki mertebesi ki onunla sever dostluk yapar duşman tutar onun hakiketi , özü ve nefsidir ki bu mertebe ahirettendir . eğer bu nefsi ile hayır mebdelerine , hayırın başlangıç noktası olan mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselama bakar ve onlarla ilgilenirse , onların nuru buna yansır ve bunun yüreği onların nuru ile ışıklanır onların sıfatları ile sıfatlanır , onları kabul eder her dediklerini uygularsa ,onların sevgisini bulur kendinde , cenabi allahın sevgisini kazanır , onların sevgilisi ve cenabı allahın sevdiği kul olur .:gol inkontom tohebbunellah fettebeuni yohbebkomollah قُل اِن كُنتُم تُحِبّوُنَ اللهَ فَاتَّبِعوُني يُحبِبكُمُ اللهُ . yani : ey peygember onlara söyle eğer cenabı allahı seviyorsanız beni dinleyin ki allah da sizi sevsin . böyle birisinin nefsi güdsiyye nefs olur .

fakat eğer bu nefs ile şerr ve kötülükler mebdeine yani mohemmed ve ale mohemmed eleyhommesselamın düşmanlarına taraf döner onları dinler dediklerini uygularsa , onlarda olan karanlıklık , zülmet bunun yüreğine yansır ve onun gereği ile o büyüklerin düşmanlığı ve onların düşmanlarının sevgisi kalbine girer , şimdi cenabı allahın nuru , ve mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamın nuru onun kalbinde olmadığına göre , onlara arkasını çevirdiğinden onlarınnurunu geri çevirmiş olur ve karanlıkta ve zulmatta kalır ve böylece kafir olur . yani hakkı örten , onu gizliyen , bu halde bu nefsin ismi ise nefsi emmareye bessu olur . yani kötülüklere emir veren , insanı kötülüklere götüren nefs . geçen soruların cevabında geçmiş ve bildiğiniz ve öğrendiğiniz gibi , cenabı allahın halkı yaratmasının en bükük nedeni onların cenabı allahı tanımaları ve ona marifet getirmeleridir . hadisigüdside olduğu gibi : konto kenzen mekhfiyen fe ehbebto en oref fekhelegtol khelge lekey orefe كُنتُ كَنزاً مَخفياً فَاحبَبتُ اَن اُعرَفَ فَخَلَقتُ الخَلقَ لِكَي اُعرَفَ yani : ben bir gizli madendim tanınmak istedim , yarattım ki tanınayım . tanımak o zaman olur ki tanınan tanıyanın yanında olsun , yani biz tanımak istediğimiz her neyse onu görmemiz , anlamamız , duymamız , hıs etmemiz gerekiyor , kısaca tanıyan la tanınmak istenen şey her neyse ikisinin bir birinin yanında olmaları şarttır . şimdi acaba cenabı allahı tanımak için o bizim yanımıza mı gelmeli ya biz onun yanına gitmeliyiz . bas baya bellidir ki hiç bir yaratık cenabı allaha yetişemez ona gidemez onu anlıyamaz . biliyoruz ki adil olan cenabı allah hiç bir zaman halkı, yapamadıkları işe mecbur etmez , emir vermez . muhakkak kendisini tanımak için bir şeyler bir yerler tanıtmıştır , bunların tanınması da cenabı allahın tanınması anlamında olmalı . bunlar mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselam dır lar . ( mütercim = bunu okuyunca hemen kızar bazıları ve bunları allahlık mertebesine kadar yükseltiniz derler bizim şiiler . fakat bunu dediğimiz zaman ki allah buyurmuş bende nefsini tanıdıysa beni tanımıştır muhakkak , hiç kızmaz ve bizede bir kötü laf etmez . yani kendi nefsini bu allahın mesum yarattığı bendelerinden üstün görmekten hiç kaçınmaz ve rahatsız olmaz . bu onların marifetlerinin azlığındanve masumları tanımamaktandır tabı ki . bitti ) ziyaretlerde okuduğumuz gibi : esselamo ela mehalle merefetellah اَلسَّلامُ عَلي مَحالّ مَعرِفَـةِ الله yani : selam olsun cenabı allahı tanıma vesileleri ve yerlerine . ve yine diyoruz : مَن عَرَفَهُم فَقَد عَرَفَ اللهَ yani : her kes onları tanıdıysa muhakkak cenabı allahı tanıdı . şimdi bunlar cenabı allahın ilk yaratıkları olduklarından ve en yüksek makamda ve derecede olduklarından ,kimse bunları tanıyamaz . bunları tanımanın bir tek yolu vardır oda bunların aşağı seviyeye inmeleri ve halkla aynı derecede durmalarıdır , böylece diğer halk onları tanıyabilir . halk kendi derecelerinden yukarı ve onların bulundukları makama çıkamaz ve oraya erişemezler . onlar aşağı gelerek halkla aynı seviyede bulunabilirler , bunu da yapmışlar ve halkın bulunduğu seviyeye gelmişler ve böylece halk onları tanıyabilme imkanını bulmuş ve tanımış ve onların sıfatları ile sıfatlanmış ve onların nuru ile ışıklanmışlar ve onları tanıyarak onlara karşı sevgi beslemişler ve böylece onların sevgilerinide kazanmışlar . cenabı allahın dini ve halkı yaratma nedeni de budur . demek ki her kimse mohemmed ve ale mohemmed eleyhommesselamı tanıyıp onlarla ilgilenir ve onların sevgilerini kalbinde taşır ise cenabı allahın dinine mütedeyyin olmuştur . tüm peygemberlerin gönderilmesi ve kitapların gelmesi bu neticeye varmak için ve cenabı allahı tanımak ve onu sevmek için yapılmıştır . peygemberlerin yapmak istedikleri bu gayeye varmak ve bunun için gerekenleri yapmak ve buna varmak için engelleri ortadan kaldırmak dı . şimdi bilmek istediğimiz, acaba ilk başta bu neticeye varmak için ne engeller varmış , bunun için ilk başta verdiğimiz meseli tekrar ediyoruz , bilindiği gibi ateş her yerde vardır fakat görünmez halde ve gizli dir , bu gözle görünen ateşi temsil eden alev , kendini ateşe yaklaştırdığından ve ince ve şeffaf oluşundan ateşi temsil ediyor , ne kadar bu inceliği , şeffaflığı artarsa ateşin sıcaklığını ve ışığını o kadar daha fazla yansıtır tabı ki , aksine kalınlaştıkça , şeffaflığı azaldıkça ateşi daha az temsil edebilecektir . şimdi insanda da böyledir .onun cemadi bedeni cisim olduğu halde ,diğer cisimlerden daha şeffaf ve daha ince olmuştur , içinde bulunan geybinde var olan bitkisel ruhu temsil etmiş ve bitkilerin yapabileceği işleri yapabilmiştir , yani gıda alabilmek dışkılamak , sindirmek ve imsak etmek bir şeyleri kendinde tutmak , ondan zahir olmuştur. Onun nebati ruhunun diğer bitkilerde olan ruh seviyesinde olduğu halde onlarda bulunandan daha fazla şeffafiyet ve incelik kazanmış ve içinde bulunan hayvani ruhu temsil etmiştir . hayvanların yapabileceği işleri , görmek , duymak ,koklamak ,tadmak ondan zahir oluyor . onda bulunan hayvani ruh diğer hayvanlarda olanın çeşidinden olduğu halde onlarda olandan daha şeffaf , daha ince ve letif olduğundan zilliyye insaniyyet ruhunu temsil edebiliyor ve bu ruhun yapabileceği işleri , düşünmek ,hayal etmek , tevehhom ve anlamak gibi işleri yapabiliyor . onda bulunan insaniyyete zelliyye ruhu gerçi cinlerde bulunan ruhun aynısıdır , velakin onlarda bulunandan daha ince daha yumuşak ve letifdir ve koniyye inasanın nefsini temsil edebiliyor . eğer bu nefs , yukarıları ve ِelliyyine ve hakka doğru olursa yani yüzü o tarafa bakarsa , ale mohemmed eleyhomesselam ve cenabı allahın nuru ona yansır ve o mömün olur , ve eğer siccin ve kötülüklere doğru bakarsa ve iyiliklere arkasını çevirirse ,kafir olur . şimdi eğer nefs de bulunan mertebeler bu iç içe olan çeşitli dereceler , yani zahirden batine kadar , dıştan içeri kadar bulunan dereceler ve mertebeler hepsi saf , boyasız ve her hangı bir kirle kirlenmiş olmaz iseler , bu nefs iyi ve ya kötü kendi işini ve becerisini ve nurunu bu mertebelerden ve derecelerden zahir eder ve gösterir . yani iyi ise iyiliği kötü ise kötülüğü , oldoğu gibi kendinden yansıtır ve zahir eder . eğer bu nefs , gudsiyye ( ilahi ve allah seven) ise ve ale mohemmed eleyhemmeselamın nuru ile ışıklanmış ve bu nur ile münevver olmuş ise , zahirden batine kadar tüm işlerde ve yaptıklarında , düşüncelerinde onlar gibi olur ve onları temsil eder . nasıl ki mubarek bedenleride ve kendilerinin çeşitli dereceleri ve mertebelerinde her bakımdan geybde bulunan nefslerinin aynısı gibi dirler , tüm derecelerde ve mertebelerde o derece ve mertebeye mahsus olan iş, nefsleri ile uygun yapılmaktadır . buna göredir ki nefsin işlerinin zahirden batine , yukarıdan aşağıya kadar aynı nefs de olan gibi yapılması için ilk adım, bu mertebelerde bulunan iç içe ışıklar ve aynaları temizlemek ve kirlerden arındırmak gerekiyor. Çünkü temizlenmez ise her mertebede bulunan boya ve kir o mertebedeki nuru ve ışığı kendi boyası ve pisliği ile boyar ve kirletir ve nefsin o mertebesine ayid olan iş , olduğu gibi yapılamaz ve var olan o boya ve kir ve pislik o işi etkiler ve boyalı ve kirli olarak yaptırır ve iş aslına benzemez ve başka bir şey olur . dinimizin furuatı ve zahirdeki tavsiyeleri ve emirleri , temizlikte , yemekte , içmekte , evlenmekte , ölülerde , dirilerde emirlerin var olması , buna göredir ki bu kirleri ve boyaları temizliyelim silelim ve cemadiyyet , nebatiyyet , hayvaniyyet ve zilliyye insaniyyeti itidale ve istandard hale getirelim , düzeltelim . mesela yavruların ve çocukların doğuşundan daha evvel onun ana babasının nikahı ve evlenmeleri için bazı şartlar koymuş dinimiz . yavruların ve çocukların özürlü doğmasını önlemek için kardeşlerin ve çok yakın evlilikleri yasak etmiş , zina halinde bulunan kişilerin cenabı allaha arkaları dönük olması için , iman nuru onların kalbinden giddiği için , günah ve mesiyetin karanlılığı onların tüm vucudlarını bastırdığı için ve tüm bunlar nedeni ile nütfe ve yumurtayı tabii ve istandard halinden çıkaracağı için bu işi yasaklamış . helal nikahlı olanlarda dahi yine nütfenin , itidal ve istandard halinden çıkmaması için , bazı şartlarda bulunanların yakınlık yapmalarını yasaklamış , masela bayanların heyz ( regl ) ve nifas günleri ve bazı diğer yasak günler gibi , ayın akreb burcunda onduğu günler ve ya her ayın ilki ve ortası ve sonu gibi ve mehag zamanı ve ya çarşenbe geceleri ve bu gibiler . bunlar hep doğacak olan yavru ve çocuğun düzgün ve mötedil veistandard halde büyüyüp doğması için söylenmiş , okumamışsın ki buyurmuşlar zinadan ve heyz zamanında nütfesi bağlanmış olanlar hiç bir zaman emirelmömenin dostu olmazlar . ya ayın ilki , ortası ve sonunda yapılmış yakınlıktan doğanlarda geçici ve zaman zaman görünen cunun ( delilik ) oluşur . buyurmadıkları ve ya bize varmıyan başka emirlerde bu gibi nedenler için söylenmiş . ya buyurmuşlar ki : çocuk doğduktan sonra ona doğru düzgün bakıcı tutulmalı , rastgele bakıcılar ahlakları bozuk olanlar, kötü adamları bu iş için almamalı ,çünkü onların tüm ahlakları tüm sıfatları doğrudan doğruya çocuğa geçer ve onu bozar , ve yine çocuğun terbiyesi için hangı adabı nasıl yapmalı ve onun ruhunun itidalda gelişmesi ve bu ittidal sayasinde yaratılışın gayi nedeni ve en büyük nedeni olan cenabı allahın nurunu kendinden yansıtabilmesi için buyurmuşlar tüm bunları . temizlikle , sağlıkla ilgili olanlarda , necisler den uzak durmalarda , verilen bu emirler , hükümler , hepsi insanın vucudu ve cisimi itidalda kalsın ve şeytanın yuvası olmasın diye verilmiş ve ya yemeklerde ve içmeklerde yasakların konulması bunun içindir ki bu yasaklananlar nebati ve hayvani ruhu itidaldan çıkarırlar .

mütercim . açıklama : nebeti ( bitkisel ) ve hayvani ruh tam bir ayna gibidirler bu ayna düz , temiz ve çıkıntısız olursa insani ruh yukarıdan ışığını aynı güneş gibi gönderdiği zaman onu olduğu gibi yansıtır ve hiç değiştirmeden onu gösterir ama eğer onda eyririk çıkıntılar kırıklar kirler ve boyalar olursa gelen ışığı kendi eksiklikleri ile kendinde olan boya ve kir ile boyar kirletir ve o nuru aslına benzemeyen bir şekilde yansıtır . esas nur beyazdır bu kirli ve boyalı ayna sarıya , kırmızıya ve ya siyaha çevirmiş olur onu ve ya sirklerde olan o aynalar gibi kısaltır , uzaltır ve başka bir şeye çevirir ve aslına hiç benzemez hale getirir karşısındakını .bitti mütercimin açıklaması .

şimdi bu yasaklanan yemekler içkiler bitkisel ve hayvani ruhu itidaldan çıkarır ve insani ruhu ya hiç yansıtmaz ve ya yansıtırsa ona benzemez bir halde yansıtır aynı bir kırık ve eyri ve kirli ve boyalı bir ayna gibi . msela şarap hayvani ruhu o kadar karanlık ve kalın yapar ki o ruh hiç bir şekilde insani ruhu alamaz ve yansıtamaz . ondan sonrada insani ruhun o bedenden o şahıstan çıkıp giddiği için , artık hayvansal ruhda bulunan işler ve sıfatlar hiç bir engel olmadan o şahıstan görünmeye başlar . koyun gibi iyide olabilir aslan gibi yıtıcıda olur, tilki gibi hile bazda olur. artık hayvani ruh hiç bir engel olmadan kendi becerilerini yapmaya başlar o şahısın vucudunda . şimdi eğer yedikleri ve içtikleri yemekler ve içkiler sayesinde vucudunda sefra çoğalmışsabağırır çağırır , kan çoğalmışsa güler , belgem çoğalmışsa şehvetlerini söndürmeye gayret eder , soğda çoğalmışsa ağlar , aynı şairin dediği gibi : bade ( içki ) tüm kafalarda kötülük yapmaz . kafada ne varsa onu çoğaltır ve yansıtır :

bade ney der her seri şer mikoned ** an çenan ra an çenanter mikoned باده نِي دَر هَر سَري شَر ميكُنَد ** آن چِنان را آن چِنان تَر ميكُنَد

şimdi diğer haram olanlarda , aklın tümünü yok etmez ise de kötü tesir ederler ve hayvani ruhu itidaldan çıkarırlar ve şeriyeti getiren onların eserleri ve etkilerinin derecesini göz önünde bulundurarak , onları haram ve ya mekruh yapmıştır . aksine insanın hayvani ruhunun begası ve kalışı ve devamını ve onun itidalını sağlayanları , vacip ya da müstehep kılmıştır .

evet şeriyetin zahiri, insanın zahirini islah etmek ve düzeltmek ve onun üçlü dünya mertebelerinin düzeltilmesi içindir

( üçlü dünya mertebeleri : cemadi yani cisimsel , nebati yani bitkisel ve hayvani mertebeleridir )

Bununda numunesi ve örneği hazrete peygemberin ta kendileridir . bize verilen emirde kendimizi o hazrete benzetmemizdir . onun zahiri geybide ve gizlide olan ruhları nasıl itidalla temsil ediyor ve yansıtıyor, bizimde zahirimiz kendi içimizde bulunan gizli ruhları itidalle temsil edip yansıtabilsin .(itidalsız yansıtma ve temsil etmek hiç bir şeye yaramaz çünkü aslına benzemez ve başka bir şey olur tabiki ) buna göredir ki cenabı allah buyurmuş :ve lekom fi resulollahe osveton heseneton وَ لَكُم في رَسوُلِ اللهِ اُسوَةٌ حَسَنَةٌ yani : cenabı allahın resulunda sizin ona uymanız için , ondan taklit etmaniz için iyi şeyler vardır . ve yine buyurmuş :ma atakomorresulo fekhozuho ve ma nehakom enho fentehu ما اتاكُمَ الرَّسوُلُ فَخُذوُهُ وَ ما نَهاكُم عَنهُ فَانتَهوُا yani : peygember size ne getirirse onu kabul edin her neyi size yasaklarsa ondan uzak durun . buna göredir ki şeriyetimizde hazrete peygember efendimizin tüm buyurukları , yaptıkları , ve emirleri hepsi höccettir , yani yapılması vacipdir . bunlara fegihlerin kullandıkları sözlüklerde , söylenen, yapılan ve tegririyye sünnet ler denir. bunların arabcası , goliyye sünnet , feliyye sünnet ve tegririyye sünnetdir tegririyye sünneti, yani peygember efendimizin zamanında yapılan işleri peygember gördüğü halde onları yasaklamamış ve onları o halde bırakmış . bizde eğer din ve iman peşindeysek peygember efendimizin sünnetleri ve o hazretin yerinde oturanların siretlerini ve sıfatlarını ve sünnetlerini öğrenmeli ve onları yapmalığız . şimdi eğer biz onların zamanında olsaydık işimiz kolaydı , fakat biz öyle bir zamanda yaşamaktayız ki onlara direk varmamız onlardan almamız mümkün değildir . biz bazi raviler ve onlardan rivayet edenleri bulmalıyız ki onların yaptıklarını , buyurduklarını ve tegrirlerini bize söylesinler . bu raviler derecelerinde ve makamlarında hep aynı değiller ve çeşitli derecelerdedirler . bunalrın bazıları onların yaptıklarının ve söylediklerinin sırf zahirini rivayet ederler ve kendileri henüz o emirleri yapmamakta , o haramlardan ve yasaklardan uzak durmamakta ve onların sıfatları ile sıfatlanmamış durumdalar . bunlardan rivayetleri almakta sırf onların doğruluğuna ve vesagetlerine inanarak o rivayetlere inanmak rivayaeleri alıp kullanmak , kendilerini boş vermek bırakmak , önemsememek yeter bizlere . bunlar aynı hadiste buyurdukları şahıslardırlar ki buyurmuşlar:bizim bazı kapılarımız vardır ki( şahıslarımız )onları ilim ve hikmet ile doldururuz fakat bunlar kendileri o ilim ve hikmetin adamları değiller , biz onları doldururuz ki bu ilim ve hikmetler bizim şiilerimize söylensin ve rivayet edilsin . siz bakınız kapta bulunana ve onları alınız ve onları keduretten ve kirlerden arındırınız . onların beyazlarını , temizlerini ve saflarını alınız , fakat uzak durunuz o kaplardan ki onlar çok kötü dürler ,içindekileri aldıktan sonra onları ters çeviriniz . bu söylenen raviler gerçi doğru söylerler fakat kendileri söylediklerini yapmazlar ve aslında söylediklerine inanmamışlar , bazı dinimizde bulunan firgelerin alimleri gibi . fakat yukarı derecede bulunan raviler kendi dediklerini ve rivayet ettiklerini uygular ve hepsini yaparlar . kendileri peygember efendimizin sıfatları ile sıfatlanmış ve onun gibi olmuşlar , bunlar da derecelerde ve makamlarda farklıdırlar , ne kadar kendilerini peygember efendimize benzetmişlerse , o hazretin dediklerini yapmışlarsa o kadar yüksek mertebeli olurlar ve bizler artık onları taklit etmeli ve onları kendimize mugteda ve öncü seçmeliyiz . yani dediklerini ve rivayet ettiklerini kuşkusuz kabul etmeli ve uygulamalıyız . aslında hakiki ravi , rivayet eden böyle birisidir , o başta anlattığımız doğru rivayet edenler, aynı bir teyp gibidirler , ikinci kısımda anlattıklarımız ise , ilimlerinin miktarına göre ravidirler , bazıları henüz zahirden yukarı çıkmamışlar , bunlar kendileri için ravidirler ve kendilerine göre o hazretlerin höccetidirler ve mertebeleride bildikleri kadardır, ilim açısından yükseldikçe yüksek dereceli ve daha mühim konularda höccet olurlar ve onların höccet likleri artar ve yükselir tabi ki ve hazrete höcceteccelellaho ferecehin buyurduğu bu konu :emmel hevadesol vageeto ferceu fiha ela rovate hedisena fe ennehom hocceti eleykom ve ene hoccetollahاَمَّا الحَوادِثَ الواقِعَة فَارجِعوُا فيها اِلي رُواةِ حَديثِنا فَاِنَّهُم حُجَّتي عَلَيكُم وَ اَنَا حُجَّةُ الله yani : her hadisede benden rivayet edenlere muracaat edin ,onlar benim höccetimdirler ve bende cenabı allahın höccetiyimdir . bu buyuruk bunların hepsi hakkında , bildikleri ilim kadar geçerlidir. Nihayet bunların zahir ehli olanları , rivayet ettikleri yukarı dereceli ilim ve batini konularda , sırf o rivayetin kelimelerini rivayet edenler gibidirler (rivayet etme yetkileri vardır) . onların höccetliği sırf o haberin kelimeleri doğrultusunda dır , onların anlayışları o konuda hoca ve ustad olmadıkları için o haber konusunda höccet değildir . masela zahiri fegihler zahiri konuları iyi anlar ve iyi rivayet edebilirler , onların o hadisten anladıkları anlam , evamlar için geçerli ve höccettir , bunlardan her hangı birisi , doğruluğu ve vesageti ,bildiği ilimi yapmak ve uygulamakla birlikte ihlasa da sahip olursa , artık böyle bir fegihi taklid etmek cayiz olur ve böyle bir fegihin verdiği hükümde uyğulanmalıdır .fakat daha yukarı düzeyde olan konular , yüksek ve ince mana ve anlam taşıyan ve anlaması için bu zahirde bulunan anlama ve düşünme aletlerinden daha üstün aletler gerektiren,berzeh , mead ve miraç ve bu gibi çok derin ve zor anlam taşıyan konular , bunların bileceği iş ve konular değildir ve bu tür konuların anlamları ve manaları hakkında hiç bir söz dememeli ve açıklama yapmamalıdırlar . bu tür haberlerin zahirini ve cümlelerini değiştirmeden ve doğrulukla rivayet etmeleri gerekli ve yeterlidir . bu tür anlamları zor olan haberleri bunlardan işitir ve doğruluğuna inanırfakat anlamını daha yüksek dereceli ve makamlı alimlerden ve ravilerden alır ve öğreniriz : ve fogo kollo zi elm elimon وَ فوُقُ كُلُّ ذي عِلم عَليمٌ yani : her ilimin sahibinden (alimden) daha çok bilen alim vardır . demek ki bunların anlayışları bir kişi olsun ve ya çok kişi , bu tür zor hadisler va haberlerin manası ve anlamı hakkında höccet değildir . neden ? çünkü bir çoğunluğun bireylerinin bir konu hakkında cahil olmaları ve o kunuyu anlamadıkları helde , hepsinin toplanması ile o konu hakkında ilim ve bilim sağlanamaz , bireyler tek tek bilmedikleri konuyu toplanırlarsa da bilemezler . bu güç ve kuvvet değildir ki toplanırsa çoğalsın .bu anlama gücü ve akıldır . toplanmak la çoğalmaz . aynı duyarlılık özürlüğü taşıyan bir çoğonluk gibi . bireyler birer birer duyamaz ise hepsinin toplanması ile bu özür kalkmaz ve bu topluluk ve çoğonluk bireylerin toplanması ile duyamaz . fakat eğer bir fegihin yüksek dereceli anlama aletleri ve yeteneği varsa , o konularda görüş sahibi olabilir , fakat buda sırf iddia ile olacak bir iş değildir ispatlanması şart dir .

Ve kollo yeddei veslen beleyli ve leyla la togerro lehom bezaka ** ezenbeceset domuon men khoduden tebeyyene menbeka memmen tebaki

وَكُلُّ يَدَّعي وَصلاً بِلِيلي وَ لَيلي لا تُقِّرُ لَهُم بِذاكا ** اِذاَ انبَجَسَت دُموُعٌ مِن خُدودٍ تَبَــــيَّنَ مـَــن بـــَكي مِمَّن تَباكي

Yani :

her kes iddia eyler leyla veslini fakat leyla bu konuyu kabul etmez gözlerden yaşlar surata akarken ağlayan kendini ağlayana benzetenden ayrılır

Zahiri fegihlik sırf iddia ile olmıyacağı gibi bu da iddia ile olmaz . velmer o endel emtehane yokremo ov yohanoوَالمَرءُ عِند َالاِمتِحانِ يُكرَمُ اُو يُهانُ yani : erkek adam imtihan zamanındadır ki ikram ve ya ihanet olunur . evet söz yaratılış mertebelerinde idi ve onu anlatıyorduk , ve söyledim ve yazdım ki zahiri şeriyet halkın zahirlerini düzeltmek ve onları uygulayanlarda zahir ehli , zahir adamı ve birinci gerye ve köy halkıdırlar . bunların ravileride zahir ehlinden olabilir , fegihlik ve fatva şartlarının bunlarda toplanması halde emirleri geçerli ve bunlar taklid edilebilirler , evam bunlardan almalı ve bunları taklit etmeli . imam eleyhesselamın buyurdukları gibi :fe emma men kane menel fogehae saenen lenefsehe, hafezen ledinehe, mokhalefen ela hevaho , motien le emre molaho , felelevame en yogelleduho .فَاَمّا مَن كانَ مِنَ الفُقَهاءِ صائِناً لِنَفسِهِ حافِظاً لِدينِهِ مُخالِفاً عَلي هَواهُ مُطيعاً ِلاَمرِ مَولاهُ فَلِلعَوامِ اَن يُقَلِّدُوهُ yani: fegihlerden her hangı bir fegih , nefsini kontrol ederse , dinini fuhafaza ederse , kendi isteklerine karşı gelebilirse , molasını ve büyüyünü dinler ve ona uyarsa , ondan taklit etmek evama gereklidir . fakat yavaş yavaş halk gelişme sahasında ilerledikçe , git gide yükseldiler ve şeriyetin zahiri , azim alimler ve çok değerli fegihler sayesinde bezenildi ve düzeltildi , bu sefer sıra zilliyye insaniyyet mertebelerinin düzeltilmesine ve batini aletlerin tedili ve itidaline ve ikinci köy , ikinci geryede ve sınıfta seyr etmeye , dolaşmağa geldi . bu gerye ve bu sınıfın dersleri batini konulardır . bu konuların da isbatı için gereken deliller ve burhanlar zahiri derslerde olanlardan üstün ve daha değişiktirler . hesene moizesi , hesene konuşmasıdır bu sınıfın delil ve burhan çeşidi . cenabı allahınkendi peygemberine buyurduğu gibi : od o ela sebile rebbeke belhekmete velmoezetel hesenete belleti hiye ehseno اُدعُ اِلي سَبيلِ رَبِّكَ بِالحِكمَةُ وَ المُوعِظَةِ الحَسنَةِ وَجادِلهِم باِلَّتي هِيَ اَحسَنُ yani :onları çağır allahının yoluna hikmet ve hesene moize ve konuşma delili ile mücadile yap onlarla en iyi delil ve mantıklarla . halkın her sınıfı ile kendi anladıkları dil ve lisan ve delil ile konuşulmalı ve onlara anlatmak istenilenleri anlıyabildikleri delillerle istidlal etmeli ve anlatmalı . eğer birinci gerye ve sınıf adamları kendi tohit lerini ( allahı tanıma ve onun ispatını ) teselsül delili ile ispatlıyorlarsa ve ya o isuli alim gibi ki ondan cenabı allahın vehdaniyyeti ve bir tek olmasının delilini sordular dedi ki : bir olması ki mecme eleyhdir yani her kes bir tanedir diyor , ondan fazlasıda yokluk aslıdır diyorlar . bu kadar basit düşünüyor birinci sınıf ehli . ikinci sınıftakiler , henüz hakikatı anlamadıkları halde hesene moize bastonu ile yürüyor ve kendilerini kurtarıyorlar . aynı bir körün yolu ve kuyuyu göremediği halde bastonun varlığı nedeni ile kuyuya düşmediği ve kendini kurtardığı gibi . aynı imam eleyhesselamın bir dehri , allaha inanmıyan adama cenabı allahın var olmasını ispat ettiğini tarif buyurduğu gibi ki buyurdu : ona dedim haber ver bana cenabı allah tan , inkar ettin ve onun varlığını bile bile dandın , buna göre dandın ki bu dünyada his ettiğin ve anlıyabildiğin aletlerle onu göremiyor ve hıss edemiyor ve anlıyamıyorsun . ben ise cenabı allahın varlığına inanıyor ve onu tanıyor ve ona tapıyorum . acaba bizim ikimizden birimizin doğru ve diğerimizin yalan ve yanlış olmasından başka bir olanak ve imkan ve ihtimal varmıdır ? yok dedi . peki söyle bana eğer senin dediklerin doğru ise , bana her hangı bir cezalandırma her hangı bir korku , her hangı bir kötü olanak varmıdır ? yok dedi . peki bana söyle bakayım , eğer hak benim dediğim ise , benim dediklerim doğru ise acaba ben sana haber verdiğim cenabı allahın cezalandırmalarından kurtulmuş olurmuyum olmazmıyım ? sen ise cenabı allahı inkar ettiğin için cezalandırılırmısın ? evet dedi . acaba hangımız daha doğru yolda ,istatistik ve olanaklar açısından daha az tehlike içeren ve kurtulma imkanı , necat olanağı taşıyan bir görüşte ve düşüncedeyiz dedim ? sen dedi . hadis bitti .

Birinci gerye ve sınıf ehli öğrencileri , adamları , mücadile adamları olduklarından, peygemberlerin cenabı allah tarafından geldiklerini onların mücizelerini gördükten sonra kabul etmişlerse , ikinci gerye ve sınıf adamları ve öğrencileri onların peygemberliklerini , cenabı allahın şehadeti , onları cenabı allah tesdid ettiği ve doğruladığı ve tasdik ettiği için kabul ederler . bu sınıfın ehli akıl burhanı ve delili ile diyorlar ki bu peygemberler cenabı allahın her şeyi bildiği , gördüğü , her işi yapabilme imkanına sahip olduğu halde bu peygemberler bu iddia ile halkın içine gelmişler ,bu sözleri söylemişler ve bu işleri yapmışlar . eğer bunlar yalancı olsalardı , yanlış yolda ve zelalette iselerdi , cenabı allah onların işlerini , yaptıklarının yanlış olmasını halka ve ümmete bildirirdi , açıklardı . kendi bendelerinin zelaletine,doğru yoldan sapmalarına göz yummazdı muhakkak . şimdi onları yalanlamadğı halde ve aksine onları doğruladığı ve teid ve tesdid ettiği için , onların doğru oldukları , cenabı allah tarafından gelmiş olmalarını ve cenabı allahın onlardan razı oluşunu göstermekte ve ispat etmektedir . kuranda cenabı allah kendi peygemberlerinin , kendi ümmetlerine peygemberlik delillerini sıraladığı ve buyurduğunda , görüyoruz ki kendilerinin haklı ve doğru olmalarının delili ve isbatı için cenabı allahı şahit getiriyorlar , kısaca birinci ve ilk gerye ve sınıf adamları , peygemberin peygember oluşunu kertenkeleyi konuşturduğu için kabullenmişler , ikinci sınıf ve bir sonrakı gerye adamları ise cenabı allahın teyidi ve tasdiki ve tesdidi için ve onun tegriri ve ilan etmesi için . mesela zahir ehli cenabı allahın sıfatlarını sıraladıkları ve saydıkları zaman,bunları konuşmalarına delil olarak değil sırf laf olsun diye , konuştuğu konuşmanın güzel olması için kullanmaktalar . bu kadar süphe bu kadar zorluklar sırf bu yüzden ortaya çıkmakta , eğer cenabı allahı ve peygemberi ve imamları olduğu gibi tanısalar onları doğru yollar ve düzgün deliller ile ispat etseler bu şüphelere bu zorunluklara düşmezlerdi . bakınız mesela bir hadisin doğru olup olmadığını öğrenmek istiyor . acaba bu hadis gerçekten peygemberden ve ya imamdanmıdır ? değilmidir ? onun senetlerinin peşine düşüyor . kim söylemiş , kim kimden rivayet etmiş ? bin dört yüz yıl öncesine kadar araştırmağa başlıyor. Şimdi araştıran şii ise, ravilerin şii olup olmadığını araştırıyor , sünni ise sünni olup olmadığını ,kendisi hangı mezhep deyse o mezhepte olup olmadığını araştırıyor . doğru konuşan mıymış değilmiymiş ? adil miymiş değil miymiş ? allah aşkına bir düşünelim bizim yaşadığımız zamanda aynı kent de ve şehirde olan bir kimse hakkında bu araştırmaları kolayca yapabilirmiyiz ?, o şahısın hakkındakı tüm istediklerimizi öğrenebilirmiyiz ? bu imkan ve olanak varmıdır ? bu işi yapmak istersek hakketen kolayca yapabilir doğrusunu öğrenebilirmiyiz ? geçen zamanlarda başka bir kentte ve şehirde yaşayan bir kişi hakkında nasıl ? çok daha önce ölüp aramızdan köçen bir şahıs , bin yıl önce ölen bir kimse hakkında nasıl ? bunlar kendi hayallerine göre kendi düşünceleri ile rical kitaplarına müracaat ediyor ve oradan hakkı ve gerçeği araştırmaya başlıyor . ben soruyorum , acaba bu kitabı yazan adamı tanıyormusun ? bunun nasıl adam olduğunu biliyormusun ? sen ravi hakkında araştırma yapıyorsun ve ravinin doğru dediğini demediğini anlamak istiyorsun . peki bu yazarın nasıl adam olduğunu dinini , inancını nasıl araştıracaksın ? iyi adam olduğunu inancının doğru olduğunu öğrendin diyelim , acaba doğru düşündüğünü hadislerin doğru anladığını nasıl anlıyacaksın ? bunları anladın diyelim . bu beş yüz yıl önce yaşıyan adam ve ravi ve bu kitabın yazarı , kendinden yedi yüz yıl evvel yaşıyan ravilerin hakkında nasıl araştırma yapmış ,onların nasıl insan olduklarını hangı din hangı mezhep hangı düşüncede olduklarını nasıl araştırmış ve doğru olmalarını nasıl öğrenmiş acaba ? mesela kitabında sened olarak mohemmed oğlu müslimin peygember efendimizden rivayet etmesini bildiren ve ilan eden bu adam , bu mohemmed oğlu müslümin peygember efendimizin zamanında yaşıyan ve o hazretten duyan ve işiten mohemmed oğlu müslim olmasını nasıl öğrenmiş . mohemmed olan lar müslimoğlu mohemmedler aynı işi yapan mohemmedler ve müslimoğlu olanlar bir değil iki değil yüzler kişi bu isimle aynı şehirde doğmuş yaşamış ve ölmüş gitmiş . bu denilen adam o esas olan mıdır değilmidir nereden belli nasıl belli olur ? bunlardan daha zor olan bu ki eğer bir kişi her hangı bir haberi kendinden yazar onu halk arasında dağıtmağa gayret ederse onun söylüyeninin adını da yalan olarak yazabilir mesela bu gün geçen yüz yılda yaşamış bir ünlü adamdan bir yalan yazmak isterseler onun lafını kendi zamanında yaşamış olan yakınlarının birisinden duyulmuş olmasını iddia ederler ve falan yakını demiş derler . kim nasıl bu sözün doğru olup olmadığını ispat edebilir acaba ? bakınız ne kadar zor bir yöntem seçmişler , bu kadar zor bir yöntemle elde ettiklerine bir bakalım , ne kazanmışlar ? kazanmış oldukları sırf bir zann bir şüphe , belki peygember efendimiz söylemişler bu sözü , bu hadisin peygember den olma ihtimalı vardır diyorlar . muhakkak bir konu elde edememişler bu kadar araştırmadan sonra . and olsun allaha , bu tür araştırma ile akıllı ve zeki bir adama mezenne değil şüphe bile sağlanamaz , evet ilimin eksikliği bunların işlerini bu kadar zorlaştırmış ki bu kadar geçersiz bir delile baş vurmuşlar ve kendilerinin ve bir çok insanın dinini , dünya ve ahiretini bu kadar geçersiz delillere dayalı bırakmışlar . fakat ikinci sınıf ve gerye ehli ve adamları cenabı allah ve onun resulu ve imamların marifetini ve tanımasını tam yaptıklarından , onları hakketen doğru yollarla tanıdıklarından , cenabı allah ve onun resulu ve imamları hakiki şahit ve nazirbildikleri için onların buyurduklarına inanıyorlar . onların buyurduklarını gördükleri zaman ki buyurmuşlar :yehmelo hazeddine fi kollo gernen edulon yenfune enho tevilel mobteline ve tehrifel ğaline ve entehalel caheline يَحمِلُ هذا الَدّينَ في كُلُّ قَرنٍ عَدوُلٌ يَنفُونَ عَنهُ تَاويلَ المُبطِلينَ وَتَحريفَ الغالينَ وَ اِنتِحالَ الجاهِلينَ yani : taşıyorlar her zaman bu dini adil ve doğru düzgün insanlar ki uzaklaştırırlar ondan batil konuşanların açıklamalarını, golovv yapanların (bir iş ve ya kişi hakkında olduğundan fazla tarif etmek) değişimlerini , cahillerin kendilerine ilim bağladıklarını alimlik iddiası yapanların iddialarını . bu tür hadisler ve haberler oldukça çok, bunları gördükleri zaman kesin inanırlar ki imam bu işleri yapmak için bazı insanları görevlendirmişler vebunlar hazrete hoccet eccelellaho ferecehin buyurmuş oldukları bu buyuruğu gördükleri zaman ki buyurmuşlar: enna ğeyro mohmeline lemoraatekom ve la nasine lezekrekom اِنّاغَيرُ مُهمِلينَ لِمُراعاتِكُم وَ لا ناسينَ لِذِكرِكُم yani : biz sizi muraat etmeni ihmal etmeyiz ve sizi unutmayız . artık güvenerek inanıyorlar ki böyledir ve imam hakketen bizi korumaktadır , böylece imamın emir verdikleri gibi ravilerin sige olanlarına muracaat edip , onların dediklerini güven ile dinleyip , uygular ve rahat ederler . ne kadar iyi demiş şair :

چه غم ديوار امت را كه باشد چون تو پشتيبان ** چه باك از موج بحر آنرا كه باشد نوح كشتيبان

Yani : ümmet duvarına senin gibi bir koruyucu olduktan sonra ne gam ne korku gemide oturan bir kimse, nuh gibi kapitanı olduktan sonra denizin dalgasından neden korksun .

Fakat tanıması ve marifeti tam olmayan mükemmel olmayanlar bu konuların hiç birisine inanamazlar ve yürekleri , kalpleri rahat edemez , güvenemezler ve dini mezhebi belli olmayan rical kitabının yazarının yazdıklarına daha çok güvenirler , ama mömünler uyandırıldıkları takdirde uyanırlar ve canabı allahınzikri olan peygember ve onun halıfelerine güvenirler .ella bezekrellahe tetmeennol golubo الا بِذِكرِ اللهِ تَطمَئِنُّ القُلوبُ yani : allahın zikri ile kalpleri güvenir duruma gelir .

Evet ne kadar kısa yazmak istersemde uzuyor konular ,ne kadar lafı kısaltım istersemde kalbim usandım artık bağır diyor . dönelim ele eldığımız konuya , dedim ki ikinci sınıfın delili, bu geryenin adamlarının burhanı ve mantığı hasene moizesi dir ( moizeye hasene , yani hasen moizesi kuran istilahı ve kuranda geçen bir kelimedir ki türkçesi iyi konuşmak ve mantıklı ve iyi anlatmak tır ) bunlar delillerini cenabı allah ve onun resulunu iyi ve tam olarak tanımak ve allahın sıfatları ve adları ve isimlerine dayalı ve tahir ehli beyt eleyhemosselamın hakkında söylenmiş feziletlere dayalı olarak çıkarır veistihrac ederler . bunların işi şeriyetin tüm zahirini ,namaz , oruç ,haç , cahad , zekat , hums ve diğerlerini uygulamakla birlikte birde , zikr etmek , düşünmek , ilim öğrenmek , helm yapmak , ve nebahettir. Sıfatları ise nezahet ve hikmettir . bu işlerin aslı ve kökü de , güdsiyye nefsindendir . bu nefs de bulunan bu sıfatların ve bu işlerin gölgesi bu şahıslarda ortaya çıkan zilliyye insaniyyetinde zahir olmuş ve bu emirleri yapmakla bu sınıfta ve bu geryede seyr eder ve dolaşırlar . bunlar böylece kendi batinlerindeki anlama güçlerini , meşairlerini islah ve tedil ederler ki , yeteneklerinin sefası gudsiyye nefsininin oluşumuna elverişli olsun ve onlarda bu nefs oluşsun . Velakin bu aşamada yapılacak olan islahın yolları ve yöntemleri bir öncekinden farklıdır . bu aşamada konu ruhun islahı ve tedili ve itidala gelmesidir , bir öncesinde beden ve cisimin tedilinden konuşuluyordu . cisim cisimden etkilenir ruh ruhtan . cisim ve bu beden kirlenirse onu su ile yıkar ve temizlerler velakin ruh kirlenirse onu su ile yıkamak ve temizlemek mumkun olmaz . onu temizlemek için kendi türünden yardım almak gerekir onu cisim ile değil başka temiz bir ruh ile yıkamak ve temizlemek olur ancak . bir önceki sınıfta şeriyetin zahir uygulamalarında fegihlerin imam dan rivayet ettiklerini duymak ve onları uygulamak yeterli olur ve tüm meseleler çözülür ve iş bitiyordu . fakat burada artık kelimeler yetmez ve eksik olan henuz mükemmel olmayan ruhların eksikliklerini gidermek için bir mükemmel kişiye ihtiyaç vardır ki kendinde olan mükemmelliğin fazlası ile ki kendisi bir ruhani rivayet sayılır , ruhların eksikliğini tamamlasın ve onları mükemmel yapsın . ancak böylece bu ruhlar gelişir ve mükemmelleşirler , bu tamamlamak ve tamamlanmak , görüşmeler sayesinde ve bu mükemmel şahsın sevgisi ve onunla ilgilenmek ile olur ancak. görmüyormusunuz bir duvarın ışıklanması için bir lamba ve ya mum ve ya far gerekiyor , duvar o ışık kaynağına bakmalı ona arkasını çevirmemeli , eğer duvar yüzünü ışığa taraf çevirirse ışklanır yoksa karanlık kalır , şimdi duvara dersek lamba ve ışık kaynağı ile ışıklan , ışıklanır mı acaba ? Tabi ki lafla olmaz bu iş ,bir lamba ve ışık kaynağı gerekiyor ve duvarın yüzü ışık kaynağına dönük olmalı , yoksa ışıklanamaz ve karanlık kalır.bu ışıklanmanın gerçekleşmesi için lambanın ve ışık kaynağının ta kendisi olmalı ve bu eksikliği kendisi gidermeli . şimdi eğer her hangı bir kişi ikinci gerye ve sınıfta ilerlemek isterse kendisinin ruhu bu geryede temizlenmek ve itidale gelmek mecburiyyetinde olmasından dolayı , her şeyden evvel , kendisinin, itaat ve kulluk sayesinde temizlenmiş ,mükemmelleşmiş ve itidale varmış bir ruha ihtiyacı vardır . bu ruh kendisi kemala ermiş olmalı ki başkasını da kemala erdirebilsin . mesela bir kömür kendisi az bir ışık saçarak karanlıkta görünür. fakat bir yeri ışklandıramaz , bu kömür kendisi görünüyor yani ışık açısından bir kemala ermiştir fakat mükemmel olmamış henuz başkasını ışıklandıramıyor mükemmel olan lamba gibi , başka mükemmel ışık kaynakları kendisi görünür diğerlerini de ışıklandırır ve görünür hale getirir . şimdi bu geryede ve sınıfta öncü olan bir kimse , ruhani sıfatlar , huylar ve uygulamalarda mükemmel olmalı ,tüm şeriyeti uygulamalı ve onun ruhu artık peygember efendimizin ve imamlarımızın ruhunu rivayet etmeli ve yansıtmalı, zahir ehli olan kimselerin, iyiliklere davet etmeleri her kesi iyi olmağa taşvik etmelerinin etkisiz olmalarının nedeni, kendilerinin bu işleri yapmamaları ve bu sıfatlarla sıfatlanmamış olmalarıdır . bunların ruhu ale mohemmedin ruhunu riveyet etmiyor, diğerlerinin ruhunu rivayet ediyor bunlar . bu yolun şeyhi ve hocası odur ki ruhu şare nin ( şeriyeti getirenin ) dedikleri , söyledikleri gibi olmuş ve şeriyetin tümünü yapmakla kendini onlara benzetmiş ve onların aynısı olmuş . böyle birisi ancak diğerlerini islah edebilir onların eksikliklerini giderebilir , böyle bir şahıs bu geryenin hocası ve yol göstereni dir , eksikliklerini gidermek isteyenler, şeytanın tuzağına düşmemek için ilk olarak bu yolun şeyhini ve hocasını tanımalı ve bulmalı dırlar .

Get e in merhele bi hemrehiye khezr mekon ** zolomat est beters ez khetere gomrahi

قطع اين مرحله بي همرهي خضر مكن ** ظلمات است بترس از خطر گمراهي

Bu yolu hızırsız(bilen biris olmadan) gitmeye kalkma

karanlıktır kayb olma tehlikesinden kork

Bu şahısların , hocaların işaretleri ve tanımak için sıfatları arabça yazılmış olan mubarek terigetonnecat kitabında ( necat ve kurtuluş yolları ) farsça yazılmış olan mesbahessalekin kitabında (saliklerin, yol gidenlerin ışığı, lambası ) kitabında yazılmıştır . zikr , fikir , ilim , helm , nebahat ve nezahat ve hikmet hakkında yazılmış ve açıklanmış olan tüm bu konular bu hocalar tarafından uygulanmalı ve bu sıfatların hepsine sahip olmalıdırlar bu hocalar , bunlardan başka cenabı allahın teyidi ve tesdidi de bunlarla olmalı ki bunlara güvenebilelim . bu tesdid konusu çok muhim olmakla bu yolda yürüyenlerin ellerinde baston gibidir , peygemberlerin peygemberliğini , imamların imamlığını , fegihlerin fegahetlerini , salih adamların salihliğini ,bununla tanırlar bununla kesinliğe kavuştururlar ve bununla güven kazanırlar . siz eğer bu kitaplara muracaat ederseniz cevabınızı bulursunuz , fakat bu özet de bunların işaretlerini içersin diye bu kitapta bu açıdan boş olmasın diye kısaca diyorum ki bu aşamada ihtiyacımız olan bu şahıs bizim ondan öğrenmek istediğimiz konularda bizden daha üstün olmalı bizden daha çok bilmeli ,bildiklerini de uygulamalıdır . yoksa bizden daha çok bilmez ise bizi tabiki bilgilendiremez . mesela bir 30 derece sıcaklıkta suyumuz varsa bu suyun sıcaklığını yükseltmek istersek onu 30 dereceden fazla sıcaklığı olan bir kaynağa yaklaştırmalıyız , bu yaklaştırdığımız sıcaklık kaynağının sıcaklığı 25 dereceyse bizim 30 derece sıcaklığı olan suyumuzu 40 derece yapamaz , 30 dereceden yüksek sıcaklığı olan her hangı bir kaynak bizim 30 derecemizi yükseltebilir , bu sıcaklık nekadar yüksek olursa o kadar çabuk bizim suyumuzu ısındırır ve derecesini yükseltir tabi ki . şimdi bakalım biz ne peşindeğiz , hangı huyları hangı sıfatları arıyoruz . bunu bildikten sonra o istediğimiz ve sevdiğimiz huyları ve sıfatları bizden daha fazla taşıyan ve uygulayan kimseyi arıyacak bulacağız ki bize hocalık yapabilsin ustalık edebilsin ve yol gösterebilsin . şimdi biz insaniyyet sıfatları peşinde ve ona talibiz ve her hangı bir kimse bu sıfatları bizden fazla taşıyor bizden fazla uyguluyor ise onun peşinden gideriz ve ondan insanlık sıfatlarını öğrenerek bu sıfatlarla sıfatlanırız ki kendimizde insanlık ruhunun zuhuru için bir olanak sağlansın . şimdi eğer bu yolda o kadar ilerlemiş ve vucudu insanlık ateşi ile alevlenmiş bir kimseni bulabilirsek ne ala ve ne mutlu bize , o zaman kendi isteğimize varmış oluruz ve ona bakmakla ondan itaat etmekle , onun sıfatları ile sıfatlanmak ile kendi vucudumuzda bir çıkar varsa , bizde bulunan yanma özellği taşıyan yağlarda bir çıkar varsa onun insanlık ateşi ile alevlenir ve insanlık ateşi bizdede yanmağa başlıyabilir, bizde bir insan olabiliriz . eğer bu çıkar bizde bulunmuyorsa , eğer bu sıfatları bizde kendimiz uyguluyabilmezsek en azından onun karşısında durduğumuz için onun ışığı ve nuru ile ışıklanır ve nurani olur ve zulamattan ve karanlıktan kurtulmuş oluruz , bu da karanlık kalmaktan çok daha iyidir . aynı o duvar gibi , kendisinde alevlenme ve ateş gibi yanma ve ışık saçma kabiliyyeti yoktur ama ışğın karşısında durduğundan karanlıktan kurtulmuş ve ışıklanmış ve görünür hale gelmiştir ve böylece ışıklığın sıfatlarından faydalanmış . velakin eğer böyle birisine varamazsak böyle bir şahıs bulamazsak en azından yüzümüzü bu insanlık nuru ile ışıklanmış bir kimseye doğru çevirelim ki onun nurunun fazlasından bizede biraz gelsin diye . aynı o iç içe olan odaların duvarları gibi . içeri duvarlar gerçi dünyanı ışıklandıran güneş karşısında değiller ama güneşten ışıklanmış olan dışta bulunan duvarlarla karşı karşıya oldukları için onların ışıklarından ışıklanırlar . şayet bu mesel ile esas olan konuyu anlarsınız , işin özüne ve gerçeğine düşünerek varırsınız ki bu var olduğumuz alemde hayvanlıktan bir adım yukarı çıkmış bulunuyoruz fakat insanlığada henuz varmamışız , güdsiyye nefs bizde zahir olmamış ve şimdilik zilliyye insaniyyet aşamasındayız , bizlerin nefslerimiz kalınlıklarından ve karanlılıklarından dolayı güdsiyye nefsini ve onun daha ustu olan nurlarını yansıtamıyor , cenabı allahın nuru ve alemin ilk yaratığı olan hazrete peygember efendimizin şerif vucudundan yansıyan nur, letafetin , inceliğin en üstün mertebesinde olduğundan bizlere anlaşılacak ve düşünülecek ve görünecek gibi değil . bizlerin yüreklerimiz ve kalplerimiz bir aracı olmadıkça iman nuru ile ışıklanamaz . bizimle onun arasında her hangı bir vesile ve aracı gerekiyor , kendi karanlılıklarını ortadan kaldırarak kendi olanakları ve başarıları sayesinde ondan direk alabilecek nur ile ışıklanmış bir vasıta gerekiyor ve bu ışığının fazlası ile de bizleri ışıklandırabilir böyle bir kişi . aynı bir mumun alevi gibi , bu mumun alevi kendisi sim siyah ve karanlık dumandan başka bir şey değildir , aynı kapı duvar gibidir , fakat letafet ,incelik , saflık , ve öz olma sayesinde her yerde bulunan , var olan ateşi, kendinden geçirmiş ve ateşe bir pencere gibi olmuş ve ateş onun vasıtası ile karanlık cisimler dunyasına adım atmış ve her kesi kendi nuru ve ışığı ile ışıklandırmıştır . bu alevin ortada var olmasının nedeni ve işareti, kapıların duvarların ve karanlık olan eşyanın ışıklanması ve görünür olmasıdır . bizim alemimizde de cenabı allahın tohid nurunu , peygemberlik ve vilayet nurunu yansıtan kişilerin var olmalarının delili ve işareti bazı insanlarda bulunan imanlar dır , onlara karşı yüreklerde ve kalplerde hiss ettiğimiz ve gördüğümüz sevgilerdir . güneşin varlığına hiç bir delil ve işaret alemin ışık olmasından üstün olamaz . ne zaman ki alemimizde ışık vardır güneş göktedir anlamına gelmekte ve tüm dünya bunun tersine şehadet verirlerse akıllı bir adam kabul etmez ve onların kör olduklarını ve bu güneşin ışığını görmediklerini ve ya her hangı bir neden ile inad ettiklerini anlar şimdi biz bir odadayken güneşi göremeyiz fakat her hangı başka bir ışık kaynağı olmadığı halde oda ışık ise güneşin var olmasına inanmak ve güvenmek akıldandır. Bu yazdıklarımı, sözler güzel olsun diye yazmıyorum çok şükürler olsun ki yazdıklarımın hepsi ale mohemmed eleyhemosselamın ve dinimizin büyüklerinin buyuruklarındandır . örnek olarak da bir kaç hadis burada rivayet ediyorum :

Ebi haled kaboli diyorki : hazrete ebi cafer elehyesselamdan ( altıncı imam ) sordum cenabı allahın buyurduğundan ki buyurmuş :fe amenu bellahe ve rosolehe vennurellezi enzelna : فَآمِنوُا بِاللهِ وَ رُسُلِهِ وَالنّوُرِ الَّذي اَنزَلنا yani : öyleyse allaha ve onun resuluna ve nazil ettiğimiz nura iman getiriniz . ne demek . buyurdu ey eba haled bu nur, yemin olsun allaha ki ale mohemmed ten olan imamlardırlar kıyamete kadar . onlardırlar allaha yemin olsun cenabı allahın nazil buyurduğu nur , onlardırlar allaha yemin olsun cenabı allahın nuru gökte ve yerde . yemin olsun ey eba haled cenabı allaha imamın nuru mömünlerin kalbinde , gündüz gökte parlıyan güneşin ışığından daha ışıklı daha parlaktır . ve bunlar and olsun allaha mömünlerin yüreklerini ışıklandırırlar , cenabı allah gizli tutar ve örter onların nurunu istediği kişilerden ve onların kalpleri ve yürekleri karanlık olur , hadisin sonuna kadar .

Hazrete peygember selellaho eleyhe ve aleh buyurdular : sordum cebrailden ilim sahiplerinden , dedi onlar senin ümmetinin ışıkları ve lambalarıdırlar dünyada ve ahirette .

Bu iki hadisten belli oluyor ki bu alemin temsili lamba temsilidir ve imamın nuru onun kalbine yansımış ve güneşten daha parlak yapmış onu .

Hazrete emirel momenin eleyhesselam buyurdular : kaçınınız mömünün ferasetinden onun zekasından , ince oluşundan tedbirliliğinden , o allahın nuru ile bakıyor , düşünüyor , anlıyor . buyurdu buna göre ki biz cenabı allahın nurundan yaratıldık , bizim şiilerimiz ( burada şii den maksad kendini tam olarak onlara benzetenler ve onları kabul edenler ve sevenlerdir ) bizim nurumuzun şua sından ışığından yaratıldılar. Onlardırlar seçilmiş iyi işler yapan . onlar feraset ehlidirler ,onların ışığı diğerlerinide ışıklandırır , bedrin (on dört gecelik ayın ) gece zulumatında yaptığı gibi . bu hadisten belli oluyor ki alimlerin kalpleri ve yürekleri aynı lamba gibi imamın nuru ile ışıklanmış ve bu ışığı da diğerlerine yansıtır, alimlerden maksad da mömünlerin seçilmişleridir , imamın nuru olan iman , bunların lamba gibi olan vucutlarından diğer zayıf mömünlere yansıyor . bunlar ortada olmazlarsa artık her hangı bir ışık kalmaz ve imamın nuru ortadan kalkar , gözlerden gizlenir . aynı hadisde olduğu gibi :

Hazrete sadık eleyhesselam buyurdular : eğer yer yüzünde mükemmel mömünler olmazlarsa , cenabı allah bizi kendine doğru yukarı alır .

Hazrete asgeriden (on birinci imam )dir ki buyurdular : eğer olmasalardı ; on ikinci imamınızın ( eleyhesselam) geybetinden sonra , ona davet eden alimler, ve allahın dinine eklenen fazlalıkları , eksiklikleri uzaklaştıranlar ,cenabı allahın höccetlerine hidayet edenler ve şiilerin zayıflarını şeytanın ve onu temsil edenlerin tuzağına düşmekten , ve onların duşmanlarının verdikleri para pul vadelerinden koruyanlar , her kes cenabı allahın dininden çıkar ve mürted olurdu . velakin onlardır lar ki şiilerin zayıflarının yüreklerinin direksiyonu ellerindedir , aynı bir gemi kapitanının geminin kontrolu elinde olduğu gibi . bunlardırlar efzelun , efzel olanlar ve her açıdan yüksek dereceye sahip olanlar cenabı allah yanında . bu yukarıda dediğim, (imamın nuru iman dır) cenabı allahın bu şerif ayette buyurduğudur ki buyurmuş : fe amenu bellahe ve rosolehe vennurellezi enzelna فَآمِنوُ بِاللهِ وَ رُسُلِهِ وَ النّوُرِ الَّذي اَنزَلنا yani : cenabı allaha ve resuluna ve nazil ettiğimiz nura iman getiriniz . ve mömünlerin imanı o nur ile ışıklanmaktır ve mükemmellerin vucudu ortada olmazsa iman nuru mömünlerin zayıflarının kalbinden köçer gider . bu imanların varlığını görüyorsunuz ya , biliniz ki henüz bu ışık var ve lamba yanmaktadır , biliniz ki mömünlerin büyükleri varlar . şimdi eğer biz henüz kendi kabiliyyetimizi , imamdan direk alan ve onunla irtibatta olan şahısları tanıyıp irtibat kurabileceğimiz kadar yükseltemedik se , bu tür insanların eteğine başka mömünler vasıtası ile tutunabiliriz inşaallah . eğer biz odadaysak ve direk güneş ışığından ışıklanamıyorsak , güneşin ışığından direk ışıklanabilen odanın kapısına karşı olan bembeyaz duvardan ve güneşin ışığını bize temsil eden ışıklanmış duvar ve odadan faydalanabiliriz inşaallah .

Bunlar hep meseldir, temsil dir sizin zihninizin ve düşüncenizin konuya yaklaşıp onu idrak edebileceğiniz için yazıyorum ,güneşten kastettiğim her zamanda olan mömünler içindeki en yüksek makam ve mevkiye,imana sahip olan dır ki onun şerif vucudunun kabiliyyeti aynı alev gibi ateşten tutuşmuş ve yanmağa başlamış . imam eleyhesselamın nuru ile alevnenmış ve onun has nayibi , kapısı , aracısı olmuştur ,imam eleyhesselamın bize yetiştirmek , vermek istediği ilimler , feyzler ve iman nurlarını o alev vasıtası ile yetiştirir , o alev imam eleyhesselamın nuruna yapışıktır , ondan ayrı değil ve ayrılığı yoktur , hazrete sadık eleyhesselamdan hadis vardır ki buyurmuşlar : eğer halkın gözünün önündeki perdeler çekilirse ve cenabı allahı ezzeveccel ile mömünler arasındakı bağları bu halk görürlerse , boyunlar mömünlere karşı bükük olur eğilir ve onlara karşı saygılı olurlar , hadise şerifin sonuna kadar .

Buna göre imam eleyhesselam ne kadar gayipse gözlerden gizli ise , onun has nayibi de gayip ve gözlerden uzaktır ve mömümlerin ona ulaşmak imkanı yoktur . hazrete sadık eleyhesselamın buyurdukları gibi ki buyurdular : on ikinci imamın babı , kapısı , vasıtası , o imamın gözlerden gizli oluşu ile gizli olur ve her kes onu göremez . buna göre geybet ve imamın gizli oluşu esnasında mömünlerin zayıfları o alemi ışıklandıran güneşe varamazlar , buda kendilerinin zayıflıklarından dolayı dır yeteneklerinin azlığından doğmuş bir durumdur , yoksa o güneş yerinde durmakta ve nurunu hiç kimseden kısıtlamadan her tarafa yaymaktadır . ne mutlu alabilene , kullanabilene . fakat nasıl ki zayıf gözler çok kuvvetli ışıklara bakamazlar ve bir gözlük aracılığı ile ışığı ve nuru azaltarak , zayıflatarak ona bakmak ve görmek imkanı bulurlar , zayıf mömünlerde aynı şekilde kendilerinin kusurlarından dolayı o parlak güneşten direk olarak alamazlar feyzleri ve iman nurunu . hazrete emirelmomenin eleyhesselamın buyuruğudur ki buyurmuşlar :enne hedisena ehlel beyte seebon mostesebon la yehtemelho ella melekon mogerrebon ov nebiyyon morselon ov ebdon emtehenellaho gelbeho lel imane .

اِنَّ حَديثنا اَهلَ البِيتِ صَعبٌ مُستَعصَبٌ لا يَحتَمِلهُ اِلاّ مَلَكٌ مُقَرَّبٌ اُو نَبِيٌّ مُرسَلٌ اُو عَبد امتَحَنَ اللهُ قَلبَهُ لِلايمانِ .

Yani : biz ehli beytin hadisleri zordur , kaldıramaz , dayanamaz , tahammül edemez onlara , bir mügerrep melekten , mürsel nebiden , ve cenabı allah kalbini sınavdan geçirmiş bir bendeden, kuldan başka . şimdi güneşin parlak ve çok ışıklı olan nuruna bakamıyan zayıf gözler ,o ışığa ve nura dayanabilmeleri ona bakabilmeleri için bir kalın ve boyalı olan cam ve ya ince bulutlar arkasından bakmaları gerekiyor . hadisde vardır ki ravi hazrete sadık eleyhesselamdan soruyor : cenabı allahın gizli ve örtülü olan höccetinden halk nasıl yararlanırlar , buyurdu : aynı havanın bulutlu olduğu zaman güneşten yararlandıkları gibi . bu halkın o parlak güneşe yetişmeleri ve ona varmalarının örneği ve onların mertebeleri ve iman dereceleri , seyr edecekleri geryeler ve köyler ya sınıfların meseli , aynı o yedi tane iç içe olan odalarda bulunan kişiler gibidir . bir düşünün yedi oda iç içe birinden diğerine kapıları olan odalar gibi , bu odaların ışığı bir önceki odadan geliyor yani her oda bir oda öncesinden ışıklanıyor , bir önce olan odanın ışığı bir sonrakından fazladır tabi ki , bu odalarda bulunan kişilerinde gözleri tedavi olup güçlenmez ise , orada olan ışıktan daha fazla ışığa dayanamaz ve eziyyet çeker , ancak tedavi olur kusurları giderilirse daha fazla ışığı olan bir önceki odaya geçebilir . hazrete bager beşinci imamımız eleyhesselamın buyurdukları gibi ki buyurdular : mömünler her birsi bir mevkideler , mertebedeler, bazıları birinci bazıları ıkıncı , üçüncü , dördüncü , beşinci, altıncı ve bazıları ise yedinci mertebedeler . birinci mertebedekine ikinci mertebede olanın bilimini ,imanını yüklersen kaldıramaz tahammül edemez , ikincide olana üçüncüdekini verirsen kaldıramaz ta altıncıya kadar saydılar ve buyurdular altıncıdakine yedide olanınkını verirsen kaldıramaz ve tahammül edemez . dereceler , mertebeler ve mevkiler bu türdürler bu tertibdirler . şimdi bu odalar aynı o geryeler , dereceler ve mevkiler gibi dirler , birinci gerye o son oda gibidir , şeriyetin zahirini öğrenenler , anlıyanlar ve uyguluyanlar o son odada bulunanlardırlar ,güneşin ışığından en az o odaya gelmiştir , bunların marifetleri ve imamlarını tanımakları diğer odadakilerden ve geryedekilerden daha azdır . bunlar imamın çoğu feziletlerini görmezler ve o feziletleri kabul etmezler , bunların imamın ışığına ve nuruna tek yolları bu odanı bir evvelki odaya bağlayan kapıdır . bu kapı onların ışığa varan kapıları ve aslında onların yaşayan ve hayatta olan alimleri , fegihleri ve öğretmenleridir , eğer onun önünde durarlarsa ondan alırlarsa , aynı bu kapının önünde bulunan duvar gibi yetenekleri kadar imamın nurundan ışıklanırlar ve onun dediklerini anlarlar . hadislerin içeriklerine yegin etmiyenler , hadislerin delaletini şüpheli düşünenlerin işlerinin en büyük eksiklikleri ve kusurları bu ilim kapılarının ve bir öncesinden ışıkalan o kapının karşısında bulunmamaklarıdır , bunlar adetler , tebiyetler, şehvetlerin paslarının kirlerini kendilerinden atmamışlar ve yürek ve kalpleri ile imam eleyhesselama gitmemişler ve onun nuru ile ilgilenmemiş ve düşünceleri ve anlayış güçleri zayıf kalmış ve ilerleyememiştir . bunlar eğer kendi itigatlarını ve düşünecelerini islah edip imam eleyhesselamın bütün iyiliklerin başı ve onların kökü olduğuna inanırlarsa problemleri çözülür . bunlar tüm hayırlar imamın nuru ve onun vücüdündandır , hayırlardan biride düşünce ve akıldır ki oda bunların nurudurdiye düşünürlerse problemleri kalmaz. aynı o hadisde olduğu gibi : evvele ma khelegellahol eglo اَوَّلَ ما خَلَقَ اللهُ العَقلُ yani : canabı allahın ilk yaratığı akıldır . ve bir diğer hadiste hazrete peygemberselellaho eleyhe ve aleh buyurdular : evvelo ma khelegellaho nuro nebiyyeke ya cabero اَوَّلُ ما خَلَقَ اللهُ نُورُنَبيِّكَ يا جابِرُ yani: cenabı allahın ilk yaratığı senin peygemberinin nurudur ya cabir . bunlar akılın peygemberimizin nuru olduğunu ve o hazretten imamlar eleyhemosselama geldiğini , geçtiğini ve bunlardanda mömünlere geçtiğini anlarlarsa ve bu konuya inanırlarsa , hadislerin manasını anlamak istediklerinde kendi zihinlerini kafalarında olanları bir tarafa bırakarak tüm heveslerden ,şehvetlerden boşaltırlarsa , yürekle ve kalpten imam eleyhesselamdan isterlerse , dünyanı dolduran imamın nuru onların kalbine yansır ve anlama güçleri artar ve imam eleyhesselamın o hadisi söylemekle ne kast ettiğini anlarlar , diğerlerinede fetva verebilir ve imam eleyhesselamın nurunun kapısıda olabilirler . fakat eğer alimlere muracaat etmezlerse ,bu dediğim gibide imam eleyhesselamdan almazlarsa , zenn ve şüpheler içinde kalırlar ve fetva vermek onlara haram ve günah olur .çünkü kesin bilmediğimiz ve onun doğruluğunu ilimle isbat edemediğimiz her hangı bir konuya inanmak ve onu uygulamak ve kullanmak cayiz değil ,diğerlerinide ona davet etmek aynı şekildeharamdır. hazrete sadık eleyhesselam bu konuda buyurdular : la tَehِellol fotya lemen la yestefti mِenَellahِe bِesَefaِe sِerrَehِe ve ِekhlasِe َemَelِehِe ve َelaniyَetِehِe ve borhanen men rebbehe fi kolle halen le َennَe men َefta feged hَekَem َe vel hokmo la yesehho ella be eznen menellahe ve borhanehe ve men hekeme belkhebere bela moayeneten fehove cahelon meekhuzon becehlehe ve mesumon behokmehe .

لا تَحِلُّ الفُتيي لِمَن لا يَستَفتي مِنَ اللهِ بِصَفاءِ سِرِّهِ وَاِخلاصِ عَمَلِه وَعَلانِيَّتِه وَبُرهانٍ مِن رَبِّه في كُلِّ حالٍ ِلاَنَّ مَن اَفتي فَقَد حَكَمَ وَ الحُكمُ لا يَصِحُّ اِلاّ بِاِذنٍ مِنَ اللهِ وَ بُرهانِه وَمَن حَكَمَ بِالخَبَرِ بِلا ُمعايِنَةٍ فَهُوَ جاهِلٌ ماَخوُذٌ بِجَهلِه وَمَاثوُمٌ بِحُكمِهِ
yani : cenabı allahtan , sırrının sefası ile , emellerinin ve işlerinin ihlasi ve hulusu ve görünüşteki uygulamaları ile cenabı allahtan sorup soruşturmadan ve her hali karide allahından ve rebbinden bir delil olmadan fetva vermek helal değildir , bu iş hüküm vermektir , hüküm vermek cenabı allahın izni olmadan , ondan bir delil olmadan doğru olmaz , bunlar olmadan hüküm veren cahildir , cahil cezalandırılır cehli nedeni ile ve günah işlemiş hüküm vermesi ile .

Hazrete bagır eleyhesselam buyurdular : her kimse cenabı allahtan hidayeti ve ilmi ve kesin bilgisi olmadan halka fetva verirse , rahmet ve ezap melekleri onu lanetlerler , onun fetvasını uyguluyanların günahı ona gider . bitti şerif hadis çok gariptir ve merak edilir bu tiplerden ki nasıl olurda ilim kapılarının kendilerine kapalı olduğunu , haberlerin anlamlarını bilmediklerini ,anlamadıklarını igrar eden bu kimseler , ilim bakımından kendilerinden aşağı seviyyede olan evam milletten taklit ediyor ve bunların çok zor olan mebde ve mead ( yaratılışın başlangıcı ve bitişi ) hakkındakı anlayışlarını kendilerine höccet biliyor va onlardan taklit ediyorlar ve bu konularda rebbani alimlere karşı geliyor ve onları inkar ediyorlar ve aslı belli olmayan ,sünni lerden rivayet edilen bu anlamsız söze ve lafa : eleykon bedinel ecaez عليكم بدين العجائز yani : dininizi yaşlı kadınlardan alınız. uyuyor ve onu uyguluyorlar . neuze bellahe men bevarel egle ve gobhezzelele نعوذ بالله من بوار العقل و قبح الزلل . yani : allaha sığınıyoruz aklın fesadından ve yoldan kaymaların çirkinliğinden

Evet söz bu konudaydı ki birinci gerye ve birinci sınıf ehli ve adamları şeriyetin zahirini , kendileri uygulamada olan alimlerden alırlar ve bu ilaçla kendi cahillik dertlerine ilaç ve şıfa verirler ve kendi zahirlerini şeriyeti uygulamakla itidala getirirler , bunun neticesi ise onların ruhları sefa bulur, ışıklanır , anlayış güçleri çoğalır ve yukarı sınıf derslerini alma yeteneğine sahip olur ve ikinci sınıf ve geryeye geçerler . bu gerye ve sınıfta ise derslerin çeşidi ve hocaların anlatma yöntemleri ve delillerin çeşitleri ve uygulanan işler ve emeller böylece birinci sınıftakılarla farklı olur ve bu gerye ve sınıfın hocalarıda birinci sınıf hocalarından daha üstün olurlar , onların ilim ve uygulamalarına sahipler fakat daha üstün ilim ve uygulamalara da sahipler bu hocalar. Birinci gerye ve sınıftakıların delil ve burhanları mucadiledir ve bununla rahat eder ve ona güvenir ve inanırlar fakat ikinci sınıf öğrencilerin delili hesene moizesi hesene vaazıdır . bunlara mücadile delili yeterli ve inandırıcı olmaz , birinci sınıfın dersleri zahirdeki anlama güçleri , göz ,kulak , akıl , ve bu gibilerle anlaşılabilen şeriyetin zahiridir ve bunlarlada ( göz, kulak , dil , ayak, el ve bu gibiler ) şeriyetin zahirini uygularlar fakat ikinci gerye ve sınıf dersleri şeriyetin batinindendir ki batini anlayış güçleri ,hayal gücü düşünce , ilim yeteneği ve anlama yeteneği ile anlaşılır ve bu sınıfın uygulamaları ise her iki sınıftaki güçlerle , uygulamaya gereken zahiri ve ya batini araçlar ve vesilelerle uygulanır. birinci sınıfta öğrenilenler kelime kelime öğrenilir ikinci sınıfta ise hem birinci sınıftakı gibi hemide bir başka ve üstün bir türle ki oda şeyh ve ustad ve hocalar ve arkadaşlarla gidip gelme yolu ile onlardan direk alma ve böylece kendilerini yükseltme ve birde daha üstün olan işrag ( ilham alma ve hocanın bildiklerini hiç konuşmadan ve kalp ve yürekden direk alma ) ve istişrag ile öğrenilir . ( kalp ve batin yolu ile almak işrag ve vermek , öğretmek istişrag demek )

birinci sınıfın dersleri kitap ve sünnetin zahiridir. İkinci sınıf ve geryenin derslerinin konusu her iki sınıfın zahirinden başka onlrın batinlerinin içerdikleri berzehiyye meşairlerinin mertebelerindeki ,ersesindeki konularıdır . (mütercim : bildiğimiz gibi adem oğlu bir kaç mertebeye sahip olan bir varlıktır birinci ve en düşük mertebesi bu cemadi ve zahir olan erse ve mertebedir, ikinci mertebe berzeh mertebesi ve bir sınıf yukarı ve üstün olan mertebedir bu mertebelerin hepsinde anlama , düşünme , görme , işitmek ve duymak aletlerimiz vardır . zahir ve cemad mertebemizde göz ,kulak , dil gibi . şimdi ikinci mertebede artık duymak için kulak gerekmez ve onunla duyamayız başka bir duyma , işitme aleti gerekir görmek için göz yetmez o mertebede ve tüm zahirdeki aletler gibi berzeh te de aletler vardır ve her hangı bir kimse o mertebeye yükseldiği takdirde aletlerde onunla var olmağa başlar ve o kimse o mertebede duyar görür , anlar ,düşünür , sevinir , kızar ve tüm zahirdeki aletlere o mertebedede sahip olur :bitti mütercimin açıklaması ) bu gerye ve tüm diğer sınıfların esas ve mükemmel ustadı ve hocası şiilerin birinci şahsı en üstün olan ferdi ve imam eleyhisselamın hass ve onun tarafından seçilmiş olan kimsedir . odur imam eleyhisselamın ilminin nuru ile ışıklanan ışık kaynağı , tüm batini ve zahiri feyz ve iyilikleri şiilere ( hocalara )saçan ve yetiştiren odur , ona varmıyıncaya kadar hocalar , ustalar alimler aynı o nur ve ışık kaynağından ışıklanmış olan bir duvar gibidirler, her birisi kendi yeteneği gereğince ve başardığı kadar o ışık ve nuru alıp ve kendilerinden yansıtıyorlar . bunlardan bazıları ayna gibidirler , bazıları beyaz bir duvar gibi , kesin olan bu ki hoca ve ustad , ders konularında öğrencilerinden daha üstün olmalı , daha alim , daha mükemmel ve ders konuları hakkında bildiklerini her kesten daha iyi ve düzgün uygulamalıdır . şayed ki üçüncü sınıf hakkında yazacağım konularda daha çok açıklama yaparım , burada bu sınıfın ders konularını anlatacağım zaman , bu sınıfın hocalarının sıfatları ve onların işaretleri ve her kesten üstün olma gereği de anlaşılır . şimdi diyorum ki bu sınıfın ders konusu insaniyet emellerinin zahiridir , bu zahir kelimesinin anlamını dördüncü sınıfta açıklıyacağım inşaallah, insaniyyet güçleri ve yapacağımız işler bunlardır : zikr(dilde söylemek) , fikir ( düşünmek ve hayal ) , ilim , helm ( yumuşaklık ,halkın hatalarını bağışlamak , düyaya arka çevirmek ) ,nebahat ( şerafet , zekalı olmak , becerikli olmak ) ve bu beş işin ve uygulamanın iki neticesi olan nezahat ( her pislikten temizlenme ) ve hikmettir . meşayeh ve büyüklerimiz ve alimlerimizin buyuruklarından anlaşılıyor ki bunlar ikinci ve üçüncü sınıf derslerindendirler , bu buyuruklarda bu dersler hakkında bir ayırım yapmamışlar bunlardan hangısı ikinci ve hangısı üçüncü sınıfa ayittir diye , fakat bazı fermayışler ve buyuruklardan anlaşılan bunlardan zikr, fikir,ilim ve helm ikinci ve nebahat üçüncü sınıf öğrencilerine mahsustur ve nezahat ve hikmetin en yüksek mertebesi bu sınıfta zuhur eder bunun için zikr , fikir , ilim ve helm in anlamını ve manasını kısaca burada açıklayacağım kalanları da üçüncü sınıfı anlattığımız zaman açıklarızinşaallah . fakat genel olarak açıklamalar meşayihimizin kitaplarında vardır isteyenler muracaat ederler . arabca yazılmış mubarek terigettonnecat kitabı ,farsça da rucumuşşeyatin (arapcadan farsçaya çevirilmiş ) çok büyük molam ve büyüyüm hacı mohemmed kerim han ( cenabı allah onun mertebesini yükseltsin) yazmışlar ve misbahessalekin allahın rahmetine gitmiş olan hacı mohemmed han efendilerinin yazmış oldukları kitaplara muracaat ediniz .

Burada söylüyeceklerimin birincisi zikr , zikirdir . zikir söylemek demektir . zikrin esası ve hakikatı peygember hazretleridirler sellellahoeleyhe ve aleh ( selamolsun ona ve onun alına ve ehlibeytine ) bu hazret cenabı allahın hatırasıdırlar halkın yanında ,her kese cenabı allahıhatırlatıyorlar , cenabı allah buyurmuş : ve enzelna eleykom zekren resula وَاَنزَلنا اَلِيكُم ذِكراً رَسوُلا yani : muhakkak sizin için bir hatırlama ve zikr vesilesi olarak bir resul gönderdik . bu hazretten sonra cenabı allahı hatırlatan o hazretin halifeleri ve yerinde görev yapanlar , tahir va temiz olan imamlardırlar eleyhomesselam ( selam olsun onlara ) bunlar kendi nurları ile tüm alemlerde , her alemin gereyi , o alemde görünebilir çeşidi seçerek o aleme inmiş ve nihayet bu dünyada beşeriyyet elbisesi ile bizim aleme inmişler . bu hazretlerin fuad , akıl, ruh,nefs, ve berzehiyye mertebeleri ve cisimleri cenabı allahın zikrinin nuru ile alevlenmiş , bu hazretler cenabıallahın nurunu yansıtan evler ve onu zahir eden ve anlaşılır hale getiren gömleklerdirler ki imam eleyhesselam buyuruyorlar :telke buyutonnure ve gesesozzohure تِلكَ بُيُوتُ النّوُرِ وَ قِصَصُ الظُهُورِ yani: ve onlar nur evleri ve zuhur gömlekleridirler. bunların her mertebesinden o mertebe cinsinden ve çeşidinden olan bir nur yansımakta ve o mertebenin tüm fezasını ve boşluklarını doldurmakta ve o mertebenin hocası ve terbiye edenidirler ., şimdi her kes hangı sınıfta hangı mertebede olursa olsun ,bulunduğu mertebede bu imamların o mertebesine dikkat ve teveccuh ederse , onların o mertebesinden yansıyan nur ile ışıklanacak ve nurlanacaktır . bu ışıklanmak ve nurani olmak o mertebede onları zikr etmektir,ve ona yansıyan ve ona varan bu ışık onun zikri ve cenabı allahın ayetidir işaretidir ki o mubarek vucudlar aracılığı ile ona varmış , o ışıklandırmak onun daveti ve dinidir ve onun beşareti ve inzar ve korkusudur ve ışıklanmak onun dinine inanmak ve kabullenmek ve onun imanıdır .

Enna erselnake belhegge şaheden ve mobeşşeren ve neziren ve daiyen elellahe be eznehe ve seracen moniren

اِنّا اَرسَلناكَ بِالحَقِّ شاهِداً وَ مُبَشِّراً وَ نَذيراً وَ داعياً اِليَ اللهِ بِاِذنِهِ وَسِراجاً مُنيراً

Yani : biz seni gönderdik ki şahid ve başaret veren ve korkutucu olasın ve bir ışık saçan lamba gibi allaha taraf davet eden onun izni ile.ve bu davet ile onları karanlıktan çıkarır ve ışıklığa kavuşturur. Yokhrecohom menezzolemate elennur . يُخرِجُهُم مِنَ الظُلُماتِ اِليَ النُور yani : onları karanlıktan ışığa doğru çıkarır . ve öncü ve imam buhazretlerdirler ki cennete davet ediyorlar . َe ِemmَeton yed une elel cennete ائمة يدعون الي الجنة yani : o imamlar ki cennete doğru davet ediyorlar ve bu nur cennet nimetidir ki mömünlerin etrafını çevirmiş yanı o nura bakanlar cennet dedirler . imam buyurmuşlar , siz cennettesiniz oradan çıkmamak için dua ediniz ve bu nur onların şefaetidir ki mömünlerle cift olmuş birleşmiş ve onunlaışıklanmıştır ki buda kuranın nurudur , enneho lezekron leke ve legomekeاِنَّهُ لِذِكرٌ لَكَ وَ لِقَومِكَ yani: şüphesiz o hatırlatma ve zikre neden olandır sen ve senin ayilen ve aalın için . ve bu ışıklar kuranın ayetleri ve ale mohemmed eleyhesselamın haberleridirler ki bunları hazrete peygember sellallahoeleye ve aleh efendileri okumuşlar ve imamlar kendi haberlerinde tefsiretmişler ve böylece mömünlerin aklına,nefslerine,kalplerine ve zahirlerine yansıtmışlar ki cenabı allah buyurmuşenne fi zaleke le ayaten lelmotevessemine :اِنَّ في ذلِكَ لاياتٍ لِلمُتَوَسِّمين yani: bu hikayede feraset ehline ayetler ve işaretler vardır .ve buyurmuş: enne fi zaleke leayaten leolel elbabe . اِنَّ في ذالِكَ لاياتٍ ِلاوُليِ الاَلبابِ yani : bu konuda akıl sahiplerine ayetler vardır . ve buyurmuş: bel hove ayaton beyyenaton fi sodurellezine ovtul elm بل هو آيات بينات في صدور الذين اوتواالعلم yani : her halde bunlarda düşünür insanlar için ayetler ve işaretler vardır . ve imam eleyhesselam buyuruyorlar :el elmo nuron yegzefehollaho fi gelbe men yohebbo اَلعِلمُ نُورٌ يَقذِفُهُ اللهُ في قَلبٍ مِن يُحِبُّ yani : ilim bir nurdur ki allah her kimseni severse onun kalbine yansıtır . ve yine cenabı allah buyurmuş :enne fi zaleke le ayate legomen yetefekkerune اِنَّ في ذلِك لايات لِقوُمٍ يَتَفَكَّروُنَ yani : her halde bunda tefekkür edenler için ayetler vardır . marifet ve tanımak tüm dünyayı yeri ve gökleri dolduran ve ışıklandırancenabı allahın ayetleri olan bu ışıklarla ışıklanmaktır , ziyarette vardır ki : eşhedo enne men erefekom feged erefellah اَشهَدُ اَن مَن عَرَفَكم فَقَد عَرَفَ الله yani : şehadet veriyorum her kimse sizi tanırsa allahı tanımıştır . duada okuyoruz :behem melee te semaeke ve erzeke hetta zehere en la elahe ella ente بِهِم مَلاتَ سَمائَكَ وَ اَرضَكَ حَتّي ظَهَرَ اَن لا اِلهَ اِلاّ اَنتَ yani : onların varlığı ile yerleri ve kökleri doldurdun böylece bilindi ki senden başka allah yoktur . ve hazreti emirelmömenineleyhesselam buyuruyorlar : enne merefeti benuraniyye hiye merefetollahe اِنَّ مَعرِفَتي بِنوُرانيَّه هِيَ مَعرِفَةُ اللهِ yani : beni nuraneyyet ile tanımak cenabı allahı tanımaktır . ve bu nur ve ışık onun sevgisidir ki yüreklere yansıyor ve onu dinliyor ve onun söylediklerini uyguluyor ve ışıklanıyor ve ona benziyorlar, böylece cenabı allahın ve onun peygemberinin ve imamların sevgisini kazanıyorlar ve onundini ile ki sevgi ve düşmanlıktan başka bir şey değil dindar oluyorlar. En kontom tohebbunellah fettebeuni yohbebkomollaho . اِن كُنتُم تُحِبّوُنَ الله فَاتَّبِعوُني يُحبِبكُمُ اللهُ yani : eğer siz allahı seviyorsanız beni dinleyin ki allah sizi sevsin . ve ziyarette vardır :men ehebbekom feged ehebbellahe مَن اَحَبَّكُم فَقَد اَحَبَّ الله yani : her kimse sizi sevdiyse muhakkak allahı sevmiştir . ve bu aklın nurudur ki ondan nur alıp ışıklanarak cenabı allahın bendeliğiyapılmıştır .İmam eleyhesselam buyurmuş : eleglo ma obede beherrehmano vektosebe behel cenano اَلعَقلُ ما عُبِدَ بِهِ اَلرَحمن وَ اكتُسِبَ بِهِ الجِنان yani : akıl bir şeydir ki onunla allahın ibadeti yapılır ve cennet kazanılır . ve buyurmuş :bena obedellaho ve nehnol edellae elellahe ve lolana ma obdellaho بِنا عُبِدَ اللهَ وَ نَحنُ الاَدلاء عَلَي الله وَ لولانا مَا عُبِدَ الله yani : bizim aracılığımız ile cenabı allaha ibadet yapılıyor ve eğer biz olmasaydık cenabı allaha ibadet yapılamazdı . ve bu nur ve ışıkhak ve doğru olan ilimdir ki nefslere yansımış onları ışıklandırmış , imam eleyhesselam koheyl oğlu selime ye ve etibe oğlu hekeme buyuruyor : şerrega ve ğerreba len teced elmen sehihen ella şey en yekhreco men endena ehlel beyte .

شَرِّقا وَ غَرِّبا لَن تَجِدا عِلماً صَحيحاً اِلاّ شِيئاً يَخرِجُ مِن عِندنا اَهلَ البيتِ yani : batıya ve ya doğoya gidin hiç bir zaman doğru olan bir ilim bulamazsınız biz ehli beyt tarafından yayılmış olandan başka . ve bu nur hazrete peygemberin zahiri davetidir ki o hazretin kalbinden diline cari olmuş ve işitilmeli ve duymalı kuran ve canabı allahın kitabı olmuş ki sayfalara yazılmış ve mömünler onu işitmek ve okumakla ona inanır va iman eder ve o ilimle alim olur ve o ışıkla ışıklanır ve o nur ile nurani olurlar ki bunların hepsi zahir alemine tenezzül etmiş .

Ve çünkü cenebı allahın buyurduğu gibi : ennema yoridollaho leyozhebe enkomorrecse ehlelbeyte ve yotehherekom tethira .

اِنَّما يُريدُ اللهُ لِيُذهِبَ عَنكُمُ الّرِجسَ اَهلَ البَيتِ وَ يُطَهِّرَكُم تَطهيراً yani : her halde bundan başka değil ki cenabı allah , tüm pislikleri siz ehli beyt den uzak kalmasını istiyor ve sizi temizliyerek tüm günahlardan arındırıp masum yapa . , o nurlar hiç değişmeden , en az farklılık göstermeden ve en ufak karışıkık olmadan bunların tüm mertebelerine tenezzül ederek , kuran ve kuranın tefsiri olan ehlibeytin haberleri ve rivayetleri şeklinde zahir olmuş ve bu, kitap ve sünnet ve hak yada batil olarak alemde zahir olmuştur ve hazreti peygemberin halifeleri bu ilimlerin sahibi ve ışıkların ve nurların kaynağı dırlar . bunun içindir ki hazreti peygember sellellaho eleyhe ve aleh buyurdu :enni tareko fikomossegeleyne ma en temessektom behemalen tezellu ketabellahe ve etreti ehle beyti len yefterega hetta yereda eleyyel hovze .ِانّي تارِكُ فيكُمُ الثَّقَلَينِ ما اِن تَمَسَّكتُم بِهِما لَن تَضِلّوُا كِتابَ اللهِ وَ عِترَتي اَهل بَيتي لَن يَفتَرِقاً حَتّي يَرِدا عَلَيَّ الحَوُضَ yani : iki tane çok kıymetli ve değerli şey sizin aranızda bırakıyorum , ne zamana kadar ki onlara bağlı kalır ve onlara değer verirseniz , hiç yoldan çıkmaz ve doğru yolda kalırsınız , allahın kitabı ve kendi itretim ki bu ikisi hiçbir zaman bir birlerinden ayrılmazlar ta ki kövser havuzunda bana kavuşuncaya kadar .

Ve mömünler ki bu nurlarla kendilerini ışıklandırmaya ve bu kaynaklara bağlı olmaya görevlendirilmişler , kendi mertebeleri ve dereceleri gereğince bu nurlardan ve kaynaklardan ilim alır ve öğrenirler . zahirde kulakla işitmekle , duymakla , dilden alıp öğrenmekle , kuranı ve rivayetleri ve haberleri okumak la , batinde ise batini aletlerle onların batininden alır ve öğrenirler . ne kadar çok ilimler bu batini yollarla elde ediliyor .fakat kemala ermiyen mömünlerin batini mertebeleri bazı kötülükler , zulumat , karanlıklara karışık olduğu için , onların batini yollarla elde ettikleri ilimlerin hepsi doğru olmuyabilir , doruluğunun işareti budur ki onların vardıkları ilimler kelimeler alemine tenezzül ettikten sonra cümleler halinde söylendikleri zaman peygember efendimizin sünneti ve kuranda söylenenlerle aynı olmalı ve onlarla zıt olmamaları şarttır ve bu konu yani kuran ve sünnetle bağdaşmak va onlarla zıt olamamak tüm konularda hak va doğru olmanın en büyük işaretidir ve tüm ilimlerin doğruluğu ve ya yanlışlığı bu mizan ve bu ölçü ile ölçülmelidir.fakat bu mizan ve bu ölçünün bir sahibi ve taşıyıcısı da olmalıdır ki o da imam eleyhesselamdırlar ( on ikinci ve yaşamakta olan imam ) eğer bu sözünü ettiğimiz mömünler bu imamın kendisine aracı olmadan varabiliyorlarsa ne mutlu onlara , çünkü o imam hakkın ve sözünü ettiğimiz mizan ve hakkın ölçüsünün takendisidir , kitabın taşıyıcısıdır onlardan ayrı değildir , hazreti peygemberin buyurdukları fermayişe göre ki buyurdular: len yefterega hetta yereda elel hovze لَن يَفتَرِقا حَتّي يَردا عَليَ الحَوُضَ yani: bunlar havuza kadar bir birlerinden ayrılmazlar . fakat bu zamanlarda ki geybet zamanıdır ve o hazrete varamıyoruz onu göremiyoruz kendileri bize onların ilimlerinin , sırlarının taşıyıcısı olan ravilere müracaat etmemize emir vermişler , şerif togi de kendi yazdikları yazıda olduğugibi ki buyurmuşlar : emmel hevadesol vageeto ferceu fiha ela rovate hedisena fe ennehom hocceti eleykom ve ene hoccetellahe .

اَمَّا الحَوادِثُ الواقِعَةُ فَارجِعوُا فيها اِلي رُواةِ حَديثِنا فَاِنَّهُم حُجَّتي عَلَيكُم وَاَناَ حُجَّةُ اللهِ yani : her hangı bir vakkada ve hadise ve konuda bizim hadislerimizi rivayet edenlere muracaat ediniz . onlar bizim höccetimizdirler ve biz ise allahın höccetiyiz. kendimizi ve diğerlerini onlardan rivayet edilen rivayetlerde şüpheye düşürmekten uzak durmamızı ve bu işi sakın yapmamızı istemişler ve buyurmuşlar : la ozre le eheden men mevalina fitteşkike fima yervihe enna segatona ged erefu be enna nofavezohom serrena ve nohemmelhom iyyaho eleyhem لا عُذرَ ِلاَحَدٍ مِن مَوالينا في التَّشكيكِ فيما يَرويهِ عَنّا ثِقاتنا قَد عرفوُا بِاَنّا نُفاوِضُهُم سِرَّنا وَنُحَمِّلُهُم اِيّاهُ اِلَيهِم yani :hiç bir kusur kabul edilmez dostlarımızın hiçbirisinden kendilerini ve ya diğerlerini bizim sigelerimiz bizden rivayet ettiklerinde şüphiye düşürmekte onlar bilmişler ki biz onları kendi sır daşımız yapmışız ve sigeleri ( doğru rivayet eden fegih ) sırlarımızı onlara taşıyan ve yetiştiren seçmişiz . ve ale mohemmed eleyhomesselamın haberlerinde kullanılmış olan şii kelimesi o hazretlerin nurlarının , ışıklarının hakiki yankısı olan mömünleri kast etmekte ve hakiki şii her bakımdan , tüm mertebeleri ile onları andıran şahıslar o hazretlerin güvendikleri ve tüm mertebelerinde o hazretlerin nurundan ışıklanmış kimselerdirler ve o hazretlerin şii si mömünlerin mükemmel olanlarıdırlar , daha aşağı seviyyede olan mömünlere mevali adını vermişler ki mevaliler mükemmel olan , o hazretlerin güvendikleri ve sırlarının taşıyıcısı ve onların nuru ve ışıkları ile ışıklanan ve onları yansıtan büyük şii lerden almaları , öğrenmeleri gerekiyor ve bunlar hakkında şüphe etme hakkına sahip değiller . fakat bu mükemmellerinde dereceleri var ve bir birlerinden farklıdırlar , bunların en büyüyü ve en üstün olanı ,her zaman için o mömün dür ki , imam eleyhesselamın nuru ile ışıklanmış ve bu ışıklanma mömünler derecesinde ve martebesinde ışıklanabilme ve o nuru alabilme imkanı kadar ışıklanmışdır. çünkü imam eleyhesselamın tam nuru ile kendisi gibi imam olandan başkası ışıklanamaz ve mömünler her birisi kendi yetenekleri kadar o nurdan ve ışıktan faydalanabilirler . Şimdi mömünlerin en mükemmeli imamın nurundan en fazla faydalanan ve bu nuru yansıtan kimsedir . imam eleyhesselamın nuru bir mömünde en üstün derecede ne kadar yansıyabilir ise , o nuru alabilen ve yansıtabilen kişi en üstün mömündür ve her zamanda böyle bir şahıs , imam eleyhesselamın has naibi ve onun temsilcisidir . temsil olarak , imam eleyhesselam geyb de olan ateş gibidir ki cisim olmasına rağmen , her yerde bulunmasına rağmen , hiç bir kimse onu göremez , anlıyamaz , ondan yararlanamaz . onun temsilcisinin temsili ve örneği ise göze görünen alev dir . ( hekimler bilirler ki ateş her şeyin batininde vardır her yerde görünmeksizin her şeyin içinde bulunur ve muhakkak vardır, fakat eğer görünmek , hıs edilmek , her hangı bir iş yapmak isterse , ısındırmak , yakmak , ışıklandırmak , pişirmek gibi alev le o işi yapar . alev olmadan alemde bulunan tüm varlıkların hıs etmek aletlerinin zayıf ve yetersiz olmasından dolayı ateşi hıs edemez her hangı bir işde yapamazlar onunla . bu ateşin yetersizliğinden onun yeteneğinin azlığından değildir etrafındakıların yeteneklerinin azlığından ve yetersizliğinden doğan bir konudur bu . mütercim ) şimdi ateşin kendisi gizlidir yani imam elethesselamı görmek mümkün degildir fakat onun temsilcisi aynı alev gibi görünebilir , ateşten ne almak istenirse ondan almak mümkün olur diğer mömünler ve iman edinenler mertebeleri itibarı ile ondan faydalanırlar. bu mükemmel mömün, batini sefası ile ateşden (imam eleyhesselamdan) faydalanma aracına dönüşmüştür . gizlide ve geybde olan ateşin envarı ve onun ışıkları ve tüm özellikleri bu araç tan , bu kapıdan mömünlerin vucudunda ve varlıklarında bulunan zahiri ve batini mertebelerine yansır , bu şahıs imamın sırlarının taşıyıcısıdır ve imam eleyhesselam sırların da onu kendine ortak seçmiştir ve kendinde bulunan nurların , halk tarafından taşınabilir miktarını onların dereceleri ile orantılı olarak ona sevk etmiş ve ona vermiştir , ve geybet zamanında bu vasıta ile iman nurunu kalplere yansıtır . bunun varlığının işareti ve isbatı mömünlerin yüreklerinde ve kalplerinde olan imandır . şimdi nasıl ki ışık saçan her yeri ışıklandıran bir lamba ortadan kaldırılırsa onun ışığı ve nuru bulunduğu yerden gider ve o yer karanlığa bürünür , bu kalpleri imamın nuru ile ışıklandırıp iman veren araç ve bu şahıs yani o mükemmel mömün ve imamın temsilcisi olmaz ise de yüreklerden imanlar gider ve cenabı allah ibadet edilmez . hadis de vardır :lem tekhellol erzo monzo kanet men hocceten alemen yohyi fiha ma yomitune menel hekke somme tela hazehel ayate yoridune leyetfeu nurellahel ayete.لَم تَخِلُّ الاَرضُ مُنذُ كانَت مِن حُجَّةٍ عالِمٍ يُحيي فيها ما يُميتوُنَ مِنَ الحَقِّ ثُمَّ تَلا هذِهِ الايَةَ يُريدوُن لِيَطفِئوُا نُورَ اللهِ الايَةِyani : yer olduğu günden itibaren bir alim höccetin vucudundan , peygemberlerin getirdiklerini ortadan kaldırmaya kalkışanların yaptıklarını temizleme ve onları geri çevirmek için boş olmamışve ayetin kalan kısmı ki şöyledir okudular : vellaho motemme nurehe velov korehel kaferune وَاللهُ مُتُمَّ نُورِهِ وَلَو كَرِهَ الكافِرونَ yani : allah nurunu tamamlar kafirler onu sevmeseler de . ve yakube serrac , ebi ebdollah eleyhesselamdan rivayet eder: gale golto le ebi ebdellah eleyhesselam tebgeyel erzo bela alemen heyyen zaheren yefzeo eleyhennaso fi helalehem ve heramehem fegalo li ezen la yobedollaho ya eba yusofe .

قالَ قُلتُ ِلاَبي عَبدِاللهِ عَلِيهِ السَلامُ تَبقَي الاَرضُ بِلا عالِمٍ حَيٍّ ظاهِرٍ يَفزَعُ اِلَيهِ النّاسُ في حَلالِهِم وَ حَرامِهِم فَقالُ لي اِذَن لا يُعبَدُ اللهُ يا اَبا يُوسُفَ yani: hazrete sadık eleyhesselam huzurlarına arz ettim , acaba yer yüzü , halkın helal ve haramı öğrenmek için sığınabileceği, yaşamakta olan zahirde görünebilen bir alim olmadan kalıcı olur ve sağlam kalır mı ? bundan sonra buyurdu o hazret bana : böyle olursa cenabı allah tapılmaz ibadet edilmez ey ebayusuf . şimdi yanlış anlaşılmasın daha önce dediğim konu , dedik ki , on ikinci imamın geybeti ve gözlerden kayb olması ile onun kapısı ve aracısıda kayb olur, bu dediğimizin manası ve anlamı bu değildir ki bu kapının ve aracının geyb olması aynı imam eleyhesselamın geyb olması gibidir . aynı olamaz tabiki . orada söylediğim temsilden anlaşılmaktadır ki , imam eleyhesselamın geybeti aynı geybdeki ateş gibidir , onun aracısının geybeti ise aynı bizim odamızda olmayan bir lamba gibidir bu lamba bizim odamızda değilse bile odamızın dışında başka bir odada ve ya salonda vardır ,eğer biz onunla karşı karşıya değilsek ve o bizden gizli ise bile onun ışğı evin halını ve ya salonunu ışıklandırıyor ve bizim odamızda salondan ışık alarak ışıklanıyor, eğer biz odadan dışarı çıkarsak onu görürüz ,şimdi böyle geyb olmak imamın geyb olması ile çok farklıdır . yani eğer lambanın olmamasını farz edersek , odadan çıkıp çıkmamamız hiç bir şeyi değiştirmez ve bizi ışığa kavuşturmaz. böyle durumda kendimiz alev alıp yanmadıkça geybi ateşi anlıyamaz onu idrak edemez ve ışığı göremeyiz . bu anlam hazrete emirelmomenin eleyhesselamın fermayişlerinden anlaşılmaktadır ki buyurmuşlar: ellahomme labode leke men hocecen fi erzeke hocceten bede hocceten ela khelgeke yehdunehom ela dineke ve yoellemu lehom elmeke le ella yeteferrege etbao olaeke zaheren ğeyre motaen ov mektetemon khaefon yeteregbo en ğabo enennase şekhsohom fi hale hodnetehem fi doletel batele felen yoğibo enhom meb uso elmehem be adabohom fi golubol momenine mosbeteton ve hom beha amelune اللهم لا بد لك من حجج في ارضك حجة بعد حجة علي خلقك يهدونهم الي دينك و يعلمونهم علمك لئلايتفرق اتباع اوليائك ظاهر غير مطاع او مكتتم خائف يترقب ان غاب عن الناس شخصهم في حال هدنتهم في دولة الباطل فلن‌يغيب عنهم مبثوث علمهم و آدابهم في قلوب المؤمنين مثبتة و هم بها عاملون .yani : ey allahım senin yer yüzünde biri birinden sonra gelen höccetlerinin var olmasına gerek vardır ki halkı senin dinine hidayet etsinler ve senin ilmini onlara öğretsinler ki sene mahsus olan oliyanın peşinden gidenler dağınık düşmesinler ,bu höccetler ya görünürler velakin emirleri muta değil ve ya gizlidirler ve korkudalar ve onların zahir bedenleri batil olan devletlerle barış içerisinde ve halktan gizli iseler bile onların dağınak yaydıkları ilim hiçbir zaman halktan gizli kalmıyacaktır ve onların adabı mömünlerin içinde ve onların kalbinde hep kalacak ve hep uygulanacaktır .

Ve bu hadis ten anlaşılıyor ki ,her zaman da cenabı allahın ilimlerini öğretmek ve anlatmak için bir höccet ( şahıs ) vardır .kendisi her hangı bir neden ile gayip isede, ilminin nuru saçmakta ve kalp lerde kalıcı dır . bu konuşmanın ve rivayetin devamından ki ben kısa olsun diye yazmadım anlaşılıyor ki budenilen höccetler imam değil ve başka birileridir . çünkü bunların sıfatlarını açıklıyarak buyuruyor ki :elmottebeune legadeteddine e emmetel hadinellezine yete eddebune be adabehem ve yenhecune nehecehom اَلمُتَّبِعوُنَ لِقادَةِ الدّينِ اَلاَئِمَّةِ الهادينَ الَّذينَ يَتَاَدَّبوُنَ بِآدابِهِم وَيَنهَجوُنَ نَهَجَهُم yani : hidayet eden imamları takib eden ve onları dinleyen ve işlerinin aynısını yapmağa çalışan pişvalar , öncüler ki hep imamların adabına mueddeb olmağa çalışırlar ve onların yoluna gitmeye çaba sarf ederler . evet her zaman mömünler dahilinde bir diri ve hazır naib ve temsilci vardır ki bu şahıs imam eleyhesselamın nurunu mömünlere yansıtma aracısı ve ondan gelen feyzlerin kapısıdır ve her bakımdan , her açıdan imamın sıfatları ile sıfatlanmış ve onun adabı ile edeblenmiş ve davranışlarının aynısını uygulayan kimsedir bu naib ve aracı . mömünler arasında sanki bir yanar ot ve ateş dir , onların merkez noktası dır bu şahıs , kendi zamanının bir tanesi ve eşi bulunmayandır . nasıl ki imam eleyhesselamın tüm sıfatlarını şii ersesinde ( şii bir insanın kaldırabileceği ve anlıyabileceği miktarda) mümkün olan kadarını temsil ediyor, imamın vehdaniyyet ( bir tane olma sıfatı ) sıfatını da temsil etmektedir bu şahıs , nasıl ki aynı zamanda iki imam olmaz , olsada birisi konuşur diğeri konuşmaz , imamın konuşan naibi ve temsilciside bir tane olur ve hadisde vardır ki hazreti sadık eleyhesselamdan soruldu , acaba iki imam aynı zamanda olurmu ? buyurdular , hayır . fakat olursada birisi diğrini taklid eder ve ona memum olur, onu dinler ve ondan alır ve konuşmaz ve diğerine imam olan konuşur . yani fakat bir tek imam olur fakat iki imamın aynı zamanda olması ve ikisininde konuşması ve imamlık yapması mümkün değildir. Bitti hadise şerif . nasıl ki bir fabrikaya iki mudur konulmaz bir okula iki müdür , bir sınıfa bir belli saatta iki öğretmen , bir şehirde iki hakim ve bir ülkede şah iki başbakan koymaz ve nasıl ki cenabı allah bizim vücüdümüzda iki kalp koymamış , imam eleyhesselam da şii memleketine iki naib , iki temsilci koymamış ve onun temsilcisi ve nutuk yapanı ve konuları anlatanı bir tane ve vahiddir , bu konuşma ve nutuk dediğimde anlatmak istediğim , imamın feyzlerini ve zahiri ve batini ilimlerinin anlatılması ve onların halk arasında bilinmesi ve duyulmasıdır ve bu nutuk ve kunuşma ve anlatma bu işlerin yapılmasının bir çeşididir başka yollarda vardır . zahiri fegihlerin çok ve birden fazla olmalarında hiç bir kusur ve kötülük yok , çünkü onlar hass naib değildirler ve amme naiblerdendirler ve aynı bir hükümetin görevlileri gibidirler ki başbakanın emirlerini direk ve ya vasıtalı icra ederler ve hükümetin işlerini yürütürler ve ya aynı bir okulun öğretmenleri gibidirler ki okul müdürünün emirlerini uygulamaktadırlar ve ya aynı bir vucudun organları gibidirler ki beyin ve aklın emirleri ile hareket etmektedirler ki beyin aracılığı ile ruhun emirlerinden haberdar olmakta ve bu emirleri uygulamaktadırlar ve şartların tümünü bulunduranlar yani cameeşşerayet olanlar , birirnci geryeni anlattığımda o söylediğim şart ki bunlar kalpleri ile imam eleyhesselama bağlı olmalıdırlar ve kalpleri ile imamdan müsteftidirler, bunlarda da vardır. İmam eleyhesselama teveccüh ettiği an , imam kendi nuru ile ışıklanmış o ışık kaynağı vasıtası ile , akıl nurunu , anlayış nurunu ve iman nurunu onlara yansıtır ve yetiştirir ve anlaşılması gereken konuları ki batini hadisler dirler onlara anlatır . hazrete sadık eleyhesselamın bir hadiste buyurdukları gibi :fe enna la ne eddol fegihe menhom fegihen hetta yekune moheddesen fegile leho eve yekunel mo meno moheddesen gale yekuno mofehhemen vel mofehhemo moheddesonفَأِنّا لا نَعّدُّ الفََقيهَ مِنهُم فَقيهاًَ حَتّي يَكوُنَ مُحَدَّثاً فََقيلَ لَهُ اَو يَكونَ الموُمِنُ مُحَدِثاً قالَ يَكوُنُ مُفَهّماً وَالمُفَهَّمَ مُحَدَّث ٌ yani : her haldefegihleri müheddis olmadıkları takdirde fegih tanımayız . sordular acaba mömüm müheddis olurmu , buyurdular müfehhim olur . müfehhim de müheddisdir . buna göre dir ki haktan yana olan fegihler aslında o hass naib den rivayet etmektedirler o hass naib ise imamdan rivayet eder. ve ondan sonra gelen ve aşağa seviyede olan mömümler ise onun öğrencileridirler ve bunlarda kendilerinden aşağıda olanların ustadı ve hocalarıdırlar , bu tertib en aşşağı seviyyede olan mömünlere kadar böyle gider ve bir üste olan aşşağıda olana hoca ve ustadır ve her yukarıda bulunan , onun ilmini ne kadar yansıtırsa o kadar ustadlık hakkı vardır bir aşşağıdakına . demek ki tüm kalpleri iman nuru ile ışıklandıran onun ilminin nurudur , fakat birisi evin güneşe karşı olan salonu gibidir ki güneş direk salona yansıyor , bazıları oda gibidirler ki ışığı direk güneşten değil evin salonundan almakta bazıları ise mesela lavoba gibidir ışığı odadan almakta dir . demek ki arada bir vesile ve vasıta olmadan , aracı olmadan güneşten ve her hangı bir kaynaktan hiç bir şekilde faydalanmak mümkün değildir , eğer güneş ile bizim aramızda bulunan havanın, ışığı kendinden geçirme kabiliyyeti olmasaydı ,bir taş gibi ışığı geçirmeseydi hiç bir şekilde güneşin ışığından faydalanamazdık . eğer havanın ses geçirme ve yansıtma özelliği olmasa idi her hangı bir ses kaynağından faydalanamazdık ve hiç bir sesi duymaz ve işitemezdik , nasıl ki bir kornayı bir kap içerisine koyup da o kabın havasını alsak kornanın sesini duyamayız havanın olmadığı yerdede her hangı bir sesi duyamayız ,demek ki her hangı bir ses duyduğumuz zaman anlamalıyız ki ses kaynağı ile bizim kulaklarımız arasında bir aracı bulunmaktadır , bizim o aracını görüp görmememiz şart değildir onun varlığı kesindir , bazen o aracını onun çok saf ve öz olmasından göremeyiz , demek kiaracı ve vasıta her yerde her şey için gerekli dir , zahir olsun ve ya batin , dünya olsun ve ya ahiret aracının olması şarttır ve kesindir: ya eyyohellezine amenu ettegullahe vebteğu eleyhel vesilete يا اَيُّهَا الَّذينَ آمَنوا اتَّقوُا اللهَ وَ ابتَغوا الِيهِ الوَسيلَةَ yani : ey iman getirenler allahtan korkunuz ve ona doğru gitmekte vesile ve vasıta arayınız . her kimse yol ile gitmez , yoldan çıkarsa yolu kaybeder ve şaşırır kalır .

Evet söz uzadı fakat size bu faydası oldu ki ikinci sınıf ve ikinci geryenin dersleri ve onların delilleri ile tanışmış oldunuz , bunuda biliniz ki geçenler bu konulardan bahs etmemişler ise onların birinci sınıfta olmalarından kaynaklanıyordu ve bu sınıfın öğrencileri ve hocaları ikiside bu seviyyede iydiler ve genelde onların beyinleri ve anlama yetenekleri birinci sınıf seviyyesinde olduğundan bu dersleri anlıyamazlardı ve bunların ikinci sınıf hocalarını kabul etmemekleri bundan kaynaklanmaktadır , anlamadıkları için onları kabul edemiyor ve onlara karşı çıkıyorlar , yavaş yavaş onlarında anlayışları ve zekaları artacak , onları da ikinci sınıfa gönderirler ve bu konuları anlarlar inşaallah .

Konumuza dönelim , zikr i anlatıyorduk ve bu genel anlamda anlattığım içerik tüm nefsani idrakatı( nefsani şeyleri anlama güçleri) içermekte dir , fakat zikrin hass açıklaması ve anlamı dilimizle söylediğimiz zikr ler ve ya hayalımızda ve vehmimizde dediklerimizdir . biz hayalımızla cüz i suretleri ve vehmimizle cüz i anlam ve manaları anlamaktayız( cüz i demek az ve aşağı seviyye demek tir ) , mömün bende tüm mertebeleri ile allahı zikr etmeli ve hep onu hatırlamalı , dili ile buyurdukları gibi yeri gelince allahı zikr etmeli , namaz , dua lar , selevat , kuranın telaveti , cenabı allahın zikri , hazreti peygember ve onun tahir alı nın feziletlerini konuşmak ve onların dostlarının feziletlerini açıklamak ve dini kardeşlerle konuşup muhabbet etmek , tüm adamlarla konuşmak ve istiğfar ve töbe etmek ve bu gibileri şeriyetin dediği gibi yerine getirmekdir . mesela namzını doğru söylüyerek kılmalı ,duaları karma karışık okumamalı , kuranı tertil ile okumalı , din kardeşleri ile yumuşak ve muhabbetli konuşmalı halk ile iyi konuşmalı ve iyi geçinmeli , muhammed ve ale muhammed eleyhommeselamın , onların şiilerinin feziletlerini yerinde ve ehline anlatmağa çalışmalı ve şeriyetin zahirinde buyurdukları işlerin hepsini yapmalı ve batindede bu yaptıklarının anlamına ve manasına dıkkat etmeli ve kendisinin kimin karşısında olduğuna ve kime hitap ettiğini bilmeli ve tanımalı ki böylece zahirde ve batinde zikr etmiş olur . öğrettikleri duaların, zikr lerin aynısını yapmalı , ustadın ve hocanın izni olmadan her hangı bir zikr yapmamalı , nasıl ki kendi isteği ile her hangı bir ilacı yemez ve kullanmaz, dualar da izinsiz kullanılmamalıdırlar . bazı zikler salik lerin haline munasip olmuyabilir onun mulasıg ve kendine yakın olan ustadı ve hocası öğrencisinden daha zakir olmalı , hevvariyyun hazrete isa peygember efendilerinesordular , kiminle mucaliset edelim , kiminle oturalım ve gidelim gelelim buyurdular:men yozekkerokomllahe royetoho ve yozido fi elmekom mentegeho ve yoreğğebokom fil akherete emeloho. مَن يُذَكِّرُكُمُ اللّهَ رُويَتُهُ وَ يزيدُ في عِلمِكُم مَنطِقهُ وَ يُرَغِّبكُم في الآخِرَةِ عَمَلهُ yani : öyle biri ile gidin gelin ve mücaliset edin ki onu görünce cenabı allahı hatırlayasınız , onun konuşması sizin ilminizi , bilincinizi çoğaltsın ve onun yaptıkları sizi diğer dünya ve ahirete taşvik etsin . yani zahirde ve batinde zakir olsun allahı hatırlasın ve size de hatırlatsın cenabı allahı . daha evvel söylediğim gibi bu şerif hadis ten de anlaşılıyor ki öğretimin bir kısmı mantık ve dil ile söylemekle ve bir kısmı da kulak yolu ile dir , bir diğer kısmı ise işrag, ilham ve muaşiret ( git gel ) ile dir ki zahirde zakir olan şahısı görmek onunla kunuşmak ve karşı karşıya olmak , batinde ise onu dayıma hatırlamak ve içtenlikle ona karşı iyi bir hıs beslemek , öğrencinin zakir olmasına neden olur . bu sınıfta öğretimin büyük bir kısmı bu yol ile olur . şimdi bu batini konuda öğretmenin illa öğrencinin ondan ne kadar öğrenmesine ve nasıl bu konudan faydalanmasına dikkat etmesi ,özen göstermesi şart değildir , nasıl ki zahirde de ders verdiği zaman kimin sınıfın hangı kısmından onun dersinden ne kadar faydalanmasına dıkkat etmiyor ise burada da böyle bir şart yoktur fakat öğretmen ve öğrenci arasında bir manevi bağ olur ise ikisi bir birine dostluk ve sevgi besliyor ise çok iyi olur tabi ki , her hangı biri diğerini hatırlarsa diğeride hemen onu hatırlar ve böylece aralarında manevi bir ilişkide kurulmuş olur ki bu da öğrencinin bu sınıfta ileri gitmesini sağlar , anneler ile evlatlar arasında ve aralarında dostluğun ve sevginin en üstün seviyesinde olan şahıslar arasında böyle bağlar ve bağlantılar defalarca görünmüş ve ispat olmuş fakat mükemmel olmayan hocalar ve ustadlarda böyle bağlar va bağlantılar az görünür . her halikarda cenabı allahı dayıma hatırlamak ve dayıma onun huzurunda olmağı bilmek , imamlar eleyhemmosselamı dayıma hatırlamak ve onların tüm yaptıklarımıza ve konuştuğumuza nazir olmalarını bilmek , her zaman cenabı allahı ve onun peygemberini ve imamları kendilerinin buyurdukları yollar ve vasıtalar ile hatırlamak , salikin ve bu yolu giden kimsenin en üstün şartlarından ve onun zahirini ve batinini islah eden ve düzelten işlerden dir ve böylece elbette ki onların teveccühünü kazanır böyle bir kimse . cenabı allahın buyurduğugibi : golِemَelu feseyerellaho emelekom ve resuloho vel momenune قُلِ اعمَلوا فَسَيَريَ اللهُ عَمَلَكُم وَ رَسوِلهُ وَالموُمِنونَ yani : söyle şeriyetin dediklerini yapınız ki cenabı allah ve onun resulu ve mömünler sizin yaptıklarınızı görüyorlar . ve ümüt ediliyor ki bir gün kendisi bu alev ile tutuşup onların ateşi ile yanıp ışıklansın ve aynı onlarda olan ışığı yansıtsın ve bu dediğimiz zikr artık onun kendi fili ve işi olsun ve kendiliğinden hiç bir zahmete katlanmadan her zaman zakir olsun ve her zaman kendini cenabı allahın huzurunda bilsin aynı bir lamba ve ışık kaynağı gibi hep etrafına nur ve ışık saçsın her hangı bır zahmete katlanmadan . böylece her zaman kendini cenabı allahın huzurunda görür ve hıs eder vecenabı allah da hiç bir zaman onu unutmaz buyurduğu gibi ki buyurmuş : ozkuruni ezkorokom اذكروُني اَذكُركُم yani: beni hatırlayın ki sizi hatırlayayım

Bu geryenin ikinci dersi fikir ve düşünmek dir . düşünme aleti ve yeteneği hayal ve vehm aletinden daha üstün bir alet ve yetenektir , insan düşünerek suretler ve zahirde görünenler ile onların manası ve anlamı arasındakı nisbeti ve munasibeti ve ilişkiyi anlar ve böylece sonuca ve neticeye varır ve bazen varılan sonuç çok daha üstün olur . mesela koyunu görür onun yavrusunun peşinden koşmasını da görür bunların ikisinide kendi halında karşı karşıya koyur ve düşünme aleti ile bu iki işin münasibetini araştırır ve vahime aracılığı ile sevgi ve muhabbetin anlamını çıkarır . ve lakin hayal aynası fakat suretleri ve dış görünüşleri görür, anlamlarını çıkaramaz , düşünmek bunların ikisinin arasından anlamı çıkarır ve manayı anlar ve anlamları bir biri ile karıştırarak daha büyük ve değerli bir anlam çıkarır , buda yükselmenin en büyük yollarından ve esbabındandır . bu yüzden dir ki cenabı allah bir çok ayet lerde tefekkür etmeğe ve düşünmeyeemir vermiş ve düşünmemiz için örnekler vermiş cenabı allah ve buyurmuş : telkel emsalo nezrobeha lennase le ellehom yetefekkerune. تِلكَ الامثالُ نَضرِبُها لِلنّاسِ لَعَلَّهُم يَتَفَكَّرونَ yani : bu meselleri halka getiriyoruz ki belki düşünmeye mecbur olsunlar . ve buyurmuş :enne fi zaleke leayaten legomen yetefekkerune . اِنَّ في ذالِكَ لاياتٍ لِقوم يَتَفَكَّرونَ yani : düşünce ehline bunlarda ayetler vardır . ve hazrete peygamber sellellaho eleyhe ve ahehbuyurdular : la ebadete meslettefekkor. لا عِبادَة مِثلَ التَفَكُّر yani: hiçbir ibadet düşünmek ve tefekkür kadar iyi değildir .ve hazrete emirelmomenin eleyhesselam buyurdular : ennettefekkere yed u elel berre vel emele behe . اِنَّ التَفَكُّرَ يَدعوا اِليَ البرِّ وَالعَمَلِ بِهِ yani : düşünmek ve tefekkür iyiliye ve onu yapmağa davet eder . ve rivayet olunmuş :tefekkore saete kheyron men ebadete settine seneten. تَفَكُّر ساعَةٍ خَيرٌ مِن عِبادَةِ سِتين سَنَةِ yani : bir saat düşünmek altmış sene ibadetten iyi dir. düşünmenin ve tefekkürün çeşitleri vardır , bir çeşit düşünmek kuranın ayetlerindeve onların anlamlarında dır ve cenabı allah buyuruyor :efela yetedebberunel gor ane em ela goluben egfaloha اَفَلا يَتَدَبَّرون القُرانَ اَم عَلي قُلوُبٍ اَقفالُها yani : acaba kuran hakkında düşünmuyorlarmı yoksa onların kalplerine kilit mi vurulmuş . ve bir diğer çeşit tefekkür afagınayetlerindendir , hazrete emirelmomenin eleyhesselamın buyurdukları gibi : ettefekkore fi melekutessemavate vel erze ebadetolmokhlesine اَلتَفَكُّر في مَلَكوتِ السَمواتِ وَالاَرضِ عِبادَة المُخلِصينَ yani: melekut ve gökler ve yerler hakkında düşünmek allaha karşı halis olanların ibadetidir . tefekkürün çeşitlerinden cenabı allahınişlerinde düşünmektir ve hazrete rıza eleyhesselam buyurdular:leysel ebadete kesretosselate vessome ennemel ebadetottefekkoro fi emrellahe ezzevecell . لِيسَ العِبادَةِ كَثرَةُ الصَلوةِ وَالصومِ اِنَّما العِبادَة التَفَكُّرُ في امرالله عَزَّوَجَل yani : ibadet namazın ve orucun çokluğu değil cenabı allahı ezzevecellin hakkında düşünmek büyüyk ibadettir . ve bir diğer çeşidideilimlerde tefekkür ve düşünmektir . ve hazrete peygember sellellahoeleyhe ve aleh efendimizin buyurduklarındandır ki :telebol elme ferizeton ela kolle moslem. طَلَبُ العِلم فَريضَةٌ عَلي كُلِّ مُسلِم yani : ilim talebi ilim öğrenmek her müslümana vacipdir . ve buyurdular : velfekro fihi yedelossiyame وَالفِكر فيهِ يَعدِلُ الصّيامَ yani : ilim hakkında düşünmek oruç la aynıdır . ve yine onun çeşitlerinden dünyanınfenası hakkında düşünmektir , ölüm hakkında düşünmektir ve hazrete peygember sellellaho eleyhe ve aleh hazretlerinin buyuruklarındandır :efzelol tefekkore zekrel movte . اَفضَلُ التَفَكُّرِ ذِكرُ المُوتِ yani : en iyi düşünmeklerden ölümü düşünmektir . bu düşünmeğin bir faydası, insan bu dünyanın fani olduğunu bildikten sonra ondan yüz çevirir ona çok bağlanmaz ona çok değer vermez ve cenabı allaha döner . onun diğer çeşitlerinden budur ki bir yerde bir ayeti görünce ondan diğer bir yereyorum yapar ve ilişkileri çıkarır ve anlar, çünkü cenabı allahın yarattıklarında hiçbir fark yoktur ve buyurmuş :ma tera fi khelgerrehmane men tefavoten ما تَري في خَلقِ الّرَحمن مِن تَفاوُت yani : allahın yarattıklarında hiç bir fark ve eksiklik göremessin mesela afakta bir şey görür ondan enfüste ( nefslerde ) istidlal eder, yani dünyanın bir ucunda afakta gördüyü her hangı bir şeyden nefslerde olan aynı orantını aynı nisbeti ve ya her hangı bir benzer şeyi anlar ve bunların arasındakı nisbetler ve munasebetleri çıkarır ve ondan buna istidlar eder , zahirde bir şeyi görür batinde olanlara istidlal eder, onu bundan isbat eder vehazrete rıza eleyhesselamın fermayişleridir ki : ged eleme ululelbabe ennel estedlale ela ma honaleke la yolemo ella bela hayohna قَد عَلِمَ اولوا اَلابابِ اَنَّ الاِستِدلالَ عَلي ما هُنالِكَ لا يُعلَمُ اِلاّ بِماهيُهنا yani:muhakkak akıl sahipleri anlamış ve bilmişler ki diğer alemde her ne varsa onlara istidlal etmek burada olanlar ile olur ancak yani bu alemde olanlardan diğer alemde olanlara istidlal edilir ancak . bu tür düşünmelerin temsilini bir kaç sayfa önce şöyle anlattım ki mesela biz kendi vucudumuza bakınca cenabı allah bir kalp yaratmış ve koymuş vucudumuzda ve bu bir tane kalbin var olmasının gerekli olmasından şii memleketinde islam aleminde de cenabı allah bir kalb ve bir merkez yaratmış mutlaka düşüncesine varıyoruz . tefekkür çeşitlerinden biride budur ki insan bir köşede oturup ve kendini tüm düşüncelerden arındırarak beynini her tür hayalden ve düşünceden boşaltarak hayır madenleri ve hayırların gelen yerlerini ve madenlerini düşünerek kendini tohid ve onu tanımak yolları ile ışıklandırarak onlar ile sıfatlandırarak her hangı düşünceni onun fikrine gönderirlerse aynı düşünceni takip ederek o düşünce hakkında düşünmeye devam eder . bu çeşit tefekkürhakkında dır hazrete peygember sellellaho eleyhe ve aleh efendilerinin buyurukları ki buyurmuşlar :fekreto saete kheyron men ebadete seneten ve la yenalo menzeletettefekkoro ella men khessehollaho teala benurolmerefete vettohide

فِكرَةُ ساعَةٍ خَيرٌ مِن عِبادَةِ سَنَةٍ وَلا يَنالُ مَنزِلَةَ التَّفَكُر اِلاّ مَن خَصَّهُ اللهُ تَعالي بِنوُرِالمَعرِفَةِ وَالتَّوحيدِ

Yani : bir saat düşünmek ve tefekkür etmek bir sene ibadetten üstündür,hiç kimse düşünmek mertebesine ve menziletine cenabı allahı teala onu kendi marifeti ve tohidinin nuruna hidayet etmediyse varamaz . her halde bu çeşit tefekkür ve ya diğer çeşitleri ne olursa olsun varılan netice ve sonucu kitap ve sünnet ile karşılaştırmalı ve bu ikisine alim olan şahısa söylemeli ve ona sormalı , eğer bunlar ile aynı ise doğrudur yoksa nefsin e raz şaibeleri ile karışmış ve doğru yoldan sapmış , bize mizan ve ölçü kitap ve sünnettir . insanın ustadı kendinden daha üstün ve daha düşünür olmalı düşüncelerin neticesine ve sonucuna daha çok amil olmalı onlara bağlı olmalı ve uygulamalıdır . onun işleri ve yaptıkları hakkında düşünmek düşünmelerin ve tedbirlerin en üstünü dür .

bu geryenin derslerinin üçüncüsü ilimdir. ve bu en iyi ibadetlerdendir ve hazrete peygember sellellaho eleyhe ve alehin buyurduklarındandır ki :gelilol elmo kheyron men kesirel ebanete قَليلُ العِلمُ خَيرٌ مِن كَثيرِالعِبادَةِ yani : ilimin azı ibadetin çoğondan iyidir . ve hezrete emirelmomenin eleyhesselamın buyurduklarındandır ki :e lemu enne kemaleddine telebolelme vel emelo behe . اعلَموُا اِنَّ كَمالَ الّدينِ طَلَبُ العِلمِ وَالعَمَلُ بِهِ yani : biliniz ki dinin kemalı ilim öğrenmek istemek ve onu uygulamaktır . ve peymenber sellellahoeleyhe ve aleh hazretlerinin buyurduklarındandır : telebol elme ferizeton ela kollo moslemen fetlobul elme men mezannehe vegtebsuho men ehlehe .

طَلَبُ العِلمِ فَريضَةٌ عَلي كُلُّ مُسلِمٍ فَاطلُبوُا العِلمَ مِن مَظانِّهِ وَاقتَبسوهُ مِن اَهلِهِ yani : ilim taleb etmek öğrenmek her müslüman için ferizedir vacibdir öğleyse onu yerlerinden ve onun ehlinden talep ediniz . ve hak ilmini üç olarak saymış ve tanımlamışlar ve buyurmuşlar :elelmo selaseton ayeton mohkemeton ov sonneton gaemeton ov ferizeton adeletonاَلعِلمُ ثَلثَةٌ آيَةٌ مُحكَمَةٌ اَو سُنَّةٌ قائِمَةٌ اَو فَريضَةٌ عادِلَةٌ yani : ilim üç kısımdır , kurandan olan ayet , ya ayakta ve kullanılmakta olan sünnet , ve ya yumuşak ferize . ve bunun işareti cenabıallah korkusudur . buyurdukları gibi : ennema yekhşeyellahe men ebadehel olemae اِنَّما يَخشَيَ اللهَ مِن عِبادِهِ العُلَماءُ yani :bundan başka değil ki allahın bendeleri içinden fakat alimler allahtan korkarlar . ve bunun öğrenme yollarından genel olanıkitaplara muracaat etmek ve böyle öğrenmektir . alim olan şahısların derslerine devam etmek ve onların kıtaplarını okumaktır , bir başka yol da işrag ile dir. (İşrag demek ilham demektir yani bir din ilminin talebesi hocasına karşı o kadar dürürst olur o kadar ona inanır ve onu dost tutar ki artık onların arasında manevi bir bağ oluşur ve birisi hiç bir şey söylemeden diğeri onun ne söylemek istediğini bilir ve ya birisinin içinden geçeni diğeri anlar ve ondan haberdar olur yani onun içindeki işrag yolu ve yöntemi ile diğerine ilham olur .bu işrag yukarı makam ve mevkilerde mömün ler arasında ve hatta imam ile çok büyük alimler arasında daha geniş anlamda olur . işrag çok yakın dostlar arasında da olan bir işdir bakarsın iki dost arasındada birinin kalbinden geçeni diğeri bilir ve o bir şey demeden onun içindekini anlar işte bunlar işrag ile olur . mütercim .) Ve hazretepeygember sellallaho eleyhe ve alehin buyurduklarındandır ki :el elmo nuron yegzefohollaho fi golube oliyaehe ve entege behe ela lesanehemالعِلمُ نورٌ يَقذِفُهُ اللهُ في قُلوُبِ اَوليائِهِ وَ اَنطَقَ بِهِ عَلي لِسانِهِم yani : ilim bir nurdur allah onu oliyalarının kalbine gönderir ve onların dilini de onunla konuşturur . yani abes konuşmazlar . vehazrete sadık eleyhesselamın buyurduğudur : leysel elmo betteellome ennema hove nuron yego fi gelbe men yoridollaho tebareke ve teala en yehdeyeho

لَيسَ العِلمُ بِالتَعَلُّمِ اِنَّما هُوَ نورٌ يَقعُ في قَلبِ مَن يُريدُ اللهُ تَبارَكَ وَ تَعالي اَن يَهدِيَهُ yani : hakiki ilim öğrenmekle olmaz , bundan başka değil ki ilim bir nurdur ki allah kimi hidayet etmek isterse onun kalbine düşer. ve bu tür ilmin öğrenme yolu , bendelik ve riyazet ve dünyaya yüz çevirmektir . ve hazrete sadık eleyhesselamın buyurduğudur: fe en eredtel elme fetlob evvelen fi nefseke hegigetel obudiyye فَاِن اَرَدتَ العِلمَ فَاطلُب اَوَّلاً في نَفسِكَ حَقيقَةَ العُبوديّةِ yani : eğer ilimi istersen ilk olarak kendinde bendeliğin hakiketini araştır . ve yine hazrete peygember sellellaho eleyhe ve alehinbuyurduklarındandır : elcuo sehabol hekmete fe eza cael ebdo metere belhekmete اَلجوُعُ سَحابُ الحِكمَةِ فَأِذا جاعَ العَبدُ مطر بِالحِكمَةَ yani : açlık hikmet bulutlarıdır bende aç olunca hikmet yağışı ona yağmağa başlar . ve hadise şeriftedir ki : enni veze etol elme fi cue velğorbete vennaso yetlebuneho fişşeb e velvetene .

اِنّي وَضَعتُ العِلمَ في الجوُعِ وَ الغُربَةِ وَ النّاسُ يَطلُبوُنَهُ في الّشَّبعِ وَالوَطَنِ yani : ben ilmi açlıkta ve gurbette koydum halk onu tok karına ve vetenlerinde arıyor. ve cenabı allah buyuruyor : ettegullaho ve yoellekomollaho اتَقَوُ اللهَ وُ يُعَلِّكُمُ الله ُ yani : cenabı allahın tegvasını muhafaza ediniz o size öğretir . dünyaya yüz çevirme ve nefsin riyazeti ile , manilerden geçilir ve meşair açılır ve anlama güçleri ve yetenekleri çoğalır ve görebilir hale gelir. (meşair insanda bulunan tüm görebilme ve anlıyabilme aletleri ve güçleridir. mütercim ) velakin ilmin esası alime karşı dönmek ve onun sevgisini beslemek ve onun sıfatları ile sıfatlanmaktır, zira ki o öğrencisinden daha çok alimdirve ilmin kapısı sayılır öğrencisine ve peygember sellallaho eleyhe ve alehin buyurduklarındandır: ennezero ela vechel alemo hebben leho ebadeton . اَلنّظَرُ اِلي وَجهِ العالِمُ حَبَّا لَهُ عِبادَةٌyani : alimin suratına sevgi ile bakmak ibadettir ve hazrete emirelmomenin eleyhesselamın buyurduklarıdır .ennezero elel elemo ehebbo elellahe men eetekafe seneten . اَلنَّظَرُ اِليَ العالِمُ اَحَبُّ اِليَ اللهِ مِن اِعتِكافِ سَنَةٍ yani : alime bakmak cenabı allah yanında bir sene itikaf dan daha kıymetlidir . ve hazrete sadık eleyhesselamın buyurduğudur :men zarel aleme lellahe ve letelebel elme levechellahe fekeenneho zarellah . مَن زارَ العالِمَ لِلّهِ وَ لِطَلَبِ العِلمِ لِوَجهِ الله فَكَأنَّهُ زارَ الله yani : her kimse alimi ondan öğrendiği ilmi allah yolunda kullanmak için ziyaret ederse sanki allahı ziyaret etmiş . ve hadiste vardır ki :leysel elmo fissemae feyenzele eleykom ve la filerze feyes ede eleykom bel hove meknunon fikom mekhzunun fi golubekom tekhellegu bel ekhlagerruhaniyyine yezher lekom .لَيسَ العِلمُ في السَّماءِ فَيَنزِلَ اِلَيكُم وَ لا في الاَرضِ فَيَصعَدَ اِلَيكُم بَل هُوَ مَكنونٌ فيكُم مَخزُونٌ في قُلوبِكُم تَخَلَّقوُا بِاَخلاقِ الرّوحانيّيين َ يَظهَر لَكُم yani : ilim göklerde değil sizin için aşağı insin , yerde de değil sizin için yukarı kalksın , belki o sizin kendi yüreklerinizde gizli konmuştur , ruhaniyyin ve yumuşak adamların davrandıkları gibi davranın, sizin için zahir olsun .

Ve ruhaniyyinin sıfatları ile sıfatlanmak bu dur ki zahiri ve batini ferizelerin, yani vacip ve müsteheb olanların tümünü yerine getirsin ve ruhaniyyinin yaptıklarının tümünü yapsın, yani onları taklid etsin . şimdi ilim öğrenme talebi hangı yolla ve her kimseden olursa olsun geçen satırlarda anlattığım gibi sünnet ve kitapla aynı olması lazım ve ilim öğrendiğimiz alim allah tarafından tasdik edilmeli yani cenabı allah tarafından tesdid ve teid olmalı o alim .ve ilimin mahfuz ve sağlam kalması için onu hep kullanmak ve ona amil olmak şarttır ve buyurmuşlar : el elmo yehtefo bel emele fe en ecabeho ve ellertehel .

اَلعِلمُ يَهتِفُ بِالعَمَلِ فَاِن اَجابَهُ وَالاَّ ارتَحل yani : ilim onu kullanmağı çağırır cevab verirse kalır yoksa gider . ve kullanılmıyan ilim helakete sebep olur ve hak aliminin belirtisi , ilim ve ona amil olmak ve onu yapmaktır ve bir hadiste hazrete peygember sellallaho eleyhe ve aleh onu beyan etmişler ve buyurmuşlar :emma elametol elme fe erbe eton el elmo bellahe vel elmo bemehebbetehe vel elmo bemekarehehe vel hefzo leha hetta toeddi ve emmel emelo fesselato vessomo vezzekato vel ekhlaso .اَمّا عَلامَةُ العِلمَ فَاَربَعَةٌ اَلعِلمُ بِاللهِ وَالعِلمُ بِمَحَبَّتِه وَالعِلمُ بِمَكارِهِـــه وَالحِفظُ لَها حَتّي تُوَدّي وَاَمّا العَمَلُ فَالّصلوةُ وَالصومُ وَالّزَكوةُ وَالاِخلاصُ yani: amma ilmin işaretleri dört tanedir , allahı tanımak ve allah sevenlerin hepsini bilmek , ve allahın sevmediklerini bilmek ve tanımak , ve onları icra oluncaya kadar kollamak , kullanılıncaya kadar gayret göstermek , fakat emel ve ibadet ise namz dır , oruç , zekat ve ihlas . ve bu söylediğim ve rivayet ettiğim hadisleri ki onları açıklamadan ve ya çok az bir açıklamayla yazıyorum anlamaya çalışın ve onlar hakkında düşünmeden ve onların anlamlarını anlamadan geçmeyiniz, böylece konuları anlarsınız , mesela eğer bu en son hadisi ele alarak anlamaya çalışırsanız, geçen sayfalarda yazdığım konuların çoğonu ondan çıkarırsınız , ilk işareti ki cenabı allaha inanmak ve onu ilimle tanımak buyurmuşlar , ne demek ? biz ki cenabı allahı göremeyiz anlıyamayız bizim türümüzde olmayan her hangı bir şeyi nasıl tanıya biliriz , biraz kuran ve hadislerle ilgilenirsek anlarız ki bu allahı tanımak yani cenabı allahın esmasını ve isimlerini ve ayetlerini ilimle , anlıyarak tanımamızı istemişler bizden . cenabı allahın zatı halkına malum olamaz ,halk onu tanıyamaz , bunun için halk arasında esma koynuş ki halk onu bu isimlerle çağırsınlar ona hitab etsinler onunla konuşsunlar ona dua etsinler , ve buisimler hazrete peygember hazrete mohemmed ve ale mohemmed eleyhemosselam dırlar , imam eleyhesselamın buyurdukları gibi ki buyurmuşlar : nehno vellahol esmael hosna نَحنُ وَ الله الاَسماء الحُسني yani : and olsun allaha ki biziz allahın iyi isimleri . fakat bunlarda bizden gizlidirler bizden çok daha üstündürler biz bunlardan da faydalanamayız fakat onların ışıkları bize gelir ve bu ışıklardan onların var olmalarını anlarız , onların ışıkları onların şiileridirler ve kendilerininbuyurduklarıdır ki buyurmuşlar : şietona menna keşşoaeşşemso meneşşems شيعَتُنا مِنّا كَشُعاعِ الشَّمس مِن الشَّمس yani : bizim şii lerimiz bizdendirler aynı güneşin ışığının güneşden olduğu gibi . böylece cenabı allahı ilim ile tanımak isteyen kimseler bu şahıslara karşı bakmalı bunları bulmalı ve bunlardan alarak , öğrenerek cenabı allahın nuru ile ışıklanmalıdırlar , böylece cenabı allahın nuru bunlara yansır ve o nurla ışıklanır ve böylece cenabı allaha alim olur ve onu tanırlar . demek ki alimin ilk işaretlerinden bu dur ki bu hayır kapısına ve hayır madenine karşı döner ve bu madenden faydalanarak ışıklanır ve onun sıfatları ile sıfatlanarak ona benzer onunla aynı cinsten olur ve nihayet onun gibi alim olur ve onu sever onunla dost olur. böylece bu dostluk bu sevgi mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamın sevgisidir ve onlarında sevgileri cenabı allah sevgisi dir. böylece alimin ikinci işaretide cenabı allah sevgisine alim olmak ve allah sevgisini tanımaktır ve çünkü o madenden ve kaynaktan uzaklaşınca karanlığa doğru gittiğini biliyor ve kendiside karanlığa girdiğini hiss ediyor ve anlıyor ve cenabı allahın karanlığı ve zülmeti sevmediğini ve mekruh tuttuğunu da biliyor ,bu yüzden allahtan başkası ile ilgilenmekten ve cenabı haktan başkasına bakmaktan kaçınır ve allahın sevmediklerini ve mekruh tuttuklarını öğrenmiş ki onlardan uzak dursun ve onlara yaklaşmasın ve onlardan içtinab etsin . ve üçüncü işaret cenabı allahın sevmediklerine ve mekruh tuttuklarına alim olmuş ve onları tanımış ve kendinde var olan sıfatların ve bilgilerin ve ilimlerin ve ışıkların o kaynaktan ve cenabı allahtan olduğunu bildiği için , hep ona teveccüh eder ve onunla ilgilenir ve o ona bekçilik yapar ve bu işte israr eder ve devamlı bunu yapar ki bu ilmin ışığı ve eseri ve bu kendisinde var olan sıfatlar ve nur, kalbinden zayil olmasın ve sağlam kalsın . dördüncü işaret ise kendinde bulunan o ilimler ve nurlar ve ışıkları muhafaza etmek ve onları uygulamaktır . bu ilimler ve bilgiler onun aşağı seviyyede olan mertebelerinden zahir olup ve kendinden daha az bilen ve o nurları daha az yansıtan şahıslara yansıtarak onlarıda ışıklandırır ve bilgilendirir ve bildiklerini diğerlerinede öğretir ve böylece borcunu ödemiş olur ve bu batini mertebelerine ve zahirdeki azasına ve organlarına yansıyan bilgiler ve ilimlerin nuru dış görünüşte cenabı allahın sevgisi ve ona karşı ilgi beslemek olan namaz şeklini alır ve ya cenabı allahın mekruh ilan ettiği işlerden uzak durma simgesi olan oruç olur , ve ya bilgi ve ilim infagı ve bağışını andıran zekat olur. Ruhani ve batini olan bu işlerin ruhu ( görünüşü ve eseri ) onun batini mertebelerinden zahir olan ihlas ve dürüstlüktür ki cenabı allaha karşı dürüst olur ve tüm mertebeleri ile ona teveccuh eder onunla ilgilenir ve bu ilgilenmeni ve teveccühü başkalrı ile karıştırmamış ve onusaf ve sağlam tutmuş ve böylece ihlas elde etmiştir , ilimin ve bilginin işareti onu uygulamak ve kullanmaktır . alim emeli ve uygulamaları ile tanınır.yeginol mer e yera fi emelehe يَقينُ الَمرءِ يري في عَمَلِهِ yani : kişinin yegini onun işinde ve emelinde ve yaptıklarında görünür . mömünlerin emelleri ve yaptıkları ve sıfatlarının bazılarını açıklamalarını tamamlamak için yazıyorum ve bunu yazmak için hommam hadisinin tercümesine yetineceğim ve bunu hazreti emirelmomenin eleyhesselam buyurmuşlar , bu kitabı mütebberik etmek için bu hadisi molam ve ağamın mubarek irşadilevam kitabında tercüme buyurduklarının aynısını sizin için yazıyorum . buyurmuşlar : kafi kitabında hazrete sadık eleyhesselamdan rivayet etmiş ki hommam adını taşıyan bir kişi ki hem abid hem nasik hemide müctehid idi kalktı ve hazrete emirelmomenin eleyhesselam hutbe okurken arz etti ya emirelmomenin bize mömünün sıfatlarını öyle bir anlat ve söyle ki onu görür gibi olalım . buyurdular o hazret : ey hommam mömün zekalı ve uyanıktır , farahlılığı ,sevinci onun yüzündedir , gam leri dertleri kalbinde , onun sinesi , kalbi her şeyden geniştir ve nefsi her şeyden zelil , uzaklaştırır her fani olan şeyden ve davet eder her iyiliye , ne kin lidir ne kıskanç , ne atılgandır ne küfür eden , ne halkın ayıplarını arar ne geybet eder , kendini yüksek tutmaktan keraheti var ve halkın onu tarif etmesini sevmez ve bu işi duşman tutar , onun gami uzundur üzüntüsü uzak , konuşması az , büyüklük , ağırlık sahibidir her zaman allahı hatırlayan ve sabır eden ve şakirdir , gamlidir kendi düşüncesi ile , sevinir fakirliği ile , onun huyu iyidir kolaydır ve halkla karşılaşması yumuşak , vefa kılan , eziyyeti ve zararı az dır , yalancı ve perdeleri yırtıp atan değildir , gülerse haddini aşmaz , kızarsa kendini aşşağılıyacak bir iş yapmaz , gülüşü tebessümdür , sorarsa öğrenmek için sorar , muracaat ederse anlamak için eder , ilmi , bilgisi çok helmi , bağışı azim büyük , rahmeti çok , cimri değildir , acele etmez melul olmaz üzülmez, çok sevinmez , kendi işlerinde israf etmez , ilminde ve bilgilerinde cor etmez onları halka vermekten ve anlatmaktan kaçınmaz , nefsi taştan serttir , çalışması baldan tatlı , haris ve hırslı değil şikayet etmez , sıkıntı yapmaz, şiddet kullanmaz . vade ettiyse yerine getitir onun tersini yapmaz , kendini zorlamaz , işlerde haddinden fazla titizlik yapmaz , onun duşmanlığı yumuşaktır , dönüşü bağışlamakla birlikte ve kerim olur , kızarsa adil olur , isterse yumuşaklıkla dostlukla ister , düşünmeden bir iş yapmaz , perde yırtmaz halkın sırlarını dağıtmaz, kendini büyük görmez büyüklük bağlamaz kendine , dostluğu hakiki ve halisdir , sözü söz dür , verdiği sözü tutar , şafakatlıdır ,sile ve bağış çok yapar , sabr eder halka kızmaz ,yitkindir , onun işlerine karışan azdır , cenabı allahdan razıdır, kendi hevaleri ve isteklerine hep karşıdır , kendinden aşşağıda olanlara kızmaz , işe yaramayanlarla kendini meşgul etmez , dinin yaveri ve onu kolluyandır , mömünleri destekleyen , müslümanların penahıdır , onu tarif etmeği ve iyi saymağı işitmez duymaz , hırs ve istekler kalbinde hiç bir iz bırakmaz ve etki yapmaz , hikmetin oyunları onu olduğundan çeviremez yolundan döndüremez , cahil onun ilminden faydalanamaz , konuşduğuna amildir , uygular dediklerini , alimdir , zekidir işlerin geleceğini düşünen ve sağlam yapandır , küfür eden ve gazaplı değildir , bağış yapar karşılık beklemeden , bağışlar israf etmeden , tekkebür yapmaz allatıcı değil ,halkı araştırmaz , kimseyi korkutmaz , halkla mudara ile suluk eder yer yüzünde hep düzeltmek için yürür ve zayıfların yardımcısıdır , gamlıların feryadına yetişir ve onların çağırısına amenna der , hiç bir perdeyi yırtmaz , hiç bir sırrı açmaz beyan etmez , onun belası çok şikayeti azdır , birisinden iyilik görürse onu beyan eder açıklar , kötülük görürse onu gizli tutar ve söylemez , halkın ayıplarını gizli tutar onları korur , arkasından her hangı birisi kötülük yaparsa aff eder ve kaymaları bağışlar , bir nasihat duyarsa hiç bir şekilde ondan vaz geçmez onu terk etmez , hiç bir cor ve sitemden onu islah etmeden ,düzeltmeden geçmez, emindir , ağırdır ve tegvalı ve seçilmiş ve ter temiz ve zeki ve razıdır , kusuru kabul eder iyilikle hatırlar , halka karşı iyi düşünür onlara iyi zan besler iyi düşündüklerini farz eder , kendi nefsini kötüdür diye düşünür, cenabı allah yolunda dost tutar ilim ve bilimle , keskindir cenabı allah yolunda çok sert ve azimli , sevinç onu yerinden oynatamaz ve onu hafif yapamaz , alime hatırlatan , cahile öğretmendir hocadır , onun zorluğa düşmesini kimse beklemez , onun gayilesinden şerrinden ve fesadından kimse korkmaz , her çalışmanı kendi çalışmasından üstün bilir , tüm nefs leri kendi nefsinden daha salih görür , kendi ayıplarını bilen , kendi gamı ile uğraşan , cenabı allah dan başkasına güvenmez , yakın ve vehid ve yanlız ve kimsesizdir , cenabı allahın rızasını elde etmek için sever ve cahad eder onun yolunda , kendisi için intıkam almaz , canabı allahın gazabına uğramaz tenbellik ederek , fakirler le oturur kalkar , sadık lar hep onu tanırlar , haklıların yardımcısıdır , gariplerin yaveri yetimlerin atası babası ,dul bayanların yardımcısı onların dertlerinin dermanıdır , perişanlara sevgi ve iıgi gösterir ve tüm iyi sıfatların onda olması ihtimalı vardır her türlü şiddet de ona ümit edilebilir , güler ve açık yüzlüdür , ne öfkeli , suartsız ve ne halkı araştırıcıdır ,hırsını sinirini gizleyen ve yutandır , güler yüzlü , ince şeyleri gören ve bilen ve çok dıkkatlı dır , kimseye cimrilik yapmaz , ona karşı cimrilik yaparlarsa sabr eder . düşünerek heya etmiş , genaet ederek geni olmuş , onun heyası ve utancı şehvetinden üstündür , dostluğu kıskançlığından , bağışı kininden üstündür . doğrudan başka söylemez , giyinmesi ortadır , yürümesi tevazo dur , allahın karşısında hep başını eğer onu dinlemek ve işitmekle , her halide ondan razı dır ,niyyeti halis dir ,onun emelleri yaptıkları hilesiz ve beklentisizdir , bakışları ibret, sessizliği düşünmek ve konuştuğu hikmettir . kardeşlere nasihet eder onlara bağış yapar kardeşlik eder . gizlide ve zahirde nasihet edendir , kardeşden uzaklaşmaz , onun geybetini yapmaz onunla mekr , hile etmez . geçeceye üzülmez ve olanlara gam etmez üzülmez , olmuyacak işlere ümid etmez , zor zamanlarda tenbellik yapmaz , iftihar etmez varlığına ve dünya malının çokluğunda kendinden çıkmaz helmi ve sabrı ilimle , aklı sabir ile karıştırır , onu görürsün bir halde ki hiç kesaleti yoktur . onun sevinci geçici değildir , istekleri yakın ve kolay , yoldan çıkması kayması az , kendi acelini bekleyen , kalbi kendini küçük gören allahını hatırlayan hep onu düşünen , nefsi sahip olduğuna razı , cehli yok sayılacak kadar az , işleri kolay , günahlarına üzülen , şehveti ölmüş , hırsları yok olmuş , huyu saf , konşuları rahat ve emniyyetde , bencilliği az , ona mügedder olana , allah tarafından gelen her şeye razı , sabrı metin , işleri kuvvetli ,allahı çok zikr eden dir . halkla karışması ve onlarla oturup kalkması öğrenmek için , konuşmaması ise sağlam kalması içindir . soru sorması öğrenmesi ve anlaması içindir . ticaret yapar geçinebilsin diye . iftihar etmek için iyileri dinlemez , başkalarına zorla bir işi yaptırmak için konuşmaz , nefsi ondan zorlanmaktadır ve halk ondan rahat etmekte , nefsini ahireti için zorlamıştır eziyyete düşürmüştür, halkı ondan rahat etmiştir . ona zulum yaparlarsa cenabı allah onun hakkını alıncaya kadar sabr eder , ondan uzak gezenlerden uzak gezmesi duşmanlık ve tenezzüh ve temizlenmek için dir . ona yakınlık yapanlara yakınlık etmesi yumuşaklık ve rehmettir , ne uzaklaşması kibr den ve büyüklük hissinden dir ne yakınlığı allatıcı dir belki ikdida eder, dinler kendinden evvel olan hayır ehlini ve imam ve yol gösterici olur kendinden sonrakı iyilere . HOMAM bunları duyunca bağırdı ve bayılarak yere düştü . böyle olunca hazrete emirelmomenin buyurdular and olsun cenabı allaha ki korkuyordum böyle olmasından ve buyurdular o hazret beliğ ve iyi moizeler böyle yapar ehli ile . orada olan birisi arz etti , sen neden öyle olmadın ya emirel momenin , buyurdu her kesebir ecel ve bir neden vardır ki ondan geçemez , kurtulamaz , sessiz ol ve bir daha böyle bir söz konuşma ki şaytan senin dilin le konuştu . bitti hadise şerifin tercümesi . şimdi daha evvel telvih ve işaret ve serahet ile anlatmış oldığum gibi bu işlerin özünde ve zahirinde ( bedeninde ve görünür olanında ) , cenabı allahı tanımak onun resulunu ve imamları ve onların şiilerini tanımak onlara inanmak ruhu , onları sevmek onların duşmanlarını duşman tutmak ve bu yolda dayanmak ve hulus ile devam etmek ruhu tüm mertebelerinde olmalı . böyle birisinin şeriet , teriget , ve hakikat ilmine sahip olması lazımdır . böyle bir ruha sahip olmayan birisinde bu söylediğim işler ve başka iyi işlerin hepsinin bulunması mümkün değildir ve eğer bu işlerin zıddını ve tersini onda görmezseniz onun düzlüğüne doğruluğuna inanın . böyle birisi eğer munafık ve yalancı olsaydı cenabı allah onu rusva eder ve yalanını açıklardı ve bizim tüm itimadımız cenabı allahın tegriri ve tesdididir ve odur hakka yardım eden ve onu açıklayan vebatili ibtal eden ve buyuruyor : ve ennellahe la yehdiye keydel khaenin . وَ اِنَّ الله لا يَهديَ كيدِ الخائِنين yani : cenabı allah hainlerin hiyanetine yardım etmez . şimdi eğer böyle birisini bu sıfatlara sahip olan bir ustadı buldunuz ise aman onu bırakmayınız , ve biliniz ki cenabı allah nimetini size tamamlamıştır . eğer bulamazsanız ve dini kardeşlerinizden her hangı birisi bu sifatlara sizsedn daha çok müttesif ise ve sizden daha fazla bu sıfatları uyguluyor ise o sizin büyük kardeşiniz ve ağabeyiniz dir , babanızın yokluğunda size babayerindedir . hadisde var ki : el ehkol ekber bemenzeletel ebb . اَلاَخُ الاَكبَر بِمَنزِلَةِ الاَبِ yani: ağabey baba gibidir . ona doğru gidin ve babanızın nurunu onun anlında görünüz , onunla muaşiret yapıp ona gidiniz, onu seviniz,ondan taasi ediniz onu işitiniz, ondan kabul edip böylece onun nuru ile ışıklanınız ve bu işi yapmakla ona varıncıya kadar onun gibi oluncuya kadar yola devam ediniz ve birlikte babanıza gidiniz . büyük dini kardeş aynı bir beyaz duvar ve ya saf bir ayna gibidir ki babanın nuru ile ışıklanmış ve onun nurunu yaymaktadır . eğer babanın ışığı şimdilik sizden gizli ise , bu duvar ve ya aynaya karşı durunuz ışıklanırsınız ve bu ışık sayesinde ilerlerseniz ona varırsınız ve inşaallah onun gibi olursunuz , ve biliniz , inanınız ki babanız yaşıyor , sizin işlerinizi kontrol ediyor ve yaptıklarınıza şahittır , sizi seviyor ve eğer bir kaç gün ve ya ay yada sene sizi hocaya birakdiysa sizin terbiyeniz içindir , terbiye olduğunuzda onun huzuruna gitme kabiliyyetini bulduğunuz halde sizi kabul eder ve kendini size gösterir ve tanışırsınız , bu cenabı allahın vadesidir ve allahın vadesi yalan olmaz , buyurmuş cenabırebbimiz : ellezine cahedu fina lenehdeyennehom sobolena اَلَّذينَ جاهَدوُا فينا لَنَهديَنَّهُم سُبُلَنا yani : bizim yolumuzda mucahide edenlere elbet ki kendi yollarımızı gösteririz ve hadiste buyurmuşlar :sebilollahe şietena سَبيلُ اللهَ شيعَتِنا yani : bizim şiilerimiz allahın yollarıdırlar ve mücahide yolu ve yöntemi , babanın sıfatları ile sıfatlanmak ve onun gibi iman edinmektir ki onlardan bir kısmını anlattım , fakat genel olarak isterseniz bizim büyüklerimiz ve alimlerimizin (ki allah onların makamlarını yükseltsin inşaallah) kitaplarına muracaat etmeniz gerekir .

Ve bu geryenin dördüncü dersi HELM (helim) dir . helm in anlamı aff etmek bağışlamak ve günahi görmemezlikten gelerek bağışlamaktır , yanı ayıpları öğrtmek onları görmemek , acele etmemek ve düşünmek ve akıl ve aklın rezenetidir ağırlığıdır. Rezanet ağır olmak dayanaklı ve sabırlı olmak demektir ve bu söylediğim mana ve anlam o anlamların hepsini içerir ve onların hepsi aklın rezanetinin birer kısmı sayılır . ve geçen derslerin kemalı ve tamamlanmasının şartı , helm in onlarla birlikte olmasıdır ve daha evvel sözü geçen zikr , fikir , ve ilim düşünmekle birlikte olmaz ise hiç bir faydası olmaz , mesela insan hep zikr edip ve zikr ettiklerinin anlamını bilmez ve onun hakkında düşünmez ise , ve ya acele ettiğinden yaptığı zikre devam etmez ise , ve ya yaptığı ibadet de nefsini yoracak kadar fazla kaçırır ise , ve ya yegini olmadan , inanmadan , ibadet edip de hep zikr eder ise , onun yaptıklarının her hangı bir faydası olmaz olursada çok az olur ve pek ikna edici olmaz. imam eleyhesselam buyuruyorlar : ma yo bَeo men ehle hazeddine bemen la egle leho ما يُعبَاُ مِن اَهلِ هذا الدينِ بِمَن لا عَقلَ لَهُ yani : bu dine bağlı olanların aklı olmaz ise onlar ciddi sayılmaz . ve ya sessizliği , düşüncesi , anlayışı ve süküneti olmaz ise böyle birisi düşünmekte ve anlamakta başarılı olamaz . hemide bilindiği gibi ilim adamları mizacları gereğince ki onlarda sefra diğer üç madde yani kan, soda ve belğemden fazla olur , huyları diğer insanlarla karşılanırsa daha sert çok kızan ve hemen huylanan tipler olurlar , bunlar eğer sefralarının ateşini helmin suyu ile söndürmezlerse , öğrencilerinin teneffürüne neden olup kaçmalarına sebep olurlar . ve şeriyetimizin esaslarından olan arkadaşlık ve geçınmek sıfatını kayb eder ve ilimden kazandığı kudret ile tabietlerinde olan sefra gereğince diğer insanlara büyüklük ve riyaset etmeğe ve her kese galip gelmeye talip olur ve kötülüğe taraf gitmeye başlarlar . fakat eğer onların ilimleri helm ile birlikte olursa , ortada dururlar ve itidal ile geçinirler veilimlerini cenabı allahın yolunda ve onun rızasını kazanmak için kullanırlar , hazreti peygember sellellaho eleyhe ve aleh efendimizin buyurduklarındandır: neeme vezirol imane el elmo ve neeme vezirol elm el helmo ve neeme vezirol helm errefgo ve neeme vezirorrefg essebr .

نِعمَ وَزيرُالايمانِ العِلمُ و نِعمَ وزيرُ العِلمِ الحِلمُ و نِعمَ وَزيرُ الحِلمِ الرِفقُ وَ نِعمَ وَزيرُ الرِفقِ الصَبرُ yani: iman için elm iyi vezir ve bakandır ve elm için helm ve helm için yumuşaklık ve geçinmek ve yumuşaklık için ise sebr iyi vezir ve bakandır . kısacası şu ki , akıl ve hemide rezin ve ağır ve dop dolu akıl olunca , tüm itidalsızlıklardan uzak tutar ve mizacların ve huyların her birisini kendi yerinde ve gereğince kullanır , gereğince kızar , gereğince aff eder , yeri gelince konuşur gerekli olmadığı zaman susar , cahiller ve aklı zayıf olanlarla mudara eder ve geçinir , mömün kardeşlerine terehhüm eder ve onlara lütf eder , her kesle iyi geçinir , insaf caddesinden ayak dışarı koymaz , hadiselerde ve dert lerde sabrı elden vermez , her işde tedebbür eder ve düşünür ve dünyanın geçici olduğunu itibarsızlığını görünce , dünya malı ve onun tüm madenlerine zahid ve meyilsiz olur , ve allahın verdiği malları onun yolunda vermekten ve harcamaktan çekinmez ve cimrilik yapmaz , eli açık ve mal ve para pul bağışlayan olur ,fakat israf etmez , az da vermez , aynı seviyyede olan kardeşlerini kendi ile eşit tutar , büyük kardeşlerini kendinden üstün tutar ve onlara isar eder , ale mohemmed eleyhemosselam ın feziletlerinden ve onların ilimlerinden ne kadar öğrenmiş ve biliyor ise , mömün kardeşleri ile paylaşır , onların anlıyamıyacakları konuları söylemez , ale mohemmedin sır larını düşmanlara ve dostlarının zayıfına söylemez , gereğince tegiyye eder ( tegiyye şeriyetin her hangi bir konusunu yapmak ve ya söylemekle insana ve ya ailesine ve ya arkadaş ve mömün kardeşlerine ve toplumuna zarar gelirse onu yapmamalı ve söylememeli buna izin verilmiş ve adı tegiyyedir) tegiyye yeri olmayan yerde tegiyye yapmaz mömün kardeşlerini kıskanmaz , onların her birisinin kişiliği ve ilmi ve mevki si gereğince onlarla geçinir , her kese küçülür ve kimseye tekebbür yapmaz ve halkı eziyyet etmez .

Kısacası bu ki , tüm tebietlerini ve huylerını itidala icbar eder , hommam hadisinde geçen mömünlerin sıfatlarının çoğu helmin müteferriatından ve onun kol kanatındandır . ve bu dersin hocası ve ustadı akıl sahibi olan ve bu sıfatlara öğrencilerinden daha fazla sahip olan ve sıfatlanmış birisidir . bu dersin öğrenilmesinin yolu , bu hocanın yaptıklarını yapmak , onunla muaşiret etmek , ona gitmek ve imamlar eleyhemmesselamın hallerinde onların helm , zühd , sabır ve huyları ile ilişkili hikayeleri düşünmek , onların hakkında hayal etmek dir . bu öğrendiklerinin her hangısı kendi huyları , istekleri ve tabieti ile aynı olmayıp da öğrendikleri ile zıt olursa bilerek ve anlıyarak ve isteği ile kendi tabietini ve isteklerini değiştirmeli ve kendini onlar gibi olmayazorlamalı ve onların sıfatlarını almakla kendini onlara benzetmelidir . hazreti peygember selellaho eleyhe ve aleh efendimizin buyurduğudur :en lem tekon helimen fetehellem fe enneho gelle men teşebbehe begomen ella ve ovşeke en yekune menhom . اِن لَم تَكُن حَليماً فَتَحَلَّم فَاِنّهُ قَل مَن تَشَبَّهَ بِقومِ اِلاّ وَ اَوشَكَ اَن يَكونَ مِنهُم yani : eğer hَelim değil isen kendini hَ elim insanlara benzet , niye ki çok az olur, birisi kendini birilerine benzetip de kısa bir zamanda onlar gibi olmasın . yani eğer helim değil isen kendini helim olmaya mecbur et , çok az kimse vardır ki , kendini bir kabileye ve aşirete benzetipte onlar gibi olmasın .( mütercim yakın bir zamanda onlar gibi olur , onlar gibi düşünür onlar gibi giyinir ,onlar gibi yapar ve onlardan biri olur nihayet ) .

Tüm bunlar nefsin riyazeti içindirler ki , onda insaniyyet ruhu oluşabilsin , bu vucudumuzda insani ruh gelişebilsin ve onda bulunabilsin , aynı bir ev gibi olmalı ki ev sahibinin orada yerleşebilmesi için elverişli olması şart dır . evin her şeyi olmalı ve kendi yerinde olmalı , ve sahibi ki insani ruh dur geldiğinde her şeyi kendi yerinde bulmalı ve gerektiğinde her şeyi icab ettiği yerden almalı ve kullanmalı , böyle olunca , hiç bir zahmet olmadan her sıfat yerinde bu insandan görünür ve tüm insani işleri hiç bir tekellüf , zahmet olmadan yapar . aynı hayvaniyyet ruhu gibi , nasıl ki her kimsede her bir varlıkta hayvaniyyet ruhu bulunursa , kendiliğinden görür , duyar ve tüm hayvanların yaptıklarını yapar . terbiyeler ana karnında olur , gözü , kulağı , burnu ve tüm organları itidalda ve kusursuz yapmalı ki ev sahibinin gelmesi için elverişli olsun ve ev sahibi gelip oturabilsin diye . hocaların ve ustad ların bu sınıfta terbiyeleri ve öğretmeleri ise bu yaratılan zahirde kusursuz adamların , insaniyyet ruhunu kabul edip ve onu alabilme yeteneğini ve imkanını sağlamak dır , ve öğrenciler bu alabilme gücünü ve yeteneğini , hocalar ile muaşiret ve mucaviret yolu ile , kendilerini hocalarına benzetmek ile ne kadar fazla geliştirirlerse , insaniyyet ruhunun kendilerinde oluşması o kadar fazla ve rahat olur .bu yolda ve sınıfta ilerlemek için , hoca ve ustad ve şeyh bulduktan sonra bu alabilme gücünü ve yeteneğini artırma yollarından biride kendine yoldaş ve arkadaş bulmasıdır . mümkünse kendinden üstün , değilse kendi ile beraber , hiç bulamazsa kendinden bireaz aşağı bir arkadaş ve yoldaş bulmalı ve onunla devam etmelidir . tek başına bu yola çıkmak ve devam etmek tehlikelidir . hazreti musa , peygember olduğu halde hazreti hızır peygemberden ilim öğrenmek için yola çıktığında tek başına gitmedi , fakat kendinden büyük ve kendi ile beraber bulunmadığından kendinden küçük bir arkadaşla devam etti bu yola , arkadaşlıkta olan faydalar sayısızdır fakat benim zamanım kısıtlı dır bu konuyu anlamak için sizi büyüklerimizin kitaplarını okumaya davet ediyorum ki hiç bir konuyu açıklamadan geçmemişler . cenabı allah onların derecelerini artırsın .

bölüm : üçüncü gerye ve sınıf ehlini anlatmaktadır bu bölüm . bu sınıfın hocası önceki iki sınıfın derslerini bilmekten başka hekim de olmalı ve bu gerye ve sınıf zahiri hekimler sınıfı dır ve bir derece zahiri alimler sınıfından ve iki derece zahiri fegihler sınıfından ve geryesinden yukarıdır bu sınıf . bu sınıfın dersleri daha zor ve onları anlamak için başka bir anlama aracı ve yeteneği gerekir ve bu sınıfa gelmek isteyenler o diğer iki sınıfta çok seyr etmeliler ki bu sınıfa girebilsinler . bu sınıfın dersleri o diğer sınıflarla farklı dır , kelimeler aynı olsada anlam açısından farklı ve onların anlamlarından daha üstün bir anlam taşırlar , bunların mantıkları da onların delilleri ve mantıklarından farklıdır . önceki iki sınıfın ehli ve adamları bu sınıfın derslerinde kullanılan mantıkları ve delilleri , o mantıkları anlama yeteneğine sahip olmadıklarından onların kullanılmasının nedenini ve gereyini anlamazlar , bu mantıkları duyduklarında onları istihsan ve benzetmek için kullanıldıklarını sanarlar . fakat bunları anlama yeteneğine sahip oldukları zaman , cenabı allahın kitabını ve imamlar eleyhemosselamın haberlerini ve onların riveyetlerini bu delil ve mantıklarla dolu olduğunu görür ve anlarlar . fakat bu yetenek onlarda oluşmadıkca okur ve anlamadan geçerler, onların neye delalet ettiğini anlamazlar . bu delillerin ve mantıkların ismi hikmet delili ve mantığı dır . ve cenabı allah kitabında , hazreti peygember sellellaho eleye ve aleh ve imamlar eleyhemosselam haberlerinde ve dinimizin büyükleri yazdıkları kitap larda tüm bu farklı sınıflar ehli ve öğrencilerine onların anlıyabileceği dilve mantık ile konuşmuş ve yazmışlar . ve bu cenabı allahın emridir kendi peygemberine ki buyuruyor : od o ِela sebile rebbeke belhekmete vel moezetel hesenete ve cadelhom belleti hiye ehsen .اُدعُ اِلي سَبيلِ رَبِّكَ بِالحِكمَةِ وَالموعِظَةِ الحَسَنةِ وَ جادِلهُم بِالَّتي هِيَ احسَن yani: çağır allahının yoluna hikmet ve hesene moizesi delili ve burhanı ile ve onlarla konuş ve mucadile yap iyi olan delillerle . ve belleti hiye ehsen mucadile delili ve burhanı şeriyet ehli yani birinci sınıf içindir ve onun anlama aracı nefs dir ve onun hasili ve elde ettiği , zahiri ilim ve yapması gereken işler, namaz oruç ve bu gibi zahiri emeller dir . ve hesene moize delili ve mantığı , teriget ehli yani ikinci gerye ve sınıf adamları içindir ve onun anlama aracı akıldır . bunun hasili ve kazandıracağı şey ise yegin ve bu şahısların yapacağı iş bendelik ve kulluk dur . üçüncü sınıf ve hegiget (hakikat ) ehli için , delil ve mantık ise hikmet dir ve bu delili anlamak aracı fuat dır . bu araca çok az şahıs sahip olduğundan bu adı ve kelimeyi az duymuşlar fakat ehli nezdinde tanınmış bir kelimedirve bu araca işarettir ki cenabı allah buyuruyor : ma kezebel fuado ma reeya eftomaruneho ela ma yera .ما كَذَبَ الفُوادُ ما رَاي اَفتُمارونَهُ عَلي ما يَري yani : fuad ( peygember ) gördüğü şeylerde yalan dememiş , siz onun gördüklerinde mucadile mi ediyorsunuz ? ve bu delilin ve mantığın hasili ve faydası ve verimi marifet dir ve onun yapacağı ve yapmak gerktiği iş dinin esası olan muhabbet ve sevgidir ki her şeydenüstündür ve men yotel hekmete feged otiye hkeyren kesira .و َ مَن يُوت الحِكمَة فَقَد اوتيَ خَيراً كَثيراً yani : her kimseye hikmet verilmiş ise , şüphesiz ona çok büyük hayır verilmiştir . ve bu arz ettiklerime bir örnek isterseniz ve her üç gerye ve sınıf delillerini ve mantıklarını bir konuda görmek ve anlamak ve onlar arasında bir kıyaslamak isterseniz , aynı iki sınıfta işaret yaptığım , ilime varmak için , kullanılan mantıkları burada yazıyorum . birinci sınıf ehli ve adamları ilime varmak ve bir şeyin kesin olmasına inanmak isterlerse , mesela bu hadislerin peygember ve imam lar eleyhemosselamdan olduklarını öğrenmek ve onu kesin bunlar tarafından söylenmiş olmalarına inanmak için , zahiri deliller ve burhanlara muracıat etmekten başka bir yolları ve çareleri yoktur . evvela dikkat etmelidirler ki doğru dürüst ve yanlışı olmayan bir kitap bulsunlar , o kitabı daha evvel yazılmış ve daha evvel baskıları ile karşılaştırarak onun doğru yazıldığına emin olmalıdırlar , ve hazırda bulunan bu hadis işinde uğraşanlar ve bunlardan önce bu işle uğraşanların kitaplarına ve sözlerine bakarak ve onlardan sorarak doğruluğuna emin olmalıdırlar ki mesela kafi kitabının yazarı muhammad oğlu yakub koleyni dir . ve böylece alimlerin yazdıkları ve dedikleri ve kendi kitablarında koleyni efendini medh ettiklerini gördüğü zaman zahiri ilim ele geliyor ve bu kişinin iyi birisi olduğu kanaatına varıyor ve muhammed oğlu yakubun iyi birisi olduğuna ve onun kendi imamına yalan bağlamadığına ve o da kendine düşen araştırmayı yapıp da bu rivayet ettiklerinin imam eleyhesselama ayıt olduğuna emin olduktan sonra yazmış olmasını öğrenir ve ona ilim ve güven sağlar . ve yine daha evvel yaşayan hak olan alimlerin kitap yazmaları ve rivayet etmelerinde yapılan titizlikleri araştırıp görünce , onların doğru olup peygember ve imamlardan olduğuna inanır ve ona ilim sağlanır . bunlara o kadar güven sağlanır ki artık bu yazıların anlamını kendi dini olarak seçer ve onları uygular, bundan başka kitablarındada yazar ve diğer mömünler de onu din yaparak uygularlar . demek ki bu deliller ve araştırmalardan sonra fegih birisine zahiri ilim sağlanmış olur ki bu kafi ismi ile anılan kitabın içerikleri ve onda yazılmış olanlar şüphesiz peygember ve imamlardan rivayet edilmiş ve o hazretlerin buyurdukları dır , hatta ki dünya da başka şeylere ilim sağlamış ise bundan az dikkat edilmiş ve bu konuda daha fazla titizlik yapmış mutlaka , çünkü başka kitap lar söz konusu olduğunda mesela şahname kitabını bu esirde yazanlara o kadar güvenilmez , çünkü onların yazarlarının ferdosi ye ne kadar düşkün oldukları onu ne kadar sevdikleri belli değil ve hiç bir şekilde güvenemeğiz onun yazarına , kelimeleri ve harfleri tam yerinde olması ve onların aynı ferdosi gibi yazılmasına dıkkat etmiş mi bu yazar ? fakat peygember ve imamlardan rivayet edenler onları seviyor , onlara karşı dürüst ler ve ihlas ları vardır ve onları doğru rivayet etmeğe tüm güçleri ile çalışmışlar , bu araştırmalar birinci sınıf ve geryenin elde edebileceği delil ve burhanın nihayet derecesi ve en titizlilikle güvenebileceği için yapabileceği işler dir . bundan fazlasını da, yapamıyacaklarından görevlendirilmemişler bu şahıslar . demek ki bunlar kendilerine mümkün olan kadar çalışıyor ve cenabı allah ve peygemberin buyurduklarına güvenebilir bir şekilde ilim sağlıyabiliyorlar . bunların anlamını ve manasını ise genel olan deliller , yani kelimelerin anlamını açıklayan kitaplar , gramer kitapları ve fesih yazarların kitapları , şairlerin yazdıkları ve haberlerde bu konuda buyuruklar ve bu gibi işlerle anlarlar . meselaaynı hafizin ( iranlı şair) şiirlerini anladıkları gibi , cenabı allahın kitabına baktıkları zaman görürler ki allah da aynı emiri vermiş ve buyurmuş :kunu me essadegin كوُ نوُ مَعَ الصّادِقين yani: doğru konuşanlarla olunuz, onlardan alınız , onları dinleyiniz ve buyurmuş : eza cae kom fasegon nebeen fetebeyyenu .اِذا جائكُم فاسِقٌ بنَبأ فَتَبَيَّنوا yani : eğer her hangı bir fasig ve kötü bir adam size haber getirirse muhakkak o haber konusunda araştırma yapınız . haberlere ve sünnete baktıklarında bu yolun ve bu nevi araştırma ve öğrenmenin doğru olduğunu görürler çok yerde buyurmuşlar ki onların hadisleri yazılsın ve rivayet edilsin ,başkalarına da yetiştirilsin , hazrete peygemberin emirlerini görürler ki o hazret de böyle buyurmuş :nezzerellaho ebden seme e megaleti fevea ha ve belleğeha men lem yesmeoha . نَضرَ اللّه عَبداً سَمِعَ مَقالَتي فَوَعاها وَ بَلَّغَها مَن لَم يسمَعُها yani : cenabı allah yüreğin taze ve hürrem yapsın o bendenin ki , benim dediklerimi işitir duyar ,onları ezber yapar , ve duymayanlara duyurur ve yetiştirir. ve yine imam eleyhesselamın buyurduğunu görürler ki buyurmuş :oktob ve bosse elmeke fi ekhvaneke fe enneho yeeti eleyhem zemano herecen la yeenesune ella bekotobehem . اُكتُب وَ بُثَّ عِلمَكَ في اِخوانِكَ فَاِنَّهُ يَاتي عَلَيهِم زَمان حَرَجٍ لا يَانَسونَ اِلاّ بِكُتُبِهِم yani : bildiklerini ve ilmini yaz ve kardeşlerinin arasında paylaştır ve çoğalt ,zira çok zor ve dar günler gelecek , ki onlar bu yazılar ve kitaplardan başka bir enis ve derdini anlatacak birini bulamıyacaklar. ve imamezzeman eccelellaho fereceh in buyurduğunu görürler ki buyurmuş :emmelhevadesol vagee ferceu fiha ela rovete hedisena fe ennehom hocceti eleykon ve ene hoccetollah . اَمّاَ الحَوادِثُ الواقِعه فَارجِعو فيها اِلي رُواةِ حَديثِنا فَاِنَّهُم حُجَّتي عَلَيكُم وَ اَناَ حُجَّةُ اللّه yani : size gelen hadiselerde başvurun bizden rivayet edenlere , doğrudan doğruya onlar benim höccetimdirler sizlere . bende cenabı allahın höccetiyim . bunların hepsini gördükten sonra kendi yollarının doğruluğuna inanır ve güvenirler . bunlarda onların en fazla yapabilecekleri dir, cenabı allah dabundan çok istememiş bunlardan kendisi buyurmuş : ve la yokellefollaho nefsen ella vos eha وَ لا يُكَلِّفُ اللّهُ نَفُساً اِلاّ وُسعَها yani : cenabı allah hiç bir nefse , şahısa yapamıyacağı bir görevi vermez ve yapmağa mecbur etmez .ve bu mucahide ve çalışmakla , vadettiği gibi onları kendisi hidayet eder ve doğru yola götürür ve buyurmuş : ellezine cahedu fina lenehdiyennehom sobolena . اَلَّذينَ جاهَدوا فينا لَنَهدِيَّنَهُم سُبُلَنا yani : bizim yolumuzda çalışanlar bilsinler ve emin olsunlar muhakkak ki kendi yolumuzu onlara gösteririz .cenabı allah yolunda böyle çalışanlar da mecurdurlar ve allahdan ecr alırlar yani sevab kazanır ve doğru yolada kalırlar .

Fakat ikinci gerye ve sınıf öğrencileri ki artık akıl sahibi olmuşlar , gerçi onların nefsi genel olarak konuları öğrenmiş , fakat bunları akıl yolu ile de anlamak ve akıl yolu ve vasıtası ile de yegin ve güven kazanmak isterler . böylece akıl yolu ile istidlal etmek ve konulara mantık ile bakmağa başlarşlar ve derler ki , bu alemin akılların hayran kaldığı , hikmet ve tertip ile yaratılışından belli oluyor , anlaşılıyor ki bu alemin yaratıcısı ve rebbi hekimdir . bu gördüğümüz sonsuz olanaklardan anlıyoruz ki bu alemin yaratıcısı kadirdir . ilim varlığından alimlerin var uluşundan ve bu alemin yaratılışında kullanılan ilimlerden anlıyoruz ki , bunun yaratıcısı alimdir , her şeyi yoktan var ettiğinden anlaşılıyor ki genidir ve kimseye , hiç bir şeye ihtiyacı yoktur . ğeni olduğundan da adildir , çünkü zulum ihtiyaçtan doğar , ve halkdan hiç kimse onun yaptıklarına karşı gelemiyeceğinden ve onun işlerinde hiçbir kusur yapamıyacaklarından , onun işleri tam ve kusursuzdur . ve bu allah ki bizim hidayetimiz için bir peygember göndermiş ve onu bizim hidayetimiz için bir araç ve bir vesile seçmiş , mutlaka en iyi araç ve vesile yi seçmiş olmalı ve onun risaletini ve peygemberliğini yapabilmesi için hiç bir engen ve kusur olmamalı , çünkü cenabı allah bunları yapmağa kadirdir ve cenabı allahın bu işleri bu tür tam ve kusursuz yapmasında da kimse ona karşı gelemezdi ve gelmemiştir . bu allah bu dediklerimizden sonra ve bunlara elaveten hekimde olmaktadır , hekim biriside iyi işi bırakıp da kötüyü seçmez ve yapmaz . bu tür delil ve burhan dan bu netice ve sonuca varırlar ki , mutlaka cenabı allah en iyi vesile ve aracı yaratmış ve o araca mutlaka kendi hükümlerinin ilmini ve bilimini vermiş ve ona uyacak olanların ve onu dinleyip emirlerini uyguluyanların hallerini ona öğretmiş ve kendi emirlerinin nasıl halka ulaştıracağını da ona öğretmiş ve gücünü de vermiş ki doğru olarak onlara onun hükümlerini yetiştirsin , onu masumda yaratmış ki tam onun emrinde olsun ve onun emirlerini istediği gibi yetiştirsin halka , onun risaletini yapabilmesi için her tür vesile , araç ve ya güç lazım ise ona vermiş , aynı bir padişahın vezirini bir işe gönderdiğinde nasıl ki asker , tüfek , top , yiyecek , içecek ve o işin yapılmasında gereken tüm bilgileri o işi başarı ile yapabileceği için ona verir , adil , kadir , kamil allah da peygemberini onun risaletini tam ve başarılı ve kusursuz yapması için tüm gerekenleri ona verir tabi ki , böylece yegin eder ve kesin anlarlar ki , onun peygemberi hekim , alim , kadir , ve masum muş ve işini yapması için tüm gerekli şeyler onun imkanları dahilindeymiş ve kendi risaletini hayatında yerine getirmiş ve mükemmel şekilde yapmış , böylece inanırlar ve yegin ederler ki cenabı allahın peygemberi kıyamete kadar ümmetin hallerini , adetlerini , hayatın hadiselerini , işin yapılmasında öne çıkabilecek engelleri ve böyle olanaksızlıkların tümünü biliyor ve onları tanıyordu ve kendinden sonra tüm zamanlar için aynı kendisi gibi masum , kadir , alim , hekim halife ve kendinden sonra işlerin devamını yapmak için birilerini seçmiş ki cenabı allahın hükümlerini halkına yetiştirsinler , ve yegin eder ve inanırlar ki onlarda işlerini yapmışlar ve cenabı allahın hükümlerini yetiştirmişler . ve hep onların yapacaklarını onlara bu dünyanın araçları ile bildirip ve hep onları kontrolları altında tutmuşlar ki işlerini doğru ve kusursuz yapsınlar ve cenabı allahın istediği gibi hükümleri halka yetiştirsinler . sahip oldukları ilim ve güç le kimsede onlara karşı gelememiştr.

Şimdi bu zamana kadar cenabı allahın hükümleri hep vesileler ve vasıtalar la gönderilmiş , iletilmiş ve sige ravilere ( güvenilir rivayet edenlere ) ki onlarla halk arasında sonuncu vasıtadırlar , iletilmiş ve bildirilmiş ve rivayet edenlerin dili ile de halka iletilmiş ve bildirilmiştir . böylece bunları düşünerek ve bu delillere güvenerek yegin eder ve kesin bilirler ki , bu güvenilir rivayet edenlere , cenabı allaha bağlı olan vasıtalar aracılığı ile iletilmiş bu hükümler ve bu ravilerin dili ile de halka yetişmiş bu hükümler ve bilirler ki bu hükümler cenabı allahın hükmü dür ve onları uygulamak halkın görevidir . böylece bu hadislerin zaman içinde çeşitli hadiseler geçirerek bu güne varmış olmasından hiç vahşet etmez ve onların doğruluğunda şüphelenmezler ,çünkü kesin biliyor ve inanmışlar ki tüm zamanlarda cenabı allahın özel ve kadir görevlileri bunları her tür değişmden , azalıp çoğalmalardan korumuşlar ve görevlerini cenabı allahın istediği gibi ve onun rızasının olduğu gibi yapmışlar . kısaca güvenilir ravilerden duydukları ve aldıkları rivayetlere, akıl ve mantıkla yegin eder ve tam güven sağlarlar . ve ne zaman ki akıl yolu ile elde ettikleri güven ve yeginlerinin doğruluğunu araştırırlar , onların cenabı allahın kitabı ve hazreti peygemberin sünneti ve ale mohemmed eleyhemosselamın haberleri ile aynı olduğunu görürler , akıl vemantık yolu ile ısbat ettikleri sıfat ve kemallerin hepsini onlarda görürler. cenabı allahın kitabında okudukları zaman ki buyurmuş :felellahel hoccetol baleğe فَلِلّهِ الحُجَةُ البالِغةُ yani : cenabı allah içindir höccet göndermek . gördüklerinde anlar ve kesin bilirler ki onlara varmış ve gelmiş olan cenabı allahın höccetidir . hazreti musebne cafaerin ( yedinci imam ) buyurduğunu görürler ki buyurmuş :gol felellahel hoccetol baleğeto felov şae lehdakomen ecmein yobelleğol hoccetel baleğetel cahele feyelemoha becehlehe kema yelemol alemo be elmehi le ennellaho edlon la yecuzo yehtecco ela khelgehi bema yemelune yed uhom ela ma yerefun la ela ma yechelune ve yenkerun .قُل فَلِلّهِ الحُجِّةُ البالِغةُ فَلَو شاءَ لَهديكُمٍ اَجمَعين يُبلِغُ الحُجَّةَ البالِغَةَ الجاهِلَ فَيَعلَمُها بِجَهلِهِ كَما يَعلَمُ العالَمُ بِعِلمِهِ لِاَنَّ اللهُ عَدلٌ لا يَجوزُ يَحتَجُّ عَلي خَلقِهِ بِما يَعلَمونَ يَدعوهُم اِلي ما يَعرِفون لا اِلي ما يَجهَلون ُ وَ يُنكِرونyani : söyle baleğe höccet ve çok açık delil ve burhan cenabı allaha mahsustur . demak ki iseteseydi ( her kese bildirirdi ) hepinizi hidayet ederdi . baliğe höcceti cahile yetiştirir , ve o cahil tüm cahilliği ile onu anlar ayni bir alimin ilmi ile anladığı gibi , çünkü cenabı allah adildir ve cor ve zulum yapmaz ,ihticac eder ve höccet getitir halkına bildikleri şeylere , onları davet eder anladıklarına anlamadıklarına değil .

Böylece anlarlar ki cenabı allah kendi höccetini her kese yetiştirir , ve o zaman ki cenabı allahın buyurduğunu okurlar : enne eleyna beyanehoاِنَّ عَلَينا بَيانَهُ yani : bize ayittir onu beyan etmek ve bildirmek . anlarlar ki ehkamın bildirilmesi ve hükümlerin anlatılması cenabı allaha ayittir ve kendisi bu işi kabullenmiş ve üstlenmişdir . ve ne zaman ki hazreti sadık eleyhesselamın buyurduğunu okurlarsa ki birisi sormuş: hel coele finnase edaton yenalune behelmerefete ? fegalo la . gile fehol kolleful merefete ? gale la , elellahel beyano la yokellefollahe nefsen ella voseha ve ella ma ataha .

هَل جُعِلَ في الناسِ اَداة يَنالونَ بِهَا المَعرِفَةَ ؟ فَقالُ لا . قيلَ فَهَل كُلِّفوا المَعرفةَ ؟ قالَ لا عَلي اللهُ البَيانُ لا يُكَلِفُ اللهَ نَفساً اِلاّ وُسعَها وَ اِلاّ ما آتاها yani : acaba halk da her hangi bir vesile ve alet cenabı allahın marifeti ve onu tanımak için kon muş mu ? cevabında buyurdular hayır . soruldu : acaba cenabı allahı tanımak için mukellef oldular mı? Buyurdular hayır , söylemek ve bildirip anlatmak sırf allaha mahsustur ve kendisi üstlenmiştir ve cenabı allah kimseyi ona yetiştirdiğinden ve onun yapabileceğinden fazla mükellef yapmaz ve iş istemez . anlarlar ki tarif etmek ve emirleri iletmek cenabı allahın şanı dır ve tarif etmek , beyan etmek ve emirleri iblağ yapmak kendisine mahsustur ve halkın yapabileceği bir iş değildir ve onlara varan ve gelmiş olanı o kendisi göndermiş ve istediği ve razı olduğu gibi göndermiş ve yetiştirmiş ve halktan fakatonları kabul etmelerini istemiş . nasıl ki hazrete bager eleyhesselam buyuruyorlar :leyse lellahe ela khelgehi en yerefu ve lel khelge elellahe en yerefehom ve lellahe elel khelge eza errefehom en yegbelu . لَيسَ للهِ عَلي خَلقِهِ اَن يَعرِفوا وَ لِلخَلقِ عليَ اللهِ اَن يَعرِفَهُم وَ للهَ عَليَ الخَلقِ اِذا عَرَّفَهُم اَن يَقبَلوا yani : halk cenabı allahı tanımak ve ona marifet getirmek için görevli değiller , belki cenabı allah üstlenmiştir halka marifet yollarının tanıtılmasını ve onu tanımak yollarının öğretilmesini ve bundan sonra da halk sorunlu ve görevlidir verilenlerin kabuluna. ve yine o zaman ki cenabı allahın buyurduğunu okurlar : ya eyyoherresul belleğ ma onzele eleyke men rebbek . بَلِّغ ما اُنزِلَ اِلَيكَ مِن رَبِّك يا اَيُهَا الّرَسول yani : ey peygember cenabi rebbin tarafından sana nazıl olanı yetiştir ve anlat ve söyle halka . anlarlar ki iblağ ve halka yetiştirmeğe görevli olan o hazrettir ve ne zaman ki hazrete sadık eleyhesselamın buyurduğunu okurlar ki ravı huzurlarına arz ediyor: ceelto fedake fehel yerel emamo mabeynel meşrege vel meğreb ? gale yebne bokeyr keyfe yekuno hocceten ela gotreyha ve hove la yerahom ve la yohkemo fihem ve keyfe yekuno hocceten ela gomen ğoyyeben ve la yegdorune eleyhe ve keyfe yekuno moeddiyen enellahe ve şaheden elel khelge ve hove la yerahom ve keyfe yekuno hocceten elyhem ve hove mehcubon enhom ve ged hile beynehom ve beyneho en yegume be emre rebbehi .جُعِلتُ فِداكَ فَهَل يَريَ الاِمامُ ما بَينَ المَشرِقِ وَ المَغرِبِ ؟ قالَ ياَ ابنَ بِكَيرٍ كَيفَ يَكونُ حجَّةً عَلي قُطرَيها وَ هُوَ لا يَراهُم وَ لا يُحكَمُ فيهِم وَ كَيفَ يَكونُ حُجَّةً عَلي قومٍ غُيَّبٍ وَ لا يَقدُرونَ عَلَيهِ وَ كَيفَ يَكونُ مُوَدّياً عَنِ اللهَ وَ شاهِداً عَليَ الخَلقِ وَ هُوَ لا يَراهُم وَ كَيفَ يَكونُ حُجَّةً عَلَيهِم وَ هُوَ مَحجوُبٌ عَنهُم وَ قَد حِيلَ بِينَهُم وَ بِينَهُ اَن يَقوُمَ بِاَمرِ رَبِّهِ
yani : sana feda olum , acaba imam batını ve doğunu görür mü ? buyurdu ey ebne bokeyr , nasıl iki tarafa da höccet olur onları görmediği ve onlara hüküm süremediği halde ? ve nasıl kendinden gizli olan halka höccet olur ? halkın ona varamadığı onun halka yetişemediği halde nasıl onlara höccet olur ? ve nasıl cenabı allah tarafından halka yetiştiren ve halka şehit olsun bir halde ki onları görmüyor ve nasıl halka höccet olsun bir halde ki onlardan gizlidir ve bu ikisi arasında bir mani ve bir kısıtlayıcı olduğu halde ve cenabı allahın emirlerinin yerine getilmesinde onu engelleyecek her hangı bir şey varsa
? hadisin sonuna kadar bunu okudukları zaman anlarlar ki onların istidlalleri burhanları doğruymuş ki , iblağ etmeğe ve halka yetiştirmeğe görevli olan kimse , gadir ve kudretli ve mükelleflerinin tüm hallerine alim olmalı ve onların tüm hallerini bilmeli , zira ki aksi halde işini yapamaz ve görevini sonaerdiremez . ve yine hazrete peygember sellellaho eleyhe ve alehin buyurduğunu okuduklarında ki buyurmuş: fi kolle kholefen men ommeti edlon men ehle beyti yenfi en hazeddine tehrifel ğaline ve entehalel mobteline ve tevilel caheline . في كُلِّ خلفٍ مِن اُمَّتي عَدل مِن اَهلِ بِيتي يَنفي عَن هذَا الدينِ تَحريفَ الغالينَ وَ انتِحالَ المُبطِلينَ وَ تَاويلَ الجاهِلينَ yani : benim ümmetimde her nesilde benim ehlibeytimden bir adil şahıs vardır ki , uzaklaştırır bu din den , golovv edenlerin artırıp azaltmalarını ve kendilerini alim olmadıkları halde alim gösteren batil ehlinin yalanlarını , ve cahillerin yorumlarını . ve hadisin sonuna kadar, anlarlar ki her zaman yalanları , kötü yorumları ve artırıp azaltanların yaptıklarını yalanlıyan ve onları düzelten birisi vardır ve cenabı allahın höcceti bu adamların yaptıklarından kurtulur ve sağlam kalır . ve ne zaman ki hazrete sadık eleyhesselamın fermayiş buyurduklarınıokurlarsa ki buyurmuş : ebellaho en yoerrefe batelen heggen ebellaho en yecelel hegge fi gelbel momen batelen la şekke fih . اَبَي اللهُ اَن يُعَرِّفَ باطِلاً حَقَاً اَبَي اللهُ اَن يَجعَلَ الحَقَّ في قَلبِ المومِن باطِلاً لا شَكَّ فيه yani : cenabı allah eba buyurmuş , mömünün kalbinde , batilin hakk görünüp doğru tanınmasından , şüpheli bulunmayan bir batil gibi bırakılmasından eba buyurmuş cenabı allah ( yani mömünün kalbinde bir şüpheli batili hiç bir zaman bir hak konu gibi yerleştirmez cenabı allah ) hadisin sonuna kadar . anlarlar ki onlara varan ve yetişen ve yegin ettikleri ve güvendikleri hakdır ve hakıkattır . böylece akılları ile vardıkları dellilerin doğruluğunun şahid lerini ve onların netice ve sonuçlarının doğruluğunu kitap ve sünnet de görürler ve artık güvenirler , fakat evvel geryede ve sınıfta olanlar da henüz akıl zahir olmadığına göre bu sınıftakıların sözlerini pek anlamazlar ve cenabı allahın tayidinden ve tesdidin den daha fazla neccaşi ve keşşi nin doğruluğuna ve vesagetine ( sige olmasına) itimad eder ve inanırlar. ( neccaşi ve keşşi şahıs ismi olarak yazılmış ) , fakat ikinci sınıf adamları ve akıl gözü ile bakıp görenler bu ikinci sınıf delillerini çok sağlam ve kitap ve sünnet ile aynı görürler ve ehli beytin haberlerinin doğruluğuna kesin inanırlar ve rahat yatar ve uyurlar , fakat onlarda bunların kesin doğru olduklarına ınanırlar velakin bu halka iblağın nasıl olduğunu ve neden bize doğru vardığını ve emirlerin nasıl bu güne kadar değişmeden bize ulaştığının delillerini bilemezler. Aynı bir akıllı kimse gibi ki arabanın yürüdüğünü ve yol giddiğini görüyor ve ona ınanıyor. bu arabanın içinde bir hareket ettiren gücün varlığını anlıyor ve her hangı bir alet bu hareketi lastiklere ulaştırıyor . bunu da kesin biliyor . fakat mekanik ilimini bilmediğinden bu aletlerin ne olduğunu ve nasıl çalıştığını ve onların diziliş tertiplerini ve bu arabanın hekim olan yapıcısının bu işte kullandığı hikmetli işlerini bilemez ve anlamaz . fakat bu işleri ve bu hikmetli tertibi bilmemek ve bu hareket eden motor gücünün nasıl lastiklere ulaşıp arabayı hareket ettiren araçları tanımamak, onun arabanın haraket etmesinin inancına hiç bir zarar etmez ve bu inancı azaltmaz ve ona şüphe getirmez. gerektiği zaman bu batini mechul olan arabanın direksiyonuna oturur ve arabada onu istediği yere götürür .

Fakat hikmet bilen ve eşyaların zahiri hakikatlarından anlıyan üçüncü sınıf lılar mekanik ilmini de biliyorlar ve motor ile lastikler arasında bulunan bağları ve aletleri ve vesilelerin hepsini biliyor ve onların var oluşunun hikmetini ve nedenini tek tek biliyor ve her birisinin ne işe yaradığını ve olmadığı takdirde hangı eksikliğin ortaya çıkışını da biliyor ve bu aletlerin her hangı birisinde de bozulma olursa onu tamir edip yeniden kullanılır hale getirip yerine bağlayarak arabanı yürür hale getirebilir . evet bu sınıfta olanlar bu hareketin ve gücün nasıl oluştuğunu ve onun niteliğini , benzinin nasıl patlama yapıp sıcaklığa dönüşünü ve bunlardan doğan gücün nasıl harekete dönüştüğünü bilmezler, fakat gücün doğduğu yerden itibaren hareketin lastiklere nasıl ulaştığını ve bu arada olan aletleri ve araçları ve parçaları ve onların fonksiyonlarını ve işlerini tanır ve bilirler . bunlar eğer kullanılan metallerin dayanaklık derecesinin ne olacağını bilmiyorlar ise, eğer yer çekim gücünün bu aletler arasındakı fonksiyonu ve onu bunlar nasıl etkilediğini bilmezlersede bu kadar bilirler ki mesela polosun cinsi ne olmalı ,onun boyu ve çapı ve şekli nasıl ve nekadar olmalı ve eğer bu alet kırılırsa bir yenisini yapıp arabayı yürür hale getirebilirler şimdi bu örnek verdiğim konu gibi , hikmet bilenler genel ilim ve öğrenmek ve akılla ele gelen yegin ve kesin inançtan başka , iblağın doğruluğunu ve onun yollarını ve nasıl ulaştığını da biliyorlar ve örnekte geçen tüm şeyleri biliyorlar ve imamın buyurduklarının nurunu her yerde takip ediyor ve sige raviden ( doğru rivayet eden güvenilir ravi ) işitiyor ve duyuyor ve imam eleyhesselamın buyuruşunun manasını ve anlamını anlıyor ki buyurmuş : enne lena me e kolle veliyyen e eyonen nazereten ve elsenen nategeten ve gluben vaiyeten ve leyse yekhfa eleyna şey on men eemalekem ve egvalekom ve ef alekom bedelile golehi teala ve golemelu feseyerallaho emelekom ve resulehu vel momenune ve lolem yekon kezaleke ma kane lena elennaso fezlon .اِنَّ لَنا مَعَ كُلِّ وَليٍّ اَعيُناً ناظِرَةً وَ اَلسُناً ناطِقَةً وَ قُلوباً واعيَةً وَ لَيسَ يَخفي عَلَينا شَيٌ مِن اَعمالِكُم وَ اَفعالِكُم بِدَليلِ قولِهِ تَعالي وَ قُلِ اعمَلوا فَسَيَريَ اللهُ عَمَلَكُم وَ رَسولهُ وَالمومِنونَ وَلَولَم يَكُن كَذالِكَ ما كانَ لَنا عَليَ النّاسِ فَضلٌ
yani : her zaman bizim için vardır her veli ile bir bakar göz , konuşan dil , ve koruyucu niteliği taşıyan yürek , sizin yaptıklarınız , konuştuklarınız ve işleriniz bizden gizli değil cenabı allahın buyurduğuna göre ki buyurdu : söyle onlara ki dediklerimi yapın zira ki cenabı allah ve onun resulu ve mömünler sizin işlerinizi ve yaptıklarınızı görecekler ve eğer böyle olmaz iseydi bizim halka hiç bir üstünlüğümüz olmazdı
. ve sanki kendilerini imamın karşısında ve huzurunda görüyorlar ve onun buyurduğunu duyuyorlar cenabı allahın buyurduğu bu delillere bir işarettir kibuyuruyor : zaleke lemen kane leho gelbon ov elgessem e ve hove şehidon . ذالِكَ لِمَن كانَ لَهُ قَلبٌ اَو اَلقيَ الّسمعَ وَ هُوَ شَهيدٌ yani : bu aklı olan kimse içindir ve ya birisi için ki aklını toplamış dinliyor ve duyduklarını yapıyor . bu tür delillerin anlaması ve bu mantıkla konuşmak ve anlamak onların yeteneği dışında dır . onlar zikr , fikir , ilim ve helm adamıdırlar ,üçüncü sınıf öğrencilerinde onların yeteneklerinden daha üstün olan bir yetenek vardır ki onun adı nebahet dır . anlamı şerafet ( üstünlük ) dür ve bu yetenek gücü ile onlardan üstün olmuşlar ve iyidir ki bu yetenek hakkında az bir açıklama yapayım .

Arz ediyorum ki bu nebahet gücü ve yeteneği geçen sayfalarda anlattığım anlama güçleri ile iştirak eden yanı vardır ve onların hepsinde görünür . aynı lamise ( temas ederek anlamak ) gücü ve yeteneği gibi ki gözde , kulakta ve dilde ve burunda da vardır ve onların hepsinden zahir olmaktadır ve görünenleri , duymalıları ve tadmalıları ve koklamalıların hepsini dokunur gibi hıs ve idrak eder fakat bu dört tane aletin eksiklikleri nedeni ile lamisenin anladıklarının hepsini değilde bazı yanlarını anlamakta ve yansıtmaktadır velakin insanın kafasında bulunan buhari ruh bu lamise ve hıssların ve hayvani anlama güçlerinin hepsine sahiptir ve her şeyi onu anlama aleti ile anlar ve bunlardan başka birde kendine ayit olan üstün bir anlama gücüne sahipdir şimdi zilli insan mevkisinde de nebahet yeteneği o dört gücün teker tekerinde bazı açılardan zahir dir v ,fakat kendi mevkisi ve makamında tek başına tüm zilli insanın anlama güçlerini ve anlama yeteneklerini içerir ve o güçlerin kalbi ve merkezi ve tümüdür ve onların yaptıklarının hepsini yapar , zakire ile zikr eder fakire ile fikr eder ve düşünür , alime ile ilim öğrenir , agile ile helm yapar ve kendine mahsus olan anlama gücü ile de işlerin hakikatını anlar ve ona mahsus olan iş ise dostluk ve duşmanlık tır ki eğer yüzünü hayırın aslına ve mebdeine çevirirse , onun kalbinin nuru ile ışıklanır ve onunla aynı renk ve aynı sıfata kavuşur ve onun marifetini kazanır ve onu tanımaya başlar ve bu benzerlik ve onunla aynı olmak sayesinde , hayır mebdeinin sevgisini kazanır ve kendi işlerini o dört batini güç ve zahiri diğer güçler aracılığı ile onun sevgisi ve rızası için gerçekleştirir . velakin eğer bu yüzünü şerr ve kötülük mebdeine çevirir ise onun zülmet ve karanlığı ile zülmani ve karanlık olur ve hayır mebdeinin duşmanlığını kazanır ve kendi işlerini ve yapacaklarını o dört batini ve zahiri anlama aletleri ile onun duşmanlığının gereğini yapar . ve dinin esası , kalbin ve yüreğin yapacağı dırki imam eleyhesselam buyurdular : hel eddine ellel hobbe vel boğz ? اِلاَّ الحُبِّ وَالبُغض هَل اَلّدينَ yani : acaba din dostluk ve duşmanlıktan başka bir şeydir ? başka emeller ve işler bu dostluk ve duşmanlığın fruatından ve onun kol kanatıdırlar . ve gördüğünüz ve okuduğunuz bunca konu ki bizim büyüklerimiz ve meşayehimiz ki derecelerini ve megam ve mevkilerini cenabı allah yükseltsin , cenabı allahın tanınmasında , peygember efendimizin ve imamlar eleyhesselamın ve şiilerin ve onlar ile bizim aramızdakı şahısların tanınmasında ve onların feziletleri ve mevki ve makamları hakkında ve onlara karşı saygılı olmanın vacip olduğunu ve onların sevgisinin gerekli olduğunun anlatılmasının nedeni budur ki bunlar bu gerye ve sınıfın derslerindendir ve bu sınıfa girebilmek için kabiliyyetlerin az çok arttığından ve yavaş yavaş bu anlama güçünün halkta göründüğünden cenabı allah bu büyükleri ki bu sınıfın hocalarından dırlar görevlendirmiş . fakat bu sınıf ve diğer tüm aşşağı ve yukarı sınıfların esas ustad ve baş hocası her zaman anlattığım gibi imamın kapısı olan onun has naibi ve ondan hiç bir aracı olmadan doğrudan alabilen kişidir . ona elimiz yetişmedikce onun nurunu o alemi ışıklandıran güneşin ışığı ile ışıklanan duvarlardan ve aynalardan almalıyız ve bu alimlerin belirtileri ve işaretleri ilim ve bildikleri ilimleri uygulamakdır , yani tanımak ve sevgidir . şimdi sizden önde giden ve sizden daha çok ilmi ve bu hocalara sevgisi ve saygısı olan her hangı bir şahsı gördünüzmü , o sizin ağabeyiniz ve hocanızdır onu, ondan daha büyüğünü buluncaya kadar bırakmayınız , onunla gidip geliniz her zaman onun yanında olmağa çalışın ve yanında olamazsanız onu hatırlamak onun laflarını, işlerini, sıfatlarını hatırlamak la kendinizi onun ışığı ile ışıklandırmağa çalışın ve öğrendiğiniz dersleri uygulayınız ki her gün geştikce yukarı seviyyede dersler alma yeteneğine sahip olunuz . böyle birisini böyle bir hocayı bulmak onun talibi için zor bir iş değildir . herhangı bir şahıs ki ilminde ve rivayet ettiklerinde imamlar eleyhemosselama bağlıdır ve onların duşmanlarının ilminden almıyor ve onlardan rivayet etmiyor ve kendini onlardan koparmış ve tüm yaptıklarında ve söylediklerinde ve hallerinde kendini dostlara benzetip ve onları temsil eden bir ayna gibi olmuş ve hep onlardan konuşuyor ve onların feziletlerini söylüyor ve kendi oyunu ve nefsinin istediklerini bir kenara birakıp ve onların rızası ve istekleri ve sevdikleri doğrultusunda hareket ediyor ve kendini onlardan itaat etmek ve onları dinlemek ile mahv etmiş ve kendini bir kenara koymuş ve tüm dostun isteği üzere hareket ediyor ise bu onların adamı ve onların şii si dir ve sizin ağabeyinizdir . böyle birisi halk arasında tanınmamış olamaz , hazrete sadık çok bu şiri okurlardı :

Elemol moheccete vazehon lemoride ** ve ereyel golube enel moheccete fi ema
veleged ecebto lehaleken venecatehu mocudeton ** ve leged ecebto lemen neca

عَلَـــمُ المَـحَجَّةِ واضِـــــحٌ لِــمُريده ** وَ اَرَي القُلوبَ عَنِ المَحَجَّةِ في عَمي

وَلَقَدعَجِبتُ لِـــهالِـــكٍ وَ نَــجاتُهُ موجودَةٌ ** وَ لَـــــقَد عَجِبتُ لِـــمَن نَــــجا Yani : doğru yolun işareti onun talibine bellidir

Fakat görüyorum ki kalpler onu görmekten kördürler

hakiketen şaşırdım o kimselere ki kurtuluşlarına yol varken kurtulamadılar

ve şaşırdım kurtulanlar için

bu kadarlık nebahatin açıklamasında yetiniyoruz fakat sözün bitmesi ve tamamlanması için nezahet ve hikmet hakkında ki imam eleyhesselam bu ikisinin insaniyyet özelliklerinden olduklarını buyurmuşlar, azcık açıklama yaparak üçüncü gerye ve sınıf konusunu kapatıyoruz .

velakin nezahat , farsça nezahet yani temiz ve arındırılmış olmak , burada nezahetin anlamı tüm cemadi ve nebati ve hayvani sıfatlardan arındırılarak temizliğe kavuşmak ve münezzeh olmaktır . nezahet natigeye godsiyye nefsinin özelliklerindendir ki her kimsede oluşur ve bulunur ise bu mertebelerden ve mevkilerden yükselir ve kendini hiç bir tekkelüf yapmaksızın hiç bir zahmet olmaksızın bu kötülüklerden temizlenir ve ister istemez temiz ve saf kalır . fakat bu dediğimiz nefs henuz zuhur etmemiş ise ve insan o nefse sahip olma çabasında ise ve o nefsin gelmesi için engelleri aşmak istiyor ise , o kötü sıfatları kendi çalışması ve çabaları ile kendinden uzak tutmalıdır . kendisi bulunan evi temiz tutmalı ve pisliklerden arındırmalı ki ev sahibinin gelmesi için ideal ve elverişli olsun , ilk başta ve her şeyden evvel evin zahiri, yani vucudunu şeriyette olan emirler ve söylenen işlerle temizlemeli , her zaman abtesli olmalı vacip olan , mustehep olan gusulları yapmalı , dişlerini temizlemeği hiç unutmamalı , saçlarını ve başka zayit tüylerini kısaltarak temizlemeli , banyo yapmalı , pıs bir şahıs olmamalı , necislerden kendini temizlemeli , temiz elbise giymeli , haram olan yemekleri yememeli , mekruh olan işlerden oldukca ve başarabildikce uzak durmalı , çok yemek den ve ifrat etmek den kaçınılmalı eylence ve hareket etme ve gezmekten gerekli olduğu miktarlarda yapmalı ve onları terk etmemeli , çok uyukudan kaçınılmalı , oturmak ,kalkmak ve yürümekte kendini hayvanlara benzetmemeli , oturduğu evi hep temiz tutmalı ve bu dediklerimizin hepsinde aynı şeriyetin buyurduğu gibi ki oda itidal dır yapmalı ve batinini de rezil sıfatlardan ve beyenilmeyen nefsani işlerden uzak tutmalı ve onları yapmamakla temizlemeli , genelde dünyaya çok bağlı olmıyacak , dünya malı için çırpınmıyacak onu çok sevmiyecek , çok zor ve acayip istekleri olmıyacak , kanaat yapacak , iffetli olacak , kendini nefsinin istekleri ve hayvani istekler ve şehvetlere esir yapmıyacak , hazreti peygember ve tahir olan imamlar ve ahiret ehlinin zühdünü kendine örnek alacak ve onlar gibi zahid olacak , cenabı allahın emirlerini uygulamakta tenbellik yapmıyacak kötü huylu ve sinirli olmıyacak , kendine ve diğerlerine zulum yapmıyacak , kıskanç olmıyacak , kendini büyük görerek başkalarını küçümsemeyecek , batile taasubu olmamalı , reislik ve başkanlık peşinde olmıyacak ,yersiz sinir yapmıyacak ve gazep etmiyecek , zikr ,fikr , ilim ve helm mertebelerinde ve onları yaparken söylenen ve emir verilen , yapmamamız gerekenleri yapmamalı ve onlardan uzak durmalı , mesela zikr konusunda bazı yasaklar konmuş , bu yasakları yapmamalı ,mesela yalan söylememeli , iftira yapmamalı , dil ile duşmanlık etmemeli ve mucadeleden uzak durmalı , küfür etmemeli, kötü konuşmamalı ve kötü laflar kullanmamalı , mömün kardeşinin geybetini yapmamalı , peygember ve ale peygemberin duşmanlarını medh etmemeli , batil ehlinin ibda etikleri zikr leri yapmamalı , çok konuşmamalı , cenabı allahın ve onun oliyasının zikrinden gaflet etmemeli , kötü işleri ve mesiyetleri düşünmemeli , batil ve haram ilan edilmiş ilimler peşine düşmemeli ve mohemmed ve ale mohemmed aleyhemosselamın duşmanlarının alimlerinin ilmini taklit yapmamalı , kendi ilmini ale mohemmed eleyhemosselamın dışında kimseden almamalı ve öğrenmemeli .

velakin helme mahsus olanlar şunlardır . lehv den ,leğv den, itlaf ve israf dan uzak durmalı , boşuna konuşmamalı , yegini olmayan ve kesin bilmediklerini uygulamaya koymamalı , cahil olduğu ve bilmediği şeyleri konuşmamalı , anlamadığı ilimler hakkında konuşmamalı , bela larda ve hadiselerde sabırsızlık etmemeli ,kıskanç olmamalı , tegiyyenin gerektiği yerde tegiyye yapmalı , sırr ları açmamalı , kimseye tahammulu dışı bir işi yaptırmamalı , ve oliyaollaha kini olmamalı .

kısaca bu ki , tüm mesiyetleri terk edecek kebire günahlardan kaçınacak , seğire günahlara da ısrar etmiyecek ve tüm işlerde tahir ve temiz olan imamların sıfatı ile kendini sıfatlandırmış ve onların huylarını taklit eden mükemmel alimleri kendine örnek almalı . bu işler insana ne zamana kadar ki insani ruha sahip olmamış zor gelir , fakat o ruh gelince tüm bu işler tekellüfsüz ve zahmetsiz yapılır . mesela bir karanlık duvarı ışık tutmamız için onu hep bir ışık kaynağına , lambaya , güneşe doğru tutmalıyız , fakat eğer bu duvarı riyazetler ve çeşitli yollar ile kendinden ışık saçan hale getirirsek ve bu duvar kendiliğinden ışık saçarsa artık onu ışığa doğru tutmamız gerekmez ve kendiliğinden ışık saçar bu karanlık duvar , o ışık kaynağı nereden ışığı alıyor ise duvar da aynı kaynaktan alır ışığı , demek ki insani ruh aynı ışık kaynagı gibidir her kesde oluşursa tüm iyi işler iyi sıfatlar şeriyetin istediği namaz oruç ve tüm diğer teklifler o ruh aracılığı ile yapılır , aynı o karanlık duvarın ışıklanması gibi. rivayet ediyorlar ki hazrete selman dört yüz yıl bir seğire günah yapmadan yaşadı , fakat bizim gibiler insani ruh bulununcaya kadar mucahide ve çalışmakla kendimizi o ışık kaynağı karşısında tutmalıyız ki günahlar arkamızda kalsın ve biz onlardan uzak ve temiz kalalım diye . hadise şerifde gelen bu sözün ki : zina kar zina yaptığında ruhol iman ondan kaçar ve uzaklaşır : anlamı budur ki , o kötü işi yaptığında ışık kaynağına arkasını çevirmiş ve karanlık ve zulmani olmuştur çünkü ruhol iman o ışık kaynağıdır , ve tüm kötülükler karanlık ve onun kaynağıdır lar , ışığa arkanı çevirir yüzün karanlığa doğru olursa tabi ki karanlık ve zülmani ve kötüolursun . ve yine budur o hadisin anlamı ki buyurdular : her kimse hazrete seyyedeşşohedaya ( imam hüseyn e ) ağlarsa tüm günahlarının arınmasına neden olur , çünkü o hazrete ağlarken onu düşünüyor ve onun sevgisi ışığı karşısındasın , tabi ki ışıklanacak ve tüm karanlıklar bir anda ışığa kavuşacak , yani tüm günahlar silinecek ve temizlenecek , eğer bundan sonra bir günah yapmaz ise karanlığa doğru gitmez ise hep ışık ve günahsız kalır . geçen günahlar silinmiş olur ve öyle temiz kalır . aynı bin sene karanlıkta kalmış bir taş gibi , güneş karşısına ve onun ışığı karşısına çıkardığınız anda tüm bin yıllık zulumat bir anda ışığa dönüşür ve karanlık gider yerini ışık alır . tüm bunlardan sonra bilmeliyiz ki insaniyyet ruhu ve onun özelliği olan günahlardan nezahet ve temizlenme her kimsede bulunmuş ise, hoca ve ustad o dur bu aşamada .

ve lakin hikmet . o da güdsiyye nefsinin diğer özelliklerindendir ki söylenen kötülük ler den nezahet ve temizlenmekle oluşur . nezahet ve hikmet bir konunun iki yüzüdür ,iki tarafıdır , aynı bir ışığa bir lambaya doğru durmak ve ona taraf bakmak gibi , ki onun diğer tabir ve değişle anlamı karanlığa arkanı çevirmek olur. ve hikmet marifet ve dinlemek ve itaat , laf dinlemek ve tefeggoh yani fıkhı araştırıp bilmek ve onu uygulamak dır .

hadiste hazrete sadık eleyhesselamdan vardır ki cenabı allahın buyurduğunun tefsirinde ve açıklamasında söylemişler ki :ve men yotel hekmete feged utiye kheyren kesira . وَ مَن يوتَ الحِكمَةَ فَقَد اوتِيَ خيراً كَثيراً yani : her kimseye hikmet verilmiş ise kuşkusuz ona çok ve sayısız hayır verilmiştir . buyurdu yani imamın marifeti ve onu tanımak ve ateşi ( cehennemi ) vacib etmiş kebire günahlardan uzak durmak . ve hazrete sadık eleyhesselam bu ayetin tefsirinde buyuruyorlar : hikmet marifet ve tanımak ve dinde tefeggoh dur .yani fıkhı araştırıp doğrısunu bulmak ve uygulamak . her kimse sizlerden fegih olursa yani fıkhı biliyorsa hekimdir . hadisin sonuna kadar . şimdi fıkh tüm bilinen fıkhdır , yani şeriyetin zahiri hükümleri ve batini ve zahiri hükümlerin ilmini bilmektir , ve başka bir hadiste buyurdu : ve o cenabı allaha teslim olmak ve onu her konuda dinlemek ve onu itaat etmek ve imamı tanımakdır . ve hikmetin feziletinde çok hadisler vardır . fakat bizim dinimizde olan hikmet kesinlikle bu günler halk arasında bilinen yunan hikmeti değildir. Bu yunanlar kendi hikmetlerinin tanımında açıkca diyorlar ki , bizim hikmetimiz ister şeriyet ile aynı olsun ister şeriyetin dedikleri ile aynı olmasın ister din ile bağdaşsın ister onunla zıt olsun .böyle bir hikmet , hikmet değilde akılsızlık ve delilik dir . onu kabul etmek cenabı allahı ve onun resulunu inkar etmek demekdir . hak olan hikmet aynı bizim büyüklerimiz ve şeyhilerin meşayehi eelellaho megamehom un hazrete peygember ve onun ehli beytinden almış oldukları hikmettir ve onun anlamı marifet ve bendelik dir ve o da insani ruhun özelliklerinden dir ki tüm mertebelerinde ve mevkilerinde onu kullanmakta ve mukaddes şeriyetimiz hikmetintefsiri ve onun anlamıdır ve budur cenabı allahın peygemberinin öğrettiği hikmet ki ayete şerifede buyurmuş: ve yoellemehomol ketabe vel hekmete وَ يُعَلِّمُهُمُ الكِتابَ وَ الحِكمةَ yani : ve öğretir onlara kitap ve hikmeti . ve buyurmuş : ve men yotel hekmete feged otiye kheyren kesira وَ مَن يوتَ الحِكمَة فَقَد اوتِيَ خيراً كَثيراً yani : her kimseye hikmet verilmiş ise muhakkak ona çok ve sayısız hayır verilmiştir . ve budur hazrete emirelmomenin eleyhesselamınbuyurduğu hikmet : gorenetel hekmeto bel esmete قُرِنَتِ الحِكمَةُ بِا لعِصمَةِ yani : hikmet ismet ve mesumlukla yoldaş ve aynı olmuş . ve her hangı bir kişi bu hikmetlere sahip olmuş ise bu geryeler ve sınıfların hocası ve ustadıdır . 159

bölüm : dördüncü gerye ve sınıf cüz i nüceba ya ayit dir ( burada cüz i demek küçük ve aşağı seviyye ve makam demek ) bunlar geçen sınıfta olan tüm mertebeleri seyr etmişler ve onların bedenleri zahirde ve batinde natigeye gudsiyye nefsinde olan insani ruhun, onlara gelmesinin tüm şartlarını elde etmiş ve kazanmışlar ve bu ruhu onlar kazanmış ve elde etmişler . bu ruh zilliyye insaniyyet ruhundan üstündür . aynı zilliyye insaniyyet ruhunun hayvaniyyet ruhundan üstün olduğu gibi ve hayvaniyyet ruhunun da nebetiyyet ve bitkisel ruhtan üstün olduğu gibi ve bu büyükler bu sahiplenmiş oldukları ruh la yüksek bir makam ve mevkiye sahip olmuş ve birde eser sahibi olmuşlar bunların işaretleri zikr , fikr , ilim , nebahet ve insaniyyettin özelliği olan nezahet ve hikmet dır . bunlar ilim ve emel sahibidirler, yani alimdirler ve bildiklerini uygularlar . bunların ilimleri o üç aşağı sınıfta olan ilim gibi değildir,onlar okuyup öğrenmişler ve ya delil ve burhanla bir ilme sahip olmuşlar , bunlar ise görerek öğrenirler, anlıyarak her şeyin özünü görüp anlıyarak hocasız öğrenirler . her ne derlerse onu görerek bize tarif eder ve anlatırlar , yani eşyanın hakikatına varmışlar ve her şeyin hakıkatı ve özü ve içi onlara ap açık görünür ve bilinir ve böylece ilmin noktasına varmışlar vagif olmuşlar . bunların ilimlerinin ve bilmeklerinin o geçen üç sınıf öğrencilerinin ilmi ve bilmesi ile farkı aynı bir kör olan ve göremeyen ile bir bakar ve görebilen şahıs gibidir . kör ve görebilmeyen birisi kırmızı renk diyor başka bir görebilen kişide kırmızı diyor, fakat birincisi kırmızını görmüyor onun nasıl bir renk olduğunu bilmiyor , hal bu ki ikinci kişi kımızını görüyor onu anlıyor ne olduğunu biliyor ,şimdi göremiyen birisi sorarak binler rengin adını öğrenebilir ve onların hangı boyaların karışımından oluştuklarınıda bilebilir ve onlar hakkında saatlarca konuşabilir ve mantık yolu ile de bazı şeyleri onlar hakkında anlıyabilir mesela duymuş ve öğrenmiş ki mor rengi kırmızıdan daha koyudur , ve yine duymuş ve öğrenmiş ki kırmızı penbe renginden daha koyudur , böylece mantık gücü ile bu iki konuyu anlatır ve netice olarak sonuç alır ki mor penbeden daha koyudur . eğer bir görebilen kişi bunları duyarsa elbette tasdik eder, bunuda bilir ki bu yazık görmeyen kişi ne morun ne kırmızının nede penbenin ne olduğunu ve ne söylediklerinin ve nede aldığı sonucun anlamını ve ne olduğunu anlamamış , fakat kendini boyalar ilminde alim biliyor ve onlar hakkında konuşuyor . şimdi o önceki geryeler ve sınıfların öğrencileri ki hala insaniyyet gözüne sahip olmamışlar ve şayed ki kabiliyyetlerinin az olduğundan hiç bir zaman olmıyacaklar , ilimlerden yanlız onların zahirini ve onların kelimelerini ve adını biliyorlar ve bu zahiri dediğimden maksadım zahiri ve batini kelimelerin hepsidir . bunlar o necib olan dördüncü sınıf öğrencisinin yanında ikiside anlamı bilinmeyen kelimeler ve zahir sayılır . geçen satırlarda o sınıfların öğrencileri yani , zahiri şeriyet ehli , zahiri tarikat ehli ve zahiri hakıkat ehli hakkında dediklerimden maksad şu ki zahiri fegihler , zahiri alimler ve zahiri hekimlerin tüm dedikleri ve söyledikleri , fikhın , ilimin ve hikmetin zahiridir ve dediklerinin hakikatına ve anlamına vagif değiller , bunun içindir ki bu üç sınıf ehline ve öğrencilerine zahir ehli denir , onların ilimleri uygulanmamış sayılır , aynı ruhsuz beden gibidir , uygulama ve emelin hakikatı şüphesiz ilmin ruhudur ve onun belirtisi ve işareti zahirdeki uygulamalardır . bunun örneğin bilmek isterseniz , gaz lambasının alevi aynı beden gibidir ve onda olan ışıklık sıfatı onun ilmidir ve onun ruhu onda bulunan ve onun geybinde olan ateşin zuhuru ve zahir olmasıdır ve uygulamanın ve emelin hakikatı bu ateşin zahir olmasıdır ve onun işareti alevden ve ateşten saçan onun tabieti olan nur ve ışıklardır ve bunlar o uygulama ve emelin zahiridir ve lakin bu gaz lambasının karşısında olan ve ışıklanmış bir duvar kendiliğinden değil o alevin ve ateşin sıfatı ile ışıklanmış , onun ışıklanması onun ilmi sayılır fakat bu ilim zahiri ilim ve uygulaması gerçek olmayan bir uygulama ve emeldir çünkü o geybde olan alev ve ateş onda zahir olmamış ve ışıklanması aslında ödünçlü bir ışıklanmadır ve kendine ayit olan bir kaynaktan ışıklanmamış bu duvar ve gaz lambasını oradan alıp götürdükleri anda o duvar hemen karanlıklaşır veışık ondan uzaklaşır ve gaz lambasının gitmesi ile gider ve bu ilim olan ışık onu terk eder , budur hadise şerifin anlamı ki buyurdular: el elmo yehtefo bel emele fe en ecabeho ve eller tehel اَلعِلمُ يَهتِفُ بِالعَمَلِ فَاِن اَجابَهَ وَ الاَّ ارتَحل yani : ilim emeli ve uygulamayı çağırır , eğer ona cevap verirse kalır yoksa gider. Demek ki eğer o ruhu bulamaz ise bu zahiri ilim kalacak bir ilim olmaz ve gider, fakat eğer hep kendini aynı o duvar gibi bir gaz lambası önünde tutar ise ışık kalır yani eğer kendini o ruha sahip olan bir kişiye bağlı tutarsa , hep onun karşısında kalırsa elbet ki ışık kalır . şimdi zahir ehlinin ilimleri ve onların yapacakları işler ve ibadetler hep tekellüf ve zahmet ile olur , kendimizde gördüğümüz gibi ki ibadet yapmak için kendimizi zorlamadan yapamıyoruz , günah yapmamak için kendimizi zorluyoruz , velakin o ruha sahip olan kimse ve ilimi hakiki emel ve uygulama ile birlikte olan kimse bu zahiri işleri , ibadetleri ve mesiyetlerden uzak durmanı hiç bir tekellüf ve hiç bir zahmet olmadan yapar aynı o gaz lambasının alevi ve ateşi gibi ki ışık onun kediliğinden ve hiç bir zahmet ve tekellüf olmadan saçmakta ve onun sıfatıdır onu elde etmek için her hangı bir iş yapmak gerekmiyor . şimdi neciblerin , zahir ehli ile olan farkları budur , neciblerin ilimlerinin ruhu vardır ve ilim noktasının sahibidirler , yani ilimlerin ruhu olmuşlar ve her hangı bir ilimi isterlerse onu bilirler, aynı bir hayvan gibi ki hayvani ruha sahip olmuş ve bitkilerden yukarı mevkiye çıkmış , bu hayvan isterse hiç bir tekellüf olmadan hiç bir zahmet olmadan görür , isterse işitir duyar , hıss eder , hal bu ki bu işleri bitkiler kesinlikle yapamaz ve bitki hayvani ruha sahip olmaz ise hayvanı tanıyamaz , ya kör olan kimse görmeğin ne olduğunu bilmediği için gören birisini anlıyamaz , eğer böyle bir gören kişi kör birinin yanına gidip ben görüyorum derse o kör bunun ne dediğini anlıyamaz tabi ki ,onuda tasdik edemez , fakat eğer bu şahıs körün anladığı mantık ve işaretler ile onunla konuşur ve ona açıklamalar yaparsa , kör gören insana inanır ve bu inanma ancak bu kadar olur ki evet bu şahısın bende olmayan bir alete ve benim anlamadığın bir şeye sahipdir ve o bazı şeyleri biliyor ve anlıyor ki ben bilmiyor ve anlamıyorum . mesela kör adamın tanıdığı hasan ismindeki şahısın uzaklardan gelmesi gibi ,hasanın ne ayak sesi ne konuşma sesi köre varmıyor ve yetişmiyor olduğu zaman ki kör adam onun uzaklarda olmasını ve ona taraf gelmesini de bilmiyor olması zaman , gören adam köre diyor ki benim sende olmayan bir alete sahip olmamın nedeni budur ki şimdi ben senin tanıdığın hasanın sana taraf gelmesini biliyorum biraz beklersen yaklaşır ve onun ayaklarının sesini duyarsın, yaklaştıktan sonra onunla konuşabilirsin .birazdan kör hasanın ayaklarının sesini duyar , yaklaştıktan sonra onunla konuştuktan sonra hasan olduğunu anlar, bunları bildikten ve anladıktan sonra itiraf eder ve kesin inanır ki bu insanın bir anlama gücü vardır ki kendisinde yoktur . bu kör bundan sonra eğer kendini bu insana emanet eder ve onu dinlerse ve onun dediği yollarda yürür ise önünde bir çukur ve ya kuyu varsa ona sağa doğru yürü der ve oda sağa yürür ve böylece kuyuya düşmez , bu insan onun yanında olursa körün bastona ve elinde ağacada ihtiyacı kalmaz , bakarsın bu gören insan tabib ve doktor da olur ve kör kendinde olan aletler ve mahsusat ile onun tabib olduğuna da inanır ve o insan köre bazı yollar ve yöntemler öğretir ve mesela der ki eğer bu ilacı ve sürmeyi kırk gece gözüne sürersen , sende benim gibi görürsün , şimdi eğer bu kör ona inanır ve bu ilacı onun dediği gibi kullanırsa kırk gün sonra oda görür olur ve görüncede o gören insanın dediklerinin anlamını anlar ve tüm renkleri görür, mesela kör olduğu zaman bir halının şekillerini ve onun renklerini öğrenmek için bir sene bir gören insan yanında çalışmalıydı ve tabi ki öğrendiklerinin anlamını bilmeden ve onların ne olduğunu anlamadan o kadar zahmete katlanacaktı , fakat bu körün bir anda gözleri açılırsa bir bakışta o bir senede anlamını bilmeden öğrendiklerini görür ve anlar . her hangı başka bir halıda önüne konursa hiç kimseden öğrenmeden bir bakışla onda bulunan tüm şekilleri ve renkleri öğrenir ve görerek anlar . şimdi bizde zahir ehli olduğumuzdan neciblik derecesine yetişmeden necibi tanıyamayız , fakat eğer bizim anladığımız zahiri deliller ve hikmetler ve yöntemlerle, bizde olmayan güçler , aletler o necibde olduğuna bizi inandırı ise , bizde ona inandıktan sonra ona teslim olup onun dediklerini uygularsak bizde artık kuyuya düşmeyiz , mesela bir işin doğru olup olmadığında şüpheli isek o işi şüphe ile yapmak şeytanın kazdığı bi kuyu olmasını bize söyler ve bizim o şüpheden uzak durmamızı ister , ben kuyuyu göruyorum siz görmüyorsunuz ona doğru gitmeyindüşersiniz der ,o bize aman dikkatlı olun şüphe sizi doğru yola götürmez der . ve ennel zenne la yoğni menel hegge şey en وَ اِنَّ الظَنِّ لا يُغني مِنَ الحَقِّ شيئا yani : elbet zenn , şüphe kimseni haktan ihtiyacını gidermez , yani her kes kesin hak bilip inandığı işi ve konuyu uygulamalı . şeytan yolda oturmuş ve sizi bu kuyuya doğru çağırmakta ki sizi o kuyuya düşürsün ve cenabı allah buyurmuş :la tettebeu khotovateşşeytane enneho lekom edovvon mobinon ennema yee merokom bessue vel foheşa e ve en tegulu elellahe ma la telemun ve mala telemun .لا تَتَّبِعوُا خُطُواتِ الشِيطانِ اِنَّهُ لَكُم عَدُوً مُبينُ اِنَّما يامِرُكُم بِالسّوءِ وَالفُحَشاءِ وَ اَن تَقولوا عَلَي اللهِ ما لا تَعلمونَ وَ ما لا تَعلمونَ yani : şeytanın yürüdüğü yerlerde yürümeyin zira ki o size bes belli bir duşmandır , kuşkusuz o sizi kötülüğe ve kötü işlere davet eder ve her hangı bir şeyi bilmeden ve şüpheli olduğunuz halde onun cenabı allaha ayit olduğunu söylemenizi ister . bu ayet de şüphe konusundadır ki buyuruyor bir işe kesin ilminiz, bilginiz olmadığı halde ve onun kesin doğru olduğunu bilmediğiniz halde o işi yaparsanız, doğru yoldan çıkmış olursunuz . ve yine eğer bu insan size şüphe peşinde koşan ve şüpheli olduğu halde onu yapanlar peşine gitmeyiniz ki siziyoldan çıkarmasınlar derse ,giderseniz onlar sizi doğru yoldan şaşırtarak çıkarırlar derse , ve cenabı allah buyurmuş :en toteo eksere men fil erze yozelluke en sebilellahe en yettebeune ellel zenne ve en hom ella yekhrosun . اِن تُطِعُ اَكثَرَ مَن في الاَرضِ يُضِلّوكَ عَن سَبيلِ اللهِ اِن تَتَّبِعونَ الاَّ الظَنِّ وَ اِن هُم اِلاّ يَخرُصوُنَyani : eğer yer yüzünde olanların çoğunluğunu kabul edip onları tasdik eder onlar gibi yaparsan , seni allah yolundan yansıtırlar , çıkarırlar , bunlar tasdik etmemişler ve kabullenmemişler şüpheden başka , bunlar şüphe ve zenn ve kendi anlanıklarını , kendi düşündüklerinden başka bir şey kabul etmemişler ve hak ve yegin ehli değiller . ve eğer derse ki artık bu istidlal ve mantık bastom larına gerek yok ve sizin doğru yolunuz emirelmomeninin şii leri dir ve ondan size doğru rivayetedenlerdir , yüzünüzü onlara çeviriniz onlardan alınız dininizi ve sizin imamınız buyurmuş : sebilollahe şietena سَبيلُ اللهِ شيعَتِنا yani: allahın yolu bizim şii lerimizdir . ki cenabı allah onların dili ile sizlerle konuşuyor veonun ilminin nurudur bunlardan saçan nur ve ışık .la yora fiha nuron ella nuroho ve la yosmeo fiha sovton ella sovtohu .لا يُري فيها نورٌ اِلاّ نورُهُ وَ لا يُسمَعَ فيها صوتٌ اِلاّ صوتُهُ yani : onun nurundan başka hiçbir nur ve ışık onda görünmüyor , onun sesinden başka hiç bir başka ses ondan duyulmuyor . yine o insanbize derse ki ben onun nurunu ışığını görüyorum ,onun sesini duyuyorum ve siz görmüyorsunız çünkü kör sünüz .emeyet eynon la terake ve la tezalo eleyha regiben . عَمِيَت عَينٌ لا تَراكَ وَ لا تَزالُ عَلَيها رَقيباً yani : kör olsun o göz ki seni görmüyor hal bu ki sen onu hep ve her zaman gözetliyorsun . ve yine derse ki bu cenabı allahın zikri ve ilmidir ki bu yol ve yöntem ve bu vasıta ile zise yetiştirmiş ve bu ilim yolu açıktır ondan öğrenin onun hatırlatmaları ile hatırlayın dediklerini ve onagüvenin ,sizin allahınız , rebbiniz buyurmuş : ela be zekrellahe tetme ennel golub اَلا بِذِكرِ اللهِ تَطمَئِنُّ القُلُوب yani : biliniz ki yürekler allahın zikri ile rahatlarlar . biz göremiyen grup onu dinlersek kuşkusuz kuyuya düşmeyiz ve eğer derse ki ben tabib ve doktorum sizin körlüğünüzün ilacını ve cehlinizin dermenını biliyorum ve yine derse ki bende nufus doktorlarının reçeteleri var, o reçeteleri ki mesiyet lerin ruhu olan , dostların duşmanlığı ve duşmanların dostluğundan uzak durma vebunlardan kaçınmaktır kullanınız gözünüz ilim nuru ile ışıklansın ve açılsın , allahınız ve rebbiniz buyurmuş :en tettegullahe yec el lekom forgana اِن تَتَّقوُا اللهَ يَجعَل لَكُم فُرقاناً yani : eğer siz allaha karşı tegvelı olursanız allah size hakkı batilden seçebilmek ve onu tanıyabilmek gücünü verir . ve yine buyurmuş :ettegullahe ve yoellemokomollah اِتَّقوُاللهَ وَ يُعَلِّمُكُمُ اللهَ yani : siz allaha karşı tegvalı olun allah size öğretir . o derse kırk gün yani tüm kırklı mertebelerinizde sevgi ve ihlas besleyin kigözünüz açılsın , aynı benim gibi hikmet çeşmeleri kalbinizden dilinize aksın , ve bu çok tesirli bir reçetedir büyük tebiblerden bize ulaşmış :men ekhlese lellahe erbeine sebahen ecreyellaho men gelbehe ela lesanehe yenabiel hekmete مَن اَخلَصَ لِلّهِ اَربَعينَ صَباحاً اَجرَي اللهُ مِن قَلبِهِ عَلي لِسانِهِ يَنابيعَ الحِكمَةِ yani : her kimse kırk sebah( zaman) allah için halis ve ihlaslı olursa cenabı allah hikmet çeşmelerini onun kalbinden diline carı eder akıtır ve ihlasın işaretlerinden ve derecelerinden ruhaniyyinin sıfatları ile sıfatlanmaktır ve dünyadan ve onun ehlinden eeraz etmek , uzak durmak . başka bir reçetede vardır :leysel elmo fissemae feyenzele eleykom ve la fil erze feyes ede eleykom bel hove meknunon fikom mekhzunon endekom tekhellegu be ekhlagel ruhaniyyine yezher lekomلَيسَ العِلمُ في السَماءِ فَيَنزِلَ اِلَيكُم وَلا في الاَرضِ فَيَصعَدَ اِلَيكُم بَل هُوَ مَكنونٌ فيكُم مَخزونٌ عِندكُم تَخَلَّقوا بِاَخلاقِ الروحانيّينَ يَظهَر لَكُم yani : ilim köklerde değil ki size doğru aşağı insin , yerde değil ki sizin için yukarı gelsin belki sizin kendinizde ve yüreklerinizde gizlidir , siz ruhaniyyin ve letif ve iyi insanlar gibi olun o size zahir olur. ve peygember selellaho eleyhe ve alehin buyurduğudur ki bu işde başırılı olmanın işaretidir :ettecafi en darel ğorure vel enabeto ela darel kholude vel estedado lelmovte geble holulehe التَّجافي عَن دارِ الغُرورِ وَالاِنابَةُ اِلي دارِالخُلودِ وَالِستعدادُ لِلموتِ قَبلَ حلولِهِ yani : yalan evden ( dünyadan ) uzak durmak , uzaklaşmak ve cavid eve devamlı olan eve doğru bakmak ve ölüme hazırlıklı olma o gelmeden . aklınız varsa beni dinleyin ve bu emirleride düşünün ve dediklerimi uygulayın ve sevgi kazanın ve sevgidir esas ilaç . onu kazanır ele ederseniz sizi kötülüklerden uzak durmak için güçlendirir ve hemide sevgiliye doğru gitmeye istekli kılar ve bende olan ruhu elde etmek için yararlı olur . ve hazrete sadık eleyhesselamın buyurduğudur :en olel elbabellezine emelu belfekrete hetta veresu menho hobbellahe fe enne hobbellahe eza veresehol gelbostezae behe ve esre e eleyhellotfo fe eza nezele menzeletellotfe sare men ehlel fevaede fe eza sare men ehlel fevaede tekelleme belhekmete.اِن اوليِ الاَلبابِ الَذينَ عَمِلوا بِالفِكرَةِ حَتّي وَرَثوا مِنهُ حُبَ اللهِ فَاِنَّ حُبَّ اللهِ اِذا وَرِثَهُ القَلبُ استَضاءِ بِهِ وَ اَسرَعَ اِلَيهِ الّلُطفُ فَاِذا نَزَلَ مَنزِلَةَ الّلُطفِ صارَ مِن اَهلِ الفَوائِدِ فَاِذا صارَ مِن اَهلِ الفَوائِدِ تَكَلَّمَ بالحِكمَةِ yani : lobb yani fuad ve akıl sahipleri düşünerek ve akıllıca iş yaparlar böylece bu yaptıklarından cenabı allahın sevgisini kazanırlar yürek allahın sevgisi aracılığı ile onun varlığı ile ışıklanır ve nurani olur ve lutuf ve allahın sevgisi ona doğru gelmeye başlar ve ona varmak için acele eder ,lutuf ve allahın sevgisi duragına varır varmaz fuad ehli olur ve fuad ehli olduğu zaman hikmet ile konuşur . ve onun byuruğudur :eza tecella ziyaol merefete fil foade hace riyhol mehebbete ve eza hace reyhol mehebbetes te nese fi zelalel mehebbete ve aserel mehbube ela masevaho ve başere evamereho vectenebe nevahiyeho vekhtare homa ela kolle şeyen ğeyrehema ve ezestegame ela besatelonse bel mehbube me e edae evamerehe vectenebe nevahihe vesele ela ruhel monacate vel gorbe

اِذا تَجَلّي ضياءُالمَعرِفَةِ في الفُوادِ هاجَ رِيحُ المُحَبَّةَ وَ اِذا هاجَ ريح ُالمُحَبَّةِ استَتَانَسَ في ظَلالِ المَحَبَّةِ وَ آثَرَالمَحبوبَ عَلي ما سِواهُ وَ باشَرَ اَوامِرَهُ وَاجتَنَبَ نَواهِيَهُ وَاختارَ هُما عَلي كُلِّ شييٍ غَيرِهِما وَ اِذَااستَقامَ عَلي بِساطِ الاُنسِ بِالمَحبوبِ مَعَ اداءِ اَوامِرِهِ وَاجتِنابِ نَواهيهِ وَصلَ اِلي روحِ المُناجاةِ وَالقُربِ yani : ne zaman marifet nurhu fuad da cilve ederse sevgi rüzgarı harekete geçer ve ne zaman sevgi rüzgarı harekete başlarsa sevgi sayesinde üns ve rahatlık bulur ve mehbubunu ve sevgilisini her kesten üstün sayar ve onu seçer ve onun emirlerini yerine getirir ve dediklerini yapar ve onun nehy ettiklerini istemediklerini kesinlikle yapmaz ve bu ikisi ile mehbubu diğer her şeyden daha üstün tütar ve onu seçer ve ne zaman ki mehbubun sevgisine devam eder ve istediklerini yapar istemediklerini yapmaz ve buna devam eder. munacat ve onunla raz o niyaz etme ve yaklaşma ruhuna sahip olur .

İnşaallah birileri bulunsun ve işiten ve duyar kulağa sahip olsun ve onun sözünü ve dediklerini duysun ve kabul edip uygulasın ki inşaallah oda artık gören biri olsun . evet bu rivayetleri yazmaktan maksadım , duyduğum ve okuduğum dördüncü gerye ve sınıf alimlerinin bu tür fermayişler ve buyurukları ki ben kendim kusurlarımın çokluğundan onları uygulamış deyilim, tanışmış olmanızdı bunları size rivayet ettim belki cenabı allah kendi peygemberinin duası ile ki buyurdu :nezerellaho ebden seme e megaleti fevea ha ve belleğha menlem yesme eha ferrobbe hamele elmen veleyse be fegihe ve robbe hamele feghen ela men hove efgeho menho .نَضَرَ اللهُ عَبداً سَمِعَ مَقالَتي فوعاها وَ بَلَّغها مَن لَم يسمَعَها فَرُبَّ حامِل عِلمٍ وَلِيسَ بِفَقيهِ وَ رُبَّ حامِل فِقهٍ اِلي مَن هُوَ اَفقَهُ مِنهَ yani : cenabı allah taze ve sevinçli yapsın o bendeni ki benim dediğimi duyup onu muhafaza etsin ve duymuyan kimselere söylesin , olur ki böyle bir kimse öyle bir ilme sahip olur ki fegih onu bilmez ve olur ki bir fikh taşıyıcısı onu kendinden çok bilen bir başka fegihe yetiştirir . banada bir ecr ve karşılık eta buyurur , bu geryenin alimlerinin anlatmasından maksad, sizin alimlerin işaretlerinden ve onların sıfatlarından sorunuzu cevaplandırmaktı . daha önce söylediğim gibi biz bu büyük insanların mertebesinde ve mevkisinde değiliz , onları suratlarından ve heykellerinden tanıyamayız ,gerçi o anlattığım üç gerye ve sınıf alimlerinin tüm sıfatları bunlar da olması şartdır, velakin kafi ve yeterli değildir , mesela insanı sırf yürüyebilmekle tanımak mümkün değil , çünkü canlıların çoğonluğu yürürler velakin insan değiller , ve onu insanlara mahsus olan işaretler ile tanımak gerekir , bunu da insanla aynı mevkide ve makamda olan birisi yapabilir , yada bu insan kendisi bu mevki ve makama sahip olduğunu iddia edip ve bizim anladığımız mantıkla işaretler gösterip bizi bu işaretlerle bizden yukarı mevkide olduğunu isbat edip bizi böylece inandırır , aynı o kör ve gören temsili gibi ki daha önce anlattım ve dedim ki o gören insan bu körün anlıyabileceği işaretler ,mantık ve ilim ile onu inandırdı ki bu insanda bir meş er bir güç ve anlama yeteneği vardır ki kendisinde yoktur . yada bir insan ve ya insandan üstün bir kimse vasıtası ile ki onun doğruluğuna şüphe edilmez tanıtılır bize ,şimdi geybetten sonra ve ness in kesilmesinden sonra ( ness bir büyük ve bir başkan kendinden sonra kim onun yerine geçeceğini tayin etmek ve halka bildirmekdir ve bu kelime fakat dini konularda ve din adamlarının ve imamların kendilerinden sonra halkın kime muracaat etmelerini belirlemek için kullanılır .mütercim ) . bu güne kadar bahaiyyeti getiren bab mel un dan ( allahın laneti onun olsun ) başka ki bu makam ve mevki ve bundan daha yüksek makamlar iddiasını yapmıştı , kimse bu iddia ile gelmemiş . o mel unun batil olduğu da gün gibi ortada ve anlaşılmaktadır ve cenabı allahın her zamanda ve her asırda , golovv edenlerin reddi , batil konuşanların ibtalı ve cahillerin yorumunu batil eden adil şahısları olduğu gibi , böyle şahısların eli ile onun işini ve iddiasını batıl buyurdu ( golovv yani bir şeyi ve ya bir işi olduğundan fazla abartarak anlatmak ve ona olduğundan çok deyer vermek . mütercim ) bu büyüklerin ilmi ve nuru ile ve yaptıkları işler ile , hakikat ilmine sahipolmadıkları halde o ilmi iddia edenlerin iddialarını batil ettikleri gibi , yanivucudun vehdetine ve varlığın vehdeti ve birliğine inananların inançlarını iptal edenler , ve tarıkat ilmini iddia edenler yanisufiler in ki kendilerini hazrete mohemmed selallaho eleyhe ve aleh ve onun ehli beyti eleyhemosselam dan kesip koparmışlar ve cukiler ve mahabadi ler gibi müslümanlar arasında seyr ve suluk ve zikr ler kendi istekleri ve meyilleri ile ibda ettiler ve yeni yöntemler vucuda getirdiler ve şeriyet ilmini iddia edenler gibi ki mutlak suretle zenn ve şüpheye bağlıdırlar , bunların işlerini batıl etmeleri gibi ki hepsinin yanlış olmalarını açıklayıp her kese beyan edip bildirdiler , fakat hak ehlinden hiç kimse necabet iddiası ile zahir olmamış ki onu tanıyalım , olmuşsa da kendini tanıtmamış ve aynı zahir alimleri gibi davranmış ve bu makamı iddia etmemiş ve bizde onu tanımak için mükellef olmamışız , fakat dünya gelişmekte ve ilerlemekte olduğundan muhakkat gelir bir gün ki halk böyle alimlerden ders alma yeteneğine sahip olurlar ve böyle alimler bu mekam ve mevkiyi iddia ederek kendilerini tanıtırlar ve kesin biz körlerin anliyabileceği mantıklar ve işaretler gösterirler , şimdi zihnilerin , fikir ve akılların yaklaşması için ve bizim gibilerin her zamanda bulunan yalancıların ve batil konuşanlar tarafından kandırılmamamız için bu alimlerin bazı işaretlerinden anlatmış ve buyurmuşlar büyüklerimiz , bunları ayrıntılı olarak öğrenmek ve bilmek iserseniz bizim meşayehimizeelellahomegamehom un kitablarında yazılmış ve anlatılmıştır , eğer arabca isterseniz mubarek fitretisselime ve ezhagel batil ki merhum hac mohemmed kerim han efendilerinin yazmış oldukları , mürted ve dinden çıkmış olan bab ın ibtalı için kitaplardır muracaat edebilirsiniz . ve yine yenabi el hekme ki buda bab ın reddi için merhum hac mohemmed han efendilerinin yazmış oldukları kitapdır ve farsca da mubarek irşadel evam kitabına muracaat ediniz . sizin bu alimlerin işaretleri hakkındakı sorunuz cevabsız kalmasın diye bu kitap larda gördüklerimden ve okuduklarımdan bazılarını size yazıyorum .

Bu mevki ve makama sahip olan ilim noktasına ve ilimlerin hepsinin ruhuna vagıf olmuş ve onları bildiği için her hangı bir ilim olursa olsun onu bilmesi lazım eğer o ilimde daha önce bir araştırma yapmamışsada onun hakkında düşündüğünde onun tüm detaylarını bilmesi şartdır ve çünkü cenabı allah tüm mülkünüve alemi aynı şartlarda yaratmış ve buyurmuş :ma tera fi khelgerrehmane men tefavot . ما تَري في خَلقِ الّرَحمن مِن تَفاوُت yani : cenabi allahın yarattıklarında hiç bir fark ve eksiklik göremessin . izhar ettiği ve bildiğini iddia ettiği ilimlerin açıklamasında : 1 – onun mutabıkatını ve aynı olduğunu tüm alem ile göstermeli ve cenabı allahın alemin ufuklarında gösterdiği ayetlerden, ilminin doğruluğuna şahit getirmeli . 2 – onun mutabıkatını nufus ile göstermeli ve cenabı allahın halkının nufusunda koyduğu ayetlerden şahit getirmeli . 3 – onun sözleri ve konuştukları cenabı allahın kitabı ile mutabık olmalı onunla ters olmamalı . 4 – hazrete resulun sünneti ve tahir imamlar eleyhemosselamın haberleri ile bağdaşmalı ve onlarla ters düşmemeli . 5 – hak ehlinin icması ile aynı olmalı , çünkü onlar haktan haber vermişler bu aliminde ilmi hakikatsa onlarla aynı olmalı ve onlara ters gelmemeli , eğer bazı farklar varsa onların yerini göstermeli , öyle göstermeli ki onun izhar ettiği ilmin tersi olmamalı . 6- vesit aleminin ilmine yani eksir ilmine ve sanatına sahip olmalı ve tüm dediklerine o ilimden şahit getirmeli . 7 – dediklerine ve izhar ettiği ilimin doğruluğuna tüm diğer ilimlerden şahit getirmeli . 8 – eğer ibudiyyet ve bendelikten konuşuyorsa rububiyyet ve geybden onun doğru olduğuna delil getirmeli ve eğer rububiyyetden konuşuyor ise ibudiyyetden ve görülen şehadeden ve görünenlerden delil getirmeli .9 – izhar ettiği ilmi cenabı allahın esmasından , isimlerinden ve onun sıfatlarından çıkarabilmeli ve isbat edebilmeli . ve bu dokuz delil ve yöntemi ,üç tür beyan edebilmeli , yani bu dokuz yöntemi , aşağıda olan sınıfların ehli için mucadile , moize ve hikmet ile beyan edebilmeli . demek ki böyle bir alim izhar ettiği ilimi yirmi yedi tür delil ile isbat edebilmeli . ve bu öyle olamalı ki hiç bir tearüz ve terslik delillerinde olmamalı ve hepsi diyerini tasdik etmeli . demek ki nücebai cüz i den olan birisi yani cüz i necib lerden olan bir kimse sahip olduğu ilimleri bu yirmi yedi delil ile isbat edebilmeli , her hangı bir ilimide o anda bilmez ise , onun hakkında düşündüğü takdirde hemen ona sahiplenebilmesi gerekir , fakat tüm ilimleri aynı anda bilmesi ve onların hafızasında olması şart değildir . aynı bir gözü olan ve görebilen bir şahıs gibi , bu görebilen insanın aynı anda her şeyi görmesi şartmıdır ? tabi ki değil, fakat her neyi ister ise ona bakar ve görür ve onu tanır . mesela biz görebiliyoruz fakat hindistanı görmedik bizim hindistanı görmememiz görebilmediğimizi isbat etmez, çünkü hindistanı görmek istersek gider ve görürüz , fakat kör ve göremiyen bir kimse ne burayı görüyor nede hindistana giderse orayı görür , demek ki görebilen birisi nereye gider ise orayı görür hemide tam ve eksiksiz görür . şimdi necib olan biriside aynı o gözü gören insan gibi her neyi isterse eksiksiz görür ve onu tam beyan eder , necib her hangı bir ilimi beyan eder ise onu tam ve eksiksiz beyan eder , isterse o yirmi yedi delil ile ilmini kendinden aşağıda olan üç sınıf ve gerye ehli için isbat eder ve öyle isbat eder ki o geryelerde olan alimler insaflı iseler onu kendilerinden alim ve üstün görürler , cahil olanlar ise o sınıfın alimlerinin tasdik ettiklei için tasdik eder ve onu kendilerinden üstün tutarlar . aynı evam halkın fegihleri kabul ettikleri gibi ki bilir kişilerin tasdikinden sonra fegihleri fegih olarak kabul ederler . necib leri tanımak her kesin işi değil , üstün ve tam hekim ( hikmet bilen ) olan insanlar onu tanırlar , hekimlerin tasdiki ile diğer hekimleri tanıyabilenler necibi tanırlar ve böylece en aşağı seviyye ye kadar bir üst seviyye aşağı seviyyeye tanıtır ve böylece en aşşağıya kadar gider . demek ki necib tüm ilimlerde o ilmin alimlerinden daha üstün olmalı ve dediğimiz deliller ile de ilimlerini isbat edebilmeli , fakat eğer her hangı bir kimse bir ve ya iki ve üç ilimde bu dediğimiz deliller ile ilmini isbat eder ve ben necibim derse onun necib oluğunu isbat etmez , çünkü belki bu adam bu ilimleri bir necib den duymuş ve ya onun kitabından okumuş ve öğrenmiş ve ezberlemiş ve aynı bir papağan gibi ezbere konuşuyor , aynı bir kör gibi ki bir gören birisinden her hangı bir konuda bir şeyler duymuş ve ezberlemiş ve onlrı söylüyor , bu o körün görebilmesini isbat etmez , gören birisi her neye bakarsa onu eksiksiz ve tam olarak görür ve gördüğünüde eksiksiz anlatır . bu anlattığımız ilimlerin izharı ve dediklerimizden sonra cenabı allahın tasdiki ve tesdidi de onunla olmalı , cenabı allah onun işlerini ve ilimlerini ibtal etmemeli ve tüm güvenimiz onun tegriri ve tesdidi dir , tüm hakikatların hakikat olduklarına güvenme, bu tür sağlanır , böyle bir alimin ve necibin isbatı da böyle olur ancak , ve isbat olursada , tüm aşagıda olan geryeler ve sınıfların hocaları onu tasdik etmeli ve ondan almalılar , çünkü o hepsinden üstündür ve onun sahip olduğu ilimlere hiç birisi sahip değiller , onun bu mevkiği iddia ettiğinden sonra kimse kendi tarafına davet etmemeli , eğer onu kabul etmezlerse onun dediklerini uygulamazlarsa kıyamet de cenabı allah onlara bakmaz ve onları saymaz , hazretepeygember selellaho eleyhe ve alehin buyurmuş oldukları ki :men de ennase ela nefsehe ve fihem men hove e lemo menho lem yenzorellahe eleyhe yomol giyamete . مَن دعاَالناسَ اِلي نَفسِهِ وَ فيهِم مَن هُوَ اَعلَمُ مِنهُ لَم يَنظُرِاللهَ اِلَيهِ يَومَ القيامةِ yani : her kimse halkı ondan daha alim ve daha çok bilen birisi olduğu halde kendine davet eder ise , kıyamet de cenabı allah ona bakmaz ona marhemet etmez . ve eğer bu yirmi yedi delil ve istidlal dan daha çok bilmek ve okumak isterseniz mubarek burhane gate kitabına muracaatınız gerekir ki merhum hac mohemmed han efendilerinin yazdıkları farsça kitabdır . ve onun içeriği her zaman için, zahir ve halka görünen mükemmel bir alimin olmasının şart ve lazım olduğunun isbatındadır ki tüm bu yirmi yedi delil ile kendi buyurduklarını isbat etmişler. fakat henüz baskıya gitmemiş ve inşaallah onun baskıya gitmesini sağlıyacağız , evet bu cüz i necibler de hepsi aynı mevkide değiller ve onların da dereceleri, bildikleri ilimler miktarı ile değişir .

bölüm : beşinci gerye ve sınıf hakkında dır bu bölüm , bu sınıf ve gerye cüz i negib ler sınıfıdır , bu büyükler cüz i necib lerden daha üstündürler , bunlarda aklın nuru tam olarak zahir olmuş ve onlar aklın tamamına sahip olmuş ve hüküm ve emir sahibi olmuşlar , cüz i necib lerde nefsin nuru tam zahir olmuş ve onlar ilim sahibi olmuşlar, bunlarda akıl nuru tam zahir olmuş , akıl nefs den üstün olduğundan , aklın nuruda nefsin nurundan üstündür muhakkak , örnek ve temsil olarak aklın tamamı eksiksiz erş de zahir olmuş hal bu ki nefsin tamamı kürsüde zahir olmuş . ve cüz i negiblerin mevkileri , güneş mevkisi dir ki erşin geybinde olan nur onda zahir olmuş ve görünmektedir , ve cüz i necib lerin mevkileri ise yıldızlar gibidirler ki , kürsünün nuru ile ışıklanmışlar , bildiğimiz gibi erş , cenabı allahın eli gibidir, her şeyde teserrüf etmek için ve yapmak istediklerini yapmak için . ve cenabı allah meşiyyetini ve yapmak istediklerini erş yolu ile yerlerde ve köklerde yapmaktadır , güneş de erşin nurunu yansıttığından , kendinden aşağı mevkide olan her şey için erşin eli sayılır , ve bu el ile yerde ve yıldızlarda istediği işleri yapmaktadır , tüm maden leri ve bitkileri , hayvanları ve zıldızları bu yöntem ile yetiştirmede ve terbiye etmektedir . şimdi negib lerde yeteneklerinin sefası ve saflığı nedeni ile cenabı allahın emirlerine ve hükümlerine sahip olmuşlar ve allahın mülkünde ve dünyada teserrüfler ve değişklikler yapabilirler ki bu da biz kör insanlara bir işaret olur onları tanımak için , bunun içindir ki neciblerin sahip oldukları ilimlerden başka birde eser ve teserrüf sahibi olmaları lazım ki bu yetenek ile eksik yetenekleri tamamlıyabilsinler , yani ilim ve hüküm sahibi olmaları şartdır. şimdi bu dediğimden ki bu insanlar alemde tesir sahibidirler ve teserrüf edebilirler şaşırmayınız , neden ? çünkü bakıyorsunuz dünyada her hangı bir şey , hatta cemad lar ,cisimler , bir sıfat ve özellikte tam geliştikleri zaman başka şeyleri etkilerler onlarda değişime neden olurlar , mesela ateş yakar lamba her yeri ışıklandırır , mığnatıs demiri kendine çeker , elektirisite eşyalarda değişik tesirler yapar , bitkiler yağmuru alır ve onu kendine çeker , çeşitli bitkilerin ve çiçeklerin kokusu uzaklardan bizim sinir sistemimizde tesir eder ve alerjisi olanlarda kötü tesir eder ve onları hastalandırır ,bazı hayvanlar kendi avlarına bakarak onları felç ederler , çok sefvetli ve şoketli padişahlar kullarını şovketleri ve büyüklükleri ile konuşamaz hale getirirler ve bazen olur ki kul korkudan ölür bile , hibnotizme sahip olanlar bazı adamları kendi emrine getirerek istediğini ona yaptırır , şimdi ne olur bir büyük insan kendini cenabı allahın emirlerine teslim eden birisi , kendi çapında allahın meşiyyetinin nuru olmuş bir insan, kendinden aşağı seveyyede olan her şeye , yakın ve ya uzaktan etki yapıp onda teserrüfler edebilse ?. Velakin bunların ettikleri teserrüf ve etki ve tesir kendilerinden değil de peygember ve imam eleyhemosselamdandır ki ne zaman bunlar isterlerse negiblerin eli ile teserrüf ederler , bunlar imamın elidirler imam da cenabı allahın eli , imamda cenabı allahın kudreti ve kuvveti ile onun meşiyyeti ile her neisterse yapar ,her ne cenabı allah isterse imamda onu ister, kendinden her hangı bir isteği olmaz imamın . vema yeşaune ella en yeşaollah وَ ما يَشاوونَ اِلاّ اَن يَشاءَ الله yani : istemezler cenabı allahın istediğinden başka ve eğer dediklerimi daha iyi anlamak isterseniz , derim ki bunlar müstecabüddeeve dirler yani dua ları kabul olan kimselerdirler . bazı isticabetleri, ve bunlardan aşağı seviyyede olanların hakkındakı dua ları cenabı allah bunların kendi elleri ile isticabet eder ve kabul buyurur ve uygulamaya geçirir . aynı bir padişahın hazine darının , kendi işçilerine padişah dan bağış istediği gibi , padişah onun kendine emir verir , onlara falan miktar beğış yap , oda padişahın emrini uyguluyarak padişahın buyurduğu miktar onlara bağış yapar , şimdi hem bağış ve para ve ya altın her neyse padişahındır hemide emir ve ferman onundur , bu hazinedar padişahın fermanını ve emirlerini uyguluyan dır kendinden hiç bir şeyi yoktur ve yapamaz . Buna göredir ki bu büyükler negiblik iddiası ettiklerinde , geçen geryeler ve sınıfların tüm sıfatlarını ve işaretlerini taşımaktan başka o sıfatlara sahip olmaktan başka birde müstecabiddeeve olmaları , dualarının kabul olmaları şartdır , bunların hepsinden daha iyi ve daha inandırıcı delil ,cenabı allahın tegriridir yani bunları doğrulamak . bu insanların ilmini ibtal etmiyecek ve bunların dualarını red etmiyerek kabul buyuracak ki negip olmalarına en büyük ve inandırıcı delil budur .

bölüm : altınci sınıf ; kolli necib ler ( tam ve mükemmel necibler ) geryesi ve sınıfı hakkındadır bu bölüm ,bunların cüz i necib ler ile farkları budur ki bunların nefsinde ilimlerin tümü hazır bulunur , cüz i necibler gibi tedebbür ve düşünmeğe ihtiyaçları yoktur , onlardan bir soru sorulur sorulmaz isterlerse hemen sorulan konuyu akıllarına getirirler ve cevab verirler , aynı bir yerde millet arasında konuşulan dilin nehvi ve grameri ve kanunlarını bilen bir alim gibi ki o dilin tüm yazma konuşma kanunlarını aklında buludurur ve hepsi aklında hazır bulunur . eğer sorulan anda aklında değil ise de istediği anda aklına getitir ve cevab verir , şimdi bu dediğim ki tüm ilimleri biliyor ve onlara alimdirler , maksadım kendi çaplarında ve kendilerinden aşağı seviyyede olan ilimlere alimdirler demek istedim , yani bunlar tam negiblere mahsus , enbiyaya mahsus ve imamlar eleyhemosselama mahsus olan ilimlere sahip değiller ve onları bilemezler , bildiklerini de her soru soranın sorusu ile akıllarına getirerek cevaplandırabilmeleri şart değildir , eğer cenabı allah isterse ve izin verirse akıllarına gelir o sorunun cevabı ve böylece cevaplandırırlar , tüm şartlarda cenabı allah tarafından görevlendirilmiş olan ilimlere dikkat eder ve onları hazır bulundururlar , bunlar her biri bendelik ve kulluğun bir açısına görevlidirler , alemde olan tüm ilimlere alim olan ve onların hepsini bilen bir tek peygember efendimiz ve imamlardırlar eleyhemosselam ( selam olsun onlara ) buda onların tam ve mükemmellik mevkilerinde ve makamlarında , cüz i yyat ve beşerlik ve bu dünyadakı bizim gibi olan cisimleri ile değil , çünkü bu beden ve bu cisim kesinlikle o kadar ilimi bir anda alamaz ve taşıyamaz , oda dakika dakika , saniye saniye cebrail , hazrete peygember sellellaho eleyhe ve alehin göklerde olan üstün mekam ve mevkisinden ,o bitmeyen tükenmeyen ilim deryasından , az az alıp ve vayh sureti ile bu beşeriyyet makamına ve bedenine ve cismine damlatır ve yetiştirir . sorunuzun dışında olan bu açıklamalardan maksadım , bendeni bende ve ağanı ağa ve rebbi rebb bilmeniz ve bazı gali ler gibi bendeni allahlığa kadar yükseltenler gibi düşünmemenizi sağlamak ve bunları bilmeniz içindir . fakat bu tam neciblerin işaretleri ve sıfatları bizim bilebileceğimiz bir iş değil , eğer bir gün böyle bir makam ve mevkiyi her hangı bir büyük iddia ederse biz cüz i neciblerin bu büyüyü tasdik etmesi ve onların iddialarını kabullenmeleri ile tanır ve tasdik edebiliriz , bundan başka hiç bir yolumuz , yöntemimiz yok . çünkü bunların ikiside bizden çok bilir bizden daha alimdirler , bunları tanımak bir tek yöntemle olur , oda kendilerinden duymak , aynı peygemberler ve imamların farkını , hangısının hangısından çok bildiğini ve yukarı mevkide olmalarını öğrendiğimiz gibi ,ki kendilerinden duyduk ve onların nessi ile öğrendik kendi aklımızla değil .

bölüm: yedinci gerye ve snıf hakkındadır bu fasıl , yani tam ve mükemmel negib ler hakkında açıklamalardır . bunların şanı , makamı , mevkisi bu dediklerimizin dışındadır , bizim anlatabileceğimiz bir makam ,mevki değil bunların makamı , mevkisi . hadis de vardır ki : elmomeno la yo sef اَلمومِنُ لا يوصَف yani : mömün anlatılamaz . bu büyükler her kesden daha alim , daha bilgili , her şeyde ve yerde teserrüfleri her kesten fazla , dua ları her kesin duasından daha çabuk müstecab olan , cenabı allah yanında duyulan ve kabul edilen , kimselerdirler demekten başka bir yol yok onları tarif etmekte , bunuda cüz i necib ler ve negiblerin anlatması ve onların tarifi ve tasdiki ile diyebiliyoruz bunu da biliyoruz ki bu zatı ali leri , bu büyükleri tanımak ve onların varlığına inanmak iman edinmenin erkanından dır , bu zatı ali lerin en büyüyü yani merkez olanı , her zamanda hazreti imame esr, yani hali hazırda diri olan ve yaşıyan on ikinci imam eleyhesselamın nayibi ve onun sözcüsüdür , bunları şahıs olarak tanımasak bile onların varlığına inanmamız ve bunlardan başka neciblerin var olmasına inanmamız marifetin kemalı için en büyük şartlardandır, hazrete seccad dördüncü imam eleyhesselam dan ( hazrete hüseyn eleyhesselamın oğlu , eli ebne hüseyn , hüseyn oğlu ali , bu imamın mubarek ismi ali dir fakat ona seccad ,zeynel abedin de derler ) rivayet vardır ki : cabir o hazrete arz ediyor : şükür ler olsun tanrıya ki sizi bana tanıtmak ile bana minnet koydu bana ilham buyurdu sizin feziletlerinizi , beni başarılı yaptı sizi dinlemek de ve sizi itaat etmekte ve sizin dostlarınızı dost ve duşmanlarınızı duşman tutmakla . o hazret buyurdular: ey cabir , acaba marifetin ne olduğunu biliyormusun ? marifet tohidin isbatıdır birinci olarak , meani ( anlamlar ) marifetidir ikinci olarak , sonra ebvabın (kapıların ) marifetidir üçüncü olarak , dördüncüsü imamın marifeti ve onu tanımak , beşincisi erkanın marifeti ve onlara inanmak ,altıncı olarak negibleri bilmek ve onların varlığına inanmak , yedincisineciblerin marifeti ve bu cenabı allahın buyurduğudur :gol lo kanel behro medaden lekelemate rebbi lenefedel behro geble en tenfede kelemato rebbi ve lo ce ena bemeslehe mededa . قُل لو كانَ البَحرُ مِداداً لِكَلَماتِ رَبّي لَنَفِدَ البَحرُ قَبلَ اَن تَنفَدَ كَلَماتُ رَبّي وَ لو جِئنا بِمِثلِهِ مِداداً yani : söyle eğer benim tanrımın kelimelerini yazmak için tüm denizler mürekkeb , coher ve boya olsa , rebbimin kelimeleri bitmeden denizdeki mürekkeb biter hatta eğer onun gibisini yardıma getirirsek . yani eğer iki misli yaparsak yine yetmez bu zatı alilerin sayısı hadiste buyurdukları gibi her imam ile oniki zat dır yani oniki kişiler her imam yanında , fakat anlaşılan bu sayı alemin ve allahın mülkünün kemala erdiği zamana mahsusdur, tüm zamanlarda bu sayının olması kesin değil , bu ihtimalın karşısında biliyoruz ki hazrete peygember sellellaho eleyhe ve aleh den sonra , o hazretin vefatından sonra ilk başlarda üç kişiden başka imanda kalmadılar , neyse cenabı allah bilir bu sayının kaç olduğunu , fakat bu büyüklerin şahsını tanımak vacip olmadığından sayılarınıda bilmemek zarar vermez , sırf bu zatı ali lerin varlığına iman edinmek ve inanmak yeterlidir inşaallah . bu makamların marifetinde daha çok bilmek ve öğrenmek isterseniz benim molam eelellahomegameh yedinin faydaları risalesinde yazdıkları çok ağır ve anlaması zor olana ve ya kolay kelimeler ile anlatılmış irşadel evam kitabına muracaat edebilirsiniz , fakat onları anlamak her kesin işi değildir ,beyan, meani , ebvab ve imamet makamları , mevkileri alemohemmad eleyhemosselamın şanı dır onlara mahsus olan bir mevki ve makamdır bunlar , bu ilimlerin marifeti ve anlaşılması , şii ler ve o zatı aliler tarafından aynı bir ışık kaynağından yayılan ışık gibi dir , yani mohemmed sellellaho eleyhe ve aleh ve onun tahir alından saçan ışıkların nurundan alırlar bu ilimleri , nasıl ki şii ve o büyük insanlar o hazretlerin şuası ve nurudurlar ,sıfatları da onların sıfatlarının nurudur , hatta ki anlattığım necabet ve negabetin aslı ve esası , ale mohemmed eleyhemosselama mahsusdur bu büyüklerde görünen makam ve mevki ve onlarda bulunan , ale mohemmed de olan makam ve mevkilerin nuru ve şuası dır. mütercimin : şii , şua anlamında nur anlamında kullanılıyor , şii yani mohemmed ve ale mohemmed eleyhemosselamın nuru , şii aynı necabet ve negabet gibi bir mevki ve makamdır ve kendini her açıdan imamlara benzetenlere ve onların temsili olanlara denir . demek ki şii çok büyük mevki ve makamdır fakat halk arasında denilen şiiler, yani on iki imama inanan lar ve bunlar böyle büyük insanlar değiller .

bölüm : sekizinci gerye ve sınıf , erkan sınıfı , makamı ,mevkisi , geryesidir . erkan demek dörtyaşıyan ve hayatta olan peygember demek. yani hazrete idris , hazrete hızır , hazrete ilyas ve hazrete isa ela nebiyyena ve alehe ve eleyhesselam . bu dört büyük ve ali makam ve zat , her birisi dört rükn den bir rükne görevlidirler , sıra ile yaşam ve hayat , ölüm , rızk , halk a millete görevlidirler , haberlerden anlaşılan budur ki hazrete hoccet eccelellaho fereceh , onikinci imam zahir olduklarında hazrete isa eleyhesselam dünyaya taşrif buyuracak ve o hazretin arkasında namaz kılacaklar . fakat diğer erkanın gelmeleri hakkında bir haber görmemişim , bu hazretlerin işaretleri aynı peygemberlerin işaretleri gibidir ve açıklamaya gerek yok .

Altıncı soru : acaba bu büyükler her kese ayrı olarak kendilerinin hak olmalarını isbat mı ederler , yoksa ami ve alimin anlıyacağı bir açık ve anlaşılan delil ve işaret mi gösterirler ?

Cevap : şayed ki geçen cevablardan bu cevabıda almışsınızdır . fakat açıklamaların tamamlanması için diyorumki , dediğim ve anladığınız gibi alimler ve öğrenciler değişik derecededirler ve her sınıfın öncüsü ve ustadını tanımak o sınıfta olanlar için gereklidir , mesela birinci gerye ve sınıfta olanların hepsi şeriyetin tam hükümlerini bilmek ve onları uygulamak için muhakkak bir cameeşşerayit ( tüm şartları taşıyan ) fegihi tanımaları gerekir , fakat bunların üçüncü sınıf hocası olan bir hekim i tanımları şart değildir . bilmemiz gerekir ki mükellef ler yanı görevlendirilmiş olanlar , cenabı allahın höccetlerini şahıs olarak tanıyamazlar , bunun içindir ki cenabı allah höccetlerinin halka tanıtımını kendisi üstlenmiş ve kendi mülkünde sahip olduğuçeşitli vesilelerle bu işi yapmaktadır . hadisde hazrete sadık eleyhesselamdan rivayet edilmiş ki buyurmuşlar :leyse elennase en yelemu hetta yekunellaho hovel moelleme lehom fe eza ellemehom fe eleyhem en yeelemu لَيسَ عَلَي الناسِ اَن يَعلَموا حَتّي يَكونَ اللهُ هُوَ المُعَلِّمَ لَهُم فَاِذا عَلَّمَهُم فَعَلَيهِم اَن يَعلَموا yani : cenabı allah halka öğretmediği takdirde öğrenmeye görevli değiller, fakat öğretti mi bilmeleri ve öğrenmeleri gerekir . ve yine ohazret buyurmuşlar :leyse lellahe ela khelgehe en yeerefu ve lel khelge elellahe en yoerrefehom ve lellaahe elel khelge eza errefehom en yegbelu . لَيسَ للهِ عَلي خَلقِهِ اَن يَعرِفوا وَ لِلخَلقِ عَلَي اللهِ اَن يُعَرِّفَهُم وَ لِلّهِ عَليَ الخَلقِ اِذا عَرَّفَهُم اَن يَقبَلوا yani : halk cenabı allahı tanımak ve ona marifet getirmeye görevli değildir , belki cenabı allah üstlenmiştir halka marifet yollarının tanıtılmasını ve onu tanımak yollarının öğretilmesini ve öğrettikten sonra halk görevlidir kabul edip uygulamağa . hazrete sadık eleyhesselamdan soruldu : acaba halkda marifete varmak için bir alet konmuş mu ? buyurdular hayır . soruldu acaba marifet edinmek için görevlendirildiler mi ? buyurdular hayır . cenabı allah halka beyan etmeli onlara öğretmeli , cenabı allah kimseye teklif yapmaz bilmediklerine ve başaramadıklarına , kimseye ona yetiştirdiklerinden ve öğrettiklerinden başka teklif ve görev vermez , buna göre kendi höccetlerini ve onun tarafından gelenlerin tanıtılması kendine mahsus olan bir işdir . halktan ve bendelerinden istediği ,onları tanıdıktan sonra kabul etmeleri ve onları tasdik etmeleri ve onları inkar etmemeleridir . bazı bildikleriniz ve ya gördükleriniz adamlar derviş olarak şehirleri gezerek hak peşinde dolaşıp duruyorlar, bu iş islam dininden değildir, bunlar hiç bir zaman başarılı olamaz ve olmamışlar , olur mesela onun aradığı haklı şahıs ve allahın höcceti mesela ankaradadır , bu derviş onu arıyıp bulmak için şehirleri dolaşarak ankaraya gidiyor onu bulabilsin diye , bunun ankaraya girmesi ile o hakkın adamı ve bunun aradığı istanbula yolcu oluyor . bunun istanbula vardığı zamanda o hakkın temsili ankaraya dönüyor . böylece bu aramakta olan yazık seneler gezer ve o aradığını bulmuyabilir , ömrü sona erir hiç kimseyi de bulamaz belki . şimdi bir düşünün bakalım hakkın araması böyle olursa dünyadakı insanlar hepsi tüm işlerini bırakıp şehirleri dolaşmaları gerekecek ,tüm işler yarım kalır hiç bir iş yapılamaz, acayip bir karmaşa çıkar ve kimse de hakkı bulamaz . bu iş halkın başarabileceği bir iş değil ,cenabı allah da kimseyi başaramadığı işe mükellef etmez ve görevlendirmez . demek ki bu yol ve bu vesile ile alim ve allahın höccetini aramıyacaksınız , bakacaksınız cenabı allah kimi size tanıtıyor , cenabı allah alimleri kendi ilimlerini ilan etmeye görevlendirmiştir , bu kadar rivayet vardır , alimleri bu rivayetleri halka bildirmek ve onlara yetiştirmeye emir vermişler ve alimleri kendi ilimlerinin izharı ve beyanı ve ilanına görevlendirmişler , alimler ve rivayet edenlerde cenabı allah tarafından aldıkları bu görevi yerine getirir ve ilimlerini izhar ederler , bunun haberi de size ve tüm bu işin peşinde olan mükelleflere ve böyle bir alimi bekleyenlere varır , aynı cenabı allahın peygemberlerinin yaptıkları gibi ki onların yaptıkları işin haberi her yere yayıldı ve her kes duydu , şimdi her hangı bir adam bir fegih bulma ve ondan alma peşindeyse ,fegihlerin iddiasını ve onların fegih olmalarının haberini duyar , pazarda dolaşarak dükkan sahiplerinden siz fegih misiniz diye sormağa hiç gerek yok . evet şimdi bir ve ya bir kaç insanın fegahet iddiasını duyduktan sonra , birinci sınıfta anlattığım fegihlerin işaretleri ile ölçülmeli bu iddia eden insanlarda bulunan işaretler . bakarsınız bu iddia edenlerin çoğunun batil olduğu ortaya çıkar , batil olanları bırakır ve fegihlik şartlarının tümüne sahip olan birisini seçer ve onu dinler , ondan alır ve uygular . bu durumda cenabı allahı haberdar ve tüm işlere nazir bildiği için ve allahın her zaman hakkın doğruluğunu tayid etmesine söz verdiği için bu söze gövenir , ve eğer her hangı bir ihtimala karşı birisi kendini haklı göstererek fegihlik iddiası yapmışsa da cenabı allah onun batil olduğunu muhakkak açıklar ve halka bildirir diye tüm bunlara güvenerek her hangı bir insanda fegihlerin işaretlerini gördüğü zaman ve fegihlikle zıt olan bir iş ondan görmedi ise ve cenabı allah da onun batil ve haksız olduğunu her hangı bir yol ile ona göstermedi ise kesin inanır onun haklılığına ve fegih olduğuna ,böylece de tüm şeriyeti ve dinine gereken işleri tam güven ile ondan alır ve uygular . bunların şartı bir adamın fegihlik işaretlerini ve sıfatlarını o iddia eden şahısta öğrenmek istemesidir , yoksa evam millet gibi bu işe mahsus olan yollarla gitmez ise fegihin tanımasında , başarılı olması kesin olmaz . mesela daha evvel bir fegihi doğru yollar ile tanımış ise , o öldükten sonra eğer o fegihin oğlu fegihlik iddiası ederse , bu babasının ebasını giyiyor onun başlığını kullanıyor , ve ya onun bindiği merkebe at ise at , araba ise arabaya biniyor , onun namaz kıldığı camide namaz kılıyor bir sürü adam peşinde toplanmış , minbere çıkıyor vaz ediyor dersede giriyor öğrenciside var diye , bunun hakkında araştırma yapmadan onun peşine düşüp de onu fegih kabul ederse tabiki ahmaklık yapmış olur . alimi , fegihi onun ilmi ve sıfatı ve bildiklerini uygulamakla tanımak gerekir bu dediklerimle değil , her şeyi onun sıfatı ile tanımak lazım , lamba o dur ki ışık saçarak etrafını ışıklandırsın , bir başka şeyi lamba yerine koymakla olmaz bu iş , ona lamda demek mümkün değil , belki bir gün bir taş lamba yerine konulur , bu taş lambadır demek mümkün mü dür ? tabi değil çünkü lamba ışık saçıp etrafına nur yayar , şimdi bu lamba , lamba olan bir yere konulsun ya hiç lamba olmayan yere ,hiç fark etmez nereye konulursa konsun eğer ışık yayarsa lambadır yoksa değildir. her şeyi onun sıfatı ile tanımak gerekir laf la olmaz bu iş . , mişk odur ki kendisi koka , ettarın tarifi ile olmaz . neyse demek ki fegihi fıghı , alimi ilmi ve hekimi hikmeti ile tanımak lazım , cenabı allah her sıfatı onun mosufu ( sıfatın taşıyıcısı ) ile birlikte ve onun yanında koymuş , yani alimin ilmini , tebibin tıp bilmesini , ressamın resim çizme yeteneğini ona vermiş ve bu sıfatlarla şahısların kim olduğunu neci olduğunu tanırz , her yerde bir sıfat görürseniz,onun mosufu yani o sıfatı taşıyan kişiyi tanırsınız , şimdi acaba siz hangı sıfat peşindesiniz , eğer alemohemmed eleyhomesselam alimlerini arıyorsanız tabi ki ale mohemmed aliminde olan sıfatları onda aramalısınız , rivayet ettikleri sırf onlara mahsus olmalı , kendi aklınca ve kendi düşüncesi ile bir rivayet yapmamalı , emeli ve yaptıkları aynı onların emeli ve yaptıkları gibi olmalı , kendisini onlarla ortak yapmıyacak , kendi hayallerini onların söyledikleri ile karıştırmıyacak , onların dostu ve dostlarının dostu , duşmanlarının duşmanı olmalı , ilimlerini ve rivayetlerini onların duşmanlarından öğrenmemeli ve onları söylememeli , aynı bir lambanın nuru ve ışığı gibi , tüm rivayeti lambadandır , konuştuklarının hepsi lambanın sıfatıdır hep onu anlatmaktadır , lambanın rengi neyse nuruda aynı renktedir , her bakımdan nur lambaya bağlıdır , lambanı alıp götürürlerse nuru da ışığı da onunla gider , şimdi alemohemmed alimi böyle bir insandır , böyle bir insanı tanımak zor değil onu tanımakta hiç bir zaman insan şüphelenmez , ve çünkü halk çeşitli derecedelerde dirler , bazılar ilk gerye , bazılar ikinci ve bazılar çüçüncü derecededirler , ve cenabı allah her kesin anladığı kadar ve anlıyabileceği yeteneği verdiği miktar onu sorunlu tutar halkı da bildikleri ve anladıkları kadar görevlendirir . her geryede halkın ihtiyacından ve onlara gerekenden fazla alim tanıtılması hikmet açısından gerekmez , ve her hangı bir ihtimalle her hangı bir neden ile bir şahısa ona gerekenden fazla bir mevkide olan alim tanıtılsa bie ,o şahıs anlıyabileceği miktardan fazla o alimden faydalanamaz , mesela eger birinci sınıf öğrencilerinin sınıfına matematik profesoru gönderilirse o sınıfın öğrencileri o profesordan toplama , çarpma , bölme ve çıkarmadan başka ki ancak bunları öğrenebilirler ve henuz onların aklı gelişmemiş ve daha yukarı matematik kanunlarına akılları ermez , öğrenemezler , şimdi eğer profesor değil birinci sınıf öğretmenini aynı sınıfa gönderirlerse aynı şeyleri öğretecek , onlarda öğrenecek , fakat aynı öğrenciler daha yukarı sınıfa geçince artık birinci sınıf öğretmeni onlara yetmez ve onların istediklerini karşılamaz ve daha yukarı seviyyede öğretmen gerekir onlara ve bu yukarı derecede olan hocanın derslerini öğrenirler ve bu iki öğretmen arasındakı farkı ve birisinin diğerinden daha fazla bildiğinide anlıyabilirler fakat birirnci sınıf öğrencileri bu iki öğretmen arasındakı farkı ve birisinin diğerinden daha fazla bildiğini anlıyarak bilemezler ve ancak başkalarından duyarak birisinin üstün olduğunu bilebilirler , şimdi aynı bu örnekte olduğu gibi eğer bir hoca ve ustad , şeriyet , teriget ve hakikat ilimlerinin üçünede alim olursa ve bunların üçünüde biliyor ise , birinci gerye ve sınıf ehline fegihler sıfatı ile tanınır , ikinci sınıf ve tarigat ehline alim sıfatı ile ve üçüncü gerye ve hakikat sınıf ehline ve adamlarınada hekimler sıfatı ve özelliği ile tanınır , yani her sınıf ve gerye ehline ve adamlarına o sınıf ehlinin anlıyabileceği işaretler ve sıfatlar ile tanıtır cenabı allah onlara bu alimi ve hocanı , demek ki cenabı allahın tanıtması genel şeklinde olur ve kimseye özel bir tanıtım olmaz , cenabı allah kimse ile akraba değildir , hiç bir alime git de falan adama ben alimim , fegihim ve yahut hekimim , necibim de , ve ona kendini tanıt dememiş ve demez , ve ya mesela birisinin rüyasında falan adam hakdır diye açıklama yapmaz ve ya kahve falı ile , kitaba bakmakla ve bu çeşit işlerle hiç kimseye bu konuda bir açıklama yapmamış ve yapmaz , bu gibi düşünceler cahillerin işi dir , bir rüya ile birisinin peşine düşer ve onunla dolaşır , başka bir rüya ilede aynı adamın duşmanı olurlar , bir fala bakarak birinin peşine düşer başka bir fal ilede onu bırakır . velakin akıllı lar düz yolu gider ve sıfatla sıfat sahibini tanırlar , hak ehlini hak sıfatlarla tanırlar batil ehlinide batil sıfatlarla , bir batil ehlinin tüm hak ehli sıfatları ile kendini donatması mümkün değil , mesela eğer birisi dünya malı kazanmak , büyüklük ve dünya için kendini hak ehlinin sıfatları ile sıfatlandırmış olsa , bu kötü işler ondan görünmedi ise ve hakiketen bu işleri yapmadı ise , onlara talip olmaması anlaşılamaz , evet bazen büyük ve kıymetli bir isteği , küçük isteğe feda edebilir , mesela az bir paradan geçer çok para elde etmek için , veyahut mesela büyüklüğü başkanlığı kalsın diye paranı feda eder fakat aynı adam toplu bir para için her şey yapar ve kendini tanıtır ve mesela başkanlığına zarar verecek bir iş olursa tegvanı bir kenara bırakarak başkanlığını kayb etmemek için her iş yapar ve kendini tanıtır , demek istediğim her batil ehlinin batil isteği olur ve istediğini yaptığı sırada kendinin batil olduğunu gösterir ve her kese tanınır , demek ki en iyi delil ve burhan alimi tanımak için onun sıfatı dır , toplumda bulunan her tür insan onu tanır , fakat her kes kendi becerileri ve kendi derecesi kadar tanır onu , bundan fazlada bulunduğu derecede kaldığı zamana kadar görevlendirilmemiş , hezrete musebne cafer eleyhesselamınbuyurduğudur harunerreşide yazdıkları kitapda cenabı allahın buyurduğunun tefsirinde :gol felellahel hoccetol baleğeto felo şae lehedakom ecme in . قُل فَلِلّهِ الحُجَّةُ البالِغةُ فَلو شاءَ لَهَديكُم اَجمَعينَ yani :söyle onlara baliğe höccet allaha mahsustur , isteseydi sizin hepinize gösterirdi ve hepinizi hidayet ederdi buyurdular : yobelleğol hoccetel baleğetel cahele feyelemoha becehlehe kema yelemol alemo be elmehe le ennellahe edlon la yecuro ve yehtecco ela khelgehe bema yelemune yed uhom ela ma yerefune la ela ma yechelune ve yenkerune .يُبلِغُ الحُجَّةَ البالِغَةَ الجاهِلَ فَيَعلَمُها بِجَهلِهِ كَما يَعلَمُ العالِمُ بِعِلمِهِ لانَّ للهَ عَدلٌ لا يَجورُ وَيَحتَجُّ عَلي خَلقِهِ بِما يَعلَمونَ يَدعوهُم اِلي ما يَعرِفونَ لا اِلي ما يَجهَلونَ وَ ينكرونَ
yani :baliğe höcceti cahile gösterir öyle ki cahil olduğu halde onu anlar aynı alimin anladığı gibi ,çünkü allah adildir ve covr yapmaz , ihticac yapar ve höccet getirir halkına bildikleri konular hakkında , onları bildiklerine davet eder bilmedikleri ve anlamadıklarına değil
.

Yedinci soru : tanıdıktan sonra tüm açılardan görevi nedir ?

Cevap : bu alimler ve öğretmenlere karşı nasıl davranışımızı ve onlara karşı görevlerimiz hakkında geçen bölümlerde alimlerin sıfatlarını açıkladığım kısımlarda az çok bir şeyler anlatmışımdır , velakin bu görevlerimizin cüziyyatınıda bilmeniz için şimdilik haberlerden hatırladıklarımı yazıyorum , fakat kısa olsun diye onların anlamını yazıyorum .

Alim ve öğretmenlere karşı görevlerimiz şunlardır : ona çok saygılı olmalı ,onun dediklerini dinlemeli , ona karşı istekli olmalı , sesimizi ona karşı yüksetmemeli , her hangı bir adam ondan soru sorduğunda biz cevap vermemliğiz , başkalarının geybetini onun yanında yapmamalı , her hangı birisi onu kötülerse ona karşı çıkmalı ve hocadan yana olmalı , kötülüğü varsa onu örtmeli ve gizlemeli , onun iyiliklerini söylemeli , onun duşmanları ile oturmamalı , onun dostlarını duşman tutmamalı , çok soru sormamalı , elbisesini çekmemeli , onun oturduğu yere girdiğimizde başkalarıda varsa her kese selam vermeli ona özel olarak saygı göstermeli , onun tam önünde oturmamalı , arkasında da oturmamalı , gözle işaret etmemeli , elimizle ona işaret yapmamalı , onun hakkında falan ne demiş ne kötü şeyler söylemiş ona anlatmamalı , onun çok konuşmasından yorulmamalı , o aynı bir hurma ağacı gibidir onun yanında beklemeli , ne zaman ki ondan bir hurma düşerse hemen onu almalı ve kalkmalı , onun yanındayken onun konuşmasını kendi konuşmamıza tercih etmeli , o konuştuğunda lafını kesmemeli , yorulduysa konuşmasına ısrar etmemeli , ondan her hangı bir kötü laf duyduysak af etmeli , onun yolu ve onun vasıtası ile cenabı allahın bize verdiği nimetlere minnetdar olamalı , onu sevmeli , bu son dediğim yanı ona karşı sevgimiz olursa tüm bu dediklerimi insankendiliğinden yapar ,ondan ilim öğrenmek istediğimiz için öyle davranmalıyız ki bize karşı onda sevgi oluşsun istek oluşsun , benim molam eelellaho megameh terigetton necat ( necat ve kurtuluş yolları ) kitabında kuranın ayetlerinden hazrete musa ve hazrete hızır eleyhomesselam hakkında otuz tane , ilim öğrenme adabından çıkarmışlar ki onların özetini burada sizin için yazıyorum : birincisi ilim öğrenmek isteyen kendine bir arkadaş seçmeli ve bu yolda yalnız olmamalı , ikincisi hoca ve ustad bulmak için gerekirse yolculuk etmeli ve ustadı bulmalı , üçüncü uzun sürse öğrenmeğe kararlı olmalı , dördündü o hoca yanına gitmeli ki cenabı allahın ibadetini yapıyor , beşinci öğrencilerini seven ve onlara karşı iyi davranan bir hoca bulmalı , altıncı hocanın sahip olduğu ilimi cenabı allahın kitabından ve mohemmed ve ale mohemmed eleyhemosselamdan almış ve onlardan öğrenmiş olmalı , yedinci öğrenmek istediği ilim hakkında hocası ile danışmalı ve ondan izin almalı , sekizinci onu dinlemeli ,duymalı ondan almalı onunla seyr ve suluk yapacak ve onu dinliyecek ve onun tüm iyi işlerini ve sıfatlarını taklid edecek , dokuzuncu hocanın tüm bildiklerini öğrenmek istemiyecek ve kendisi her hangı bir ilimi seçmiyecek, hocaya bırakacak hoca ona uygun olan ilmi öğretecek , onuncu öğrenmek istediği sırf hidayet olsun diye olmalı , onbirinci hoca senin için falan ilmin öğrenmesi iyi değil dediğinde onu öğrenmek için ısrar etmiyecek , onikincisi onun derecesinden daha yukarıda olan bir ilimden soru sormamalı , onüçüncü hiç bir zaman ilim öğrendim diye istikbar ve istinkaf etmiyecek ve mütevazı olacak , ondördüncü eğer ustad sen bu ilimi öğrenemessin ona dayanamassın dediyse onu dinlemeli ve hatta dayanırım inşaallah demek kadar ona karşı gelmemeli , on beşinci hocasının emirlerinin hepsini dinliyecek ve dediklerini yapacak zira ki bu işi yapmağın hocanın teveccühünü kendine almakta büyük rolu vardır , on altıncı hocasından her hangı bir münker ve kötü iş, şeriyette yasak olan bir iş görürse sabırlı olacak ve ona dayanacak elbet haklılığına kesin inanmış olduğu bir ustadın hakkındadır bu iş , on yedinci çok soru sormuyacak ve hocanı kendi haline bırakacak , onsekizinci hocasını yalanlamıyacak ,on dokuzuncu hocasına kötü laf etmiyecek ,yirminci hoca da öğrencisi ile geçinecek ve onunla mudara edecek hatalarını af edecek ,yirmi birincisi öğrenci hata yaparsa öğretmeninden özür diliyecek , yimi ikinci öğretmende öğrencisinin özürünü kabul edecek ,yirmi üçüncü öğrenci utanarak bir konuyu sormuyarak onu öğrenmeden vaz geçmiyecek böylece o ilmin öğrenmesinde geri kalmaz , yirmi dördüncüsü her alimden daha üstün alim vardır ve her kes her ilmi kaldıramaz , yirmi beşinci eğer öğrenci hocasının ilmini anlamıyor ve onu kaldıramıyorsa ayrılmak istediğinde hoca kabul etmeli , yimi altıncısı eğer öğrencinin kalbinde her hangı bir şüphe oluşmuşsa hoca o şüpheni gidermeli ki şeytan öğrencinin yoldan şaşırmasına neden olmasın , yirmi yedincisi her ne olursa olsun öğrenci hep hocasının tekriminde ve onu sevmekte ve kusurlarından özür dilemede ve ustadı kendinden razı tutmakta çalışmalı ve onun sevgisini kazanmalı ,çünkü hocanın sevgisi öğrencinin öğrenmesinde çok etkisi vardır ve büyük ustadların öğrencilerinden dönmeleri ve onları sevmemeleri öğrencinin öğrenme yeteneğini azaltır ve bazen tümünü alır ,ömrünü kısaltır ve bildiklerini unutturur , yirmi sekizinci öğrenci hocanın olduğu yerde ve ya yolculukta hep hocası ile bir yerde olması gerekir , hocasının konuşmalarından, halkla geçinmesinden ve davranmasından ve onun başkanlık yapmasından ders almalı ve hep onun gibi yapmalı , ikisinin arasındakı bağlılık ve dostluk çoğalmalı ve hep biribirini hatırlamalı ve hiç unutmamalı bu iş çok etkilidir, fakat bir birinden uzak olurlarsa yavaş yavaş unuturlar bir birini , çok az öğrenci hocasının yanında olmadan yükselmiş ,yirmi dokuzuncu her deceye varmışsa yetinmiyecek ve hep daha fazla öğrenmeye çalışacaktır , otuzuncu olarak kendisi ile aynı derecede olan bir arkadaşı olmasa bile kendinden aşağı derecede bir arkadaş edinecek ki yanlız olmasın .

Evet bunlar tüm ilimler hakkında öğretmek ve öğrenmek için uygulanması gereken işlerdir . fakat sizin soruğunuz alimler hakkında bilhassa necibler ve daha yukarı mevkiler ki iman edinmeğin ve marifetin erkanı sayılırlar, konu bu dediklerimin dışındadır, çok daha farklı bir konudur bu konu . çünkü o sorduğunuz kişiler ilimin kendisidirler ve sizin ilminizi muhafaza eden kişilerdirler bunlar . bu altıncılık kuyumculuk gibi ki bunların ilmi ve biliminin konusu altındır değil , böyle bir ilimde konu altındır eğer bu işin hocası bu ilimi size öğretip giderse , yaşarsa ve ya ölürse sizin artık ona ihtiyacınız yok kuyumculuk artık sizin aklınızda ve içinizdedir konusuda altındır ve sizin elinizdedir böylece kuyumculuğa başlarsınız o öğreten hocayada artık ihtiyacınız yoktur , ondan öğrendiğiniz iliminde sahibi ve maliki olursunuz , onu öğretende sizden geri alamaz , ve ya birinci , ikinci ve üçüncü gerye ve sınıf konularında mesela bir fegih size her hangı konuda mesela namzda üç ile dörd arasında şüphe ettiğinizde ne yapacağınızı öğretirse bu konuyu öğrendikten sonra bu konuyu uygulamak için artık o hocaya ve fegihe ihtiyacınız olmaz dünyadan giddiyse bile sizin işiniz yarım kalmaz öğrendiğinizde onun ölümü ile sizden alınmaz bir yere gitmez ve yahut bir salik size suluk yollarını yöntemlerini öğretirse sizde öğrenirseniz öğrendikten sonra artık ona ihtiyacınız kalmaz ve ya bir hekim size varlık ve mahiyyet ten anlatırsa ve ya hikmet konularından her hangı bir konuyu size anlatır ve öğretirse , bunları öğrendikten sonra artık o öğretene ihtiyacınız kalmaz , başka yere gitsin ve ya ölsün size ve öğrendiklerinize fark etmez , onlar azalmaz çoğalmaz sizden alınmaz . şimdi böyle hocaların hakkı ve onlara karşı sizin göreviniz aynı öğretmen hakkında olan görevdir dini kardeşiniz ise böyle öğretmenler onları sevmek onlara saygılı olmak gerekir , fakat yukarı seviyyede olan ilimler ve alimler böyle değil , sizin ilminiz bilginiz o ilmin aliminin varlığına bağlıdır o giderse sizin bilginizde gider , aynı bir nur ve ışık gibi , lamba , güneş ve ya ışığın kaynağına bağlıdır nurun ve ışığın varlığı , eğer lamba ve ya güneş varsa , duvar ve ışığın karşısındakı ayna da ışıklanır fakat lamba sönerse güneş batarsa ve ya ayna ışık ve nur karşısından giderse artık ışık kalmaz ve aynada da bir nur kalmaz . nuru ilim sayarsak öğrenciye hiç bir ilim kalmaz ve hepsi alim olan o ışık kaynağı ile gider , eğer ki bir aynanın varlığı ona yansıyan nura bağlı ise , ayna kendini nurdan uzaklaştırırsa , ömrü kısalır ve kırılır . bu sefer ne ayna kalır ne ondakı nurdan bir haber , şimdi eşyalarda ve zahiri hükümlerde böyleyse mesela babasını öldüren bir kimsenin ömrü kısalır ve ya hazrete seyyedeşşüheda eleyhesselamı ziyaret edenin ömrü uzarken , batinde ve batini hükümlerde tabi ki bu işler daha fazla olur , mömünlerin babası ve anası hazrete peygember ve hazrete emir dirler selevatollah eleyhomave hazrete peygember kendileri buyurmuşlar : ene ve eliyyon ebu hazehel omme اَناَ وَ عَليٌّ اَبو هذِهِ االُمَّةَ yani : ben ve ali bu ümmetin baba ve anasıyız , böylece mömünler o hazretlerin evladıdırlar , tabiki onlara karşı olma onlara kötülük etmek ömürleri kısaltır ve ilimlerin ortadan kalkmasına neden olur , ve onların nuru kalplerinde bulunan dostlarına bakmak , ve yüreklerionların mezarları olan ki buyurmuşlar : ve golubo men valaho gebroho وَ قُلوبُ مَن والاهُ قَبرُهُ yani : onları sevenlerin kalpleri onların mezarıdır . ve onların ziyareti sayılan dostların ziyareti ki buyurmuşlar: men zarel aleme lellahe ve letelebel elme levechellah feke enneho zarellah مَن زارَالعالِمَ لله وَ لِطَلَبِ العِلمِ لِوَجهِ الله فَكَاَنَّهُ زارَالله yani : her kimse bir alimi cenabı allah ve öğrenmek için ziyaret ederse sanki cenabı allahı ziyaret etmiş . elbet ki ömürlerin üzamasına ve mömünlerin kuvvetlenmesine neden olur ve onların varlığının devamı nedeni ile ki allahın vechidirler bunlarda kalıcı olurlar , şimdi bunlarda böyle olunca , kalpleri imamın minberi olan, dilleri imamın emrinde olan , zikr ettikleri cenabı allahın ismi olan, tam şi i olanlar ki kapı ve evdirler ve cenabı allah onların yukarıda olmalarına ve yükselmelerine izin vermiş ve onları yükseltmiş ve kendinin isimlerinin zikr edilmesine o evlerde izin vermiş ve onunla halkın fuadı , akılları ve nefslerinin ve tüm mertebelerinin terbiyesi ve yetiştirilmesini sağlamış ve alemi onun zikrinin nuru ile ve tohidinin beyanı ile dolduranlarda tabiki daha fazla olur .

Bilmiyorum ne yazıyorum ve siz yazdıklarımdan ne anlıyorsunuz fakat bu kadar anlarsınız ki konu bizim anlıyacağımızdan ve düşünebileceğimizden çok daha yukarılarda bir konudur , bu ustadlar ve öğretmenlerin hakları ve onlara karşı olan görevlerimiz çok daha fazladır , halkın çoğonluğu henüz bu görevleri yapabilecek dereceye gelmedikleri için bu görevlerde az anlatılmış , anlatılan mikarını da onları anlıyacak yeteneğe sahip olmadıklarından doğru dürüst anlamamışlar , aynı bir radyo dalgaları gibi ki her yerde doludur ve her yerde bulunur , fakat bizim onları alma ve onlardan faydalanma kabiliyyetimiz yok , ama bir radyoda onları alıp anlam kazandırma ve kelimelere çevirme yeteneği vardır ve onları havadan alır ve anlaşılır kelimelere çevirerek tercuman yapar , fakat bu radyonun yanında bir kulağı duymuyan kimse oturmuş sa onun kelimelere çevirmiş dalgalarını duyamaz ve onlardan faydalanamaz , demekistediğim şu ki konular ehli için anlatılmış , ne zaman kulaklar duymağa başlarsa anlatılan ve söylenenleri duymağa başlarlar .ve te iyeha ozonon vaiyeton وَتَعِيها اُذُنٌ واعيةٌ her hangı bir kulak duyuyorsa bunu duysun ve ezberlesin ve onu saklasın . fakat kardeşlerin hakkını vermek ve bu hakkın edasını ve bu hakların ne olduğunu molam arabca olan cennet yolları kitabında ve bazılarını da farsca olan irşadel evam kitabında buyurmuşlar , hakiketen uygulamak isterseniz muracaat ediniz , hangımız kendimizle aynı derecede olan dini kardeşlerin hakkını eda etmiş ve ya edebilmiş ? ki bizden yukarı derecede olan kardeşlerin hakkını açıklasınlar , ancak buyurdukları konuların özeti şu ki : tüm ilimlerin aslı ve esası , cenaabı allahın nurlarını ve mohemmed ve ale mohemmed eleyhemosselamın ve şi i lerin zuhuratını tanımaktır , ve tüm emellerin ve uygulamaların aslı ve ruhu bunların sevgisi ve her şeylerini kabul etmek ve onları dinlemek dir , ve diğer emeller ve uygulamalar bunların kol kanatı ve cüz iyyatıdır . din sevgiden vedostluktan başka bir şey değil ve bu kitabın konuları hamd olsun allaha dostların dostluğu ve onları sevmek anlamında olduğundan adını dostlar dostluğu koydum . ve sellellaho ela mohemmeden ve alehettaherin ve şi etehol encebin ve lenetollahe ela eedaehem ecmein .selam olsun mohemmed ve onun tahir ve temiz alına ve onların çok necib olan şielerine ve allahın laneti olsun onların duşmanlarının hepsine .

Bitti miskin ve müstekin bende ebdorreza ebne ebilgasem ebne zeynel abedin eelellaho megameha elinde bin üçyüz doksan bir senesinin rebiol evvel ayının on ikisi Cuma sabahında hameden mosilen mosteğferen .


ترجمه : جعفر سيف

تاريخ 28/02/1394